Hakan Boran
Aliçerçili
Offline
Sülale: tunçalp
Mesaj Sayısı: 124
|
 |
« Yanıtla #30 : 02 Ekim 2006, 13:00:11 » |
|
Vehbi Koç, oğlu Rahmi Koç'a iki mektup verir; 'birini ben ölünce aç, ikincisini de beni defnettikten sonra açarsın' der. Vefat ettiğinde Rahmi Bey ilk mektubu açar. Mektupta, 'Oğlum, senden tek bir isteğim var; beni çoraplarımla gömsünler'.
İmam tüm ısrarlara rağmen bu talebi kabul etmez. Rahmetli Vehbi Koç ister istemez çorapsız defnedilir. Defin işlemi bittikten sonra Rahmi Koç ikinci mektubu açar: 'Bak oğlum bir çift çorap bile götüremedim'.
*******************
"Bundan Üç dört yıl önce USA'da dünya spastikler olimpiyatı düzenleniyor. Yüz metre yarışı; Down Sendromlu koşucular... Yarış başladığında koşuculardan birinin ayağı takılıyor, düşüyor ve acıyla bağırmaya başlıyor. Çok ilginç bir şey oluyor, diğer zihinsel engelli koşucular geriye dönüyorlar ve düşen atleti kaldırıyorlar. Down Sendromlu bir kız, oğlanı öpüyor: 'Bu onu iyileştirir' diyor. Kollarına girip teselli ediyorlar ve hep beraber yürüyerek yarış çizgisini geçiyorlar.
********************
Bize, 'başarı başarı' diye öğrettikleri şey belki de başarı değildir. Hani şu eğitimler var ya, Amerikalılar'ın tüm üçüncü dünya ülkelerine sattıkları... 'Birilerini modelle, onun yaptıklarını yap, sen de başarırsın'... Acaba birbirini hırsla geçmeye çalışan bizler mi daha insanız, yoksa düşen arkadaşlarını kaldırmaya çalışan engelliler mi? Belki de o engelliler bizden daha gerçek bir hayatı yaşıyorlar. Biz, çok sahte, tüketime ve birbirini ezmeye dayalı bir hayatı yaşıyoruz. Bize öğrettikleri hayat, baştan sona sahtedir." "Hayatı size Amerikan filmlerinin öğrettiği gibi yaşarsanız bittiniz. Çünkü tüketmezseniz varolamazsınız ve o kültürde fiziksel özellikler her şeyin önündedir."
*********************
"İnsanlar bir gün Tanrı katına çıkmışlar. 'Sana artık ihtiyaç kalmadı ey Tanrı. Biz insan bile yapabiliyoruz'. 'Öyle mi, yapın da görelim' demiş\ Tanrı. İnsanlardan biri eğilmiş yerden insan yapmak üzere bir avuç toprak almış. 'Hoop' demiş Tanrı, 'kendi toprağınızdan, kendi toprağınızdan..."
**********************
"Bir akşam arkadaşlarım bize oturmaya geldiler. Yanlarında Fransız bir kız. Kız, üniversitede ihtisas yapmak için ailesinden destek istemiş kabul etmişler. Yalnız, "mirasından düşeriz" demişler. Kız bunu çok normal görerek anlattı, biz gözlerimizi Singapur maymunları gibi açarak dinledik! O yüzden bazen söylüyorum; o insanlarin öğretileri, felsefeleri ve kitapları bana pek bir şey anlatmıyor. Kendi değerleriniz üzerinde düşünmeniz ve onları belirlemeniz, benliğinizi fark etmenizi ve hayatınızla ilgili karar vermenizi kolaylaştırır."
**********************
"Bir gelin kaynanasıyla hiç geçinemiyor. Araları o kadar kötü ki gelin aktara gidip durumu anlatıyor: 'Onu mutlaka zehirlemeliyim ama bana öyle bir zehir ver ki, kimse fark etmesin' Yaşlı aktar geline bir toz vermiş. 'Bunu her gün yemeğine çok az karıştır, fakat aranı çok düzgün tut, gülümse, iyi davran ki kimse senden şüphelenmesin' demiş. Kızgın gelin kaynanasının her yemeğine muntazam o beyaz tozdan karıştırıp, bir ay ömrü kalan kaynanasına çok iyi davranmaya başlamış. Aradan bir ay geçince tekrar aktara gelmiş gelin: 'Bu zehrin panzehirini istiyorum. Zehirlediğimi anlamasın diye kayınvalideme farklı davranmaya, gülümsemeye ve saygı göstermeye başladım. Bu sefer onun da bana tavrı değişti, çok iyi bir insan oldu. Şimdi benim en iyi dostum. Onun ölmesine müsaade edemem.' Yaşlı aktar cevap vermiş: 'Panzehire ihtiyaç yok. Sana verdiğim zehir sadece tuzdu. O bir parça tuz, bugüne kadar kaç insanın arasını düzeltti anlatamam."
