Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #120 : 26 Ocak 2008, 15:36:48 » |
|
Babası bir gün çabuk sinirlenen çoçuğuna biraz çivi ve bir tahta verip :"Sinirlenip çevrene zarar vereceğini anladığın an,sinirini yenip bu tahtaya çivi çakacaksın" dedi.Çoçuk ilk gün otuz çivi çaktı.Zaman geçtikçe çaktığı çivilerin sayısı da azalıyordu.Daha sonra ise hiç çivi çakmamayı öğrendi.Bunun üzerine babası ; "kendini tutabildiğin her gün bir çiviyi sökeceksin ; dedi.En son çivi söküldüğünde tahtada pek çok çivi izi vardı.Babası, "Bak çoçuğum" dedi."Bu tahta artık eskisi gibi olamayacak.sinirlendiğin ve kırıp geçirdiğin her an karşındakilere böyle gönül yaraları oluşur.Ne kadar tamir etmeye çalışsan da dil yarası iyileşmez."
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Ayşe Gür Teke
|
 |
« Yanıtla #121 : 26 Ocak 2008, 15:41:09 » |
|
çok güzel ve anlamlı..emegine saglık abi..
|
|
|
|
|
Logged
|
Güven tek kullanımlıktır
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #122 : 26 Ocak 2008, 15:48:28 » |
|
Ne demek Menzilli kardesim zaman ayirip okudugun icin ben tesekkur ederim. Mehmet abim bugun yok. sanirim mesgul , biliyorum gelince yine guzel yazilarini bizimle paylasacak.Allah sizlerden razi olsun.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #123 : 26 Ocak 2008, 15:52:07 » |
|
Unutmusum Mehmet abi koye gitmis. 
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #124 : 26 Ocak 2008, 21:16:27 » |
|
İŞ HAYATI şöyledir :
Yanınızda daima 2 kişi bulunur:
1) Yönetici , Sürekli gülümseyerek kötü amaçlarını saklamaya çalışır.
2) Takım Lideri, Sürekli olarak senin üzerinize yine hangi işi atacağını hesap etmekle meşguldür.
Ve son olarak SEN; tüm bunlarla başa çıkmaya çalışırsın.
Bu durumu en iyi anlatan resim aşağıda ...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #125 : 28 Ocak 2008, 11:00:03 » |
|
sevgi Bir gün sormuşlar ermişlerden birine: -Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır? -Bakın göstereyim, demiş, ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da 'derviş kaşıkları' denilen bir metre boyunda kaşıklar. Ermiş sofradakilere, "Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz." diye bir de şart koymuş. Peki!" deyip içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan. > Bunun üzerine, "Şimdi.." demiş ermiş: -Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. "Buyurun." denilince, her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içirmiş. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan. "İşte!" demiş ermiş ve eklemiş: -Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse, o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa, o da kardeşi tarafından doyurulacaktır. Şüphesiz ve şunu da unutmayın, hayat pazarında alan değil, veren kazançtadır daima.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #126 : 28 Ocak 2008, 21:23:49 » |
|
Kafkas kartalı diye anılan Şeyh Şamil, çarlık Rusyasının düzenli ordularına karşı Kafkasyanın bağımsızlığı için bir avuç fedakar ve sadık adamıyla uzun yıllar çarpışmıştı... Onların her türlü imkana sahip orduları karşısında, çetin mücadeleler vermiş; ama kahraman askerleri de dahil olmak üzere eksilen hiçbir şeyi yerine koyamadığı için sonunda mağlup olup esir düşmüştü.Tabi ki Rus Çarı, cesaret ve kahramanlığına hayranlığından dolayı onu bir esir gibi değil, bir misafir gibi karşılamıştı. Üstelik sarayında Şeyh Şamil için bir de ziyafet düzenledi. Rus askerlerini de aileleriyle birlikte yemeğe davet etti... Dağlarda yaptığı mücadele esnasında aylardır tam olarak karnını doyuramamış olan Şeyh Şamil iştahla yemeğini yiyordu ki; Rus Çarı onun bu haliyle istihza etmek istedi. Etrafındakilere; - Bu adam bu iştahla korkaım bizide yer!!! dedi. Çarın bu alaycı sözünü duyan Şeyh Şamil, bu lafın altında kalırmı? Gümbür gümbür cevap verdi : - Korkmanıza gerek yok! ELHAMDÜLİLLAH MÜSLÜMANIZ BİZ DOMUZ ETİ YEMEYİZ!!!!! dedi
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #127 : 31 Ocak 2008, 21:10:24 » |
|
«Adamin biri Hz.Isa (a.s)\'ya arkadas olur, ona «Senin yaninda sana yoldas olabilir miyim» diye teklif eder. Teklifinin kabul edilmesi üzerine yola koyulurlar, bir nehrin kenarina varinca yemek molosi için otururlar, yanlarinda üç çörek vardir. Ikisini yerler, birisi kalir, bu arada Hz.Isa (a.s) nehre varip su içmek üzere kalkar, su içip dönünce üçüncü çöregi bulamaz. Adamaa «çöregi kim aldi» diye sorar, adam «bilmiyorum» diye cevap verir.
