Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #15 : 31 Ağustos 2006, 17:18:44 » |
|
Tuz Masalı Son 30-40 yıldır, üç büyük bayaz tehlike diye tuz, şeker ve beyaz un’dan bahsedilmektedir. Bunlardan beyaz şeker ve beyaz un hakkında söylenenler doğrudur, çünkü her ikisininde doğal özelikleri bozulmuştur ve artık doğal değillerdir. Pygamberimiz ’’Ya Ali yemekten önce ve yemekten sonra bir miktar tuz seni 70 tür hastalığa karşı korur’’ buyurmuştur
Peygamber Efendimiz beyaz un mamüllerini kulanmamış ve kulanımını yasaklamış. Osmanlının son dönemine kadarda Müslümanlar beyaz un mamüleri kulanmamışlardır.Beyaz unda vitamin ve minerallerin bazıları ya tamamen yoktur veya oldukca azdır, çünkü kepekle birlikte en önemli lifli kısmı hayvan yemi olarak kulanılır. Beyaz un: Kepekli un sağlıklıdır, çünkü buğdaydaki mineral, vitamin, enzim ve amino asitler kabuğundadır. Kepeğin atılması ile birlikte bütün vitamin, mineral, enzim ve aminoasitler de yok olur ve bu nedenle beyaz un besleyici değildir. (geniş bilgi için budaya bak) Beyaz un'la beslenen insanlarda sindirim rahatsızlıkları, deri hastalıkları, immün zafiyeti, cinsel güçsüzlük gibi birçok hastalık ortaya çıkar. Çünkü vücutta vitamin, mineral, aminoasit ve enzim yetersizliği ortaya çıkar. Bu vitamin, mineral, enzim ve amino asit yetersizliği haplarla kısa bir süre alınarak karşılanabilir, fakat uzun süre kulanılırsa bağırsaklar tembeleşir. Bilindiği gibi bağırsaklardaki faydalı bakteriler K ve B12-Vitaminleri gibi karmaşık vitaminler üretirler ki bilindiği gibi bunları lifli besinlerden üretirler. Faydalı bakteriler kendileri için üretikleri bu vitaminlerin çok azını kendileri kulanırlar ve geri kalanı vücut tarafından değerlendirilir. Arılarda balı kendileri için üretirler ama çok azını kendileri tüketirken asıl ana kısımını insanlar tüketir. Beyaz Şeker: Şekerin kulanılması ise çok yenidir. Şekerin doğalı, yani birleşiminde vitamin mineral ve enzim içerdiğinden zararı pek yoktur. Örenğin eskiden kulanılan Turhal şekeri veya esmer şeker normaldir. Eskiden tatlandırıcı olarak bal ve pekmez kulanılırdı.
Şeker pancarından elde edilen şeker ilk zamanlar doğal iken sürekli yeni metotların geliştirilmesi ile şimdi beyaz şeker hiç vitamin mineral, enzim ve amino asit içermez ve en önemli kısmı hayvan yemi yapımında kulanılır. Buda kandaki şekerin aniden yükelmesine sebep olur, çünkü vitamin, mineral, enzim, ve amino asit içermediğinden hızlı geçiş olur. Şeker kanda yükselirken bu şekeri hücreye taşıyacak olan insulini yeterince salğılanaması nedeniyle zamanla şeker hastalığı ortaya çıkabilir. Bu nedenle doğal şeker kulanılmalıdır.
Tuz nedir? Tuz sodyum ve klor elementlerinden oluşur ve 1 gram tuzun suda çözülmesi ile 0,6 gramını kloriyonu ve 0,4 gram sodyumiyonu ortaya çıkar. Yetişkin bir insanın vücudunda 100 gram sodyum ve 77 gram klor bulunur. Bu elementler kan, lenf, hücreler, dokular, kemik, kıkırdak ve kirişlerde bulunur. Klor ayrıca mide asidi için gereklidir. Sodyumiyonu vücudun osmotik (geçişmel, geçişen) yapısında çok önemli rol oynar. Yani hücrelere besleyici maddenin (vitamin, mineral, enzim, amino asit ve glukoz gibi) girişi ve hücrelerdeki artık maddelerin dışarı çıkarılmasında, kısaca transportta rol oynar. Ayrıca sinir ve kaslarda uyarıları iletmede rol oynar. Sodyum-potasyumla birlikte hücrelere giriş ve çıkışları konturol ederler. Kloriyonunun yetersizliği kanın pH-Değerinin asitleşmesine buda asidoza sebep olur, asidozsa çok tehlikeli bir durumdur. Asidoz böbrek zafiyeti, akçiğer iltihaplanması, aşırı kusma ve ishale sebep olur. Klor bilindiği gibi şehirlerin su şebekesine katılır, çünkü klor mikropları öldürür. Klor aynı şekilde bağırsaklardaki zararlı bakterilere ve bunların üretiği zehirli gaz ve zehirli alkolleri zararsız hale getirir. Tuz tansiyonu ne zaman yükseltir, şayet kişi daha önce böbrek iltihaplanması geçirmiş ve bu iltihaplanma kronikleşmişse, bu ağrı vermez. Kişi kronik böbrek ağrılarını unutur, fakat böbrekler kronik iltihaplı olması nedeniyle sodyumlu birleşikleri süzemez. Böylece kanda sıvı oranı artar ve buda yüksek tansiyona sebep olur. Örenğin sodyum (Na+) ve karbonik asit (HCO3-) birleşerek sodyumhidrojen karbonat (NaHCO3) oluşur ve bu dışarı atılamaz. Yani bu sadece kronik böbrek iltihabı olanlarda olabilir aksi halde tuz yüksek tansiyona sebep olmaz. Arteryo skleroz: Yüksek tansiyona genelikle arteriyo skleroz (damarların yağlanması, daralması ve setleşmesi) nedeniyle ortaya çıkar. Buda genelikle aşırı et, peynir, yumurta ve mamullerini yeme, alkol ve sigara içme nedeniyle olur. Az tuz alındığında sodyum yetersizliği nedeniyle aritmi (kalpritim bozukluğu), yurğunluk, başağrısı ve bayılma gibi rahatsızlıklar ortaya çıkar. Yüksek tansiyona karşı alınan ilaçlar (antihipertensif) üreyi artırır, trigliserid, kolesterol ve şeker metabolizmasını bozar, kan akışını yavaşlatır ve buda yüksek tansiyona sebep olur. Diyet tuzu: Diyet tuzu adı ile üretilen sodyumsuz yeni tuz: potasyum, magnesiyum,kalsiyum ve bir düzine organik asit içermektedir. Potasyum, sodyumun yerini tutmaz ve ayrıca acı bir tadı vardır. Potasyum besinlerde yeterince mevcut olup ayrıca ekstra almaya gerekte yoktur. Ayrıca ekstra potasyum alındığında sodyumun karşıtı (antigonistik) olduğundan hücrelerdeki transport işlemide negatif etkilenir. Hücrelere besleyici maddeler girer ve artık maddeler dışarı çıkar ve bu sodyum-potasyum dengesi ile olur. Denge bozulursa hücrelerdeki artık madde dışarı atılmazsa hücreler çöp hücreye dönüşür. Bilindiği gibi psikolojisi bozuk bazı insanlar evdeki çüpü dışarı atmadığı gibi dışarıdaki çöpü evlerine çekerler ve bu çöp yığını bütün çevreye hastalık yayan mikrop yuvasına dönüşür. İşte hücrelerde böyle olabilir ve o zaman kişi hemen kolay hastalarnıve hastalıklardanda kolay kolay kurtulamaz. Araştırmalar: 1-) New York’dan Prof. Dr. Michael A. Aldermann Amsterdam’da yaptığı konferansta 1400 kişi üzerinde yaptığı araştırmada az tuz alanların, çok tuz alanlara göre % 20 oranında daha çok kalp krizine yakalandıklarını tesbitetmişdi. (Nhp. 7.2001.1072)
2-) Dünyada en çok tuz kulanan millet olarak bilinen Japonların diğer milletlere göre daha sağlıklı ve uzun ömürlü oldukları bilinmektedir.
3-) Prof. Dr. K. Stupe (Kassenarzt 4.1997) az tuz alan yaşlılar üzeride araştırmalar yapmıştır. Bu araştırmalar sonucu yaşlılarda konsentrasyon zafiyeti, algılama zafiyeti, hafıza zafiyeti gürüldüğünü tesbitetmişlerdir. Hatta yaz aylarında yeterince tuz ve su almayanlarda kolapsüs (kan dolaşımının durması) sebep olduğunu tesbitetmiştir. (Nhp. 7.2001.1072)
4-) Gelişme çağındaki çocukların az tuz alması halinde gelişme anormalikleri, yorğunluk, başağrısı, okulda anlamama, zorlanmalarda nefes darlığı, deri hastalıkları ve erken yaşlarda yüksek tansiyon gibi rahatsızlıklara, sebep olur. (Nhp. 7.2001.1072)
5-) Remscheid’dan Prof. Dr. H. Kaulhausen Bayreuth’e eğitim seminerinde hamile bayanların tuz ve su alımını azaltmaları halinde hamilelikleri üzerinde kötü etkiler sebep olabileceğini beyan etmiştir. (NM.10.95.44)
6-) New York’tan Prof. Dr. A. Aldermann ve ekibi 1900 erkek ve 1000 bayan üzerinde 4 yıl süren bir araştırma yapmıştır. Bu araştırmalarda az tuz alanların çok tuz alanlara göre daha fazla kalp krizi görüldüğünü tesbitetmiştir. (GM.7-8.1996.37)
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #16 : 31 Ağustos 2006, 17:20:20 » |
|
Herkesin (haksız bir şekilde) kullandığı bir ifadedir "Angut". Birisi bir salaklık yapınca, bi laftan anlamayınca, böle boş boş bakınca hemen "Angut'musun" der günümüzün insanı..
