Sabiha Oğuz
Aliçerçili
Offline
Sülale: Karalar
Mesaj Sayısı: 283
|
 |
« Yanıtla #60 : 16 Şubat 2007, 18:48:47 » |
|
Avucunuzdaki Kelebek
Ahmet Şerif İzgören'in, "Avucunuzdaki Kelebek"
isimli kitabindan;
Vehbi Koç, oğlu Rahmi Koç'a iki mektup verir; 'birini ben ölünce aç, ikincisini de beni defnettikten sonra açarsın' der. Vefat ettiğinde Rahmi Bey ilk mektubu açar. Mektupta, 'Oğlum, senden tek bir isteğim var; beni çoraplarımla gömsünler'. İmam tüm ısrarlara rağmen bu talebi kabul etmez. Rahmetli Vehbi Koç ister istemez çorapsız defnedilir. Defin işlemi bittikten sonra Rahmi Koç ikinci mektubu açar: 'Bak oğlum bir çift çorap bile götüremedim'.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Esmahan Oğuz Erdal
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 139
|
 |
« Yanıtla #61 : 17 Şubat 2007, 17:11:39 » |
|
Ne kadar yeni fikirler bulsalar da bunlar efendimz (s.a.v)in ve Kuran da var.Gelelim siestaya efendimiz(s.a.v)gece teheccüt namazına kalkarve sabaha kadar ibadet eder,sabahın peşine işrak kılar,kuşluk namazından sonra öğle namazına dek uyurlardı.Efendimizin sünnetiseniyesine göre yaşasak zaten herşey çook daha mükemmel olurdu....
|
|
|
|
|
Logged
|
- Okuyarak anlayamazsın hiçbir zaman "Hayat" denen o defteri.. Kaybedince anlar insanoğlu elinde tuttuğu o Kıymeti..!
|
|
|
Mehmet Akif Oğuz
Aliçerçili
Offline
Sülale: Karalar
Mesaj Sayısı: 89
|
 |
« Yanıtla #62 : 18 Şubat 2007, 16:52:56 » |
|
Ayakkabıcı, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki bir çocuk onu izlemekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı; ama küçük bir dükkan için yeterliydi. Onların en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı. Hem de güçlükle.
Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı, dizinin alt kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu. Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti. Bir müddet öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkandan dışarı fırlayıp:
- Küçük!. diye seslendi. Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki modeller bir harika!.
Çocuk, ona dönerek:
- Gerçekten çok güzeller!. diye tebessüm etti. Ama benim bir bacağım doğuştan eksik.
- Bence önemli değil!. diye atıldı adam. Bu dünyada her şeyiyle tam insan yok ki!. Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklı ya da vicdanı. Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü:
- Keşke vicdanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi.
Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp:
- Anlayamadım!. dedi. Neden öyle olsun ki?
- Çok basit!. dedi, adam. Eğer vicdan yoksa, cennete giremeyiz. Ama ayaklar yoksa, problem değil. Zaten orada tüm eksiklikler tamamlanacak.
Hatta sakat insanlar, sağlamlara oranla daha fazla mükafat görecekler...
Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar, hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrini işaret ederek:
- Baktığın ayakkabı, sana yakışır!. dedi. Denemek ister misin?
Çocuk, başını yanlara sallayıp:
- Üzerinde 30 lira yazıyor, dedi. Almam mümkün değil ki!.
- İndirim sezonunu, senin için biraz öne alırım!. dedi adam. Bu durumda 20
liraya düşer. Zaten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder.
Çocuk biraz düşünüp:
- Ayakkabının diğer teki işe yaramaz!. dedi. Onu kim alacak ki?
- Amma yaptın ha!. diye güldü adam. Onu da sağ ayağı eksik olan bir çocuğa satarım. Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devam ederek:
- Üstelik de öğrencisin değil mi? diye sordu.
- İkiye gidiyorum!. diye atıldı çocuk. Üçe geçtim sayılır.
- Tamam işte!. dedi adam. 5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalır 5 lira. O da zaten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir, sattım gitti!. Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkana girdi. İçerideki raflar, onun beğendiği modelin aynısıyla doluydu. Ama adam, vitrinde olanı çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra çocuğu oturtup yeni ayakkabısını giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek.
- Benim satış işlemim bitti!. dedi. Sen de bana, bunu satsan memnun olurum.
Şaka mı yapıyorsunuz? diye kekeledi çocuk. Onun tabanı delinmek üzere. Eski bir ayakkabı, para eder mi?
- Sen çok câhil kalmışsın be arkadaş.. dedi, adam. Antika eşyalardan haberin yok herhalde. Bir antika ne kadar eski ise o kadar para tutar. Bu yüzden ayakkabın, bence en az 30-40 lira eder.
Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları üzerinden atabilmiş değildi. Mutlaka bir rüyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rüya. Adamın, heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kağıt paralara göz gezdirdikten sonra, 10 liralık banknotu geri vererek:
- Bana göre 20 lira yeterli.. dedi. İndirim mevsimini başlattınız ya!..
Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük kondurdu. Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde satsa, böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür edip:
- Babam haklıymış!. dedi. ‘Sakat olduğum için üzülmeme hiç gerek yok!’ demişti. ALINTIDIR !!!
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 18 Şubat 2007, 16:56:07 Gönderen: mehmetakifoguz »
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #63 : 20 Şubat 2007, 10:42:50 » |
|
BU BİR OSMANLI SAVAŞ FERMANIDIR
Yıl 1912, İngilizler Hindistan'ı işgal eder, Hindistan Kralı Osmanlı'dan yardım ister. Yıllardır savaş içinde olan Osmanlı bu yardımı karşılıksız bırakmamakla birlikte 350 kişilik bir askeri birliği gemiyle Hindistan'a gönderir. 350 kişilik birlikten 20 kadarı hastalıktan yolda şehit olur, kalan 330 Osmanlı askeri Hindistan'a çıkarlar ve İngilizlerle savaşmaya başlarlar.