Yemekten sonra arkadasi ile birlikte yola koyulur. Yolda iki yavrulu bir geyik görürler. Hz.Isa (a.s) yavrulardan birini çagirir, yavru Hz.Isa (a.s)\'nin daveti üzerine yanina gelince onu keser, etinin bir kismini kizartarak yerler.
Yemekten sonra Hz.Isa (a.s) geyik yavrusunun kalintilarina «Allah (C.C)\'in izni ile canlanip kalk» der, yavru da derhal canlanip kalkarak oradan uzaklasiverir.
Bu olay üzerine Hz.Isa (a.s) yoldasina, «Sana az önceki mucizeyi gösteren Allah (C.C) için soruyorum, çöregi kim aldi?» der. Adam yine «bilmiyorum» diye cevap verir.
Bir müddet sonra bir nehrin yanina varirlar. Hz.Isa (a.s) adamin elinden tutarak su üstünde yürürler, karsiya geçerler. Nehri asinca Hz.Isa (a.s) «Az önceki mucizeyi sana gösteren Allah (C.C) hakki için sana soruyorum, üçüncü çöregi kim aldi» diye sorar, adam yine «bilmiyorum» diye cevap verir.
Bir müddet sonra bir çöle varirlar ve otururlar. Hz.Isa (a.s) bir yere kum ve toprak yigar, meydana gelen yigma Allah (C.C)\'in izni ile «altin ol» der, yigin da altin olur Hz.Isa (a.s) altin yiginini üçe bölerek adama «üçte biri benim, üçte biri senin, öbür üçte biri de çöregi alanin» deyince adam «çöregi alan bendim» diye gerçegi itiraf eder.
Bunun üzerine Hz.Isa (a.s) «Altinin hepsi senin olsun» diyerek ondan ayrilir. Adam altinin basinda dururken çölde yanina iki yolcu gelir. Gelenler kendisini öidürüp altini olmak ister, adam «Onu aramizda üçe bölüsürüz, simdi önce biriniz sehre varip yiyecek bir sey alsin» diye teklif eder. Adamin teklifi kabul edilerek gelenlerden biri sehre gönderilir.
Sehre giden adam yolda giderken «Niye altini onlar ile bölüseyim, alacagim yiyecege zehir katar, onlari öldürürüm, böylece altinin hepsi bena kalir» diye düsünür ve dedigi gibi yapmak üzere sehirden aldigi yiyecege zehir katarak döner.
Altinin yaninda kalanlar da «Niye ona altinin üçte birini verelim, dönünce onu öldürür ve altini ikimiz paylasiriz» diye Konusurlar. Adam dönünce onu öldürürler, fakat yiyecegi yeyince de kendileri ölür, böylece altin çöl ortasinda ve her üçünün ölüsünün yambasinda sahipsiz kalir.