Angut'un aslında bir kuş olduğunu bilmeyen bir ton insan var ülkemizde.. Özelligi nedir bilir misiniz ? Angut kuşu'nun eşi öldüğü zaman yanına o anda başka bir yırtıcı hayvan veya bir insan gelse dahi gözlerini bir dakika bile eşinin ölüsünün üstünden ayırmadan o da ölene kadar onun baş ucunda bekler..
İşte bu canlının yaptığı en büyük "Angut"luk budur.. Ayrıca bu olay bütün Angut kuşları için geçerlidir, arada bir görülen birşey değildir.. Dişi olsun erkek olsun bütün Angut kuşlarının iç güdüsel özelliğidir bu. Çok ürkek bir hayvan olmalarına rağmen eşinin ölüsünün başında bekleyen Angut kuşuna elinizi uzatsanız dahi oradan kaçmaz..
Hani derler ya "Angut gibi bakmasana".. diye... keşke herkes Angut gibi bakabilse değer verdiklerine.. Bundan sonra bazılarına "Angut" demeden önce bir kere daha düşünün.. Bir "Angut" bile olamayan o kadar çok insan var ki artık günümüzde...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #17 : 31 Ağustos 2006, 19:08:08 » |
|
Murphy Kimdir?
1917 doğumlu Edward A. Murphy Jr. ABD Hava Kuvvetlerinde 1949'da roketler üzerine deney yapan mühendislerden biriydi. İnsan üzerine ivmelenmenin etkilerini inceliyordu (USAF proje MX981). Deneylerden biri pilot üzerinde 16 değişik noktaya akselometre takılması gerekiyordu. Sensör bir yapıştırıcı ile ancak iki türlü takılabiliyordu ve birisi 16 sensörün tamamını da yanlış takmayı becerdi. Bunun üzerine Murphy, daha sonra kanun olarak nitelendirilecek ilk söylemlerini bir basİn toplantısında açıkladı. Bir kaç ay içinde "Murph'nin Kanunları" mühendislik sahasında çalışanlar arasında yayıldı ve 1958'de de nihayet Webster'in sözlüğüne girdi. KÖTÜMSERLİĞİN KİTABI 1. EĞER KENDİNİZİ İYİ HİSSEDİYORSANIZ, ÜZÜLMEYİN GEÇER. 2. HİÇBİR ŞEY GÖRÜNDÜĞÜ KADAR KOLAY DEĞİLDİR. 3. HERŞEY DÜŞÜNDÜĞÜNÜZDEN DAHA UZUN SÜRER. 4. ÖĞRETMENİN İLGİNÇ BULDUĞU BİR KONU, ÖĞRENCİYİ SIKAR. 5. NE ZAMAN BİRŞEY YAPMAYA KALKIŞIRSANIZ, MUTLAKA ÖNCELİKLE YAPMANIZ GEREKEN BAŞKA BİRŞEY VARDIR. 6. BİRŞEYLER TERS GİDECEĞİNDEN ENDİŞE EDERSENİZ, TERS GİDECEKTİR. 7. KESTİRME YOL, İKİ NOKTA ARASINDAKİ EN UZUN MESAFEDİR. 8. TENEFFÜSTE ZAMAN DERSTEKİNDEN DAHA HIZLI AKAR. 9. HATA YAPMA OLASILIĞINIZ HERZAMAN AYNIDIR. 10. ARADIĞINIZ BİR ŞEYİ SON BAKTIĞINIZ YERDE BULURSUNUZ. 11. BİR ŞEYİ EN UYGUN FİYATA SATIN ALIRKEN, NE KADAR ÇOK UZUN ARAŞTIRIRSANIZ ARAŞTIRIN, SATIN ALDIKTAN SONRA BİR BAŞKA YERDE DAHA UCUZA SATILDIĞINI KEŞFEDERSİNİZ. 12. PARLEMENTO FAALİYETTE İKEN HİÇ KİMSENİN YAŞAMI, ÖZGÜRLÜĞÜ VE MAL VARLIĞI GÜVENDE DEĞİLDİR. 13. BİR CİHAZI MONTE ETTİKTEN SONRA, MUTLAKA BİRKAÇ CİVATA ARTAR. 14. DEMİRYOLLARINA BAKARAK TRENİN NEREYE GİTTİĞİNİ ASLA BİLEMESSİNİZ. 15. BANKADAN KREDİ ALIRKEN, ÖNCE İHTİYACINIZ OLMADIĞINI İSPATLAMANIZ GEREKİR. 16. BİR ŞEYİ TAMİR EDERKEN, DÜŞÜNDÜĞÜNÜZDEN DAHA UZUN SÜRER VE DAHA PAHALLIYA MAL OLUR. 17. BEKAR BİRİNİN (KIZ/ERKEK) ARKADAŞI YOKSA BİR NEDENİ VARDIR. 18. SİZE UYGUN BİRİNİ BULDUĞUNUZDA, YA EVLİDİR YA KIZ (ERKEK) ARKADAŞI VARDIR YA DA GAY'DİR. 19. BİR ŞEYLE FAZLA OYNARSANIZ, ONU BOZARSINIZ. 20. BİR ŞEYİ YERLEŞTİRKEN SIKIŞIRSA ZORLAYINIZ; KIRILIRSA ZATEN DEĞİŞTİRMENİZ GEREKİYORDU. 21. BOZULAN BİR EV ALETİNİ TAMİRCİYE NESİNİN BOZUK OLDUĞUNU GÖSTERİRKEN, MÜKEMMEL BİR ŞEKİLDE ÇALIŞIR. 22. PİPO, AKILLI BİR ADAMA DÜŞÜNMEK İÇİN SÜRE TANIR FAKAT AKILSIZ İÇİN AĞZINA SOKUŞTURACAĞI BİR ŞEYDEN İBARETTİR. 23. HERKESİN, FAZLA BİR İŞE YARAMAYAN, "NASIL ZENGİN OLUNUR?" FORMÜLLERİ VARDIR. 24. ÇÖPÜ DIŞARIYA ALMANIZ GEREKTİĞİNİ, KAPICI ÇÖPÜ ALDIKTAN SONRA HATIRLARSINIZ. 25. BİR TARTIŞMADA ŞÜPHEYE DÜŞERSENİZ MIRILDANIN, BAŞINIZ DERDE GİRESE TARTIŞMAYA BAŞKANLIK EDİN. 26. BEYİN x GÜZELLİK x MEDENİ HALİ = SABİT'TİR. BU SABİT İSE SIFIR'DIR. 27. HAYATA GÜZEL OLAN HERŞEY YA YASAL DEĞİLDİR YA AHLAKİ DEĞİLDİR YA DA KİLO ALDIRICIDIR. 28. KOLAY KANDIRILANLARIN PARALARININ KENDİLERİNDE KALMASINI SAĞLAMAK AHLAKEN YANLIŞTIR. 29. BİR KİŞİNİN SİZE KARŞI BESLEDİĞİ SEVGİ DUYGUSU, SİZİN ONU NE KADAR SEVDİĞİNİZLE TERS ORANTILIDIR. 30. ELDEKİ BİR KUŞ, TEPENİZDEKİ BİR KUŞTAN DAHA GÜVENLİDİR. 31. AŞK, KALPTE AÇILAN BİR DELİKTİR. 32. İYİ KIZLAR (ERKEKLER) İPİ SONUNCU OLARAK GÖĞÜSLERLER. 33. PARA, AŞKI SATIN ALAMAZ FAKAT SİZİ KESİNLİKLE İYİ BİR PAZARLIK YAPABİLECEK KONUMA GETİRİR. 34. MURPHY'NİN ALTIN KURALI: HER KİMİN ALTINI VARSA KURALLARI O YAPAR. 35. TÜNELİN UCUNDAKİ IŞIK, SİZE DOĞRU GELEN BİR TRENİN FAR'IDIR. 36. BEKARLIK IRSİ DEĞİLDİR. 37. SİZDEN DAHA ÇILGIN BİRİYLE ARKADAŞ OLMAYINIZ. 38. GÜZELLİK YÜZEYSELDİR ANCAK ÇİRKİNLİK KEMİĞE KADAR İŞLER. 39. HERKESİ MEMNUN ETMEYE ÇALIŞIRSANIZ, KİMSE BUNDAN HOŞLANMAZ. 40. YAPILAN HATALI BİR HESAPTAN BİRDEN FAZLA KİŞİ SORUMLU İSE, HİÇBİRİ HATA YAPMAMIŞTIR. 41. ŞÜPHEYE DÜŞTÜĞÜNÜZDE, İKNA EDİCİ OLMAYA ÇALIŞIN. 42. MANTIK, GÜVEN İÇİNDE YANLIŞ SONUÇLARA SİSTEMATİK OLARAK ULAŞMANIZI SAĞLAYAN BİR METODTUR. 43. BİR UZMAN, DAHA AZ BİLİNEN ŞEYLERİ DAHA ÇOK BİLEN VE HİÇBİRŞEY HAKKINDA TAMAMİYLE HERŞEYİ BİLEN KİŞİDİR. 44. BİR "KİŞİYE MASA BOYALI, SAKIN DEYME!" DERSENİZ, SİZE İNANMADAN ÖNCE MUTLAKA MASAYA DOKUNACAKTIR. 45. AŞIK OLDUKLARINDA, AKILLI BİR ADAMLA BUDALA BİR ADAM ARASINDA HİÇ FARK YOKTUR. 46. BÜTÜN BİR DÖNEM KUSURSUZ ÇALIŞAN HESAP MAKİNASININ, MATEMATİK SINAVINDA PİLİ BİTER. (AÇIKLAMA: HER İHTİMALE KARŞIN, BERABERİNİZDE PİL TAŞIRSANIZ, O DA BAYAT ÇIKAR) 47. BEKARLIK ZAMANIN FONKSİYONUDUR, NE ZAMAN BİRİNİ BULURSANIZ, HEMEN BİR BAŞKASI DİKKATİNİZİ ÇEKER. 