***********************
"Ayvalık'tayım, 2003 yazı. Kıyıda, bizi dalışa götürecek tekneyi bekliyoruz. Üç genç kız yanımıza kadar geldi. Kızlardan biri topallıyor, ayağının birini hep sürümek zorunda. Durdular, bize Belediye Plajının olduğu yeri sordular. Biz de gösterdik; bir kilometre ötede bir yer... Kızlardan sağlam olan ikisi: 'Yaaa hadi geri dönelim, oraya kadar bu sıcakta yürünmez' diye fısıldandılar. Engelli olan kız, 'Ne var bunda? Yürürüz' dedi... Şaka gibi bir şey! Yürüme engelli olan kız, bizim gözümüzün önünde öbür ikisini ikna etti, bize teşekkür etti ve devam ettiler. Biz gözlerimiz dolu dolu onları seyrettik. Sizce hangisi daha engelli? Hayatınızın zor anlarında güçtür mücadele ruhu. Ona sahipseniz hiç korkmayın. Mücadele ruhunuz yoksa anlattığım her şeyi unutun, çünkü boştur sizin için."
************************
"Bir genç kız bilge adamı şaşırtmak istiyor. İki elinin arasına bir kelebek koyacak ve bilge adama, 'avucumun içinde bir kelebek var, canlı mı ölümü?' diye soracak. Ölü derse kelebeği salıverecek, canlı derse avucunu bastırıp kelebeği öldürecek, bilge adam her ne derse tersini ispat etmiş olacak. Kız kapalı tuttuğu ellerini bilgeye doğru uzatıyor: 'Avucumun içinde bir kelebek var: Canlı mı, ölümü?' Bilge adam cevap vermeden önce uzun uzun kızın gözlerinin içine bakıyor ve cevap veriyor: 'Canlı da olması, ölü de olması senin ellerinde kızım, senin ellerinde'...
*************************
"Orman müthiş bir hızla yanarken küçük bir serçe yolundaki gölden pençeleri arasına su alıp ormanın üzerine bırakıyor ve tekrar göle uçuyormuş. Ormanın yanışını çaresizlikle izleyen hayvanlardan biri gülümseyerek bağırmış: 'Ne o, ormanı birkaç damla su ile mi söndüreceksin?' Serçe cevap vermiş: 'Benim elimden gelen bu'...
*************************
Etrafınızda her şeyi para ve başarıya bağlayan bir sistem var. Oysa değerli olan doğru bir amaç uğruna harcanan çabalardır."
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Hakan Boran
Aliçerçili
Offline
Sülale: tunçalp
Mesaj Sayısı: 124
|
 |
« Yanıtla #31 : 02 Ekim 2006, 13:04:03 » |
|
TAVLA VE SATRANÇ
Pers imparatorunun başveziri Buzur Mehir tarafından
1400 yıl önce tasarlanan tavla oyunu; dünyanın en popüler
oyunlarından biridir.
Zaman kavramından alınan ilhamla tasarlanan oyunun
zamana böylesine direnmesi son derece etkileyici.
Senenin birliği olarak tavla bir tanedir. 4 köşesi 4 mevsimi, tavlanın içindeki karşılıklı
6'şar hane 12 ayı, pulların toplamı ayın 30 gününü, siyah-beyaz pullar gece ve gündüzü, karşılıklı 12'şer hane günün 24 saatini simgeler..
Eski zamanlarda Hint Imparatoru, satranç oyununu
Pers imparatoruna, yanında bir mektup ile hediye olarak göndermiştir.
Mektubunda oyunla ilgili hiç bir açıklama yapmazken
şöyle bir mesaj yazmıştır.
Pers imparatoruna;
Kim daha çok düşünüyor, Kim daha iyi biliyor, Kim daha ileriyi görüyorsa O kazanır.
İşte hayat budur...
Pers İmparatoru dönemin en alim veziri olan Buzur
Mehir ile bu mesajı paylaşarak, ondan oyunu çözmesi ve kendisinin de karşılık olarak Hint Imparatoruna hediye edilmek üzere başka bir oyun icat etmesini ister.
Vezir haftalarca çalıştıktan sonra gönderilen
satrancın her taşın hareketini ve oyunu çözer daha sonra da on günde tavlayı icad eder ve imparatora sunar.
Hint Imparatoruna tavla oyunuyla birlikte
gönderilmek uzere şöyle bir mesaj hazırlanır.
Hint imparatoruna; Evet,
Kim daha çok düşünüyor, Kim daha iyi biliyor, Kim daha ileriyi görüyorsa O kazanır.
AMA BİRAZ DA ŞANSTIR.