Mühimmat açısından kısıtlı olan Osmanlı askerleri birkaç günlük mücadeleden sonra teknolojik donanıma sahip İngiliz askerleri karşısında yenik düşerler ve 40 kadarı esir alınır, diğerleri de savaşta şehit olurlar. Savaş bittikten sonra bu 40 Osmanlı esir askerini, İngilizler gemilerde çalıştırmaya başlarlar. Bir İngiliz gemisi Avustralya'ya geldiğinde, esir iki Osmanlı askeri gemiden bir yolunu bulup kaçarlar.
Bir sure sonra, adı Karadeniz diyarından Mentesoğlu Abdullah olan, baba mesleği dondurmacılığa, Karahisar diyarından Tarakçıoğlu Mehmet de baba mesleği kasaplığa başlar.
1918'de Avustralya Çanakkale'ye asker çıkarır ve bizim iki Osmanlı askeri olayı duyarlar ve hemen buluşur, durum değerlendirmesi yaparlar.
Biz Osmanlı askeriyiz ve Avustralya'da yaşıyoruz. Avustralya devleti Osmanlıya savaş açmış ve bizim ülkemizi işgale gitmiş, bundan dolayı biz de Avustralya devletine savaş açalım derler.
Alırlar kağıdı, kalemi ve yazarlar:
Sayın Avustralya Başkanı, Ekselans Hazretleri,
Biz iki Osmanlı askeri, ülkenizde bulunuyoruz. Duyduk ki, devletimiz Osmanlıya Avustralya devleti olarak savaş açmış ve Çanakkale'ye asker göndermişsiniz. Bundan dolayı iki Osmanlı askeri olarak biz de Avustralya devletine savaş açmış bulunmaktayız.
Bu bir " Osmanlı Savaş Fermanı "dır. Ekselanslarının bilgilerine duyurulur.
Karahisar diyarından Tarakçıoğlu Mehmet,
Karadeniz diyarından Mentesoğlu Abdullah
İki Osmanlı askeri, Sidney' in 250 km uzağında Karlıdağlar denilen bölgede önce virajlarda tren raylarını sökerek 3 tren devirirler. Üçüncü trende askeri mühimmat bularak silahlanırlar. Aynı bölgede 8 karakol basar ve karakollardaki askerlerin tamamını vururlar.
Ne olduğunu bir turlu çözemeyen Avustralya devletının sonunda iki Osmanlı askerinin yazmış olduğu mektup akıllarına gelir ve bölgeye 250 kadar asker gönderirler ve iki Osmanlı askeri araştırılmaya başlanır. Birkaç günlük araştırmadan sonra sıcak çatışma olur
Ve iki Osmanlı askeri bu karlı dağlarda şehit edilir.
İki askerin şu an mezarı Sidney'e 250 km uzakta Karlıdaglar'da ve mezarlarında fotoğraf çekmek yasak. Avustralyalılar iki Osmanlı askeriyle savaştık demek zorlarına gittiği için bu askerlerimize Hindistan asıllı diyorlar. Oysa Hindistan'da ne Karahisar diyarı, ne de Karadeniz diyarı diye bir bölge yok.
Bu bilgi Hindistan büyükelçiliğinin açıklamasından çıkarılmıştır.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #64 : 24 Şubat 2007, 16:29:27 » |
|
ANDREW YOUNG YASASI Eger 100 isadami yasal olmayan bir is yapmaya karar verirlerse, o is yasal olur.
AXWELL'IN ÇIKARDIGI SONUÇ Eger havayi soluyabiliyor ama suyu içemiyorsaniz geri kalmis bir ülkedesinizdir. Oysa, suyu içebiliyor ama havayi soluyamiyorsaniz kalkinmis bir ükedesinizdir.
LOFTA'NIN GÖZYASLARI Hiçkimse sizi kendinizi iyi hissettiginiz zaman terketmez.
FANT YASASI Bir eliniz dolu iken diger elinizle kilitli bir kapiyi amak zorunda kaldiginizda, anahtar kesinlikle elinizin dolu oldugu taraftaki cebinizdedir.
MONLY'NIN KURALI Mantik, yanlis sonuca Özgüveninizi yitirmeden sistematik bir biçimde ulasma yöntemidir.
GOODWIN'DEN HATIRLATMA Gözle görülen elestirilmeye mahkumdur.
CAMPBELL YASASI Ne kadar az is yaparsaniz, isleriniz o kadar yolunda gider.
KOVAC'IN YASASI Telefonda yanlis numara çevirdiginizde, asla mesgul çalmaz.
ÖNEMLI INSANLAR KURALI Büyük hayranlik ve saygi duydugunuz insanlarin derin düsüncelere daldigini görüdügünüzde, olasilikla ögle yemeginde ne yiyeceklerini düsünüyorlardir.
YASENEK'IN GÖZLEMI Bazen insanlar birbirlerine o kadar yaklasirlar ki, birbirlerinin hatalarini göremezler.
ARLEN YASASI Bir yerden ayrilirken, insanlarin size ne kadar iyi davrandiklarini görmek çok ilginçtir.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
H. Kübra Oğuz
Aliçerçili
Offline
Sülale: Karalar
Mesaj Sayısı: 918
|
 |
« Yanıtla #65 : 04 Mart 2007, 14:57:17 » |
|
Hintli bir adam suda bata çıka ilerlemeye çalısan bir akrep görür.
Onu kurtarmaya karar verir ve parmagını uzatır ama akrep onu sokar.
Hintli tekrar akrebi sudan kurtarmaya çalışır ama akrep onu tekrar sokar.
Yakınlardaki baska birisi ona, onu sürekli sokmaya çalısan akrebi kurtarmaya çalısmaktan vazgeçmesini söyler.
