Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #195 : 31 Mart 2009, 18:58:18 » |
|
Zaman Paradoksu...
Tarih içinde zamanımızın paradoksunu şöyle sıralayabiliriz :
Daha yüksek binalarımız, ama daha kısa sabrımız var; daha geniş oto yollarımız, ama daha dar bakış açılarımız var.
Daha çok harcıyoruz, ama daha az şeye sahibiz; daha fazla satın alıyoruz, ama daha az hoşnut kalıyoruz.
Daha büyük evlerimiz, ama daha küçük ailelerimiz; daha çok ev gereçleri, ama daha az zamanımız var.
Daha çok eğitimimiz, ama daha az sağduyumuz; daha fazla bilgimiz, ama daha az bilgeliğimiz var. Daha çok uzmanımız, ama yine de daha çok sorunumuz; daha çok ilacımız, ama daha az sağlığımız var.
Çok fazla alkol ve sigara tüketiyoruz, çok savurganca para harcıyoruz, çok az gülüyoruz, çok hızlı araba kullanıyor, çok çabuk kızıyoruz, çok geç saatlere kadar oturuyor, çok yorgun kalkıyoruz, çok az okuyor çok fazla TV izliyoruz ve çok ender şükrediyoruz.
Mal varlıklarımızı çoğalttık, ama değerlerimizi azalttık. Çok konuşuyoruz, çok az seviyoruz ve çok sık nefret ediyoruz.
Geçimimizi sağlamayı öğrendik, ama yaşam kurmayı öğrenemedik.
Yaşamımıza yıllar kattık, ama yıllara yaşam katamadık. Aya gidip gelmeyi öğrendik, ama yeni komşumuzla karşılaşmak için caddenin karşısına geçmekte sorunumuz var. Dış Uzayı fethettik, ama iç dünyamızı edemedik. Daha büyük işler yaptık, ama daha iyi işler yapamadık.
Havayı temizledik, ama ruhumuzu kirlettik. Atoma hükmettik, ama önyargılarımıza edemedik. Daha çok yazıyoruz, ama daha az öğreniyoruz.
Daha çok plan yapıyoruz, daha az sonuca varıyoruz. Koşuşmayı öğrendik, ama beklemeyi öğrenemedik. Daha fazla bilgiyi depolamak, her zamankinden daha çok kopya çıkarmak için daha çok bilgisayarlar yapıyoruz, ama git gide daha az iletişim kuruyoruz.
Zaman artık, hızlı hazırlanan ve yavaş sindirilen yiyeceklerin; büyük adamlar ve küçük karakterlerin; yüksek kârlar ve sığ ilişkilerin zamanıdır. Günümüz artık, iki maaşın girdiği ama boşanmaların daha çok olduğu, daha süslü evler, ama dağılmış yuvaların olduğu günlerdir. Bu günler, hızlı seyahatler, kullanılıp atılan çocuk bezleri, yok edilen ahlakî değerler, bir gecelik ilişkiler, obez bedenler ve neşelendirmekten sakinleştirmeye hatta öldürmeye kadar her şeyi yapabilen hapların olduğu günlerdir.
Vitrinlerde her şeyin sergilendiği, ama depolarda hiçbir şeyin olmadığı bir zamandayız.