İşte hayat budur
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Hakan Boran
Aliçerçili
Offline
Sülale: tunçalp
Mesaj Sayısı: 124
|
 |
« Yanıtla #32 : 02 Ekim 2006, 13:06:34 » |
|
Küçük kız babası ile ormanda yürüyüş yaparken, ayağı takılıp yere düşüyor. Can acısıyla "Ahhh" diye bağırınca ilerideki dağın tepesinden "Ahhh" diye bir ses duyuyor ve küçük kız, dağın tepesinde başka birinin olduğunu sanıp bu kez de "SEN KİMSİN?" diye bağırıyor. Aldığı yanıt "SEN KİMSİN" oluyor.
Küçük kız bu yanıta iyice sinirlenip "SEN BIR KORKAKSIN, NEDEN SAKLANIYORSUN?" diye haykırıyor. Dağdan gelen ses "SEN BİR KORKAKSIN..." diye cevap veriyor. Sonunda babasına soruyor "BABA NE OLUYOR BÖYLE?"
"DİNLE VE ÖĞREN" diyor adam, bu kez kendisi dağa doğru "SANA HAYRANIM" diye bağırıyor. Gelen cevap "SANA HAYRANIM" oluyor. Baba tekrar bağırıyor, "SEN MUHTEŞEMSİN" gelen cevap "SEN MUHTEŞEMSİN." Küçük kız çok şaşırıyor ama, halen ne olduğunu anlayamıyor. Adam, küçük kızına hayatın sırrını anlatmaya başlıyor.
"Buna 'YANKI' denir. Ama aslında bu “YAŞAM” dır. Yaşam daima sana, senin verdiklerini geri verir. Yaşam yaptığımız davranışların aynasıdır.
Daha fazla sevgi istediğin zaman daha çok sev. Daha fazla şefkat istediğinde, daha şefkatli ol. Saygı istiyorsan, insanlara daha çok saygı duy.
İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan, sen de daha sabırlı olmayı öğren.
Çünkü yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarımızın aynadan bir yansımasıdır. Hayat sana ancak, senin ona verdiklerini geri verir, bunu unutma!
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #33 : 09 Ekim 2006, 12:25:31 » |
|
Mutlu Yaşamın 10 Anahtarı Her ülkenin binlerce atasözü var, özdeyişi var.
Bunlar birikimlerin hap halinde ifade edilmiş şekli. Ünlülerin, toplumları etkileyen kişilerin özdeyişleri var, çoğu zaman yazarlar anlatmak istedikleri konuya giriş yaparken "ufuk açma" niyetine alıntı yaparlar.
Philip E. Humbert adlı bir psikiyatri profesörü, "İnsanlara mutlu yaşamın anahtarını 10 kuralda toplayacak olsam, hangi deyişleri seçerdim" diye kapsamlı bir çalışma sonrası bir liste çıkartmış.
1. Kendini tanı. (Sokrat) Kendi içinde yolculuk yap. Günlük tut. Kalbin, gönlün, vicdanın ne diyor? Neyi öne çıkartıyor? Dünyaya bilinçli bakmanın yolu başta bu iç yolculuktan geçiyor. 2. Olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol. (Mevlâna) Dürüst ol, adil ol, hakça düşün. İçinden gelen sesin öne çıkardığı değerleri koru. Hayatta birşeyleri korumak için ayakta kalmazsan her şey seni düşürür.
3. En yukarda aşk var. (Aziz Paul) Sesi müziğe dönüştüren aşktır. Aşk olmazsa, sevgi ilişkileri yoksa, ihtimam eksikse hayatın kuru bir daldan farkı kalmaz.
4. Dünyayı hayal gücü döndürür. (Albert Einstein) Yaptığımız her şey hayal kurarak başlar. Hayat -herkes için- hayalleri gerçekleştirmek ve yapabileceğinin en iyisi, olabileceğinin en güzeli peşinde gitmektir. Bobby Kennedy'nin sözü gibi: Diğerleri dünyaya bakıyor ve "Neden" diye soruyor. Ben bambaşka bir dünya düşünüyor ve "Neden olmasın" diye soruyorum
5. Fazla güzellik göz çıkarmaz. (Mae West) Güzel hayat doya doya yaşanır. Mutluluk paylaşılır, hayatı sevme hissi coşkuyla beraber gelir. Ruhun müziğinde "Haydi bastır, göster kendini" temposu vardır. Kibir değil, çoşku!
6. Fırsatlar yakalandıkça çoğalır. (Sun Tzu) Başarı cesaret ister, başlangıçtaki cesaret sonradan inanca dönüşür. İnanç insanlığa daha iyi hizmet arzusuna dönüştüğünde fırsatlar yelpazesi yukarı bir seviyede tekrar açılır.
7. Ya yap ya yapma. Denemek yok! (Yoda - Yıldıa Savaşları) Hayat seri hareket, karar ve kararlılık gerektirir. Tereddütte kalanlar geride kalır. Hayatın üstüne gitmezseniz hayat sizin üstünüze gelir.
