27 Temmuz 2026, 16:26:48 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Bağlantılar Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: « 1 2 3 »
  Yazdır  
Gönderen Konu: LOKMAN HEKİM  (Okunma Sayısı 35242 defa)
Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #15 : 03 Ekim 2008, 14:20:19 »


Bu meyve kış hastalıklarına karşı birebir...

3 Ekim 2008 Cuma : 13:22
Üvez meyvesinin kış hastalıklarına karşı vücut direncini artırıcı özelliği olduğu, bu gibi meyveleri kışın bol miktarda tüketmek gerektiği bildirildi.
 
 
 
Üvez meyvesinin kış hastalıklarına karşı vücut direncini artırıcı özelliği olduğu, bu gibi meyveleri kışın bol miktarda tüketmek gerektiği bildirildi.

Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Resul Gerçekçioğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, üvez meyvesinin Kuzeybatı Anadolu, Orta Karadeniz Bölgesi ile diğer bazı bölgelerde tüketildiğini söyledi.

VÜCUT DİRENCİNİ ARTIRIYOR

Üvezin, toprak ve su isteği açısından kanaatkar olup atıl tarım alanlarında alternatif ürün olarak kullanılabildiğini anlatan Prof. Dr. Gerçekçioğlu, üvezin tıpta kullanıldığını bildirdi.

ŞEKER VE TANSİYON HASTALARINA İYİ GELİR

Yapılan araştırmalarda üvez meyve kurusunun kaynatılıp içildiğinde ya da yenildiğinde yapraklarının kabız yapıcı etkisi bilindiğini anlatan Prof. Dr. Gerçekçioğlu, ''Taze meyvesi de bol tüketilirse müshil etkisi gösterebilir. Diğer yandan meyve ve özellikle yapraklarının şeker hastalığına iyi geldiği, kan şekerini düşürücü etkiye sahip olduğu laboratuvar testleriyle kanıtlanmıştır'' diye konuştu.

GÖĞÜS YUMUŞATICI

Yine üvezin yapraklarının göğüs yumuşatıcı etkiye sahip olduğunu anlatan Prof. Dr. Gerçekçioğlu, ''Üvez meyvesinin kanamayı durduran ve güçlendirici ilaç olarak kullanımı Hipokrat'a kadar uzanır'' dedi.

''SON YILLARDA ARANAN MEYVE TÜRÜ OLDU''

Üvezin şu ana kadar herhangi bir yan etkisinin olmadığını söyleyen Prof. Dr. Gerçekçioğlu, şunları kaydetti:

''Kış aylarına doğru hasadı yapılan üvez özellikle son yıllarda aranan meyve türü oldu. Üretimin artırılmasında çok kaliteli sanayi ürünü ve inanılmaz bir müşterisi olan meyve haline geleceğine inanıyorum. Son yıllarda üniversitelerde bu konuda akademik çalışmalar başlamış. Bu çalışmaların yakın gelecekte yaygınlaşacağı kanısındayız. Üvezin kış hastalıklarına karşı vücut direncinin artırıcı özelliği var. Üvez gibi meyveleri kışın bol miktarda tüketmek lazım. Çünkü hiçbir yan etkisi yok, tamamen doğal.''

Prof. Dr. Gerçekçioğlu, üvez meyvesinin serin yeri ve nemli ortamları sevdiğini söyledi.

BAĞIRSAKLARI TEMİZLİYOR

Prof. Dr. Gerçekçioğlu, bu meyve üzerinde yapılan son araştırmalarda, içeriğinde tanen (kalp krizini önleyici ve vücut direncini arttırır), sorbitan asidi (altı değerli alkol, karaciğeri güçlendirir), elma asidi, limon asidi, kehribar asidi, tartarik asit, sorbin asidi, C vitamini (antioksidant), amygdalin (bazı türlerinde az olarak rastlanır),

KALP KRİZİNİ ÖNLEYİCİ

uçucu yağlar ve renk maddesi olarak antosiyanin (bağırsak temizleyici, iltihap giderici, müshil, idrar söktürücü, kanamayı durduran ve lenf uyarıcı özelliklere sahiptir) maddeleri tespit edildiğini belirtti.

ÜVEZ

Gülgiller familyasından 5-10 metre yüksekliğinde mayıs-haziran ayında beyaz renkli çiçekler açan ve kışın yaprağını döken bir ağaç olan üvezin meyveleri, küre veya armut seklinde yeşilimsi sarı veya kırmızımsı-esmer renkli ve buruk bir lezzete sahip.

Sarbus aucuparia türü kuş üvezi olarak bilinen ve Kuzey Anadolu'da yaygın olan üvezin, sorbus domestica türünün (üvez) Karadeniz Bölgesi'nde tabii olarak yayılış gösterdiği gibi meyveleri için birçok bölgede yetiştirildiği ifade ediliyor. Üvez meyvesi, muşmula gibi olgunlaştığı zaman yeniyor.