Bu sirada Hz.Isa (a.s)\'nin yolu olay yerine yeniden ugrar, durumu görünce yanindakilere «Iste dünyâ budur, ondan sakinin» der.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #128 : 06 Şubat 2008, 10:23:32 » |
|
Sevgiye sahip olmak! Swami Vivekananda (Ceviri: Lale Kulahli)
Bir keresinde bana cok yakin bir arkadasim olmustu!
Bir yuzme havuzunun kenarinda otururken avuclarindan birisini biraz su ile doldurdu ve bana uzatip sunu soyledi:
"Elimde tuttugum bu suyu goruyor musun? Bu "sevgi"yi sembolize ediyor. Ben bunu soyle goruyorum: Elini ozenle acik tutar ve suyun(yani sevginin) orada kalmasina izin verirsen, her zaman orada kalacak. Ancak, parmaklarini kapamaya kalkar ve sahip olmaya calisirsan buldugu ilk araliktan akacak.
Insanlarin sevgi ile karsilastiklarinda yaptiklari en buyuk hata bu! Buna sahip olmaya calisirlar, talep ederler, beklerler ! Ve aynen elinizi kapadiginizda elinizden dokulen su gibi sevgi, ask da sizden kacar. Cunku sevgi ozgur olmalidir, onun dogasini degistiremezsiniz. Eger sevdiginiz insanlar varsa, onlarin ozgur birer varlik olmalarina izin verin.
Verin ama beklentiye girmeyin. Tavsiyede bulunun ama emretmeyin. Verir misin deyin ama hic bir zaman talep etmeyin.
Kulaga kolay gelebilir ama bu, gercekten anlayabilmek icin bir omur isteyebilecek bir derstir. Bu, gercek sevginin sirridir. Gercekten ogrenmek icin sevdiklerinizden ictenlikle birsey beklememeli ama onlara kosulsuzca ozen gostermelisiniz. "
Hayat aldigimiz nefes sayisi ile degil, nefesimizi kesen anlarla olculur !
Yasayin!
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #129 : 08 Şubat 2008, 21:39:01 » |
|
Mayonez Kavanozu ve 2 Fincan Kahve:
Ne zaman hayatında bazı şeyler taşınamaz hale gelirse, ne zaman 24 saat kısa gelmeye başlarsa, o zaman mayonez kavanozu ve 2 Fincan Kahveyi hatırlayınız!
Bir gün bir Felsefe profesörü, elinde birkaç kutu olduğu halde derse gelir. Ders başladığında, hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe bir mayonez kavanozunu alır ve ağzına kadar tenis topları ile doldurur ve öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar;
Öğrenciler ittifakla kavanozun dolduğunu ifade ederler, Bu sefer profesör önündeki kutulardan bir tanesinden aldığı çakıl taşlarını, çalkalayarak kavanoza döker, böylece çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurur ve öğrencilere tekrar kavanozun dolup dolmadığını sorar, onlar da 'evet' doldu derler, profesör bu defa masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve içindeki kumu yavaşça kavanoza döker. Tabii Ki kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur. Ve tekrar öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar,Öğrenciler de koro halinde 'evet' derler.
Bu sefer profesör masanın altında hazır bekleyen 2 fincan kahveyi alır ve kavanoza boşaltır, Kahve de kumların arasında kalan boşlukları doldurur. Öğrenciler gülerler! Profesör öğrencilerin gülüşünü destekleyerek 'eveet' Diyerek; Ben 'Bu kavanozun sizin hayatınızı simgelediğini ifade etmeye çalıştım ' Der. Şöyle ki; Bu tenis topları hayatınızdaki önemli şeylerdir; aileniz, çocuklarınız, sıhhatiniz, arkadaşlarınız ve sizin için önemli olan şeylerdir.
Diğer şeyleri kaybetseniz de, bu önemli şeyler kalır ve hayatınızı doldurur. O çakıl taşları ise daha az önemli olan diğer şeylerdir; işiniz, eviniz, arabanız vs.
Kum ise diğer ufak tefek şeylerdir.