48. BÜYÜK KEŞİFLERİN TÜMÜ HATALAR SONUCUNDA OLMUŞTUR. 49. TOPLANTI, GÜNDEMİN TARTIŞILDIĞI VE SAATLERİN BOŞA HARCANDIĞI BİR FAALİYETTİR. 50. YENİ SİSTEMLER YENİ PROBLEMLERİ BERABERİNDE GETİRİR. 51. BİZ HERHANGİ BİR KONUNUN YÜZDE BİRİNİN MİLYONDA BİRİNİ BİLE BİLMİYORUZ. 52. BİR TASARIM MÜHENDİSİNİN TEMEL FONKSİYONU ÜRETİCİ İÇİN ONU İMAL ETMEYİ VE TAMİRCİ İÇİN TAMİRİNİ YAPMAYI ZORLAŞTIRMAKTIR. 53. OKULUN EN ZOR DERSİNİN SINAVINDA, SINIFIN EN ÇEKİCİ (KIZI/ERKEĞİ) YANINIZDA OTURMAKLA DİKKATİNİZİ DAĞITIR. 54. BİR ŞEYİ ANLAYAMIYORSANIZ, İÇGÜDÜSEL OLARAK DOĞRUDUR. 55. BİR DENEY DOĞRU SONUÇ VERİYORSA, BİR ŞEYLER TERS GİTMİŞTİR. 56. BİR ERKEĞİ ELDE TUTMANIN YOLU, ONU BIRAKMAMACASINA SIKICA SARMALAMAKTIR. 57. DENEDİĞİNİZ HERŞEY BAŞARISIZLIKLA SONUÇLANIYORSA, KULLANMA KILAVUZUNA MÜRACAAT EDİNİZ. 58. TERS GİTMESİ MUHTEMEL BİR KAÇ OLASILIK İÇİNDE EN FAZLA HASAR VEREBİLECEK OLASILIK GERÇEKLEŞİR. 59. PİYANGODA PARA KAZANDIĞINIZ GÜN, ÖLÜMÜNÜZE FAZLA KALMAMIŞTIR.
SABİT KURALLAR
- Murphy'nin altın kuralİ: Altını olan kanunu koyar! - Murphy Felsefesi: Gülümse... Yarın daha kötü olacak.
- Murphy sabiti: Dünyadaki nüfus sürekli artar ama toplam zeka sabit kalir. Diger Seçmece Kanunlar:
- Herhangi bir şeyin olma olasılığı, arzu edilirliğiyle ters orantılıdır.
- Mümkün olan en kötü koşullar, er ya da geç, mutlaka ortaya çıkar.
- İşler iyiye gitmeden önce kötü gider... İşlerin iyiye gidebileceğini kim söyledi?
- İyi başlayan her şey kötü biter... Kötü başlayan her şey daha da kötü biter.
- Eger bir deney basarili olmuşsa, ters giden bir şeyler var demektir...
- Herhangi bir bilgide sayılar çok doğru gözüküyorsa boşuna kontrol etmeyin, yanlıştırlar.
- Her sağlıklı erkeğin zengin olmak için, asla işlemeyecek, gizli bir planı vardır.
- Bankadan bir kredi almak için, önce o paraya ihtiyacİnİz olmadığını ispat etmeniz gerekir.
- Faturalar elinize alacaklarınızdan iki kat hızlı ulaşır...
- İki tür insan vardir: insanlari iki türe ayiranlar ve ayirmayanlar.
- Aradığınız şeyi en son baktığınız yerde bulursunuz.
- Tıkanık trafikte, diğer şerit her zaman daha hızlı akar.
- Hayatta güzel olan herşey ya illegal, ya ayİp yada şişmanlatıcıtır.
- Yere düşen herşey ulaşılması en zor köşeye yuvarlanır
- Eger sıkışmışsa zorlayın... Kırılırsa, değiştirilmesi gerekiyormuş deektir.
- Eğer kendini iyi hissediyorsan endişelenme, geçer
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #18 : 31 Ağustos 2006, 19:15:44 » |
|
SEVGİ > >Adam yeni kamyonuna bakmak için evinden çıktığında, üç yaşındaki > >oğlunun gayet mutlu bir biçimde elindeki çekiçle kamyonunun kaportasını > >mahvettiğini görmüş. Hemen oğlunun yanına koşmuş ve > >çocuğun eline çekiçle vurmaya başlamış. Biraz sakinleşince oğlunu > >hemen > >hastaneye götürmüş. > >Doktor, çocuğun kırılan kemiklerini kurtarmaya çalıştıysa da elinden > >bir şey gelmemiş ve çocuğun iki elinin parmaklarını kesmek zorunda > >kalmış. Çocuk > >ameliyattan çıkıp gözlerini açtığında,bandajlı ellerini fark etmiş ve > >gayet masum bir ifadeyle, "Babacığım,kamyonuna zarar verdiğim için çok > >üzgünüm." demiş ve sonra babasına şu soruyu sormuş: "Parmaklarım ne > >zaman yeniden çıkacak?" Babası eve dönmüş ve hayatına son vermiş... > >Birisi masaya süt döktüğünde ya da bir bebeğin ağladığını > >işittiğinizde bu öyküyü hatırlayın. > >Çok sevdiğiniz birine karşı sabrınızı yitirdiğinizi anladığınızda, > >önce biraz düşünün. Kamyonlar onarılabilir, ama kırılan kemikler ve > >incinen duygular hiçbir zaman onarılamaz; genellikle kişiyle > >performansı > >arasındaki farkı göremeyiz. İnsan hata yapar. > >Hepimiz hata yaparız. Fakat öfkeyle ve düşünmeden yapılan şeyler , > >insanı sonsuza kadar rahatsız eder. Harekete geçmeden önce durun ve > >düşünün. Sabırlı olun. Anlayış gösterin ve sevin. > >Gercekten ilginc. Insanlar elektronik posta kutularina fikra veya > >eglendirici turden bir haber geldigi zaman, fazla dusunmeden bunu > >adres listelerindeki tum arkadaslarina gonderiyorlar. Fakat yukardaki > >gibi uzerinde dusunulmesi gereken bir mesaj olursa, bunu arkadaslarina > >gonderip Gondermeme konusunda defalarca dusunuyorlar ve sonucta da adres > >listelerindeki herkese gondermiyorlar. > >Bu mesaji adres listenizdeki herkese gondereceginiz umuduyla... > >SEVGİLER....... >
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #19 : 31 Ağustos 2006, 19:17:21 » |
|
Dünya derbileri ve gercekleri İskoçya. Glasgow. Aynı şehrin iki takımı. Celtic ve Rangers. Biri Katolik, öbürü Protestan. Din derbisi... (Katolik golcü Johnston, Rangers'a transfer olduğunda evi yakıldı. Maç, Johnston'un golüyle 1-0 kazanılsa bile, Rangers taraftarları "maç 0-0 bitti" diyordu. )
Arjantin. Buenos Aires. Aynı şehrin iki takımı. Boca Juniors ve River Plate. Birini İtalyan göçmenler kurdu, öbürünü öz be öz Arjantinliler. Irk derbisi... (Durum öyle vahim ki, sadece Bocalıların gömüleceği kabristan yapılıyor. Yani, mezara kadar...)
İtalya. Roma. Aynı şehrin iki takımı. Lazio ve Roma. Biri faşist, öbürü demokrat. İdeoloji derbisi... (Laziolular Mussolini'nin torunları... Zenci ya da Yahudi futbolcu istemiyorlar. Asıl isimleri SS Lazio... SS, societa sportiva... Yani, sportif müessese... Ama onlar için anlamı farklı...
Roma'nın amblemi ise, Roma'nın kurucuları Romus ve Romulus'u emziren kurt figürü. Yani, parlamentonun ataları...)