AA
 
 
Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #16 : 21 Ekim 2008, 16:25:27 »

Kış hastalıklarına bu 9 ürünle savaş açın

21 Ekim 2008 Salı : 14:03
Bitkileri hastalığa yakalanmadan önce önlem olarak kullanılmaya başlanmak vücut direncinin artmasında ve kış hastalıklarının önlenmesinde yararlı.
 
 
 
Bitkilerle tedavi her zaman ilaç tedavisinden daha etkili ve ucuz. Ancak, bitkileri hastalığa yakalanmadan önce önlem olarak kullanılmaya başlanmak vücut direncinin artmasında ve kış hastalıklarının önlenmesinde çok daha yararlı. İşte sizi hastalıklardan koruyacak bitkiler...

PAPATYA

Papatya buğusu kullanarak, nezle ve sinüziti kısa sürede iyileştirilebilirsiniz. Antik çağda bile, sinir ağrıları ve romatizma, papatya yağı ile masaj yapılarak tedavi ediliyordu. Eski bitki kitaplarında yazdığına göre, papatya yağı, organların yorgunluğunu alır ve kaynatılmış bitki lapası hasta mesanenin üstüne uygulandığında, ağrıları hafifletebilir.

IHLAMUR

Soğuk algınlığına ve öksürüğe karşı en etkili ve en yaygın olarak kullanılan doğal ilaçlardan biri olan ıhlamur, uykusuzluk, spazm ve kan dolaşımı bozukluklarında da kullanılır. Diğer çaylarda olduğu gibi ıhlamuru da hazırladığınız zaman için ve bir daha kaynatmayın. Çünkü uzun süre kaynatılıp içilen ıhlamur size yarardan çok zarar verebilir.

BİBERİYE

Bu güzel kokulu bitkinin kullanılmadığı hastalık yok gibi. Bronşit, öksürük, migren, gastrit, başağrısı, ağrılı adet, düşük tansiyon, kabızlık, safra kesesi taşı, ishal ve karaciğer rahatsızlıklarında da kullanılır. Hoş bir tat vermesi açısından biberiye çayına bir parça da kabuk tarçın atabilirsiniz.

REZENE

Öksürük ve soğuk algınlıklarında ve çocuklarda boğmaca hastalığı sırasında rezene çayı yararlıdır. Listeyi uzatmak mümkün: Hıçkırık, bulantı, idrar yolları iltihabı, böbrek taşları gibi birçok durumda rezene çayına başvurabiliriz.

NANE

Nane çayı, mide ve bağırsak gazlarında, bulantı ve kalp çarpıntısında içilir. Sindirim sistemi rahatsızlıklarında, karın ağrısı, ishal, safra kesesi taşı, baş ağrısı, migren, sinüzit, diş ağrısı, halsizlik, bronşit, öksürük gibi rahatsızlıklarda da tedavi edici özelliği olan nane, nefes darlığında da şöyle kullanılabilir: Bir tülbentin üzerine bal konur, üzerine taze veya kuru nane yaprakları serpilir ve yatmadan önce göğüs üzerine bağlanır, sabaha kadar bırakılır.

KEKİK

Kekik çok güçlü bir antiseptik olarak biliniyor. Kekik yağından elde edilen timol birçok ilaçta, hatta ameliyatlarda yara temizlemek için kullanılıyor. Eski zamanlarda salgın hastalıklarda kullanılan kekik günümüzde de grip salgınlarında bol bol kullanılıyor. Boğmaca, öksürük, bronşitte çok faydalı.

ZENCEFİL

Ayurveda ve Çin Tıbbı’nda 5 bin yıldır kullanılan zencefil, ısıtıcı bir ottur. Soğuk algınlıklarında çayını içebilir, öksürük için zencefilzerdeçal- bal karışımını sabah ve akşam aç karnına şurup niyetine kullanabilirsiniz. Zencefil canlandırıcı olduğu için akciğerleri temizler, gazı önler ve terlemeyi artırarak cildin de temizlenmesini sağlar.

ADAÇAYI

Kızılderililerin kutsal bitkisi sayılan adaçayı, Akdeniz yöresinde bol bol yetişir. Antibiyotik ilaç görevi gören adaçayı diş eti rahatsızlıklarında ve boğaz ağrılarında çok yararlıdır. Özellikle boğaz ve ağız içi iltihaplarında günde birkaç defa adaçayıyla hazırlanıp soğutulmuş çayla gargara yapın, iyi geldiğini göreceksiniz.