'Şayet Kavanoza önce kum doldurursanız...' diye, anlatmaya devam eder, 'çakıl taşlarına Ve özellikle de tenis toplarına (yeterli) yer kalmaz. Aynı şey hayatımız için de geçerlidir. Vaktinizi ve enerjinizi ufak tefek şeylere harcar, israf ederseniz, önemli şeyler için vakit kalmayacaktır . .
Dikkatinizi mutluluğunuz için önem arz Eden şeylere çevirin. Çocuklarınızla oynayın. Sağlığınıza dikkat edin. Eşinizle yemeğe çıkın. Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın. Öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştirin. Öncelikleri, sıralamayı iyi bilin . Gerisi hep kumdur.
Bu Ara Bir öğrenci sorar; 'Peki, O iki fincan kahve nedir?' Profesör gülerek: 'Bu soruyu bekliyordum, Hayatınız ne Kadar dolu olursa olsun, her zaman dostlarınız ve sevdiklerinizle bir fincan Kahve içecek kadar VKTİNİZ vardır !!! '
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #130 : 27 Şubat 2008, 09:25:05 » |
|
Borsa Nasil Calisir..
Bir zamanlar köyün birine bir adam gelmiş ve tanesi 10$dan maymun alacağını söylemiş. Köyde çok maymun olduğu için köylüler sevinçle ormana koşup maymunları yakalamaya başlamışlar.
Adam,binlerce maymunu 10$ dan satın alınca ortalıkta maymunlar azalmış,yakalaması zorlaşmış. Köylüler tam maymun yakalamak tan vazgeçecekken adam tanesine 20$ vereceğini söylemiş. Tekrar heveslenen köylüler tekrar maymunları yakalamaya başlamışlar. Bir süre sonra da fiyatı 25$a çıkarmış.Ancak bırak yakalamayı ,maymuna rastlamak bile çok zorlaşmış. Bunun üzerine adam fiyatı 50$ a çıkardığını,ancak kendisinin işi olduğu için şehre gitmesi gerektiğini,yardımcısının onun yerine alım yapacağını söylemiş. O yokken yardımcısı köylülere demiş ki; Şu büyük kafesteki maymunlar var ya ben onların tamamını size tanesi 35$ dan satayım,siz de adam gelince ona 50$ dan satarsınız. Köylüler bütün birikimlerini bir araya toplayarak bütün maymunları satın almışlar. Sonra ne adamı ne de yardımcısını bir daha gören olmamış.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #131 : 27 Şubat 2008, 13:49:04 » |
|
Şehitler ölür 27 Şubat 2008 yozdil@hurriyet.com.tr 6 yaşındaydım...
Hayli yaşlı bir komşumuz vardı.
90 küsur.
Vade doldu...
Vefat etti.
Dün gibi hatırlıyorum.
İlk kez tanışmıştım ölümle... Adeta yas ilan edilmişti mahallede.
Televizyon açmak yasak... Radyo yasak.
Teyp açmak yasak.
"Duyulur, ayıp olur" deniyordu.
Yüksek sesle konuşmak yasak.
Top oynamak yasak.
Anneler toplanıyor, komşu evine.
Babalar toplanıyor, kapı önünde.
Ve, cami...
"İnsan"a yakışır bir vakar... Sessizlik, usul usul gözyaşı, başsağlığı dilekleri, dostlar sağolsun temennileri, sonra hep birlikte mahalleye dönüş...
Hüzün korteji.
Yatağında, eceliyle son nefesini veren 90 küsur yaşındaki komşularımızı bile, böyle uğurlardık...
Hatırlarsınız.
Ya bugün?
Tivilerde şarkılar, türküler...
Kim kimi becerdi, tam gaz.
Maçlara devam.
Hálá, parite marite filan.
Bakın...
İki kare fotoğraf veriyorum size... Mahallemden.
İzmir’den.
İki gün önce, Hilton Oteli.
EGİAD "balo" yapıyor.
Balo.
Smokinli adamlar göbek atıyor, ağızlarında tank namlusu gibi purolar, takıp takıştırmış kadınlar, şen şakrak...