Öyle bir zaman ki teknoloji bu mektubu size getirebilir, siz bu içselliği ya paylaşmayı, ya da sil tuşuna basmayı seçebilirsiniz.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #196 : 03 Nisan 2009, 01:17:31 » |
|
Osman Gazi’nin rüyasının yorumu
Osmanlıların kuruluş yıllarındaki manevi erlerden biri de Ebdal Kumral’dır. Manevi ikramlarla donatılmış bir hal ehlidir. Bir gün Ermeni derbenti denen mevkide Hızır Aleyhisselam’la karşılaşır. Hızır Aleyhisselam Osman Gazi’yi kastederek: -O yiğidin istikbali çok parlak der -Var bul onu ve müjdeyi ver! -Nasıl bir müjde? -Yakında rüyasını görür. -Sırrı bileydik tabirini yapardık. -Tabir Şeyh Edebali’ye yakışır. Ebdal Kumral dergaha koşar. Vardığında sohbet başlamıştır. Bir köşeye sokulur diz çöker. Bakın şu işe ki Osman Gazi de oradadır. Genç mücahid kelimesini kaçırmadan şeyhini dinler. Edebali Hazretleri: -Toprağa bağlanın! der -Su kullanın ağaç dikin bahçelerinizi elden geçirin. -Fukaraya sahip çıkın alimlere hürmet edin. Ve bir sır fısıldar: -Heybetli görünmek isteyen Kuran okusun! Gecenin ilerleyen saatlerinde Osman Gazi el öper müsaade ister. Edebali Hazretleri gözlerini kısar geceyi dinler. Sonra nedendir bilinmez: -Sabah ola hayr ola der -Gelin kalın burada! Bu diyarda ona itiraz ne mümkündür. “Başüstüne” der baş eğerler. Derhal döşekler serilir kandiller çekilir. Avludaki takunya tıkırtıları azala azala kaybolur. Ocaktaki meşe kütüğü çatırtıyla yanar duvarda kızıl lekeler dolaşır. Dolunay ak gölgelerle ilişir ılık zemine. Uzaktan uzağa ulumalar duyulur ve ıslık dilli bir rüzgar… Osman Gazi ayağını uzatıp yatamaz. Zira odada Mushaf-ı Şerif vardır. Bir köşeye bağdaş kurar tesbihi ile baş başa kalır. Ama bir ara içi geçer Edebali Hazretleri’nin göğsünden çıkan bir nurun kendini kuşattığını görür. Sonra vücudu çınara döner. Dallanıp budaklanır ve çok büyür. Yaprakları bulutlara varır kökleri kıtaları tutar. Dağlar ovalar nehirler şehirler… İnsanlar fevç fevç gelir gölgesine girerler. Huzurlu ve neşelidirler. Osman Gazi rüyanın heyecanıyla gelir kendine. Avluda tıkırtılı takunyalar su sesi ve şıngırtılı ibrikler. Derken müezzinin yanık sesi odayı doldurur. Mescide geçerler. Osman Gazi rüyanın tesirindedir hala. Ebdal Kumral sorar: -Ne oldu sana? -Bir rüya gördüm hocam. Garip bir rüya! -İyi ya işte fırsat. Şeyhimize arzeyle. -Hata etmeyiz değil mi? -Söylediğin şeye bak. Osman Gazi hani o meydanlara sığmayan yiğit Edebali Hazretleri’nin yanında sesini çıkaramaz. Bırakın konuşmayı nefes almaktan çekinir. Ama bu kez derdini söylese gerektir. Mahçup mahçup rüyasını anlatır. Edebali Hazretleri kısa bir tefekkürün ardından: -Ey oğul. Sana müjdeler olsun! der -Göğsümden çıkan nur kızımdır (Bala Hatun). Seni kuşatması evleneceğinize işarettir. Ağaca gelince: Sen büyük bir devlet kuracaksın. Evlatların adaletle hükmedecekler. Allah-ü Teala seni ve neslini insanların İslam’la şereflenmesine vesile edecek. Ebdal Kumral heyecanlıdır: -Vallahi doğru söylüyorsun! der -Hızır Aleyhisselam’ın bildirdiği müjde bu olmalı!
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #197 : 03 Nisan 2009, 22:23:31 » |
|
Genç bir çift, yeni bir mahalledeki yeni evlerine taşınmışlar. Sabah kahvaltı yaparlarken, komşu da çamaşırları asıyormuş. Kadın kocasına "Bak, çamaşırları yeterince temiz değil, çamaşır yıkamayı bilmiyor, belki de doğru sabunu kullanmıyor." demiş. Kocası ona bakmış, hiçbir şey söylememiş, kahvaltısına devam etmiş.
Kadın, komşusunun çamaşır astığını gördüğü her sabah aynı yorumu yapmaya devam etmiş.
Bir ay kadar sonra, bir sabah, komşusunun çamaşırlarının tertemiz olduğunu gören kadın çok şaşırmış "Bak" demiş kocasına "Çamaşır yıkamayı öğrendi sonunda, merak ediyorum, kim öğretti acaba ?'"
"Ben bu sabah biraz erken kalkıp penceremizi sildim" diye cevap vermiş kocası.
Hayatta da böyle değil midir ?