Ama Hintli adam şöyle der: 'Sokmak akrebin doğasında vardir. Benim dogamda ise sevmek var.
Neden sokmak akrebin doğasında var diye kendi doğamda olan sevmekten vazgeçeyim?'
Sevmekten vazgeçmeyin. İyiliginizden vazgeçmeyin.
Etrafınızdaki insanlar sizi soksalar da…
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Sabiha Oğuz
Aliçerçili
Offline
Sülale: Karalar
Mesaj Sayısı: 283
|
 |
« Yanıtla #66 : 17 Mart 2007, 09:20:15 » |
|
ÇOK ŞEKER BİR HİKAYE OKUYUN!
Bülent, avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters ters baktı. Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı hırpani kıyafetli dilencilere benzemiyordu.
Üzerindeki giysiler eski fakat temizdi. Eli yüzü temiz ve sağlıklı görünüyordu.
'Sapa sağlam adam gidip çalışacağına dileniyor, belki benden daha zengindir' diye düşündü.
Zaten canı çok sıkkındı, birde sinirlenmişti.
Alaycı bir ses tonuyla : - Ekmek parası mı istiyorsun ? diye sordu.
- Hayır çikolata parası lazım!
Bülent'in kızgınlığı şaşkınlığa döndü. Espri yeteneği olan dilencinin hali de başka oluyor diye düşündü.
- Niye siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz?
- Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur pilavı yeriz, onu da bulamadıysak aç yatarız.
Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa dalga mı geçtiğini anlayamamıştı.
- Bu gün karnınız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız?
- Fakirin canı mı olur ki, tatlı istesin beyim.
- Bu bir kamera şakası mı yoksa sen iş bulamamış stendapçı mısın?
- Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum günü, ona çikolata götürmek istiyorum.
- Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla.
- O bizim için değil zenginler için. Otuz yıllık evliliğimiz boyunca ona bir kez bile yaş pasta alamadım. Ama her doğum gününde mutlaka çikolata götürdüm. Çikolatayı çok sever.
Adamın söyledikleri Bülent'in dikkatini çekmişti. O akşam karısıyla kavga etmiş, kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Arabasına da binmemiş sahile kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu rahatlatmamıştı. Oysa eskiden denizi seyrederken çok rahatlardı. Dalgalar sıkıntısını alıp götürürdü. Fakat karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için olsa gerek, hiçbir şey onu rahatlatmıyordu.
Dilenciyle konuşurken biraz kafası dağılmıştı. 'Acaba söyledikleri gerçek mi, yoksa uyduruyor mu' diye düşündü.
- Cebinde bir çikolata alacak para yok mu şimdi?
Bülent'in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir nüfus cüzdanından başka bir şey çıkmadı.
- Ben dilenci değilim. İşim yok. Günlük çalışırım, ne iş bulursam yaparım. Fakat bu gün bütün gün iş aradım, aksilik bu ya, hiçbir iş bulamadım.
Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi.
- Oturun biraz dertleşelim bari, dedi.
Adam çekingen çekingen oturdu yanına.
- Yokmu eşin dostun, borç alacak akraban?
- Fakirin akrabaları da fakir olur beyim. Bulurlarsa kendi karınlarını doyururlar.
- Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını ?
- Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim.
- Hımmmm. Aşk hem de otuz yıl süren aşk. Hayret doğrusu! Aşkın ömrü en fazla üç yıl diyorlar oysa. Sen otuz yıldan bahsediyorsun.
- Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı.
- Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı? Söylediklerine bakılırsa sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin.
- Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem.
- Formül dediysem kimya formülü sormuyorum canım. Bende altı yıllık evliyim. Sevdiğim kadınla evlendim, fakat mutlu değilim. Sürekli kavga ediyoruz. Daha iki saat önce kapıyı çarptım çıktım. Evimiz, arabamız, işimiz, gücümüz, her şeyimiz var, ama mutlu değiliz. Senin hiçbir şeyin yok, ama mutlusun. Para mı acaba bizi mutsuz eden?
- Hiçbir şeyim yok mu? Hayır benim her şeyim var. Benim karım her şeyim. Sevgilim, eşim, arkadaşım, hayat yoldaşım. Hayatımı paylaştığım insandan daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada? Sizin ev, araba, iş diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında hiçbir şey olan.
- Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden şikayet ediyor. Bir de fakir olsam kim bilir ne olur?
- Altın tasın, kan kusana faydası yoktur beyim. Sen kadın ruhunu hiç anlamamışsın. Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu, hergün çeşit çeşit yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın, kocasının her şeyi olduğunu bildiğinde ancak mutlu olur.
- Sizin mutluluğunuzun sırrı bumu ?
- Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama ona benim için ne kadar değerli olduğunu hissettiriyorum. O da çok mutlu oluyor.
- Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir?
- Küçük kızı severek.
- Küçük kız mı ? Hangi küçük kız ?
- Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız vardır. O kızı ne kadar çok sever, ne kadar çok mutu edersen, o kadını da o kadar mutlu edersin.
- Nasıl yani ?
- Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir düşünün. Küçük kızlar hep beğenilmek, ilgi görmek isterler. Güzel olduklarını duymaya bayılırlar. Kendilerine prensesmiş gibi davranılmasını beklerler. Küçük kızlar hep prenses olmayı hayal ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar. Biraz şımartılmak isterler. Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak isterler. İltifata doymaz küçük kızlar. Öyle değil mi?
- Haklısın. Benim dört yaşımda bir kızım var. Adı Aylin. Her akşam boynuma sarılır 'babacığım beni ne kadar seviyorsun?' diye sorar. Giysisini değiştirdiği zaman etrafımda 'Baba güzel olmuş muyum?' diye sorar durur. Güzelsin demem de yetmez ona. ' Harikasın prenses gibi olmuşsun' demeliyim. Dünyanın en güzel kızı demeliyim.