İtalya. Milano. Aynı şehrin iki takımı. Inter ve Milan. Biri kıro, öbürü asil. Sınıf derbisi... (Milan taraftarları arasında Dük'ler Baron'lar falan var.)
Romanya. Bükreş. Aynı şehrin iki takımı. Steau ve Dinamo. Biri asker, biri polis. Derin devlet derbisi... (Genel olarak birbirlerini dövüyorlar... Sonra birleşip, herkesi dövüyorlar...)
Türkiye. İstanbul Aynı şehrin iki takımı. Fenerbahçe ve Galatasaray. Din ayrımı yok. Irk ayrımı yok. ideoloji ayrımı yok. Sınıf ayrımı yok. Asker-polis ayrımı yok. Zengin-fakir ayrımı yok. Eğitimli-cahil ayrımı yok... Üstelik, dünyadaki ünlü derbilerden farklı olarak, taraftarları "aynı şehir" ile sınırlı değil. Bütün ülkede var... Peki bunun adı nedir? Sidik yarışı derbisi... (İnanılmaz nefretin mantıklı bir izahı yok çünkü
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #20 : 31 Ağustos 2006, 19:19:31 » |
|
İşte Bilinmeyen Tarihler (Tarihimizi Bilelim !!!) "...Yıl, 1783... Avrupa standartlarına göre mütevazi da olsa, yeni bir denizci devlet olan ABD, denizlerde tek başına bayrak gezdirmeye başladı... Daha 25 Temmuz 1785'te, Atlantik'te Cadiz açıklarında, bu yeni bayrağı taşıyan ilk gemi Cezayir açıklarında Osmanlı gemileri tarafindan ele geçirildi. Bu gemi, Boston limanına bağlı, Kaptan Isaak Stevens'in idaresindeki Maria idi. Arkasindan, Philadelphia limanina bagli, Kaptan O'Brien'in Dauphin'i de ayni akibete ugradi. 1793 Ekim ve Kasim aylarinda 11 ABD gemisi daha Osmanlilarin eline geçti... Kongre, 27 Mart 1794 yilinda, Osmanli denizcilerine karsi koyacak gucte savas gemileri insa edilmesi veya satin alinmasi icin, Baskan George Washington'a 700.000 altina yakin harcama yetkisi verdi. Osmanlilarin olusturdugu deniz tehdidi sayesinde, ABD donanmasinin temelleri atiliyordu. 5 Eylül 1795'te ABD bu tehdide karsi bir anlasma yapmayi kabul etti. Bu anlasmaya gore ABD, Cezayir'deki esirlerin iadesi ve gerek Atlantik'te, gerekse Akdeniz'de ABD sancagi tasiyan hicbir tekneye dokunulmamasi karsiliginda, 642.000 altin ve yilda 12.000 Osmanli altini (216.000 dolar)ödeyecekti. Dili Türkce olan ve 22 maddeden olusan anlasmaya, Baskan George Washington ve Cezayir Beylerbeyi Hasan Dayi imza koydular... Böylece ABD yıllık vergiye bağlanmış oldu. Bu, ABD'nin iki asrı aşkın tarihinde, yabancı bir dille imzalanan tek anlaşma olduğu gibi, yabancı bir devlete vergi ödemeyi kabul eden tek Amerikan belgesidir...!!! Not:Geçmişinden utananlar görsünler.İşte güç, işte otorite.Şimdiki halimize bir bakalım.Artık ABD' nin sözünden çıkamayan bir ülke olduk.Yani; Neeeerdeeeenn Nereyeee ?!?!?!?
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #21 : 31 Ağustos 2006, 19:21:15 » |
|
ŞEYTAN VE DOSTLARI Bir gün Şeytan, dünya çapında konvansiyonel bir toplantı için tüm dostların çağırmış. Açılış konuşmasında demiş ki: -Müslümanların Camilere gitmesini engelleyemiyoruz. Kur'an okumalarını ve gerçekleri öğrenmelerini de engelleyemiyoruz. Allah ve elçisi Muhammed ile sağlam ilişkiler kurmalarını da engelleyemiyoruz. Allah ile bir kere bağlantı kurduklarında üzerlerindeki gücümüz kırılıyor. Dostları demiş ki: -Gerçekten zor bir durum, peki ne yapalım? Şeytan demiş ki: -Bırakın Camilere gitsinler. Fakat zamanlarını çalın, böylece Allah ve elçisi Muhammed ile bağlantı kuramasınlar. Sizden isteğim budur. Şeytan devam etmiş: Dikkatlerini dağıtın, böylece gün boyunca Allah ile hayati öneme sahip bağlantıyı kuramasınlar. Dostları şaşırmış: -Bunu nasıl başaracağız? Şeytan: -Hayatın önemsiz ayrıntılarıyla zihinlerini sürekli meşgul et! Müslümanların kulaklarına şunu fısılda: " Harca, harca, harca.. Borç al, borç al, borç al.." Kadınlarını işe girip uzun saatler boyunca çalışmaları için ikna et ! Erkeklerin haftada 6-7 gün, günde 10-12 saat çalışmalarını ve böylece hayatlarında boşluk kalmaması için planlar yap! Çocukları ile zaman geçirmelerini engelle! Aileleri parçalandıkça, evleri, iş çıkışında ferahladıkları bir yer olmaktan çıkacaktır! Zihinlerini o kadar meşgul et ki kendi iç seslerini (oto kritik, nefis muhasebesi) Dinleyemesinler! Araba kullanırken radyo teyp vs dinlemelerini teşvik et! Evlere PC, TV, VCR, CD'lerin girmesini sağla ve bu cihazlarda sürekli müzik çaldır! Restaurantlarda, marketlerde, garajlarda vs kesintisiz müzik çaldır! Böylece kafaları karışacak, Allah ve elçisi Muhammed ile zihinsel beraberlikleri kopacaktır. -Bravooo, mükemmel fikir, diye alkışlamış dostları. -Durun, daha bitmedi, diye devam etmiş Şeytan: Kahvehanelerde, doktor muayenehanelerinde, kafe'lerde masaları gazete ve dergilerle doldur! Zihinlerini 24 saat haber bombarıdmanına tut! Araba kullanma esnasında tefekkür etmelerini engellemek için billboardları afişlerle donat! İnternete girenlerinin mailboxlarını, junk maillerle, sipariş katalogları ile, bahislerle, çekilişlerle, promosyon ürünleri ile ve boş umutlarla doldur! Gazete ve TV'leri ince yapılı güzel modellerle doldur ki kocaları dış güzelliğin önemli olduğuna inansınlar ve hanımlarından hoşlanmasınlar! Kadınların, akşamları kocalarıyla ilgilenemeyecek kadar çok yorulmasını sağla! Eğer kadınlar, erkeklerin ihtiyacı olan sevgiyi veremezlerse, erkekler bu sevgiyi başka yerlerde arayacaklardır! Çocuklarına namazın önemini anlatmalarını engellemek için hikaye kitaplarını tavsiye et! Doğaya çıkıp Allahın yaratma sıfatını görmelerini engellemek için onları çok meşgul et, eğlence parklarına, fuarlara, spor karşılaşmalarına, oyunlara, konserlere, sinemalara vs götür ! Oralarda kavga çıkarıp birbirlerini vurmaları sağla! Bizim işimiz fitne çıkarmaktır, bunu unutma! İslami dostluklar ve sohbetler yerine, taraftar-parti dostluklarını ve dedikoduları teşvik et! İşte plan bu! Futbol, hayatlarının odağı olsun. Futbolcuların isimlerini çocuklarına ezberletmeyi marifet saysınlar! Ancak İslamın şartlarını merak bile etmesinler! Kurnazca plan için dostları şeytanı çılgınca alkışlamışlar ve ülkelere dağılırken Müslümanları daha fazla meşgul edeceklerine, telaş içinde oraya buraya koşuşturacaklarına, Allah'a, Elçisine ve ailelerine daha az zaman ayırtacaklarına söz vermişler. Sence bu plan başarılı mı ?!?!?!?
Eğer MEŞGUL değilsen bu yazıyı başkalarına da gönder !!!