Başkalarını izlerken gördüklerimiz, baktığımız pencerenin ne kadar temiz olduğuna bağlıdır. Birini eleştirmeden ve hemen yargılamaya başlamadan önce zihin durumumuza bakmak ve "iyi" olanı görmeye hazır olup olmadığımızı farketmek güzel bir fikir olabilir...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #198 : 06 Nisan 2009, 18:26:38 » |
|
Siz hiçbir sarrafın bağırdığını duydunuz mu? Kıymetli malı olanlar bağırmaz. Domatesçi, biberci bağırır da kuyumcu bağırmaz. Eskici bağırır ama antikacı bağırmaz. İnsan bağırırken düşünemez. Düşünemeyenler ise hep kavga içindedir. Popçular, folkçular boğazlarını patlatana kadar bağırıp duruyor. Ama.. Dede Efendi'yi okuyanlar bağırmıyor İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan korkulur
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Ayşe Gürarslan
Aliçerçili
Offline
Sülale: Iskenderel
Mesaj Sayısı: 365
|
 |
« Yanıtla #199 : 07 Nisan 2009, 22:03:39 » |
|
Gerçekten düşündürücü. Hiç o yönüyle değerlendirmemiştim. Ama çok mantıklı.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #200 : 08 Nisan 2009, 23:12:25 » |
|
En Büyük Kişisel Gelişim Kitabı
Bakın Kuran-ı Kerim'de bizi yaradan Rabbimiz bize nasıl öğütler veriyor.
Bizi bizden daha iyi bilen olmaz deriz ya.
Yanılıyoruzdur aslında.
Bizi bizden daha iyi bilen biri var.
Bizi bizden daha iyi bilen Rabbimiz, yüce kitabında gören gözler için apaçık bir kişisel gelişim dersi veriyor.
Haşr 10: Muhatabına güvenmek istiyorsan, önce sen güvenilir ol.
Saff 2: Yalandan uzak dur.
Maun 4-5: Eleştirinin keskin bir bıçak olduğunu unutma. Söyleyeceklerini iyi tart.
İsra 37: Kibirli olma, alçak gönüllü davran.
Müddesir 1-5: Kendini fazla abartma.
Yunus 12: Vazgeçilmez olmadığını kabul et.
Rum 21: Tek başına mutlu olunamayacağını bil. Çevrenin mutluluğu için gayret göster.
Tekasür 1-2: Kibrine yenilip hep daha fazlasını isteyerek hayatını zehir etme.
En''am 50: Ön yargılarla hayatı kendine zehir etme.
En''am 60: Bildiklerinle açıklayamadığın şeyler, hayatının kâbusu olmasın.
Felak 1-5: Korkuların tutsağı olarak yaşamaktan vazgeç.
Fecr 27-28: En sevdiğin şeyleri, başkalarıyla paylaşmanın keyfine var.
Tekvir 25-27: Her şeyin üstesinden gelemeyeceğini asla unutma.
Hucurat 10: Büyüklük kompleksine kapılıp, insanları ezerek arkadaşlarını kendinden uzaklaştırma.
Bakara 156: Çaresizlik tuzağına düşme. Her zaman bir umut ışığı olduğunu aklından çıkarma.
Beled 5-6: Her şeye hakim olmak için uğraşıp hayatı yaşanmaz hale çevirme.
Muhammed 7: İyiliği karşılık beklemeden yap.
Vakıa 83-87: Ölümden korkmak yerine, ölüm gerçeğiyle yüzleş.
Bakara 263: Yaptığın iyilikleri unut. Anlatarak onları kıymetsizleştirme.
Furkan 63: Sana yapılan kötülüğün karşılığını vermek yerine öfkenin dinmesini bekle.
İnşirah 1-3: Seni huzursuz edecek işlerden uzak dur. İhtirasını törpüle.
Mücadele 7: Hiçbir sırrın sonsuza kadar gizli kalamayacağını unutma.
Rahman 7-9: Çıkarcı olma. Adil davran.
Tevbe 40: En zor zamanda bile kesinlikle ümitsizliğe kapılma.
Fatır 19-22: Senden iyi durumda olanlara bakıp üzüleceğine, senden zor durumda olanları görüp rahatla.
Hakka 33-35: Hayatının vazgeçilmezleri olsun. Onları küçük çıkarlar için asla feda etme.
Kalem 1-2: Yazdıklarının ve yaptıklarının peşini bırakmayacağını unutma. Gücünü insanların yararına kullan.
Münafıkun 4: Bencil olma, tebrik etmeyi bil.
Yusuf 32-33: Modern hayatın çarpıklaştırdığı kadın-erkek ilişkilerinin, hayatını esir almasına izin verme.
Ankebut 41: İyi bir dostun, paha biçilmez olduğunu aklından çıkarma.