8. Mükemmellik, ekleyecek bir şey kalmadığında değil, alınacak bir şey kalmadığında oluşur. (Antoine de St.Exupery) Hayatınızı basitleştirin. Basite indirge, indirge, bir kere daha indirge... O zaman ne kalıyor, ona bak. İstekler listenizi kısa tutun. Kısa tutun ki fokus edebilesiniz. Güneş ışığına büyüteç tutmak gibi, odaklamazsanız hayatı yakamazsınız.
9. Kabiliyet yoksa sanatçı olmaz, ama çalışılmadıkça kabiliyet hiç bir işe yaramaz. (Emile Zola) Ancak akıllı, bilinçli ve odağı şaşmayan çabalar sonrası olası potansiyelin yapabilecekleri gerçekleşir. Elması yontmadıkça elinizde sadece bir taş parçası vardır. 10. Hayatı yaşamanın iki yolu var. Biri hiçbir şey mucize değilmiş gibi yaşamak... Diğeri herşey mucizeymiş gibi yaşamak. (Albert Einstein) Şükretmeyi unutmamak gerek!
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #34 : 09 Ekim 2006, 12:26:34 » |
|
Nefreti aşmanın tek yolu var: Affetmek. Başkalarını affettiğimizde biz özgürleşiriz.
Nefret yaşamdan zevk almamızı, insanların güzel yanlarını görmemizi engeller. Hiç kimse saf iyi ya da saf kötü değildir.
Salt kötülükleri görmek bir süre sonra şüphe, depresyon ve umutsuzluk denizinde boğar insanı. Nefret dolu bir yaşam, mutsuz bir yaşamdır.
Affetmek insanı derinleştirir. Affetmek için, insanın ruhsal ve zihinsel olarak kendisini hazır hissetmesi gerekir.
Çünkü affetmek bir seçimdir. Kimsenin zorlamasıyla affetmek mümkün değildir. Affetmek bir süreçtir. Birdenbire affedişler bile bir sürecin ürünüdür. Affetmeyi seçtiğinizde kimse size borçlanmayacaktır. Yani koşullu affetme yoktur.
Diğer insanın da sizi affetmesini, değişmesini veya sizin istediğiniz gibi olmasını beklemeyin.
Affetmek bir seçimdir.
Amacı sizin rahatlamanızdır, sizin özgürleşmenizdir. Nefret duyduğunuz kişinin yaşıyor ya da ölmüş olması sizin affetme sürecinde duyduğunuz acıların yoğunluğunda bir farklılık yaratmayacaktır.
O acılar sizin acılarınız. Affetmek kolay değildir.
Fakat özgürleşmek için gereklidir. Çoğu insan affetmenin nefret ettiği kişiyi suçsuz ya da haklı bulduğu anlamına geleceğini sanır. Oysa affetmek, geçmişteki anıların boyunduruğundan kurtulmak, yaşamımızı kontrolü altında tutmasına son vermek demektir.
Affetmek, o kişiyi sevmek değil. Affetmek, o kişiyle konuşmak zorunda olmak değil. Affetmek, o kişiyle ilişkiyi sürdürmek değil. Affetmek, o kişinin beklentileri doğrultusunda davranmak değil. Affetmek, o kişiyi kucaklamak değil. Affetmek, o kişiyi suçsuz bulmak değil. Affetmek, o kişiyi hakli bulmak değil. Affetmek, o kişinin verdiği zararları telafi etmek için çaba göstermemek değil.
Affetmek kırgınlığın, kızgınlığın, nefretin hapishanesinden özgürlüğe çıkmaktır. Affetmek artık acıyı hissetmemektir.Yapılanları zihinsel olarak unutmak zaten mümkün değildir. "Duygusal unutma" affetmenin diğer adıdır.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Hakan Boran
Aliçerçili
Offline
Sülale: tunçalp
Mesaj Sayısı: 124
|
 |
« Yanıtla #35 : 10 Ekim 2006, 12:47:27 » |
|
Türk ve Japon şirketleri arasında bir kürek yarışı düzenlenmesine >>karar >>verildi. Her iki takımda performanslarının en üst düzeyine varabilmek için >>uzun ve zorlu bir hazırlık döneminden geçti.Büyük gün geldi ve iki takımda >>kendini hazır hissediyordu.. >>Japonlar yarışı bir kilometre farkla kazandılar.... >>Yarış sonrası Türk takımı çok sarsılmıştı.Türk Şirket yönetimi yarışın >>açık >>farkla kaybedilmesinin nedeninin bulunmasına karar verdi.Yapılan >>araştırmalar,analizler ve uzun çalışmalar sonucu hata bulundu ve çözüm >>önerisi getirildi. Japonların takımında 8 kişi kürek çekiyor,1 kişi >>dümencilik yapıyordu. Türk Takımında ise 1 kişi kürek çekiyor,8 kişi >>dümeni >>kullanıyordu. 9 kişilik Türk takımı Japonlarla bir yarış yapmak üzere >>yeniden yapılandı. Yeni yapılanma şekli şöyleydi; 4 dümen müdürü, 3 >>bölgesel dümen müdürü, kürek çekmekle görevli kişinin performansından >>sorumlu bir Dümen yöneticisi, ve kürek çekme elemanı. >>İkinci yarışı Japonlar iki kilometre arayla kazandılar.Tepesi atan Türk >>şirketi yönetim kurulu Hemen harekete geçti;Yarışın kaybedilmesinden >>sorumlu tutulan kürekçi kovuldu ve müdürlere Sorunun çözümüne olan >>katkılarından dolayı ikramiye verildi.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Hakan Boran
Aliçerçili
Offline
Sülale: tunçalp
Mesaj Sayısı: 124
|
 |
« Yanıtla #36 : 18 Ekim 2006, 12:42:08 » |
|
evlilikte 6.hafta ....6.ay.........ve 6.yıl
SENI SEVIYORUM
6. hafta: Seni seviyorum
6. ay: Tabii ki, seni seviyorum
6. yil: Seni sevmesem çoktan çeker giderdim
EVE GELIS
6. hafta: Askim, ben geldim
6. ay: Selam!