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #22 : 31 Ağustos 2006, 19:33:11 » |
|
>Ölüm ve sonrası "İyi okuyup anlayabilmek dileğiyle" > > > > >Mutlaka bir cenazeye gitmişinizdir. Ve o cenazede tabut ve tabutun üstünde >bir yeşil örtü görmüşünüzdür. O yeşil örtünün üzerinde sirma ile yazili bir >ayet vardir. O ayette şöyle Kuran kesinlikle "öleceksiniz" demez, ölümü >"tadacaksınız der; kişi ölümü tattiği anda ölmüş olduğunu farketmez. Kişi >kendi bedenini yıkayanı ve çevresindekileri görür, bilir, tanır. Kendi >cenaze namazını kılanları, tabutun içinde ve üstü örtülü olmasına rağmen >görür, bilir ve tanır. Mezardan uzaklaşanların ayak seslerini işitir. Sonra >kabirin içindeyken iki melek gelir. Münker, Nekir adlarıiyla, maruf. Ve ona >bazı sualler sorar. O suallerinde cevabını verir. > > > >Bir yerde bir koltukta oturuyorsunuz, çevrenizde de insanlar var. O anda >elinizi kaldırmak istiyorsunuz, kaldıramıyorsunuz. Bir şey söylemek >istiyorsunuz sesiniz çıkmıyor, bir anda paniğe düşüyorsunuz. Dikkat edin. >Aklınız, şuurunuz, idrakiniz, bütün duyularınız yerinde, dışarıda olup >bitenleri görüyorsunuz. Fakat beden bir anda yığılıp kalmış. "Ölülerinizin >yanında haykırıp, bağırıp, çagırmayın onlara eziyet edersiniz" Çünkü; o >zaten ölü değil!! Derken alıyorlar bedeni koltuğun üstüne uzatıyorlar, >törelerine göre getirip üstüne bir bıçak, bir çatal bir şeyler koyuyorlar. >Siz orda çevrenizde ağlaşanları seyredip duruyorsunuz. > > >Sonra alıyorlar sizi, götürüyorlar bir hamama sıcak bir yere, üstünüze >suları döküyorlar, sizi evirip çeviriyorlar, siz ne kadar uğraşırsanız >uğraşın, dışarıyla iletişim kurmaya "Ben yaşıyorum!" demeye diyemiyorsunuz. >Ama sizi yıkayanları görüyorsunuz, biliyorsunuz, tanıyorsunuz. Tanıyorsunuz >ama maddi dünyasıyla bağınız kopmuş. Param diyorsunuz, işim diyorsunuz, >koltuğum diyorsunuz, anam, karım, çocuğum diyorsunuz hiç! Bunların hiç biri >size ulaşamıyor. Ve bunlara dokunamıyorsunuz. > > > >Ölümü tatma anındaki olayların bazı ana noktalarını vurgular. Öyleyse ölüm >denen olayın ne olduğunu bir an için hatırlayalım. Şöyle anlatayım size >ölümü; > >Daha sonra sizi aliyorlar beyaz bir kefene sariyorlar, tahta bir sandiğin >içine koyuyorlar, üstünüzü kapatiyorlar ama o tahta sizin görüşünüze mani >olmuyor , Dışarida olanları seyrediyorsunuz. Gözleri yaşlı, hüzünlü >insanları görüyorsunuz >Sonra götürüyorlar bir musalla taşına koyuyorlar. Hüzünlü an, çevrenizde >aglıyorlar, haykırıyorlar. Gözü yaşlı karınız, kocanız, çocugunuz, ananız, >babanız, arkadaşlarınız, sevdikleriniz... Ve siz bunları da >seyrediyorsunuz... > > > >Sonra sizi alıyorlar bir mezarın yanına getiriyorlar. Koyuyorlar toprağın >üzerine, mezar kazılıyor çevrenizde hüzünlü insanları görebiliyorsun >Işte o anda hayatınızın en büyük paniği başlıyor. Yaşamınızın en büyük >paniğini o anda yaşıyorsunuz. Çünkü; aklınız, şuurunuz, idrakiniz, bütün >duygularınız sizinle beraber, yani siz o anda yaşıyorsunuz, fakat bedeni >içinde bir örtüde ve o mezarın içine konacağınızı, üstünüze toprağın >atılacağını, ve orada hapis kalacağınızı, görüp hissediyorsunuz. Hz. >Ömer(r.a) soruyor; Ya Resulallah! Ben mezara konduğum zaman şu andaki >aklım, >idrakim, duygularım, şuurum, aynen muhafaza olacak mi? >-Evet Ya Ömer! Aynen şu andaki aklın, idrakin, duygularınla varolacaksın. > > >Evet. Kişi o mezara gömülme anında hayatının en büyük paniğini yaşıyor. >Diri >diri toprağa gömülüyor > >Ve sizi en sevdiklerinizin elleriyle toprağa alıp o mezarın içine >koyuyorlar, üstünüze toprağı atmaya başlıyorlar. Tahtalar konuluyor veya >beton taşlar konuluyor, dışarıyla ilginiz kesiliyor. Ama dişardaki sesleri >duyuyorsunuz, toprağın içinde canlı canlı hapis kaldığınızı >hissediyorsunuz. >Evet bedende bir olay yok o ana kadar ama, siz o toprağın içinde canlı >canlı >hapissiniz. Bağırmak, haykırmak istiyorsunuz; Beni buraya bırakmayın!,beni >buraya koymayın!, ben yaşıyorum!, canlıyım!, diriyim! Ben de sizin kadar >şuurluyum! AMA ILETİŞİM YOK ! >Bunlara ulaşamıyorsunuz, ve sizi oraya bırakıyorlar, üstünüze topraği >kapatıyorlar, ışık kayboluyor, kapkaranlık bir mezarın içinde tek >başınasınız... > >Peygamberimiz(s.a.s) ş öyle diyor:" Kişi kabre konduğu zaman o panik içinde >öyle bir haykırışla haykırır ki; feryadı arşa kadar yükselir. Fakat ne >yazık >ki insan kulağı o haykırışı işitemez." Işte o panik anında düşünüyorsunuz >ki, size dünyada iken söylenen; ölmek yok!, hayat devam ediyor!, öbür >hayata >kendini haziılamazsan pişman olursun! ikazları gelmişti, ulaşmıştı fakat >bunları kaa'le almamıştın. Artık mezardan geri dönüş yok. Bitiyor,herşey >son >buluyor. Ve orada gerçekten iki melek geliyor, size bazı sualler soruyor. >Siz o panik halinizle ne derece cevap verebiliyorsunuz, size ait olan bir >olay.. > > > >Sonra aradan zaman geçiyor, mezarın içinde yılan, çıyan, köstebek, fare >kenarlardan çıkıyor geliyor sizin kaşınızı, gözünüzü, yanağınızı, ağzınızı, >burnunuzu, karnınızı, baharsaklarınızı yemeye başlıyor. Ve siz mezarda >kendi >yeyinişi, bu hayvanlar tarafından parçalanışınızı seyrediyorsunuz, >hissediyorsunuz. Evet fiziki bedeninize olan fiziksel bir azap size >ulaşmıyor ama, kendinizi kabus görür şekilde düşünün, rüyada, >yatakta...Rüyanızda size gelen baskıları, birtakim hayvanların size verdiği >zararı, veya bir uçurumdan düşüşünüzü bir bıçagin sizi kesişini, >boğulmanızı, göğsünüze birinin oturup boğazınızı sıkmasını düşünün...O anda >fiziksel bir olay yok ama, sizin yaşadığınız kabus. Işte mezarda öyle bir >kabusun içine düşüyorsunuz ki, uyanma, geri dönme yolu yok. Ve böylesine >başlayan bir ÖLÜM ÖTESI YAŞAM > > > >Yani siz ölümün ne olduğunu tadıyorsunuz. Tadış sizde bir şey >değiştirmiyor. >Herhangi bir şeyi tattığınız zaman nasıl şuurunuzda, idrakinizde bir >değişme >olmuyorsa, sadece o şeyin ne olduğunu anlıyorsanız, "ölümü tatmak" demek bu >bedene kumanda edemez hale gelmeniz demek. Bu bedene kumanda edemez hale >geliyorsunuz, işte bu "ölümü tatmak" denen olay. Ama yaşamınız devam ederek >gidiyor o kabirde... > > > >Size sorsam, bir aynaya baktiğınız zaman ne görüyorsunuz? desem, hemen >vereceginiz cevap şu olur. Aynaya baktığım zaman kendimi görürüm. Işte >"aynaya baktığım zaman kendimi görürüm" cevabınız Peygamberi, Kuran'i, ve >ölüm ötesi yaşamı inkardan başka bir şey değildir! >Eğer gördüğünüz aynada, sizin ben dediğiniz, kendim dediğiniz yapı ise bu >beden belli bir seneler sonra toprak altında çürüyüp yokolacak ve bu hesaba >göre sizinde yokolmanız gerekecektir. Ama siz toprak altında Peygamberin >bildirdiği bir şekilde yaşayacaksiniz. Bu beden çürüyüp yokolmasına rağmen >demek ki aynada ben dediğiniz, kendim dediğiniz şeyi görmüyorsunuz. Siz bir >beden görüyorsunuz. > > > >Sokakta bir araba görüyorsunuz, yaklaşıyorsunuz cama tıklıyorsunuz, cam >açılıyor içerde bir adam, direksiyona yapışmıs "Kimsin sen?" diyorsun. "Ben >1956 modeli Chevrolet'im " diyor. Adama bakarsınız gülersiniz,kafayı >üşütmüs >zavallı dersiniz. "Sen Chevrolet değilsin kardeşim, sen insansın, arabanın >direksiyonunda oturuyorsun, bir süre sonra da direksiyondan kalkıp arabadan >çikarsın! " dersiniz. Adam size"Hayır öyle şey yok, herkes bana böyle