Al-i İmran 92: İyilik yapma arzunu, şarta bağlama. Vermek almaktan daha büyük bir ihtiyaçtır, asla unutma.
Hacc 46: Kendini, hep daha iyiye ulaşmak zorunda olduğuna koşullama.
İbrahim 42: Merhametli olmaktan asla vazgeçme.
İsra 23: Anne ve babana ''off'' bile deme.
Nisa 149: Kendini sürekli övmekten uzak dur.
Enfal 56: Sözünüzde durmamanın utanç verici olduğunu aklından çıkarma.
Âl-i İmrân 139: Yaşadığın zorluklar karşısında kendini bırakma ve üzülme; hedefe ulaşmak inancını ve azmini korumayı, duygularına hakim olmayı gerektirir.
Furkan 43: Heveslerini kendine ilah edinme.
Necm 3: İnanma duygunu diri tut.
Nisa 58: Karar verirken, vicdanının sesini duymazlıktan gelme. YAŞAMAYI SEV, ÖLÜMÜ UNUTMA YARATILANI SEV, YARATANI UNUTMA MALI MÜLKÜ SEV, HESABINI UNUTMA DÜNYA HAYATINI SEV, KABRİ UNUTMA YALNIZ ALLAH'A DUA ET, BİZİ DE DUANA DAHİL ETMEYİ UNUTMA:) ALLAH'A EMANET OLUN
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #201 : 18 Nisan 2009, 21:35:13 » |
|
ALPARSLANIN MALAZGİRTTEKİ NUTKU
Cuma namazından sonra Sultan Alparslan ordusuna şöyle hitap etti: -Kumandanlarım askerlerim! Biz ne kadar az olursak olalım onlar ne kadar çok olursa olsunlar daha fazla bekleyemeyiz. Bütün Müslümanların minberlerde bizim için dua ettiği şu saatlerde kendimi düşman üzerine atmak istiyorum. Ya muzaffer olur gayeme ulaşırım ya şehit olur cennete girerim. Büyük bir inançla söylenen bu heyecanlı sözlere askerler hep bir ağızdan: -Ey Yüce Sultan! Her zaman senin emrinde ve seninle olacağız nereye gidersen oraya gideceğiz diye haykırdılar. Sultanın üzerinde beyaz bir elbise vardı. Düşmana hücum etmeden önce son söz olarak askerlerine şunları söyledi: -İşte şehitlik kefenim savaş meydanında ölürsem beni bu elbise ile gömersiniz. Bundan sonra Türk ordusu hücuma geçti. Cuma günü öğleden sonra başlayan savaş akşam üzeri sona erdi. Tarihin en büyük meydan savaşlarından biri olan Malazgirt Savaşı Türk ordusunun kesin galibiyeti ile sonuçlandı. Büyük komutan Alparslan’ın üstün savaş taktiği ve Türk askerinin cesaret ve kahramanlığı sayesinde elli dört bin kişilik Türk ordusu kendisinden kat kat fazla olan Bizans ordusunu birkaç saat içinde kesin bir yenilgiye uğratmış ve büyük bir zafer kazanmıştı. Bu savaşta Bizans imparatoru Romen Diojen de esir alınmıştı. İmparator savaşın galibi Büyük Türk hakanı Alparslan’ın huzuruna çıkarıldı. Alparslan imparatora çok iyi davrandı. Sultan Alparslan imparator Diojene: -Zaferi sen kazansaydın bana ne yapardın? diye sordu. Diojen: -Bir fırın hazırlatıp sana çok kötü davranacaktım diye cevap verdi. Esir imparator bu sözleri ile eline fırsat geçseydi ne kadar acımasız hareket edeceğini söylemekten çekinmemişti. Buna karşı bu büyük zaferin muzaffer komutanı Sultan Alparslan Diojen’i affetti ve yanına muhafızlar vererek onu memleketine gönderdi. Alparslan bu davranışı ile insanlığa çok önemli bir ahlak dersi vermiş Türk milletinin sahip olduğu üstün özellikleri göstermiştir.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #202 : 19 Nisan 2009, 12:10:46 » |
|