ŞALGAM

Vitamin deposu havuçtan elde edilen şalgam, mevsimsel geçişle birlikte artan soğuk algınlığı ve gribal enfeksiyonlara karşı vücudun direncini artırıyor. Mevsimsel geçiş dönemi olan şu günlerde, grip başta olmak üzere soğuk algınlığı hastalıklarının önlenmesinde şalgam vitamin yönünden zengin olması nedeniyle hastalıklara karşı önleyici oluyor.

Bugün
 
 
Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #17 : 22 Ekim 2008, 10:58:42 »



Sinüzitte acı kavunun doğru kullanımı
Sinüzitten muzdarip olanların ismini sıkça duydukları acı kavun bitkisinin (diğer adları Ebu Cehil Karpuzu, cırtatan) tedavide yanlış şekilde kullanılması ölümlere dahi yol açabiliyor.
 
 
 
Bu bitkiyi tecrübe ederek sinüzitten şifa bulan Yeni Asya gazetesi yazarı M. Latif Salihoğlu, doğru kullanım biçiminin suyunu burna çekmek değil pamuğu nemlendirip burnun iç yüzeyine yavaşça sürmek olduğunu belirtti. Salihoğlu, bazı ameliyatların bile kesin çözüm olmadığı sinüzitin tedavisi konusunda yaşadığı "acı kavun" tecrübelerini bugünkü köşesinde dile getirdi:

Acı kavun

Geçtiğimiz hafta sonu bazı gazetelerde yer alan (aa) kaynaklı bir habere göre, Sakarya'da oturan 43 yaşındaki bir hanım, sinüzit rahatsızlığı sebebiyle burnuna acı kavunun suyunu damlattığı için fenalaşarak hastahaneye kaldırılmış.

Hastanın ifadesi şöyle: "Acı kavunun suyunu burnuma damlattım. Burnumdan çok iltihap aktı. Rahatladım, ama bir yandan da fenalaştım.''

Konuyla ilgili konuşan doktor da, "Sinüzitin olduğu bölgeye yakın görme sinirleri var. Acı kavun, zehirleme etkisiyle hem bu sinirlere hem de beyne zarar verebiliyor."

Bütün bunları doğru bilgiler olarak kabul edebiliriz.

Hakikaten, çok zehirli olan bu bitkinin suyu hoyratça burna çekildiğinde, sinüzite iyi gelse bile, başka türlü rahatsızlıklara yol açabiliyor.

Nitekim, bunu kullanan hastanın durumu da aynıdır. Sinüzitten kurtulmuş; ancak, bu ilacın başka yan etkileriyle fenalaşmış.

İşte, son derece dikkat ve hassasiyet gerektiren bu durum sebebiyledir ki, acı kavunla sinüzit tedavisi olmak isteyenlere ta yıllar önce şu tavsiyelerde bulunmuştuk:

"Sakın ha, bu bitkinin suyunu burnunuza çekmeyin. Sakın ola, bunun bir tek damlasını dahi burnunuza damlatmayın.

"O halde, bu illetten kurtulmak için, bitkinin suyunu bir çay tabağına damlatın ve kulak pamukçuğu gibi minik bir pamuk parçasını bu zehirli suya bandırırıp hafifçe ıslattıktan sonra, bunu burnunuzun iç yüzeyine yavaşça sürün.

"Yani, ilacın suyunu burnunuza damlatmayın; bir pamukçuk ile sıvıyarak burnunuzu sadece ıslatıp nemlendirin, yeter. Çünkü, bu acı suyun kokusu ve nemi dahi sinüziti tedavi etmeye kafi gelebiliyor."

Evet, kendimiz dahi aynen öyle yaptık ve yapıyoruz. Bu sûretle yapılmış yüzlerce tecrübe var. Bunun şimdiye kadar hiçbir sakıncasını da görmedik. Buna mukabil, bazı ameliyatların dahi kesin çare olmadığını biliyoruz.

Haber vaktim
 
 
 
 
Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #18 : 25 Ekim 2008, 01:14:09 »

                             

                                         

                                     Bu yemiş sağlık deposu gibi...


Kansere, yaşlanmaya ve kalp hastalıklarına set çekin.

Doç. Dr. Ali İslam, turna yemişinin yüksek vitamin içeriği ile adeta bir sağlık deposu olduğunu belirtti. Doç. İslam, bu özellikleri şöyle açıkladı:

"Turna yemişi kan şekerini düşürür, idrar yolları enfeksiyonlarını giderir. Bazı kanser türlerine, yaşlanmaya, kalp ve ülsere karşı koyar idrar söktürücüdür. Yatak ıslatmayı ve mesane kasılmasını, iştah kaybını engeller, ishali giderir, gut hastalığını, böbrek ve romatizmayı, yorgunluğu geçirir. Ağız içi iltihaplarını iyileştirir, mide ve on iki parmak bağırsak ülserlerini iyi eder, damar sertliğini ve boğaz yanmasını önlemektedir. Bol miktarda omega-3 vardır. Beyin hücrelerindeki hasarı önler, felç riskini de azaltır"Bugün
Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #19 : 09 Kasım 2008, 12:23:42 »



      Meyve ve sebzelerin sağlığımıza faydaları

9 Kasım 2008 : 07:12
Markete ya da pazara gittiğinizde filenize doldurduğunuz meyve ve sebzelerin sağlığınızı nasıl etkilediğini biliyor musunuz?
 