dedi, >herkes de bana böyle diyor, ben otomobilim" cevabını veriyorsa artik siz >ona >daha fazla bir şey söylemezsiniz. "Zavallı, Allah selamet versin" der >geçersiniz. > > > >Işte bugün birtakım insanlar, ben 56 doğumlu bilmem kimim, ben 48 doğumlu >bilmem kimim, ben 38 doğumlu bilmem kimim diyorsa o 56 model Chevrolet'im >diyen şoförden farkı yoktur. Siz belli bir süre için bu bedenle birlikte >varolan, fakat bir süre sonra bu bedeni terkedip, bedensiz olarak yaşamına >devam edecek bir varlıksınız. >Işte din dediğimiz olgu burdan ileri geliyor, şu anda her ne kadar bu >nedenle bu madde dünyasında yer alıyorsanız da, belli bir süre sonra , bu >madde dünyasıyla tüm ilişkiniz kesilecek, paranız, koltuğunuz, karınız, >kocanız,çoluğunuz-çocuğunuz,ananız, babanız v.s tümü geride kalacak, tek >başinıza yepyeni bir hayata geçeceksiniz. > > > >Eğer o hayatın şartlarına göre kendinizi hazırlayamadıysanız, hazırlama >gereği duymadıysanız, siz ne olursa olsun o ortamda çok büyük bir sıkıntıya >, azaba düşeceksiniz. Ergeç denize düşecek olan insan yüzme öğrenmek >mecburiyetindedir. Yüzmeyi öğrenmediyse, o denizin içinde boğulur. Bunun >başka yolu yoktur.Ben dünyada böyle bir insandım, şöyle bir insandım, şunu >yaptim, bunu yaptim. Sen dünyada nasil bir insan olursan ol, eğer yüzmeyi >öğrenmediysen, denize düşünce bogulursun. Sen eger gideceğin ölüm ötesi >aleme gereken bir biçimde hazırlanmadıysan, o alemde yer alacak olan ruh >bedenini gerektiği bir biçimde, gereken enerjiyle güçlenmediysen, ne >olursan >ol o alemin batağinda B-O-Ğ-U-L-U-R-S-U-N > > > > >E canım ben Peygambere inanıyorum, Allah'a inanıyorum ama gerektiği gibi >hazırlanamıyorum. Lütfen Aldatmayalım kendimizi, mantığımzı çalıştıralım, >beyni çalıstıralım gerçekçi düşünelim . Halimizi gemideki adama benzemesin >. > > > >Peygamber sana diyor ki;"Eğer benim dediklerimi anlayğp idrak edemiyorsan, >bana hiç olmazsa inan, ölüm ötesinde böyle bir yaşam var, o yaşamın >şartlarına göre tedbir alarak kendini kurtar. Sen diyorsun ki;"Ben sana >inanıyorum" Sonra bildiğin gibi yaşıyorsun. Peygambere inanmaktan gaye, >Peygamberin dediğini anlayıp idrak etmek, ve o bildirdiği tehlikeye karşı >gereken tedbirleri almaktir. Sen ona gerektigi gibi kulak vermiyor, >dediklerini anlamiyor, gereken tedbirleri almıyorsan, ne kadar "inanıyorum, >onu çok seviyorum" dersen de, o gittiğin ortamda içine düşeceğin azaptan >kendini kurtaramazsın. Ona inanmaktan murat, onun önerdiği bir biçimde >gereken tedbirleri almaktır. Peygamberin senin inanmana ihtiyacı yok ki... >Sen ya geleceği idrak edip, gereken tedbiri alarak kendini kurtaracaksın >veyahutta es geçeceksin. Gittiğin ortama gereken bir biçimde >hazırlanmadığın >içinde mahvolacaksın! >Diri diri kabire gömülüp, orada canli canli o azabi çekeceksin seneler ve >seneler boyu. > > > >Bulunduğun yerden bir başka yere 1-2 haftalığına gezmeye gitmeye >kalkıyorsun, 6 ay evvelinden hazırlık yapıyorsun, oranın şartlarını >öğreniyorsun, ne götüreyim, ne getireyim, yanıma ne alayım, orda nerede >kalayım diye onu araştırıyorsun. > > >Ömür boyu, sonsuz yaşayacağın bir ortama gideceksin bir daha geri dönüş >yok, >oranın şartlarını araştırma gereği duymuyorsun. Ondan sonra akıllıyım diye >geçiniyorsun. Bu mu aklın... >Hazırlanma kabul ama, evvela oranın ne olduğunu öğren ondan sonra >hazırlanma, bilmediğin birseye nasil tedbir alirsin veye nasil tedbir >almama >geregini duyarsin. Senin garanti senedin mi var? Şu kadar sene yaşayacağına >dair.? > >Bir damarındaki tıkanma, bir kalp krizi, bir beyin kanaması senin bir anda >kaç yaşında olursan ol hayatının sonudur. O andan itibaren sana ne karın,ne >paran,ne kocan,ne anan,ne baban, ne bir başkası fayda edecek. Peki o ölüm >denen olayla birlikte başlayacak olan ölüm ötesi yaşama hazırlanmadıysan >seni kim kurtaracak, ne kurtaracak. Allah kerim canım, yukarida ALLAH var >canım nasil olsa kurtarır deyip kendizmizi aldatmayalım. Lütfen bıraklım bu >sonsuz aldatmacayı... > >Yoksa vay halimize........ >
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #23 : 31 Ağustos 2006, 19:36:25 » |
|
ATATÜRK'ÜN BALIKESİR HUTBESİ
Ey millet Allah birdir.Şanı büyüktür Allah'ın selameti, atifeti ve hayrı üzerimize olsun. Peygamberimiz Efendimiz, Cenab-ı Hak tarafından insanlara hakayık-ı diniyyeyi teblihe memur ve resul olmuştur.Kanunu esasisi, cümlemizce malumdur ki, Kur'an-ı Azimüşşandaki nusustur.İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz, son dindir.Ekmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa ve hakikate tamamen tevafuk ve tedabuk ediyor.Eğer akla, mantığa ve hakikate tevafuk etmemiş olsaydı, bununla diğer kavanin-i tabiiyye-i ilahiyye beyninde tezat olması icabederdi.Çünkü bilcümle kavanin-i kevniyyeyi yapan Cenab-ı Haktır.
Arkadaşlar; Cenab-ı Peygamber mesaisinde iki dara, iki haneye malik bulunuyordu. Biri kendi hanesi, diğeri Allah'ın evi idi.Millet işlerini, Allah'ın evinde yapardı. Hazreti Peygamberin isr-i mübarekelerine iktifaen bu dakikada milletimize; milletimizin hal ve istikbaline ait hususatı görüşmek maksadıyle bu dar-ı kutside Allah'ın huzurunda bulunuyoruz.Beni buna mazhar eden Balıkesir'in dindar ve kahraman insanlarıdır.Bundan dolayı çok memnunum.Bu vesile ile büyük bir sevaba nail olacağımı ümit ediyorum.
Efendiler, camiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır.Camiler itaat ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapılmak lazım geldiğini düşünmek, yani meşveret için yapılmıştır. Millet işlerinde her ferdin zihni başlı başına faaliyette bulunmak elzemdir.
İşte biz burada din ve dünya için, istikbal ve istiklalimiz için, bilhassa hakimiyetimiz için neler düşündüğümüzü meydana koyalım. Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum.Hepinizin düşündüklerini anlamak istiyorum.Amel-i milleyye, irade-i milleyye yalnız bir şahsın düşünmesinden değil, bilimum efrad-ı milletin arzularının, emellerinin muhassalasından ibarettir.Binaenaleyh benden ne öğrenmek, ne sormak istiyorsanız serbestçe sormanızı rica ederim. (7 Şubat 1923) Paşa camii-BALIKESİR
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #24 : 31 Ağustos 2006, 19:38:18 » |
|
ŞEYTANLA ADAMIN KONUŞMASI
Birisi her gece kalkıp Allah'ı anıyor, O'na dua ediyordu.
Şeytan ona dedi:
- Ey devamlı Allah'ı anan kişi! Bütün gece Allah deyip çağırmana, yakarman karşılık seni buyur eden var mı ki?
Sana bir tek cevap bile gelmedi, daha ne zamana kadar böyle yakarıp dua edeceksin?
Adamın gönlü kırıldı, başını yere koydu ve hüzün içinde uyudu.
Rüyasında ona şöyle dendi:
- Kendine gel uyan! Niye duayı, zikri bıraktın? Neden usandın?
Adam:
- Buyur diye bir cevap gelmiyor ki... Artık kapıdan kovulmaktan korkuyorum, dedi.
Bunun üzerine dendi ki ona:
- Senin Allah demen, O'nun buyur demesi sayesindedir. Senin yalvarışın, Allah'ın senin ruhuna haber uçurmasındandır.
Senin çabaların, çareler araman, Allah'ın seni kendine yaklaştırması, ayaklarındaki bağları çözmesindendir.
Senin korkun, sevgin, ümidin, Allah'ın lütuf kemendidir. Senin her Yarabbi demenin altında, Allah'ın buyur demesi vardır..
Gafilin, cahilin gönlü bu duadan uzaktır. Çünkü Yarabbi demeye izin yok ona. Ağzında da kilit var onun, dilinde de...