Huzur ve saadetin formülü Bir padişah acemi bir köle ile gemiye binmişti. Köle hiç deniz görmemiş geminin mihnetini tatmamıştı. Ağlamaya inlemeye başladı. Tir tir titriyordu. Avutmak için çok uğraştılar ama bir türlü sakinleşmedi. Padişahın keyfi kaçtı. Herkes aciz bir vaziyetteyken gemide bulunan yaşlı bir adam padişahın huzuruna çıktı: -Müsaade buyurursanız ben onu sustururum dedi. Padişah da: -Lütfetmiş olursunuz dedi. Yaşlı adam emretti köleyi denize attılar. Köle birkaç kere suya battı çıktı. Sonra saçından yakaladılar gemiden tarafa çektiler. Köle gemiye yaklaşınca iki eliyle dümene asıldı oradan gemiye çıktı bir köşede uslu uslu oturmaya başladı. Yaşlı adamın yaptığı iş padişahı hayrete düşürdü: -Bu işteki hikmet nedir diye sordu. Yaşlı adam cevap verdi: -Köle evvelce suya batmayı tatmamıştı. Gemideki selametin kıymetini bilmiyordu. İşte huzur ve saadet de böyledir bir felakete duçar olmayan kimse huzurun kıymetini bilemez.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #203 : 19 Nisan 2009, 20:49:38 » |
|
SİZİN GİBİ AYDININ
Sahte Aydin Gömlegi Giyenler Kulak Versin Özür Diyen Su Halti Yiyenler Kulak Versin Hepimiz Ermeniyiz Diyenler Kulak Versin Sizin Gibi Aydinin Yediden Yetmisini
Bana Bakin Türke diş Diliyen Özürlüler Ermeniden Özür Dileyen Özürlüler Size Aydin Diyorlar Dalayan Özürlüler Köpek Bile Göstermez Sahipine Disini!!! Sizin Gibi Aydinin Yediden Yetmisini
Kiminiz Prof. kiminiz Yazarsiniz Türk Ekmegini Yersiniz Yedikce Atarsiniz Arkasindan Her Türlü Kuyuyu Kazarsiniz Yeter Artik Birakin Bu Milletin Pesini Sizin Gibi Aydinin Yediden Yetmisini
Bu Özürden Gayeniz Cipani Uclandirmak Güya Türkün Agzi ile Türkleri Suclandirmak Ermeniye Koz verip tezini Güclendirmek Kac Dolara Kestiniz Bu Özürün Fisini Sizin Gibi Aydinin Yediden Yetmisini
Her Biriniz Nobellik Orhan Pamuksunuz Hatta Bana Göre Ondanda Yamuksunuz Türkün Cani Yanarken Gözleri Yumuksunuz Kör Olur Görmezsiniz Ermeni Tepisini Sizin Gibi Aydinin Yediden Yetmisini
1915´den Dem Vurmayin hic Bana Vurursaniz Buyrun Söyleyin Erivana Acalim Arsivleri Ciksin Herbirsey Meydana Kim Soykirim Yaptiysa Kim Soykirim Etmisse Edeni Etmiseni!!! Sizin Gibi Aydinin Yediden Yetmisini
1915 Köyleri Basan Kimdi? Yasli ve Kadinlari Iple Asan Kimdi? Kundakdaki Bebeklerin Basini Kesen Kimdi? Konusalim Tarihin Gelmisini Gitmisini Sizin Gibi Aydinin Yediden Yetmisini!!
Dünyanin Her Yerinde Pust Pusular Kuruldu Büyükelci Konsolos Ateseler Vuruldu Ne Bir Özür Dilendi Ne Bir Hal Hatir Soruldu Ermeni Yapmadi mi Terörün Müthisini? Sizin Gibi Aydinin Yediden Yetmisini!!
Soruyorum Tasnak ne? Ne Is Yapar Asala? Asala Dedimmiydi Baslarsiniz Masala! Bakin Beyler Bu Isler Sizi Asan Mesele Hattinizi Asmayin Herkes Yapsin Isini Sizin Gibi Aydinin Yediden Yetmisini
PLAN Dedim Kizdiniz Iste Siz Plansiniz!!! Yillardir Koynumuzda Beslenen Yilansiniz Tehcilde Gidenlerden Geriye Kalansiniz O Yüzden Biliyorum Karninizin Sisini Sizin Gibi Aydinin Yediden Yetmisini
Meshur Ata Sözüdür Domuz Gölü Post Olmaaz! Ermeniden Dost Olur Ama Sizden Dost Olmaz! Bir Ülkede Ihanet Bu Kadar Serbest Olmaz! Ozan Arif Bulmak Zor Türkiyenin Esini! Sizin Gibi Aydinin Yediden Yetmisini!!!