Memleket savaştaymış, ciğerimiz yanıyormuş, bıyıkları terlememiş fidanlar bir bir düşüyormuş, hikáye...
Sahnede, Kenan Doğulu!
Hani şu 10. Yıl Marşı...
Çııııktık açık alınlaaa, 10 yılda her savaştaaaan...
Eller havaya, tempo!
İzmir Emniyet Müdürü orada.
CHP milletvekili orada...
Ne diyelim...
Allah içinize sindirsin kardeşim... Cümleten hayırlı balolar dilerim.
Bi dahaki sefere "maskeli balo" yapın da, adamın biri çıkar yazar, böyle kabak gibi görünmeyin.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #132 : 28 Şubat 2008, 19:59:35 » |
|
Anlayana!!!
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #133 : 04 Mart 2008, 14:03:59 » |
|
Akşamları ne yapıyorsunuz?
Dümdüz bir soru size: Akşamları evde ne yapıyorsunuz? Koltuğa uzanıp, hiç tanımadığınız Amerikalı dedektiflerle, hiç tanımadığınız Amerikalı haydutları mı kovalıyorsunuz? Yoksa yerli dizilere kaptırıp hiç bilmediğiniz konaklarda yaşanan hayatları mı seyrediyoruz? Dört saat televizyon seyretmenin sekiz saat çalışmak kadar beyni yorduğunu biliyor musunuz?
İki türlü hayat var: 1. Yaşanan hayat,
2. Seyredilen hayat,
Akşamlarınız televizyona kilitliyse, bilin ki, hayatı sadece seyrediyorsunuz ! Akşamları evde ne yapıyorsunuz? Akşamlarınızı nasıl geçiriyorsunuz? ”Pek çoğu gibi biz de çekirdek çıtlatıp saatlerce televizyon izliyoruz” diyorsanız, durup bir düşünün lütfen; dünyaya birkaç kez daha geleceğinize mi inanıyorsunuz? Böyle bir şey olsaydı, şimdiki hayatımızın bir bölümünü ziyan etmek şimdiki kadar acı sonuçlar doğurmayabilirdi belki. Ne çare ki sadece bir hayatımız var. Bu da maalesef, çok kısa. Ortalama altmış yılın yirmi yılı uykuda geçiyor. Kalan kırk yılın yirmi yılı çocukluk, eğitim, vesaire… Son yirmi yılı da ziyan edersek, bize yaşanacak bir şey kalmaz. Akşamlarınızı sadece televizyona veriyorsanız, sayılı nefeslerinizden bir bölümünü çöpe atıyorsunuz demektir! Çünkü televizyon izleyen kişi hayatta değildir, zira hiçbir şey yapmamakta, hiçbir değer üretmemektedir; bu da bir anlamda yaşamamaksayılır.
Ne mi yapmalı?..
1. Ailece kitap okuyun, sohbet edin: Nasıl tanıştığınızı, ilk nerede görüştüğünüzü, sıkılıp sıkılmadığınızı, nerede nasıl evlendiğinizi, nikah şahitlerinizi, düğününüzü anlatın çocuklarınıza, onları hem dinleyin, hem de okumaya çalışın.
2. Gezin: Gezmek için ille de bir maksat olması gerekmez, en büyük maksat hayatı paylaşmaktır. Yakınsanız deniz kenarına inin, ayaklarınızı denize sokun ve becerebiliyorsanız taş sektirme yarışına girin. Sonra da güneşin pembe gülücükler saçarak batmasını seyredin. (İnanın televizyon seyretmekten çok daha keyifli ve dinlendiricidir) Ormanda hep birlikte yürüyün, ağaçlara isim takın, yol boyu açan çiçekleri sevin ve çocuklarınıza bunlarla sevmeyi öğretin. (Ama bilin ki hayat öğrenmek ve öğretmekten ibaret değildir. Dinlenmek, eğlenmek gibi olgular da hayatın bir parçasıdır) Çocuklarınızla ilişkilerinizde asla öğretmen tavrı takınmayın. Onlarla arkadaşlık etmek dünyanın en keyifliişidir.