- İşte kadınlar bir ömür boyu bunu duymak isterler. Ben elli yaşındaki karıma böyle davranıyorum. Ömrümüz olurda seksen, doksan yıl da yaşarsak ben ona böyle davranmaya devam edeceğim. Ona 'bebeğim' diye hitap ediyorum çok hoşuna gidiyor. 'Bebeğim bana bir çay yapar mısın?' dediğimde çay yapmak için nasıl koşturduğunu görmelisiniz.
- Hiç kavga etmez misiniz siz?
- Kavga evliliğin tadı tuzu. Arada biz de tartışırız. Küsüp barışmanın tadı ayrıdır. Benim karım bir keçi kadar inatçıdır. Onunla barışmak için uğraşmak ayrı bir keyif verir bana.
- Benim eşim çok ciddi kadındır. Hiç küçük kız havası yok onda.
- Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi, ilgi istemeye utanırlar. En ciddi yada en yaşlı kadının bile o küçük kız mutlaka vardır. Yeter ki sen o tatlı kızı sevindirmeyi, mutlu etmeyi bil. Ve o küçük kızı asla aldatma. Yoksa bir daha sana güvenmez ve ne yaparsan yap hep kuşkuyla bakar. Küçük kızlar hem çabuk mutlu olurlar hem de çabuk kırılırlar. Çok narindir onlar. Hoyrat elleri sevmezler. Yumuşak dokunuşları severler.
- Bu tavsiyeni deneyeceğim. Fakat her zaman yapabilir miyim bilmiyorum. Bazen işlerim çok yoğun oluyor o zaman eve çok yorgun gidiyorum.
- Bu sadece bir bahane. O küçük kızı mutlu etmek dünyanın en kolay işi. Çoğu zaman birkaç tatlı söz yeterli olur. Sen o küçük kızı mutlu ettiğinde karşılığını fazlasıyla alırsın. Artık o seni rahat ettirmek için elinden gelen gayreti gösterir. Karısı mutlu olmayan erkek mutlu olamaz. Mutlu olmak isteyen erkek önce hayat arkadaşını mutlu etmelidir. Düşünsene somurtkan, mutsuz, sürekli söylenen biriyle yolculuğa çıksan ne kadar mutlu olabilirsin.
- Haklısında bende bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum.
- Yine para, yine dış sebepler. Evet para önemli ve gerekli ama kadınlar para için erkekleri sevmezler. Para geçici mutluluklar verir. Kadınlar hediye almayı severler. Paran varsa hediye al tabi. Ama hediyeyle mutlu olmasını bekleme. Hediyenin yanına sevgini katmazsan hediyenin bir anlamı yoktur. Benim hiçbir zaman çok param olmadı. Günlük kazandım günlük yedik. Bazen aç kaldığımız günler oldu. Hiçbir zaman karımın kulaklarına altın küpe takamadım ama her zaman aşk sözleri fısıldadım. Hiçbir zaman boynuna pırlanta gerdanlık alamadım ama hep öpücüklerle sevdim boynunu. Hiçbir zaman ona ipek elbiseler giydiremedim ama kendi bedenimle ipek elbise gibi yumuşacık sardım bedenini ve mutlu ettim onu.
Adam ayağa kalktı.
- Bana müsaade, artık gitmeliyim, karım merak eder. Sen de git evine küçük kızın gönlünü al, belki o küçük kız şimdi evde ağlayıp duruyordur.
- Bülent de ayağa kalktı. Kuvvetlice elini sıktı.
- Sizi tanıdığıma çok memnun oldum.
Elini bıraktı koluna girdi. Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi.
- Hadi gel eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım, dedi.
Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yaş pasta götürmenin mutluluğuyla, bin bir teşekkür ederek evginin yolunu tuttu. Bülent de pastanenin yanındaki manavdan karısının en sevdiği meyvelerden aldı.
Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş su içiyordu. Bülent hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa döküp yıkadı., sonra eşinin önüne koydu.
- Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi.
İnci hiç konuşmadı.
- Sorsana 'niye' diye.
İnci kızgın kızgın:
- Niye? Diye sordu.
- Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadının midesine gidecek, dedi gayet ciddi bir ses tonuyla. İnci şaşırmıştı. Bir anda yüzünün ifadesi yumuşamıştı.
- Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım.
- Hayret bir şey! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın. Benim hangi meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın. Aslında bu beklediğim istediğim bir şeydi. 'bak senin sevdiğin meyveleri aldım' Ama şimdi kıymeti yok. Çünkü sana çok kırgınım, meyve alarak gönlümü alamazsın.
- Özür dilerim seni kırdığım için.
Sonra Bülent yere diz çöktü.
- Cezam neyse razıyım. Ama bir tek şey istiyorum senden. Seni delice seven bu adamı senden mahrum etme.
- Bülent yere çömelmiş, boynu bükük bir vaziyette çok komik görünüyordu.
İnci kıkır kıkır gülmeye başladı.
- Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım hangi cezalara katlanabileceksin, dedi.
Bülent işte o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde sakladığı küçük kızı gördü. Bundan sonra herşey daha farklı olacaktı............ .
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Mehmet Akif Oğuz
Aliçerçili
Offline
Sülale: Karalar
Mesaj Sayısı: 89
|
 |
« Yanıtla #67 : 27 Mart 2007, 22:18:22 » |
|
IŞIĞI YANAN EVLER...
(Müthiş bir anı; okumanız ve neden bugünlerde huzursuz bir toplum olduğumuzun anlaşılması dileğiyle.. ..)
Tıp fakültesini yeni bitirmiş, pratisyen hekim olarak ilk görev yaptığım yere, Konya'ya bağlı bir beldenin sağlık ocağına gitmiştim. Gençtim, bekârdım. Küçük bir beldeydi gittiğim yer.