Ozan Arif ŞİRİN
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 19 Nisan 2009, 22:27:13 Gönderen: Karalar »
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #204 : 20 Nisan 2009, 21:04:53 » |
|
Düşünün ...Öyleyse Farkına Varın.
İsa aleyhisselam bir ağacın altında dua eden birini gördü. Dikkatlice baktığında adamın ayakları yürümeyen bir kötürüm olduğunu anladı. İki gözü de görmüyordu. Vücudunda ise baras hastalığı olduğu anlaşılıyordu. Ama adam bütün bunlara rağmen ellerini kaldırmış mutluluktan uçacakmış gibi dua ediyordu: - Ey nice zenginlere vermediği nimeti bana ikram eden Rabbim! Sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun!.. Hazret-i İsa kötürüm adama yaklaştı:
- Ayağın yürümüyor, gözün görmüyor. Bedenin de sıhhatli görünmüyor? Buna rağmen çoğu zenginlere verilmeyen nimetlerin sana verildiğini düşünmekte, bunun için de büyük bir mutlulukla şükretmektesin. Hangi nimettir nice zenginlere verilmediği halde sana verilen?
Kapalı gözleriyle sesin geldiği yana yönelen kötürüm adam dedi ki:
- Efendi! Allah bana öyle bir kalp vermiş ki, o kalple Onu tanıyorum. Öyle de bir dil vermiş ki, o dille de ona şükrediyorum. Halbuki, dünyanın serveti elinde olan nice zenginler var ki, kalbinde Onu tanıma sevinci, dilinde de Ona şükretme mutluluğu yoktur. Ama gel gör ki, ayakları topal, gözleri kör, bedeninde hastalıklar bulunan bu kötürüm adama Rabbim, bu sevgiyi ihsan eylemiş, bu nimetin farkına varma tefekkürünü nasip eylemiş. İşte bunu düşününce kendimi tutamıyor da:
- Nice zenginlere vermediği nimeti bana veren Rabbim! Sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun! Diye teşekkürden kendimi alamıyorum.
Kafa gözü kapalı da olsa kalp gözü açık olan bu adama yaklaşan İsa aleyhisselam:
- Ver şu elini öyle ise! diyerek elinden tutar, eğilerek görmeyen gözlerinden öper.
Peygamberin dudaklarının değdiği gözler anında açılır. Karşısındakinin İsa aleyhisselam olduğunu görünce heyecanlanan adam:
- Sen şu ölüleri dirilten, hastalara şifalar bahşeden mucizelerin sahibi Peygamber değil misin? der. İsa Peygamber:
- Belli olmuyor mu? deyince:
- Gözlerimden belli oluyor da ayaklarımdan henüz belli değil, der. Tebessüm eden Hz. İsa:
- Sen hele bir ayağa kalkmayı dene! Deyince, silkinen kötürüm adam dimdik ayağa kalkar.
Ayakları üzerine dikilebildiğini anlayınca söylediği ilk sözü şu olur:
- Ey Allahın Nebisi, sendeki bu mucizeler de O'ndan değil mi? Öyle ise izin ver de geç kalmayayım, O'na şükredeyim, diyerek hemen yere iner, başını secdeye koyar ve der ki:
- Rabbim! Seni tanıyan bir kalple, şükreden bir dil nimetinin şükrünü yapmaktan acizken, şimdi gören bir çift gözle, yürüyen iki de ayak da lütfettin. Artık bilemiyorum nasıl şükretmem gerekiyor bu eşsiz nimetler karşısında?
Bu sırada çevreden toplanan halk, gösterdiği bu mucizelerden dolayı İsa aleyhisselamın elini öpmek isterler. Ama Allahın Nebisi işaret eder:
- Benim değil secdedeki şu kötürüm adamın elini öpün!..
Derler ki:
- Onu secdeye indiren nimetlere biz baştan beri sahibiz. Ama hiç birimiz onun duyduğu gibi bir mutluluk duymadık.
- Öyle ise, der, tefekkür edin, siz de düşünün.
Sözünü şöyle bağlar Allahın Nebi'si:
- Düşünen sahip olduğu nimetin farkına varır. Düşünmeyen ise kendisini mahrumiyette sanır!
DÜNYAYA , DÜNYANIN GÜZELLİKLERİNE VE HİLELERİNE ALDANIŞIMIZ ; SİNEĞİN ALDANIŞINA BENZER ........ SİNEK BAL KAVANOZUNA VE BALIN İÇİNE GİRDİKÇE FELAKETE GÖMÜLÜR AMA O , BUNU ANLAYAMAZ........