6. yil: Annen ne yemek yapmis?
KAPI ÇALINDI
6. hafta: Zahmet etme, ben açarim
6. ay: Ben açayim mi kapiyi?
6. yil: Yahu su kapiya baksaniza!
TELEFONDA
6. hafta: Sevgilim, Ayse telefonda
6. ay: Seni ariyorlar
6. yil: Telefoooon!
ÇOCUKLUGA DAIR
6. hafta: Zor bir çocukluk geçirmissin
6. ay: Senin anan da cins ha
6. yil: Ulan tam da anana çekmissin
TATIL PLANLARI
6. hafta: Bu yaz seni Venedik'e götürecegim
6. ay: Tatilde Ankara'ya gitsek ne olur?
6. yil: Niye, evin suyu mu çikti?
HEDIYELER
6. hafta: Bu yüzügü insallah seversin
6. ay: Resim çerçevesi aldim, her zaman lazim
6. yil: Su parayla kendine bir sey al
KÜÇÜK SAKARLIKLAR
6. hafta: Üzülme sevgilim, leke yapmaz
6. ay: Dikkat etsene yahu!
6. yil: Amma da sakarsin be kadin!
FIKIR AYRILIKLARI
6. hafta: Ben pek bu fikirde degilim
6. ay: Bu konuda yanlis düsünüyorsun
6. yil: Saçma sapan konusma, Allahini 'seversen
YEMEKLER
6. hafta: Yaptigin yemeklere de bayiliyorum
6. ay: Bu aksam ne yiyoruz?
6. yil: Gene mi makarna!
ELBISELER VE ALISVERIS
6. hafta: Bu elbise sana çok yakismis
6. ay: Bir elbise daha mi aldin?
6. yil: Kaç para verdin buna?
ÖZÜR DILEMEK
6. hafta: Özür dileyecek bir sey yapmadin ki
6. ay: Biraz dikkat etsene be kizim
6. yil: kır kır, evide yık gec töbeeee...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #37 : 19 Ekim 2006, 12:59:44 » |
|
Yılmaz Özdil'in yazısı..
Ağlama, çalış...
Yoğurt... En sevdiğim kelimedir. Biz icat ettik. Adını da biz koyduk. Dünyanın neresine giderseniz gidin, yoğurdun üzerinde yoğurt yazar. İnsan, gurbet ellerdeki marketleri gezerken, rafta, emmioğlunu görmüş gibi olur. Ama yoğurt dışında, insanlığa pek katkımız olduğu söylenemez. Bu nedenle, tıp, fizik, kimya ve barış Nobel'leri sayılırken, bizi hatırlayan pek olmaz. Çünkü "sahte para" icat ederek, kimya ödülü almak mümkün değil. SSK'yı soymak için erkeklere sezaryen faturası keserek, tıp ödülü almak da imkansız... Ya da ne bileyim... "Pinpon topu titreyince deprem olacağını anlıyoruz" diyene, fizik ödülü vermiyorlar. Geriye ne kalıyor? Edebiyat Nobeli. Gidin kitapçılara... Şaheser dolu. Kimi, Nişantaşı'nda nasıl suşi yediğini karalamış, "roman" diye satıyor. Kimi, gazete köşesindeki eski yazılarını ciltleştirmiş, "öykü" niyetine kakalıyor. Nasıl doğurduğunu kitaplaştıran bile var... Zannedersin Hazreti İsa'yı doğurdu kadın.
Bu yüzden çok önemsiyorum Orhan Pamuk'un Nobel'e aday olmasını... Evet, "Türkler 1 milyon Ermeni'yi ve 30 bin Kürt'ü öldürdü" dediği iddia ediliyor. Hatta bu yüzden yargılanıyor. Hatta bu yüzden... Nobel'i alabilir.