İlk gece bir eve misafir olmuştum. Tren istasyonunun hemen yanında bir evdi. Akşam yemeğinden sonra çaylarımız gelmiş, sohbetler edilmişti. Üzerimde yol yorgunluğu, geldiğim yeni yerin yabancılığı vardı. Saatler ilerliyor, ağır bir uyku beni içine çekiyordu. Ev sahibine bir şey de diyemiyordum. Bir müddet daha geçti; yine bir hareket yoktu. Evin büyüğü olan Hacı anneye sıkılarak: "Anneciğim, sizin buralarda kaçta yatılıyor?" dedim. Hacı anne:"Evlâdım treni bekliyoruz. Az sonra tren gelecek, onu bekliyoruz" dedi. Merak ettim, tekrar sordum: "Trenden sizin bir yakınınız mı inecek ?" Hacı anne: "Hayır evlâdım, beklediğimiz trende bir tanıdığımız yok. Ancak burası uzak bir yer. Trenden buraların yabancısı birileri inebilir. Bu saatte, yakınlarda, ışığı yanan bir ev bulmazsa, sokakta kalır. Buraların yabancısı biri geldiğinde, " ışığı yanan bir ev" bulsun diye bekliyoruz."
Konya Ovası'nda, yada bir başka yerinde Türkiye'nin, trenden inen yabancılar için "Işığı yanan evler" yerinde hâlâ duruyor mudur? Yabancılar, yorgun bedenlerini yün yataklarda dinlendirmeye devam ediyorlar mı? Aç bir köpeğin önüne bir kap yemek bırakan kadınlar yaşıyorlar mı? Kuşlara yuva yapan mimarlar sahi şimdi neredeler? Bu güzel insanlar, atlarına binip gitmişler. Bizler, atlarına binip giden güzel insanlara sahip bir medeniyetin yetimleriyiz. Çekip gidenlerin doldurulmamış boşluklarında savrulup duran yoksullarız.
Şâir öyle diyordu: "Güzel insanlar, güzel atlara binip gittiler ." Şimdi bu güzel insanlar, neden ve nasıl atlarına binip gittiler? Onları ne yıldırdı da bir daha dönmemek üzere, sessiz sedasız gittiler? Ey güzel yurdumun güzel insanları! Neredesiniz?
Kaynak: Prof. Dr. Saffet Solak'ın bir hatırası
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Hakan Boran
Aliçerçili
Offline
Sülale: tunçalp
Mesaj Sayısı: 124
|
 |
« Yanıtla #68 : 28 Mart 2007, 14:09:20 » |
|
............
Bir gün Güzellik ve Çirkinlik bir deniz kıyısında karşılaştılar. Ve dediler, '' Hadi, denize girelim'' Ve giysilerini çıkartıp sularda yüzdüler. Ve bir süre sonra, çirkinlik kıyıya dönüp Güzelliğin giysilerine büründü ve yoluna gitti. Ve Güzellik de denizden çıktı; ve kendi giysilerini bulamadı; ama çıplak olmak utandırıyordu onu; çaresiz Çirkinliğin giysilerine büründü. Ve yoluna devam etti Güzellik. O gün bügündür erkekler ve kadınlar onları birbirine karıstırır. Ancak içlerinden Güzelliğin yüzünü önceden görmüş kimileri vardır ki, giysilerine bakmaksızın tanırlar onu. Ve yine Çirkinliğin yüzünü bilen kimileri vardir ki, giysi onu gözlerinden gizleyemez.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #69 : 04 Nisan 2007, 10:34:39 » |
|
Bir toplandida eski Dunya agir siklet boks sampiyonu Muhammet Ali Kley e ukala bir gazeteci yersiz ve zamansiz olarak su soruyu sorar!! '' Usame bin ladin gibi bir teroristle ayni dine sahip olmak nasil bir duygudur?? '' salonda buyuk bir sesizlik her kes sok olmus vaziyette Muhammet Ali yavas yavas (parkinson hastasi oldugu icin) mikrofona uzanir ve soyle der '' hitler gibi bir adamla ayni dine sahip olmak nasil bir duygu senin icin ?? '' diyince salonda buyuk bir sessizlik ve utancindan salonu terkeden bir gazeteci!!!!..
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Hakan Boran
Aliçerçili
Offline
Sülale: tunçalp
Mesaj Sayısı: 124
|
 |
« Yanıtla #70 : 09 Nisan 2007, 21:17:42 » |
|
Günlerden bir gün, köylerden birinde, adamın birinin eşeği, kuyunun birine düşmüş, Niye düşer, nasıl düşer sormayın. Eşek bu. Düşmüş işte. Belki kör bir kuyuydu, ağzı tahtayla kapatılmıştı belki, üzerinede toprak dökülmüştü. Zamanla tahta çürüdü, zayıfladı, toprakta biten otları yemek isteyen eşeğin ağırlığını çekemedi ve güm. Hayvancık saatlerce acı içinde kıvrandı, bağırdı kendi dilinde. Ayıptır söylemesi, anırdı yani. Sesini duyan sahibi gelip baktı ki vaziyet kötü. Zavallı eşeği kuyunun dibinde melul mahzun bakınıyor. Üstelik yaralanmış. Karşılaştığı bu durumda kendini eşeği kadar zavallı hisseden adamcağız köylüleri yardıma çağırdı. Ne yapsak, ne etsek, nasıl çıkarsak soruları havada kaldı. Sonunda karar verildi ki kurtarmak için çalışmaya değmez. Tek çare, kuyuyu toprakla örtmek. Ellerine aldıkları küreklerle etraftan kuyunun içine toprak attılar. Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları, her seferinde silkinerek dibe döktü. Ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz daha yükseldi. Ve sonunda yukarıya kadar çıkmış oldu. Köylüler ağzı açık bakakaldı..
Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır. Ne bazeni, çoğu zaman.
Toz toprakla örtmeye çalışanlar çok olur.
Bunlarla başetmenin tek yolu, yakınıp sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ve kurtulmak, aydınlığa adım atmaktır.