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #205 : 21 Nisan 2009, 11:42:22 » |
|
Genç bir çift, yeni bir mahalledeki yeni evlerine taşınmışlar. Sabah kahvaltı yaparlarken, komşu da çamaşırları asıyormuş. Kadın kocasına "Bak, çamaşırları yeterince temiz değil, çamaşır yıkamayı bilmiyor, belki de doğru sabunu kullanmıyor." demiş. Kocası ona bakmış, hiçbir şey söylememiş, kahvaltısına devam etmiş.
Kadın, komşusunun çamaşır astığını gördüğü her sabah aynı yorumu yapmaya devam etmiş.
Bir ay kadar sonra, bir sabah, komşusunun çamaşırlarının tertemiz olduğunu gören kadın çok şaşırmış "Bak" demiş kocasına "Çamaşır yıkamayı öğrendi sonunda, merak ediyorum, kim öğretti acaba ?'"
"Ben bu sabah biraz erken kalkıp penceremizi sildim" diye cevap vermiş kocası.
Hayatta da böyle değil midir ?
Başkalarını izlerken gördüklerimiz, baktığımız pencerenin ne kadar temiz olduğuna bağlıdır. Birini eleştirmeden ve hemen yargılamaya başlamadan önce zihin durumumuza bakmak ve "iyi" olanı görmeye hazır olup olmadığımızı farketmek güzel bir fikir olabilir...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #206 : 06 Mayıs 2009, 09:25:26 » |
|
Londra'daki caminin yeni imamı şehre gitmek için hep aynı otobüse biniyor ve çoğu zaman aynı şoföre rastlıyormuş. Bir gün, bilet alırken şoför yanlışlıkla 20 "kuruş" fazla vermiş. İmam yanlışlığı oturunca, parasını sayınca fark etmiş. Kendi kendine düşünmüş "20 kuruşu geri versem mi şoföre?"... Ama içinden bir ses diyormuş ki "çok küçük bir para ve şoförün zaten umurunda da değil. Otobüs şirketine 20 kuruş ne fark eder?. Bu parayı Allahtan gelen bir hediye gibi... düşünebilirim" İneceği durağa gelince, imam kalkmış ve fikrini değiştirmiş, inmeden önce şoförün yanına gitmiş, 20 kuruşu geri vermiş ve demiş ki : "paranın üstünü fazla verdiniz." Şoför gülümsemiş ve demiş ki : "Siz camiinin yeni imamısınız değil mi? Aslında uzun zamandır sizi ziyaret etmek istiyordum caminizde, İslam'ı öğrenmek için ve bilerek size fazla para verdim nasıl tepki vereceğinizi görmek istedim." İmam inerken nerdeyse bacaklarını hissetmiyormuş, yere yığılacakmış-casına bir direğe tutunmuş ve kendine gelmeye çalışmış, gözlerinden yaşlar dökülerek gökyüzüne bakmış ve demiş ki: "Allah'ım az daha İslam'ı 20 kuruşa satıyordum!
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Furkan Kavalci
Aliçerçili
Offline
Sülale: Karalar
Mesaj Sayısı: 161
|
 |
« Yanıtla #207 : 06 Mayıs 2009, 20:27:07 » |
|
Londra'daki caminin yeni imamı şehre gitmek için hep aynı otobüse biniyor ve çoğu zaman aynı şoföre rastlıyormuş. Bir gün, bilet alırken şoför yanlışlıkla 20 "kuruş" fazla vermiş. İmam yanlışlığı oturunca, parasını sayınca fark etmiş. Kendi kendine düşünmüş "20 kuruşu geri versem mi şoföre?"... Ama içinden bir ses diyormuş ki "çok küçük bir para ve şoförün zaten umurunda da değil. Otobüs şirketine 20 kuruş ne fark eder?. Bu parayı Allahtan gelen bir hediye gibi... düşünebilirim" İneceği durağa gelince, imam kalkmış ve fikrini değiştirmiş, inmeden önce şoförün yanına gitmiş, 20 kuruşu geri vermiş ve demiş ki : "paranın üstünü fazla verdiniz." Şoför gülümsemiş ve demiş ki : "Siz camiinin yeni imamısınız değil mi? Aslında uzun zamandır sizi ziyaret etmek istiyordum caminizde, İslam'ı öğrenmek için ve bilerek size fazla para verdim nasıl tepki vereceğinizi görmek istedim." İmam inerken nerdeyse bacaklarını hissetmiyormuş, yere yığılacakmış-casına bir direğe tutunmuş ve kendine gelmeye çalışmış, gözlerinden yaşlar dökülerek gökyüzüne bakmış ve demiş ki: "Allah'ım az daha İslam'ı 20 kuruşa satıyordum!