Öfkelenirsin, sevmezsin, okumazsın... Ayrı konu. Ama gurbet ellerde kitapçı gezme merakı olanlar, Türkiye'den sadece onu görüyor... Market rafındaki yoğurt gibi.
Böyle yazmışım 2 yıl önce. Ve, Pamuk, Nobel'i aldı.
Fransa'daki rezaletle birleştirince, bugünkü durumumuz özetle şudur: "Soykırım yoktur" diyene... Hapis. "Soykırım vardır" diyene... Nobel. Orhan Pamuk, 1 milyon Euro alacak. Biz, adam başı, birer yıl yatıp, 45'er bin Euro ödeyeceğiz.
Hazindir. Lütfen, hiç kimse çıkıp, "edebiyat ödülüdür" falan demesin. Ödül, siyasidir... Kasıtlıdır.
Ama bu hazin durum, şu gerçeği değiştirmez... Var mı "soykırım yoktur" u belgelerle, kanıtlarla "tüm dünyaya" haykıran, edebiyatla anlatan bir tane Türk yazar? Yok. Çıkarabilmiş misin, Orhan Pamuk'a rakip? Çıkaramamışsın.
Ağlamayacaksın o zaman.
Bu iş yumurta atmakla olmaz. Fransa gibi bir süper gücü, yumurta kapıya dayandıktan sonra tehdit etmekle
de olmaz...
Lobiyle olur. Halkla ilişkilerle olur. "Adam satın almakla" olur. Akılla olur. Hukukla olur. Dünyanın dört bir yanındaki Türkler'i... Heba ettiğin, hiç ilgilenmediğin... İnanılmaz insan gücünü organize etmekle olur.
Yoksa neden... Cephede erkek gibi kazandığını, masada dansözlere kaybettiğini sanıyorsun bunca zamandır?
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #38 : 04 Kasım 2006, 02:00:12 » |
|
Amerika' da bir üniversitede bir hoca derse şöyle başlamış. Düşünün ki bugün Dünyanın son günü. Yarın bu saatte her şey bitecek. Kurtuluş şansınız yok. Bugün ne yapardınız? Tüm öğrencilerden bir çok değişik cevap gelmiş: İbadet eder Tanrıdan Günahlarımı affetmesini dilerdim, Tüm sevdiklerimle vedalaşırdım, Ailemle zamanımı geçirirdim, Anneme veya Babama giderdim, Arkadaşlarımla Yarım saat eski günlerdeki gibi basket oynardım, Barbekü partisi yapardım, Sevgilimle son ana kadar sevişirdim, Tüm sevdiğim yemekleri son bir defa yerdim. Yatar uyurdum. Ormanda son defa dolaşırdım, Güneşin doğuşunu ve batışını son defa seyrederdim. Akşam Yıldızları seyrederdim. En sevdiğim yemeği hazırlar tüm sevdiklerimi akşam yemeğe davet ederdim. Piknik yapardım hayatta en çok gitmek istediğim yere gider orda ölümü beklerdim, Jet uçağına binerdim, Üzdüklerimi arar özür dilerdim beni affetmesini isterdim vb...........
Hoca bütün hepsini Tahtaya yazmış. Sonra gülerek çocuklar bunları yapmak için dünyanın son günü olması şart mı diye sormuş.
Bence çok güzel Hikâye... ...... ...... Bugün Dünyanın son Günü ...... Siz ne yapardınız? ........................... Yapmak için Dünyanın son gününü beklemeniz mi lazım?
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Hakan Boran
Aliçerçili
Offline
Sülale: tunçalp
Mesaj Sayısı: 124
|
 |
« Yanıtla #39 : 06 Kasım 2006, 22:58:16 » |
|
SU OLDUGUNU DÜSÜN
Sen, hep bir su oldugunu düsün. Su gibi güzel, su gibi yararli, su gibi vazgecilmez... Ve su gibi hayat kaynagi oldugunu düsün. Ama su gibi yasatici ol.Su gibi yikici, sürükleyici ve öldürücü degil!..
Sen bir su ol...Ama rahmet ol; Afet degil Su isen tarlalarini basma insanlarin, yuvalarini yikma, ocaklarini söndürme; Sana "felaket" denmesin! Su isen bir bardaga sigabil ki; Damarlara giresin!..
Su; Yüce Mevla'nin insanlar icin yarattigi en büyük nimetlerden biri... Unutma; Ve suya benzedigini unutma. Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi faydali, su gibi lüzumlu ve su gibi bitmez-tükenmez oldugunu da unutma. Ayrica su gibi sakin olabilecegin gibi, su gibi de "kiyametler" koparici olabilecegini unutma... Unutma; Senin isin rahmet olmak, afet degil!