Kör kuyuda olsak bile...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Hakan Boran
Aliçerçili
Offline
Sülale: tunçalp
Mesaj Sayısı: 124
|
 |
« Yanıtla #71 : 10 Nisan 2007, 12:58:47 » |
|
yanlış mail:
Adamın biri yeni ulaştığı otele kaydını yaptırır. > Odasına girdiğinde masada bir bilgisayar görürü ve karısına e-mail atmaya karar verir. > Fakat yazdığı mesajı farkında olmadan yanlış bir adrese gönderir.... tam bu sırada farklı bir yerde kadın, kocasının cenaze töreninden evine yeni dönmüştür ve bilgisayarındaki maili görür, arkadaşlarından geldiğini düşündüğü maili okuyunca olduğu yere yığılıp kalır. > Odaya giren annesi yerde yatan kızını ve ekrandaki mesajı görür. > > > Kime : Sevgili karıma > Konu : Yeni ulaştım. > > Tarh : 16 Mayıs 2004 > > Benden haber aldığına şaşıracağından eminim. > Burada bilgisayar var ve sevdiklerimize e-mail gönderebiliyoruz. Buraya yeni ulaştım ve kaydımı yaptırdım. > Herşey yarın senin buraya geleceğini düşünülerek hazırlanmış. > Seninle buluşmayı dört gözle bekliyorum. > Umarım benim gibi sorunsuz bir yolculuk geçirirsin. > > Not : Burası çok sıcak.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #72 : 12 Nisan 2007, 21:03:33 » |
|
Eğer işiniz başka hiçbirşeye zaman bırakmayacak kadar yoğunsa yanlış giden birşeyler var demektir; sizinle ya da işinizle ilgili. William J. H. Boetcker
Bilmediğiniz şeyin size zarar vermeyeceğini büyük ihtimalle duymuşsunuzdur, ama iş hayatında verir. C. S. Lewis
İş hayatı bütün lise ve üniversitelerden daha zor bir okuldur. Thomas A. Edison
İş hayatındaki sürprizlerin yüzde doksan dokuzu olumsuzdur. Harold S. Geneen
İş hayatını seviyorum çünkü rekabet var; çünkü kelimeler yerine yapılanlar ödüllendirilir. İş hayatını seviyorum çünkü ciddiyet ister ve bügünün işiyle uğraşırken yarını düşünmeme fırsat vermez. İş hayatını seviyorum çünkü düzeltmeye değil yapmaya çalışır; çünkü bencilcedir, iki yüzlülüğe ve duygusallığa yer yoktur. İş hayatını seviyorum çünkü hatayı, uyuşukluğu verimsizliği cezalandırıp; elinden gelen herşeyi ortaya koyanları fazlasıyla ödüllendirir. ...yazı devam eder... Son olarak, iş hayatını seviyorum çünkü hergün taze bir maceradır. Robert Hervey Cabell
İş hayatı inanç talep eder, ciddiyet gerektirir, yürek ister, dürüstçe bencilliktir, hata affetmez ve hayatın ta kendisidir. William Feater
Ticarette iyi olmak sanatın en şaşırtıcı dalıdır. Andy Warhol
İş hayatındaki en büyük yetenek diğerleriyle iyi geçinip onların yaptıklarında etkili olabilmektir. John Hancock
Her büyük insanın içinde idealist bir dokunuş vardır. Wilson
İş hayatı sekse benzer. İyi olduğu zaman çok iyidir; pek iyi olmadığı zaman, yinede iyidir. George Katona
Bazıları özel girişimi vurulması gereken bir yırtıcı olarak görür, diğerleri ise sağılması gereken bir inek olarak.. Ama arabayı çeken güçlü bir at olduğunu görenler çok azdır. Sir Winston Churchill
Ben de diğer insanlar gibiyim. Tek yaptığım talebi karşılamak. Al Capone
İş hayatında paranoya bir psikoz değildir, gerçektir; belki de hayatta kalmanın yoludur. Fred Adler
Ticaret, saygı duyulması gereken bir savaş gibidir. Ana strateji doğruysa yapılacak sayısız taktik hata bile başarıyı engelleyemez. Robert E. Wood
İş hayatındaki can alıcı nokta hizmet etmek için beslenen dürüst duygudur. Ticaret bilindiği gibi hizmet bilimidir. En iyi hizmet veren en çok kar edendir. George Eberhard
Bir adam sadece para kazanmak fikriyle işe başladıysa, büyük ihtimalle, yapamayacaktı r. Joyce Claude Hall 1891
Spor birçok yönden iş hayatına benzer. Diğerleri kadar iyi ya da daha iyi olmak isterseniz onlar kadar zinde olmalısınız. Zinde ve yetenekli olduğunuz zaman; iyi oyuncu ile çok iyi oyuncu arasındaki farkı belirleyen ise kararlılıktır. Anthony J. F. O'Reilly
İşi ofiste bırakmak iyi bir kural gibi gözükebilir ama daha da iyi olabilir; çünkü başarıyı arzulayan biri, ayakta olduğu her saat yeni fikirler ve programlar üretiyor olmalıdır. İşi çalışma saatlerinden sonra düşünmemek kulağa iyi gelir fakat farkettim ki bir kere rahatladıktan sonra arkasından iş sıklıkla gelmez. John H. Peterson
Birçok işyerinde, mesai saat 5'te biter. Fakat başarıyı izleyenler, bugünü dünden devralır ve yarına kadar taşırlar. Lawrence H. Martin
Diğerleri istemezken, birinin yaptığı fedakarlık işlerin iyi gitmesini sağlar. Ki-Jung Kim
Eğer en iyi yüz ticari kuruluşu incelemeye kalkarsanız, eminim büyük bir çoğunluğunun başarısının özgün ve yenilikçi satış metodlarında gizli olduğunu farkedeceksiniz. W. Alton Jones
Bir iş adamının kararları sahip olduğu bilgiden öteye gidemez. R. P. Lamont
Başarının anahtarı, dünyada olup bitenleri algılayıp günün ihtiyaçlarına uygun ürünleri sunmaktır. Tersini düşünenler ise günün ihtiyaçlarını ürünlerine uydurmak için uğraşıp dururlar. Pieter C. Vink
Bugünün işinin dünün metodları ile yapabileceğine inanmıyorum. Nelson Jackson
İş hayatı bisiklete binmek gibidir. Ya sürekli pedal çevirirsiniz ya da düşersiniz.