Zarara uğradığı zaman, ağlayıp sızlamasın diye Allah ona dert, ağrı, sızı, gam, keder vermedi. Artık anla ki, Allah'a dua etmeni,
O'nu çağırmanı sağlayan dert, Dünya saltanatından daha iyidir. Dertsiz dua soğuktur. Dertliyken yapılan dua ise gönülden kopar.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #25 : 31 Ağustos 2006, 19:43:34 » |
|
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya Ne hayasızca tahaşşüt ki ufuklar kapalı! Nerede- gösterdiği vahşetle “Bu: bir Avrupalı” Dedirir –yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi! Eski dünya, yeni dünya, bütün akvam-ı beşer, Kanıyor kum gibi, tufan gibi hakikat mahşer mi mahşer Yedi iklimi cihanın duruyor karşıda Ostralya’ yla beraber bakıyorsun: Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk; Sade bir havadis var ortada: vahşetler denk. Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela... Hani tâûna da zuldûr bu rezil istila!... Mehmet Akif
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #26 : 31 Ağustos 2006, 19:45:27 » |
|
Bir gün Avrupa'nin ünlü sanat merkezi kentlerinden birinde gezen çocugun biri bir vitrinde çok hos bir tablo görür. Tablo bedeli oldukça pahalidir.
Çocuk bu tabloyu bir sonraki sene abisinin dogum gününe almayi ister ve bir is bulup kit kanaat geçinerek biriktirdigi tüm para ile magazaya gider. Sanslidir tablo hala satilmamistir. Içeri girer ve tabloyu bir süre yakindan izledikten sonra resmi yapan sanatçiyi bulur ve "Abimin dogum günü için bu resmi satin almak istiyorum, tüm paramda bu kadar" der.
Ressam birsüre düsündükten sonra. Resmi paketler ve resmi satar. Çocuk paketini alir ve tesekkür ederek çikar. Magazada adamin arkadaslari da vardir ve saskin saskin sorarlar: "Sen ne yaptin o resmin degeri milyonlar ederdi. Neden bu kadar cüzi
bir rakama sattin?" Adam cevap verir: "Evet ben bu resme milyonlarini verecek bir sürü insan bulabilirdim, ancak tüm servetini bu resme verecek kaç kisi bulabilirdim?..." "Günümüzde insanlar her seyin fiyatini biliyor, fakat hiçbir seyin degerini bilmiyorlar."
Oscar Wilde
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #27 : 01 Eylül 2006, 11:30:37 » |
|
GAFLAR  POLİTİKACI DALINDA... >>1) “Füzelerle savaş kazanabilirsiniz, ama füzelerin üzerine >>oturamazsınız...” (Deniz Baykal) >>2) “Afrikalı zombiler gibi...” (Bülent Arınç) >>3) “Sekiz yıl Özal’a verdiniz, onun iki yılını ananıza verin, o zaman >>Türkiye şahlanır...” (Tansu Çiller) >>3) “Powell’ın ziyareti daha önce yapılsaydı daha iyi olurdu, ancak bu >>ziyaret tam zamanında yapılmıştır...” (Abdullah Gül) >>5) “Ben 1960’larda çalışma bakanlığı >>yapmıştım. Yani tam hatırlamıyorum ama 1995’e kadar sürdü bu görevim...” >>(Bülent Ecevit) >> >>KADIN SUNUCU DALINDA... >>1) “Evet, bugün perşembe, haftanın son günü, yani bugünü saymazsak...” >>(Pınar Altuğ, TRT’deki programında) >>2) “Sıfır puan kazanırsanız toplam puanınıza sıfır puan ekleriz...” (Ebru >>Şallı, Pazar Yıldızı adlı yarışmada) >>3) “Siz ben olmuşum, ben siz olmuşsunuz...” (Esra Ceyhan, Huysuz Virjin’e >>rüyasını anlatıyor) >>4) “Tuğba Özay’ı alkışlayan gruba bakıyorum. Büyük bir çoğunluğunu kadın >>ve erkekler oluşturuyor...” (Ece Erken, Passa parola’da) >>5) “Bütün o elektronik şeyler aslında biraz mekanik kaçıyor...” (Gülben >>Ergen, SMS, e-card gibi yöntemlerden hoşlanmadığını belirtmek istiyor) >> >>ERKEK SUNUCU DALINDA... >>1) “Yani şimdi sizin annenizin bütün evliliklerinden elde ettiği toplam >>çocuk sayısı kaç?” (Sinan Çetin, Film Gibi programında konuğa) >>2) >>“Süreyya Ayhan sizin cinsiniz bilirsiniz...” (Tarik Tarcan, En Büyük >>Yarışma’da kadın yarışmacıya) >>3) “Makul ağla!..” (Savaş Ay, A Takımı’nda sinir krizi geçirttiği Niran >>Ünsal’a) >>4) “Ben, aşkı iki kişinin yaşamasından yanayım...” (Vatan Şaşmaz) >>5) “Bu çocuk üçünüzden!..” (Erman Toroğlu, Karar Anı adlı programda, >>karı-koca ve sevgiliye söylüyor) >> >>ERKEK ŞARKICI DALINDA... >>1) “Siz düşük yapma halini, her şeyi olan Richard Gere’in mutluluğu >>Hindistan’da aramasına da benzetebilirsiniz. Düşünsenize, her şeyiniz var >>ama mutlu değilsiniz...” (Çelik Erişçi) >>2) “Müzikte tek eksiğim opera...” (Doğuş) >>3) “İlham kaynağım şu gördüğünüz Boğaz. Bu deniz, öküze bile ilham >>verir...” (Serdar Ortaç) >>4) “Her sene bir sene daha geçiyor...” (Tarkan) >>5) “Ben, yıllardır süregelen ve gitgide gerileyen arabesk türkücü imajını >>roketlemek istiyorum. Arabaların torpidolarında en arkada >>duran kasetleri önlere çıkartmak istiyorum...” (Özcan Deniz) >> >>KADIN ŞARKICI DALINDA... >>1) “Estetik haramsa bütün hastaneleri kapatsınlar...” (Petek Dinçöz) >>2) “Ses, bedende en geç yaşlanan organdır...” (Nükhet Duru) >>3) “Yıllardır olmamıştı, uzun zamandan beri ilk defa tek partili koalisyon >>oluyor...” (Nil Karaibrahimgil, Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası >>İlişkiler Bölümü mezunu) >>4) “Afrika’dan yamyam getireceğiz...” (Ebru Gündeş, balayına giderken) >>5) “Benim o kültürsüz insanlarla işim olmaz, zaten şimdi ultrasyondan >>çıktım çok mutluyum...” (Ceylan) >> >>MANKEN DALINDA... >>1) “Kel miyim, topal mıyım gidip de yasak bir ilişki yaşayayım...” (Didem >>Taslan) >>2) “Birçok arkadaşımın içime girmesine izin verdim, ve ben öyle her >>arkadaşımı içime alan biri değilimdir...” (Deniz Akkaya) >>3) “Şimdiye kadar beraber olduğum erkek arkadaşlarım beni darmadağın >>etti...” >>(Gizem Özdilli) >>4) “Bu tür şeyler gerçek hayatta da, normal hayatta da yanına yaklaşmam >>artı sevmem...” (Tuğba Özay) >>5) “Erkeğimi asla kahvaltısız bırakmam!..” (Şenay Akay) >> >>DİZİ OYUNCUSU DALINDA... >>1) “Tangoya başlarken kadınlar sağ ön, erkekler sol arka ayaklarıyla >>başlar...” (İpek Tuzcuoğlu) >>2) “Laf olsun diye bir şey söyleyecek bir kadın değil o, mutlaka altını >>doldurur!..” (Tamer Karadağlı, Hülya Avşar için) >>3) “Şimdi ben gitsem Amerika’yı ikna etmeye çalışsam beni >>iplemeyecektir...” (Mehmet Ali Alabora) >>4) “Atatürk yaşasaydı, magazin gazetecileri onun da bir frikiğini >>yakalardı...” (Nurseli İdiz) >>5) “Filmin finalini soran anketler Internetlerde yayınlandı...” (Özcan >>Deniz) >> >>SPOR YORUMCUSU DALINDA... >>1) “Ağzınla kuş tutsan... ne kuşu?! Ejderha tutsan bunlara >>yaranamazsınız...” (Ahmet Çakar) >>2) “Hayırlı vilayetler...” (Ziya Şengül, İstanbul >>Valisi ile konuşurken) >>3) “İyi püskürtmüş!..” (Şansal Büyüka, hakeme tüküren oyuncu için) >>4) “İkinci gol de Boer’un ayağının şeyinden oldu, üçüncü gol gene de >>Boer’un şeyinden oldu...” (Turgay Şeren) >>5) “Bakirelik yalnız bayanda mı olur? Mesela hakemin bakiresi olmaz mı? >>Yani bozulmamış bir hakem...” (Erman Toroğlu) >> >>HABER SPİKERİ DALINDA... >>1) “İnsan, hayvan... her canlının yavrusu ne güzel, öyle değil mi sevgili >>seyirciler?” (Defne Samyeli, Show Haber) >>2) “Bu akşam oynanacak olan Beşiktaş-Galatasaray derbisinin sonucu henüz >>belli değil...” (Zeynep Kasımlıoğlu) >>3) “Bugün çok şey oldu sayın seyirciler...” (Can Ataklı, ana haberi açış >>cümlesi) >>4) “Babayı buldunuz mu?” (Reha Muhtar, haber sunduğu günlerde babasıyla >>buluşturduğu kıza) >>5) “Bize nasıl kullanıldığını gösterebilir misiniz lütfen?” (Gülgün >>Feyman, kadınlar için üretilmiş prezervatifi tutarak, >>üretici firma yetkilisine)
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #28 : 01 Eylül 2006, 13:01:45 » |
|