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Hakan Boran
Aliçerçili
Offline
Sülale: tunçalp
Mesaj Sayısı: 124
|
 |
« Yanıtla #40 : 06 Kasım 2006, 23:01:28 » |
|
Eski Türklerde Askerler savasirken arkadan gelecek herhangi bir saldiriyi kontrol edebilmek için sirtlarini bir agaca, kaya veya tasa vererek ok atarlarmis. Atalarimiz genelde bozkir hayat yasadiklari için bu sirt dayanan nesne genelde bir tas veya kaya olurmus, yillar sonra bu sirt dayanan tasin ismi ARKA-TAS dan ARKADAS seklinde dilimize yerlesmis ve bugün bile güvenebilecegimiz bizi arkadan vurmayacak olan samimiyetine güvendigimiz kisilere verdigimiz isimdir. Ask ve arkadaslik bir gün yolda karsilasirlar. Ask,kendinden emin bir sekilde sorar; ben senden daha samimi ve daha cana yakinim sen niye varsin ki bu dünyada? Arkadaslik cevap verir: "Sen gittikten sonra biraktigin gözyaslarini silmek için...." Hiç bir zaman arkadasiz kalmaman dilegiyle. Bütün sevdiklerinize ithafen sunlari göz önünde bulundurun: eger bu sabah hastalikli degil de saglikli uyanmis iseniz, bir hafta sonrasini göremeyecek olan bir milyon insandan daha sanslisiniz. * Bir harp tehlikesi ile iskence görmek ihtimali ile sag kalma korkusu ile karsi karsiya degilseniz, 500 milyon insandan daha iyisiniz.
* Buz dolabinizda yiyeceginiz, üzerinizde elbiseniz,basinizi sokup uyuyabileceginiz bir eviniz varsa, dünyadaki insanlarin çogundan daha zenginsiniz.
* Bankada ve cüzdaninizda para varsa dünyanin en imtiyazli % 8'i arasindasiniz.
* Anneniz, babaniz sag ise siz bu dünyada nadir kimilerden birisiniz.
* Bu mesaji okuyabiliyorsaniz bu demektir ki; okuma yazma bilmeyen 2 milyar kisiden biri degilsiniz.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #41 : 11 Kasım 2006, 23:05:31 » |
|
CENNET BEDAVA , CEHENNEM PARAYLA ..... . * Namaz kaç para?
* Abdest kaç para?
* Şehadet kaç para?
* Namuslu yaşamak kaç para?
* Kur’an okumak kaç para?
* Terbiyeli olmak kaç para?
* Şerefli yaşamak kaç para?
* Günahtan korunmak kaç para?
Bir de Cehennemin Fiyat Tarifesine Bakalım;
* Namussuzluk parayla
* Kumar parayla
* İçki parayla
* Zina parayla
* Şerefsizlik parayla
* Haramların hepsi parayla
* Cehenneme giden bütün yollar parayla...
Birileri parayla Cehennemi kucaklıyor da, bedava Cennet’e gelmiyor. Hem Cehennem'e girmek için sadece para da yetmiyor başka bi takım vasıflarınız da olsması lazım;
* İnkârcı olacaksın.
* Kur’ân-ı Kerîm’i beğenmeyeceksin.
* Dinin emirlerine karşı geleceksin.
* Allah’ın emirlerini yaşamaya değer görmeyeceksin.
* Bu asırda Kur’ân-ı Kerîm bizi idare edemez, diyeceksin.
* İçki, kumar, zina, hırsızlık, hortumculuk günah değil diyeceksin.
* Fâiz alıp-vereceksin.
* Rüşvet alıp-vereceksin.
* Yalan, dedi-kodu, gıybet, iftira, dalga, dubara ile sarmaş dolaş olacaksın.
* Haram-helâl tanımayacaksın.
* İnsanları aldatacaksın.
* Namaz, oruç, zekât gibi ibâdetlerin semtine bile uğramayacaksın.
* Yetim malını zimmetine geçireceksin.
* Eline geçen imkânları ve fırsatları har vurup harman savuracaksın; yani israf edeceksin.
* Kul hakkını zimmetine geçireceksin. Bu hakla ahirete göçeceksin.
* Konuştuğun zaman yalan söyliyeceksin. Vaad ettiğin zaman yerine getirmiyeceksin. Sana emanet edilene ihanet edeceksin.
* Karının, kızının, oğlunun derbeder yaşantısına göz yumacaksın.
* Menfaatin için mukaddesatını ve mukaddeslerini satacaksın.
* Kendin ve aile efradın için Müslümanca yaşanacak bir ortam oluşturmayacaksın.