Ticaret diğer tüm işlerden daha fazla gelecekle ilgilidir; bitmeyen bir hesaplama süreci, ileri görüşlülüğün pratiğidir. Henry R. Luce
Ticaretin sadece iki basit işlevi vardır: pazarlama ve yenilik. Peter F. Drucker
İş hayatında herkes; yasal ama diğerleriyle çelişen amaçları doğrultusunda çalışır. Harold S. Geneen
İş keyfi engeller ama farklı keyifler getirir. William Feather
İşinizi kendiniz yönlendirmezseniz, sizi dışarı doğru yönlendirirler. B. C. Forbes
Kalbinizi işinizin ve işinizi de kalbinizin içine yerleştirmelisiniz. Thomas J. Watson Thomas J. Watson
Aptallar, akıllıların iş yapmaya korktuğu yerlere akın ederler. Peter F. Ducker Peter F. Ducker
Bir iş açmak çok kolaydır; onu açık tutmak ise çok zordur. Çin Atasözü
Bir iş adamının yeteneği; bir malı çok olduğu yerden değerli olduğu yere getirebilmektir. Emerson
Bir iş ya daha iyi ya da daha kötüye doğru ilerler. Calvin Coolidge
Monopol, yolculuğunun sonuna gelmiş bir işi ifade eder. Henry Demarest Lloyd
Bir işin sadece tek bir geçerli amacı olabilir: Müşteri kazanmak. Peter F. Ducker
İş adamı ticari bir takip içindedir. Ticari olarak takip edilen şey ise paradır. Ambrose Bierce
Ticaret: Başka bir insanın cebindeki parayı kibarca alabilme sanatı. Max Amsterdam Max Amsterdam
Yasal olan her işin amacı kar karşılığında ve bedeli risk olan hizmettir. Benjamin C. Leeming
Gideceğiniz yeri bilmiyorsanız, vardığınız yerin önemi yoktur. P.Drucker
Güç ve güveni hep dışımda aradım. Ama bunlar insanın içinden gelir. Ve her zaman oradadırlar. Sigmond Freud
Bir işe girişmek için iyi bir gerekçemiz yoksa, ona başlamamak için iyi bir nedenimiz var demektir. Çiçero
Dünyanın en güç işi birşeyin nasıl yapılacağını bilirken, başka birinin nasıl yapamadığını ses çıkarmadan seyretmektir. Mevlana
Babam iki tür insan bulunduğunu söylerdi. İşi yapanlar ve yapılan işten kendine kredi çıkartanlar. O, benden birinci grupta yer almam için çalışmamı istedi. Zira bu grupta diğerinden daha az rekabet vardı. Indra Gandhi
Hırs bir teknenin, yelkenini şişiren rüzgara benzer. Fazlası tekneyi batırır. Azı da tekneyi olduğu yerde saydırır. Voltaire
Kendi omuzuna tırman. Başka nasıl yükselebilirsin ki! Nietzche
Seveceğin bir iş seçersen, yaşamında bir gün bile çalışmış olmazsın Konfucyus
Hata yapmaktan korkmak, ilerlemenin ölümüdür. Alfred North Whitehead
Kurda sormuşlar ensen neden kalın diye kendi işimi kendim görürüm demiş.
Değişimi başlatanların ilk işi, alışkanlıkları ortaya çıkarmaktır; onları değiştirmeye çalışmak değil. Gary Hamel
Takım çalışmasının iyi bir özelliği, her zaman başkaların da sizin tarafınızda yer almasıdır. Margaret Carty
Sanayi Çağının simgesi "makineleşme"ydi. Yaklaşan yeni dönemin simgesi ise "gezegen" olacak. Yani yaşayan, kendi kendini yaratan ve yenileyen bir sistem. Yöneticilik anlayışı da bu doğrultuda değişecek. Peter Senge
Her sey üstüne üstüne geliyorsa, belki de sen ters gidiyorsundur. Fransız Atasözü
İnsanoğlunun yapacakları, hayal ettikleri ile sınırlıdır. Arthur C. Clarke
Bir kez de korkunu yen, zaferi güzeldir.
Kolay kazanılan zaferler ucuzdur. Kazanmaya değer olanlar ise zorlu bir savaşın sonunda gelir.
Çok konuşan az iş yapar. Schiller
Yumuşak olma ezilirsin sert olma kırılırsın. Victor Hugo
Küçük şeylere gereğinden çok önem verenler, elinden büyük iş gelmeyenlerdir. Eflatun
Çok yaprak, az meyve; bu doğanın aynasıdır. Çok söz ve az iş; bu da insanın hatasıdır...
Politikacılar, gelecek seçimi; devlet adamları, gelecek kuşağı düşünür...
Harekete geçerken ilkel, plan yaparken stratejik olun. Rene Char
Çok küçük bir başarı çok büyük bir plandan daha iyidir. Leon Duguit
Küçük işleri iyi yapmak, büyük işleri daha iyi yapabilmeye giden yoldur. Anonim
Küçük avantajların peşinden koşarken büyük başarılardan olabilirsiniz. Konfucyus
Çok konuşan az iş yapar. Schiller
İktisatçı; dün öngördüğünün bugün gerçekleşmediğini yarın açıklayabilen kimsedir.