Eskıdende atalarımız böyle örnek davranışlarıyla İslamın yayılmasına yardımcı olmuşlardı. paylaşım için şükranlar.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #208 : 11 Mayıs 2009, 20:37:54 » |
|
ÜÇ HEYKEL
İki komşu ülkenin hükümdarları birbirleriyle savaşmazlar, ama her fırsatta birbirlerini rahatsız ederlerdi. Doğum günleri ve bayramlarda ilginç armağanlar göndermek, onlar için karşıdakine zekâ gösterisi yapma fırsatıydı. Hükümdarlardan biri, günün birinde ülkesinin en önemli heykeltıraşını huzuruna çağırdı. İsteği, birer karış yüksekliğinde, altından, birbirinin tıpatıp aynısı üç insan heykeli yapmasıydı. Yalnız bu heykellerin aralarında bir fark olacaktı, ama bu farkı sadece ikisi bilecekti. Heykeller hazırlandı ve doğum gününde komşu ülke hükümdarına gönderildi. Heykellerin yanına bir de mektup konmuştu. Şöyle diyordu heykelleri yaptıran hükümdar: "Doğum gününü bu üç altın heykelle kutluyorum. Bu üç heykel birbirinin tıpatıp aynısı gibi görünebilir. Ama içlerinden biri diğer ikisinden çok daha değerlidir. O heykeli bulunca bana haber ver." Hediyeyi alan hükümdar önce heykelleri tarttırdı. Üç altın heykel gramına kadar eşitti. Ülkesinde sanattan anlayan ne kadar insan varsa çağırttı. Hepsi de heykelleri büyük bir dikkatle incelediler, ama aralarında bir fark göremediler. Günler geçti. Bütün ülke hükümdarın sıkıntısını duymuştu ve kimse çözüm bulamıyordu. Sonunda, hükümdarın fazla isyankâr olduğu için zindana attırdığı bir genç haber gönderdi. İyi okumuş, akıllı ve zeki olan bu genç, hükümdarın bazı isteklerine karşı çıktığı için zindana atılmıştı. Başka çaresi olmayan hükümdar bu genci çağırttı. Genç önce heykelleri sıkı sıkıya inceledi, sonra çok ince bir tel getirilmesini istedi. Teli birinci heykelciğin kulağından soktu, tel heykelin ağzından çıktı. İkinci heykele de aynı işlemi yaptı. Tel bu kez diğer kulaktan çıktı. Üçüncü heykelde tel kulaktan girdi ama bir yerden dışarı çıkmadı. Ancak telin sığabileceği bir kanal kalp hizasına kadar iniyor, oradan öteye gitmiyordu. Hükümdar heykelleri gönderen komşu hükümdara cevabı yazdı: "Kulağından gireni ağzından çıkartan insan makbul değildir. Bir kulağından giren diğer kulağından çıkıyorsa, o insan da makbul değildir. En değerli insan, kulağından gireni yüreğine gömen insandır. Bu değerli hediyen için çok teşekkür ederim."
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #209 : 21 Mayıs 2009, 10:07:15 » |
|
Efsane Wimbledon'un ilk zenci Şampiyonu Arthur Ashe kan naklinden kaptığı AIDS'den ölüm döşeğindeydi.. Hayranlarından biri sordu.. 'Tanrı böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti?' Arthur Ashe cevap verdi.. 'Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar, 5 milyonu tenis oynamayı öğrenir, 500 bini profesyonel tenisçi olur, 50 bini yarışmalara girer, 5 bini büyük turnuvalara erişir, 50'si Wimbledon'a kadar gelir, 4'ü yarı finale, 2'si finale kalır. Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Allah'a 'Neden ben?'diye hiç sormadım. Şimdi sancı çekerken, Allah'a nasıl 'Niye ben?' derim?.
Mutluluk insanı tatlı yapar. Başarı ışıltılı.. Zorluklar güçlü.. Hüzün insanı insan yapar, yenilgi mütevazı.. Allah'a asla 'Neden ben' diye sormayın. vede sukretmeyi unutmayin... Ne olacaksa olur.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|