3. Akraba ve komşularla ilgi bağı kurun: Onlara ya gidin, ya da onları size davet edin. Sohbetiniz televizyonsuz olsun ki tadı çıksın. Birbirinizi gerçekten tanımaya çalışın. Bilirsiniz, “Komşu komşunun külüne muhtaçtır.”
4. Kültürel ve sanatsal etkinliklere katılın. (Konferans, seminer, sergi, doğru sinema ve tiyatro) Hayatınızı biraz olsun renklendirecek başka şeyler de bulabilirsiniz. Yeter ki isteyin. Bir şeyi çok isterseniz, Allah sebebini halk eder ve çok istediğiniz şeye ulaşırsınız. ”Olmaz ki” diye düşünüp taleplerinizi ertelerseniz,hiçbir yere ulaşamazsınız. Aile bağlarının güçlenmesi, paylaşacak şeylerin çokluğuyla mümkündür. Ne kadar çok şey paylaşırsanız aileniz o kadar güçlenecek, o kadar diri duracak ve mutlu olacaktır. Hatıra defterine televizyon dizilerini yazamazsınız. Oraya ancakyaşadıklarınızı yazabilirsiniz. Her gün bir şeyler yaşamalı ve bunları deftere geçirerek geleceğe tarihdüşürmelisiniz. Bugün öyle bir hayat yaşayın ki, yarına da kalsın. Torunlarınıza filananlatacaklarınız olsun. Ayrıca unutmayın ki ; Hayatı biriktiremezsiniz; ya her anını yaşayacaksınız, ya da ziyan edeceksiniz. Artık cevap gelsin: Akşamları ne yapıyorsunuz?.. yaşıyor musunuz, yoksa seyrediyor musunuz? –
CAN DÜNDAR
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Karalar
Aliçerçili
Offline
Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321
|
 |
« Yanıtla #134 : 17 Mart 2008, 13:59:16 » |
|
Bugüne yeniden dogan sana, merhaba ışık yolcusu
Sen sevginin ışığısın
Bizler akıl – duygu - beden üçlüsünün çok ötesinde, kendimiz tarafından fark edilmeyi bekleyen inanılmaz ureticileriz.
Şikayet şikayet ve şikayet. Her gün şikayet edecek bir şeyler buluruz. Malzemelerimiz önümüzdedir. Kendimizi her bir insandan tutun, hava durumuna kadar şikayet malzemeleri ile dolu bir dünyaya hapsederiz. Hayatımızda nefes almak kadar önemli hale gelen şikayet etmenin, ne kazandırdığını hiç düşündünüz mü? HİÇBİRSEY!! Tam aksine, şikayet ettiğimiz oranda, düşüncelerimiz biraz daha şikayet edecek malzeme arıyor. Zira akıl mekanizmasının çalışma şekli, düşünce – duygu - bedensel deneyim üçgeni içindedir.
Her şikayet, negatif bir duygu üretiyor,
her negatif duygu, bedensel olarak deneyimleniyor,
her deneyim, yeni bir negatif düşünce üretmemize neden oluyor.
Şikayetlerimizle kendimizi düşünce – duygu - bedensel üçgenine hapsediyoruz. Bu üçgende oluşturduğumuz şikayet zincirimizle, biz yaşamı değil yaşam bizi yaşar hale geliyor.
Kendinizi takdir edin, yaptıklarınızı, başardıklarınızı düşünün. En kötü durumu, deneyim olarak görmeyi deneyin. Zira o deneyimlerdir bizi bugünlere getiren. Olaylara şikayet yerine yeni fırsatlar olarak bakmaya başladığımızda, hayatımızda şikayet zinciri değil, fırsatlar zinciri oluşturmaya başlarız. Bize zarar verip hayatımızı zorlaştırmaktan başka hiç bir işe yaramayan şikayet zincirini kırdığımızda, her şeyi olduğu gibi kabul ederiz.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|