Akıllı adam, aklını kullanır. Daha akıllı adam, başkalarının aklını da kullanır Bernard Shaw
Zirvelerde kartallar da bulunur, yılanlar da. Ancak birisi oraya süzülerek, diğeri ise sürünerek gelmiştir. Önemli olan nereye gelmiş olduğunuzdan çok, nereden ve nasıl geldiğinizdir. Cenap Sahabettin
Yeterli zamanım yok deme... Pasteur, Michelangelo, Leonardo da Vinci'nin de günleri 24 saatti...
Hakkıyla başlatılan bir girişim, gereken herşey kazanılana dek bırakılmamalıdır.
Başarı bir işi %100 katlamak değil, 100 işi %1 bile olsa ilerletmektir.
Zirveye çıkarken gördüklerine selam vermeyi unutma, inerken de aynı yolu kullanacaksın.
Yükselmenin merdiveni 5 basamak; İyilik &Doğruluk&Çalışmak &Bilgi &Sevmek
Kaybetmeyi ahlaksız kazanca tercih et. İlkinin acısı bir an ama ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer.
Bir günde ortaya çıkan başarıyı oluşturmak, yirmi yıl alır.
Havlayan bir köpek, uyuyan bir aslandan daha çok işe yarar. Washington Irving
Bulunduğunuz odadaki en önemli kişi, bir sonraki adımın ne olduğunu bilendir. James L. Webb
İşin değiştirilemez yasası : Kelimeler kelime, açıklamalar açıklama, sözler sözdür ama sadece performans gerçektir. Harold S. Green
Planlama bir çok kişi tarafından, harekete geçiş ise bir kişi tarafından yapılır. Charles De Gaulle
En meşgul kişi en bol zamana sahiptir. Anonim
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #73 : 12 Nisan 2007, 21:17:17 » |
|
SEVGİNİZİN KIYMETİNİ BİLİN…
Günümüz sevgileri artık ne kadar yapay olmaya başladı.Canımlar, cicimler, aşkımlar bile ne kadar sıradan ve ne kadar sahte…Acaba gerçek aşkı ve sevgiyi hissederek,doya doya,tüm kalbiyle yaşayan,canından çok seven kaç kişi vardır?Tüketim toplumu olarak,sevgileri de çok çabuk tüketiyoruz,gö zyaşları timsah misali süzülüyor yanaklarımızdan…Gerçek gözyaşı döken,kaç cesur yürek vardır?sorarım sizlere…Eskiden sevdalar için yer yerinden oynardı,sevginin arkasında durulurdu,sonuna kadar savaşılırdı.Şimdi ise;olmadı,tak sepeti koluna,herkes kendi yoluna diyoruz.Peki nereye kadar?Bazen, gözümüz öylesine dışarıda kalıyor ki;gerçek sevgi;kuş misali kanatlanıp uçuveriyor ellerimizin arasından.Mecburi sevgiler,hayatı zindana çeviriyor.Kurtulmak için çırpınsan da çoğu zaman;daha beter saplanıyor batağa…Bazen de geride gözü yaşlı bir sevgi kalıyor ve tıpkı bir yıldız gibi kayıp gidiyor dünyamızdan…Tek bir sevdayla yetinmeyen gönüller,arsızca fazlasını ister oluyor bizlerden.Kaç tane adam gibi seven,sahip çıkan,kıskanan, sonuna kadar giden,aldatmayan adam var?Bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az.”Seni seviyorum” derken bile,dil yalan söyler oldu. Sevgi bu kadar mı düştü ayaklara?Aşk bu kadar mı inanılmaz oldu?Yuva kurma hayalleri balon misali.
Sevgi emek ister,paylaşmak ister,ilgi ister,özlenmek ister,sesini duyurmak ister,güven ister,sıcaklık ister.Sağlam temellere dayalı ise;kimse yıkamaz.Karşılıklı anlayış,yalansı z-duru,en zor anından,en mutlu anına kadar yanında olursa;yıldırımı çeken alem misali;her türlü fırtınaya dayanır.Yoksa bir sonbahar yaprağı gibi solar,kopar ve yok olur.
Eğer gerçek bir sevgi yaşıyorsanız,seviyor ve seviliyorsanı z kıymetini bilin.Kaybetmemek için çaba sarfedin.Sevgi giderse dönmez.Dönse de her daim yaralı bir kuş misali kanar durur.Yada sevgiyi gerçekten hak edene verin.Hak etmeyene de hayatta mutluluklar dileyin…
Yazan:SEDA
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #74 : 14 Nisan 2007, 21:53:04 » |
|
namazdan kurtulmanın yolları Bütün ibadetlerine yerine getirmeye çalışan bir adam varmış. Orucunu tutar, zekatını verir, insanlara yardım elini uzatmaktan hiç geri kalmazmış.
Yalnız bu adamın bir kusuru varmış: Namaz kılmak ona çok ağır gelirmiş, üşenirmiş.
Bir gün varmış gitmiş çok büyük bir hocanın yanına. Demiş ki: Hocam ne yap et beni şu namazdan kurtar. Namaz kılmamak için ne yapmam gerekse söyle yapayım. Yeter ki şu namazdan kurtulayım demiş.
Hoca: Ya evlat ben hiçbir yerde ne duydum ne işittim bu namazdan kurtuluş yok, borcun kılacaksın demiş. Adam yalvarmış bul hocam diye. Hoca müddet istemiş adam gitmiş.
Aradan haftalar geçmiş,adam gelmiş: Buldun mu hocam demiş, kurtulacak mıyım?
Hoca: Buldum evladım eğer şu 5 şarttan biri sana uyuyorsa NAMAZ dan mesul değilsin:
1-ÖLÜ İSEN 2-DELİ İSEN 3-ÇOCUK İSEN 4-HAYVAN İSEN 5-KAFİR İSEN
Tercih senin...
Selam ve Dua ile...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|