* Neslin bozulmasına zemin hazırlayacaksın.(özellikle bu madde birçoğumuzu ilgilendiriyor galiba)
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #42 : 13 Kasım 2006, 01:51:12 » |
|
Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem; Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem, Biri ecdadıma saldırdı mı hatta boğarım... "Boğamazsın ki!" ; "Hiç olmazsa yanımdan kovarım!" Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam. Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle. Yumuşak başlı isem kim dedi uysal koyunum? Kesilir belki,fakat çekmeye gelmez boynum. Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim,çifte yerim, Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım. Çiğnerim,çiğnenirim,Hakk'ı tutar kaldırırım. Zalimin hasmıyım,amma seveim mazlumu. İrticanın şu sizin lehçede manası bu mu? MEHMET AKIF ERSOY
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #43 : 15 Kasım 2006, 13:40:51 » |
|
pkk MAGARASINDAKI YAZI SOYLE
Eger bir asker sizi gordugu zaman durmadan ates ediyorsa bilin ki o acemidir kursununun bitmesini bekleyin, bittigi zaman gidin kafasina sIkIn.
Eger sadece sizi gordugu zaman ates ediyor saklandiginiz zaman duruyorsa o bir komandodur, kacin ve caninizi kurtarin.
Eger sizi gordugu zaman ortadan kaybolmussa ve etraf sessizse bilin ki o bordo berelidir, o sizi bulur.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #44 : 24 Kasım 2006, 11:22:58 » |
|
Dağ başına mı, şehir içine mi?..
İki kardeştiler. Biri köyde çobanlık yapmayı tercih ederek diyordu ki: Bu zamanda şehre gitmek, oranın günahlı hayatına karışmak çok kötü. İyisi mi, ben köyün çobanlığını yapayım, günahlardan uzak kalayım. Diğeri ise şehre gitti. Bir mahallede küçük bir tamir kulübesi açıp başladı ayakkabı tamirine. Çoban dağda koyunları, keçileri otlatıyor, hiçbir namazını kaçırmıyor, hiçbir şekilde de nâmahreme nazar etmiyordu. Bütün gün ormanın sessizliği içinde zikirle, fikirle, şükürle yaşayıp gidiyordu.
Bu sebeple de manen bir hayli ilerledi, kerametlere mazhar oldu. Düşünüyordu ki, kardeşi şehirde bir sürü günah ve nâmahreme nazar ile manen sukût ediyor... Bir ara ona acıyarak ziyaretinde bulunmayı düşündü. Otlattığı koyunlarından bir miktar süt sağıp bir bez torbaya doldurarak ağzını bağlayıp şehrin yolunu tuttu. Sora sora bir mahalledeki eskici kulübesinde kardeşini buldu.
Torbadaki sütünü duvardaki bir çiviye asıp oturarak hal hatır sormaya başladı. Bu sırada bir hanım geldi, ayakkabısını çıkarıp topuğunu gösterdi. Kardeşi baktı. Tamir edebileceğini söyledi. Hanım çıplak ayakla beklemeye başladı. Kadın az sonra ayakkabısını giyip giderken ormanda görmediğini gören çobanın zihnindeki temizlik de gitmeye yöneldi. İşte o sırada yukarıdan bir şeyler dökülmeye başladı. Başlarını kaldırıp yukarıya baktıklarında bunun süt damlası olduğunu anladılar. Meğer o anda torbadaki süt de damlamaya başlamış.
Eskici kardeş şöyle bir baktı ve söylendi:
- İnsanlardan kaçarak dağ başında veli olmak kolay şey. Bütün mesele işte bu insanların içinde veli olabilmekte. Anladın mı şimdi farkı?
Çoban başını sallayarak cevap verdi:
- Sen haklısın şehirli kardeşim. Demek senin manen yükselmene mani bu gibi manzaralar. Bunun için düşüş var sende.
Eskici cevap verdi:
- Nereden bildin bende düşüş olduğunu?
- Baksana, bir anda düştüm senin yanında. Sen ise her gün bunlarla yüz yüze, göz gözesin. Düşmemen mümkün mü?
Eskici cevap verdi:
- İşte ben de onu söylüyorum sana. Asıl mesele bunların içinde kendini muhafaza etmektedir. Rabb'ime şükürler olsun ben kendimi şimdiye kadar muhafaza ettim, bundan sonra da muhafaza ederim, inşaallah.
Çoban buna itiraz etti.
- Beni bir anda makamımdan düşüren manzara seni her gün neden düşürmesin? Sen çoktan düşmüşsün de haberin bile yok.
Eskici buna bir cevap vermek istiyordu. Bunun için şehadet parmağını ağzına götürüp dilinin ucuyla ıslattıktan sonra doğruca torbanın süt akan yerine Bismillah diyerek bastırdı. Bir de baktılar ki, şıp şıp diye akan süt anında kesildi.
Birbirlerine bakıştılar. Bir anlık sessizliği yine çobanın feryadı bozdu. Kucakladığı kardeşine şöyle diyordu:
- Sen haklıymışsın şehirli kardeşim! Asıl mesele, dağ başına kaçmak değil, insanlar içine girmek, onların arasında durumunu muhafaza etmekmiş.
Siz ne dersiniz bu olaya? Dağ başına mı gitmeli, yoksa şehir içinde mi muhafaza olmalı?
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|