>ISRAIL'I ANLAMAK > >Tevrat’ı okumadıysanız, Talmud, Kabbala, Mişna hakkında bilginiz >yoksa, yahudi tarihini bilmiyorsanız yahudileri anlayamazsınız, ne de >İsrail’in bugünlerde ve daha önceleri yaptığı katliam, saldırı ve >orantısız askeri güç kullanımını çözemezsiniz. > >Tevrat öğretisine göre öncelikle bir yahudinin gözünde diğer uluslar >“goyim” dir, yani kafir, putperest ve barbardırlar. Kırın otu >kadar bile değerleri, hayvandan farkları yoktur. Böyle biriyle evlenmek, >dinsel paylaşım, konu komşu ilişkisinde bulunmak, arkadaşlık (müşareket) >kesinlikle günah ve yasaktır. Ticaret yapılabilir. Ama ortaklık asla >olamaz. > >Tevrat’taki İsrail tanrısının ismi Yehova’dır. Bu Manitu, >Thor, Zeus gibi özel bir isimdir. Uluorta söylenmesi, telaffuz edilmesi >yasaktır. Tevrat okunurken bile bu isim geçtiği zaman >“Adonay” olarak okunur. Tanrı Adonay yahudi halkını, daha >doğrusu ırkını, milletler arasından seçmiş ve onları bir gün dünya >egemeni yapacaktır. Yani hristiyan veya müslümanların tanrısından tamamen >farklı bir tanrı anlayışı söz konusu. Bir dindar yahudi kendisinin tanrı >tarafından seçilmiş olduğuna, ve diğer insanların şeytanın denetiminde >olduğuna içtenlikle inanır. Hatta o insanlar kendilerini “şeytana >satmış”lardır. > > >Tevrat’a göre Filistin toprakları (arzı mevut, eretz siyon) tanrı >tarafından yahudilere verilmiş “vadedilmiş topraklar”dır. >Yahudiler MÖ 1000 yıllarında bu toprakları kan dökerek ellerine >geçirmişler ve burada yaşayan ulusları kadın çoluk çocuk demeden >katlederek ilk İsrail krallığını kurmuşlardır. Bu katliamlar ayrıntılı >bir şekilde Tevrat’ın Yeşu, Tarihler ve Krallar kitaplarında >anlatılır. Ancak fırtına eken kasırga biçer. Hristiyan alemince >İsa’nın öldürülmesinden de sorumlu tutulan yahudi halkı fanatik ve >ırkçı inançlarından dolayı tüm dünyada adeta “persona non >grata” olarak istenmeyen adam ilan edilmiş, her yerden kovulmuş, >aşağılanmış, Nazi Almanya’sında Polonyalılar, çingenelerle birlikte >toplama kamplarında soykırıma tabi tutulmuşlardır. > > >İsrail krallığı yıkıldıktan ve Yeruşalim’deki büyük mabet tahrip >edildikten (MS 70) asırlar sonra bu toprakları Türklerden geri alarak >1948de yeniden İsrail devletini kurmuşlar ve Kudüs’ü (Yeruşalim) >“ebedi başkent” ilan etmişlerdir. > > >En büyük ülküleri ise Kudüs’teki Mescidi Aksa ile Kubbetüs >Sahra’yı yıkarak yahudi tapınağını (Süleyman Mabedi) yeniden inşa >etmektir. Musevi inancında kilise olsun cami olsun tümü mekruh ve mundar >yapılar olup kutsal toprakları kirletmektedirler. Mabedin inşası aynı >zamanda “kainatın ulu mimarı” olarak gördükleri tanrının da >iradesidir. Ve bu mabet/tapınak’ın, Tapınak Şövalyeleri ve >uluslararası duvarcıların (ing: mason) yıllardan beri süregelen plan ve >programları çerçevesinde zamanı geldiğinde inşa edileceği >öngörülmektedir. Tüm dünyaya yayılmış bulunan Lions Club, Rotary, Mason >Dernekleri ile Bilderberg, B’nai B’rth, CFR gibi kuruluşlar >dolaylı veya dolaysız olarak musevi ülküsü lehinde çalışan kuruluşlar >olup hepsinin nihai amacı tapınağın inşasıdır. > > >Tevrat’a göre Yahudiler peygamber İbrahim’in soyundan (ibrani) >geldiklerine inanırlar. Yahudi dini salt ibrani ulusuna özgü bir dindir. >O soydan gelmeyen biri istese de yahudi olamaz. Kan bağı ve ırksal >faktörler söz konusudur çünkü. Tevrat’ta ilk insan Adem’den >başlayarak sayfalarca süren İbrahim, Davut ve Süleyman’ın >soylarının, çocuklarının ayrıntılı bir şekilde dökümü yapılır. > >Musa şeriatının temelini “göze göz, dişe diş” ilkesi >oluşturur. Örneğin, birinin ineğini çalan ineği sahibine geri verdiği >gibi ayrıca bir de kefaret vermek zorundadır. Yani bir de ek bir tazminat >öder. Örneğin, çaldığı ineği geri verdiği gibi üstüne bir veya iki inek >daha vermek durumda kalabilir. Yani cezasını misliyle çeker. > >Yani kötülüğün karşılığı eşit oranda bir ceza değil misliyle beş katı on >katı olarak ödenen cezalardır. Tabi bu ceza uygulaması yahudiler arasında >kardeşin kardeşe işlediği suçları kapsar. Suçu işleyen yahudi değilse o >zaman verilecek cezanın sınırı olmayabilir. Yani o zaman ineği çalan bir >goyim ise, ineği vermekle iş bitmez, bunu cezası ateşte yakılarak veya >taşlanarak öldürülmek gibi orantısız çok ağır bir ceza olabilir. > >Şimdi anladınız mı İsrail niye orantısız güç kullanıyor ve sivillere, >kadınlara ve çocuklara bu kadar acımasız? Çünkü onların Musa şeriatına >göre hiçbir değerleri yok, öldürülmeleri, yok edilmeleri gerekli olan >şeytanın çocuklarıdır. Böyle bir ırkçı ve fanatik inanca sahip olan biri >ancak bu tür katliamları ve saldırıları gözünü kırpmadan yapar. Yine de >tüm yahudilerin bu inançta olduğunu sanmıyorum. > >Dikkat edelim ve hatırlayalım: aynı orantısız güç kullanımını tamamen >sivillerin yaşadığı askeri ve stratejik hiçbir önemi olmayan savunmasız >iki kenti, Hiroşima ve Nagazaki’yi atom bombasıyla yok eden ABD >yapmıştır. ABD aynı katliam ve vahşeti Vietnam’da da göstermiştir. >ABD yönetiminde en çok hangi lobi grubunun etkin olduğunu söylemeye gerek >var mı? >
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #29 : 02 Ekim 2006, 12:49:39 » |
|
Hindistan da çok ünlü bir ressam varmış...
Herkes bu ressamın yaptıklarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş... Ve onu "Renklerin Ustası" anlamına gelen Ranga Çeleri olarak tanısa da; kısaca Ranga Guru derlermiş... Onun yetiştirdiği bir ressam olan Raciçi ise artık eğitimini tamamlamış ve son resmini yaparak Ranga Guru'ya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş... Ranga Guru ise; - Sen artık ressam sayılırsın Racaçi.. artık senin resmini halk değerlendirecek. diyerek resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve en görünen yerine koymasını istemiş. Yanına da kırmızı bir kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Raciçi denileni yapmış... Ve birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde görmüş ki, tüm resim çarpılar içinde ve neredeyse görünmüyor... Çok üzülmüş tabii. Emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablo kırmızıdan bir duvar sanki.. Alıp resmi götürmüş Ranga Guru'ya ve ne kadar üzgün olduğunu belirtmiş. Ranga Guru üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Raciçi yeniden yapmış resmi ve gene Ranga Guru'ya götürmüş. Tekrar şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş Ranga Guru... Ama bu defa yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde yağlı boya, birkaç fırça ile birlikte... Ve yanına insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı ile birlikte bırakmasını istemiş. Raciçi denileni yapmış... Birkaç gün sonra gittiği meydanda görmüş ki resmine hiç dokunulmamış, fırçalar da, boyalar da kullanılmamış.. . Çok sevinmiş ve koşarak Ranga Guru'ya gitmiş ve resme dokunulmadığını anlatmış.. Ranga Guru ise; Sevgili Raciçi, sen birinci konumda insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşabileceğ ini gördün... Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı... Oysa ikinci konumda onlardan hatalarını düzeltmelerini istedin, yapıcı olmalarını istedin... yapıcı olmak eğitim gerektirir.. . Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye kalkmadı, cesaret edemedi... Sevgili Raciçi mesleğinde usta olman yetmez, bilge de olmalısın.. Emeğinin karşılığını ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın... Onlara göre senin emeğinin hiç bir değeri yoktur... Sakin emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|