 
 
Markete ya da pazara gittiğinizde filenize doldurduğunuz meyve ve sebzelerin sağlığınızı nasıl etkilediğini biliyor musunuz?

Kabağın K vitamini, brokolinin şifa deposu olduğundan haberiniz var mı? Bu soruların cevabını bilirseniz, evinize vitamin ve şifa dolu bir fileyle dönebilirsiniz. Medical Park Fatih Hastanesi'nden Diyetisyen Sevil Nas Can; çok sık tükettiğimiz, marketten ve pazardan aldığımız meyve ve sebzelerin besin değerleri hakkında bilgi verdi.

Salatalığın vücudu nemlendirip idrar yolları enfeksiyonlarında faydalı olduğunu, havucun saç dökülmesini azaltıp, saçı canlandırdığını, narın C vitamini, demir ve potasyum deposu olduğunu, karnabaharın ise kalp hastalıklarında ve tansiyon düşürmede faydalı olduğunu biliyor muydunuz?

Havuç: Saç dökümesini azaltır ve saçı canlandırır. Cilt ve kemik sağlığında, hücre yenilenmesinde faydalıdır.

Yenidünya: Görmeye ve büyümeye faydalıdır.

Kayısı: Kas ve sinir sistemini güçlendirir. Cilt, göz ve bağışıklık sistemine fayda sağlar. Kemik gelişimini artırır. Kansızlığa iyi gelir.

Soğan: Bronş açıcı. Doğal antibiyotiktir. Bağırsak çalıştırıcıdır. Dayanıklılığı artırır. Kemik ve diş sağlığında faydalıdır.

Enginar: Karaciğer ve safra kesesi sağlığını korur. Sindirimi kolaylaştırır. Böbreklerin çalışmasını düzenler. Toksin atıcıdır.

Kabak: Böbrek fonksiyonlarında faydalıdır. Kanın pıhtılaşmasını düzenler. Kemik gelişimini sağlar.

Karpuz: Böbrekteki kum ve taşların, toksinlerin atılmasında faydalıdır. Sıvı ihtiyacının karşılanmasına da katkısı vardır.

Maydanoz: Kemik sağlığında etkilidir. Çok yüksek oranda C vitamini içerir. Büyüme ve diş sağlığı gelişiminde etkindir.

Sarımsak: Kireçlenmede faydalıdır. Yaşlanmayı geciktirir. Yüksek tansiyonu ayarlar. Doğal antibiyotiktir. Ödem sökücüdür. Damar gelişiminde faydalıdır.

Ahududu: Diş sağlığına iyi gelir. İştah açıcı ve idrar sökücüdür. İshali önler ve ateş düşürücüdür.

Kivi: Yaşlanmayı geciktirir. Güçlü antioksidandır. Alerjiye karşı bağışıklığı artırır.

Marul: Cilt sağlığına olumlu etkileri vardır. Sinir sisteminde faydalıdır. Büyüme ve gelişmede, saç sağlığında olumlu etkileri vardır.

Kavun: Damar tıkanıklığında etkilidir. Bağırsakların çalışmasında

ve göz sağlığına fayda sağlar.

Soya: Kalp sağlığını korur. Tansiyona iyi gelir. Bağırsak çalıştırıcıdır. Antioksidan özelliği ile kansere karşı koruyucudur. Kemikleri güçlendirir.

Lahana: Mide rahatsızlıklarına faydalıdır. Güçlü antioksidandır. Hazımsızlık gidermede faydalıdır. Toksin atıcıdır.

Elma: Bağırsak sisteminin korunmasında faydalı ve posa bakımından zengindir. Kolesterol düşürücü etkisi vardır. Kan şekerini kontrol altında tutar ve vücut direncini artırır. Kas ve eklem ağrılarının azalmasına yardımcı olur.

Şeftali: Vücudun savunma sistemini güçlendirir. Hazmı kolaylaştırır. Sinir sistemine faydası vardır.

Avokado: Kalın bağırsakve hemoroitiçin faydalıdır.Lif oranı yüksektir. Yüksek tansiyonu düşürür.

 

DİĞER MEYVE VE SEBZELER
DAMAR SERTLİĞİNE KARŞI MISIR

MISIR: Damar sertliğine ve kolesterole faydalıdır. İdrar söktürücüdür. Böbreklerin düzenli çalışmasında fayda sağlar.

ARMUT: Kalp kaslarının düzenli çalışmasında fayda sağlar. Tansiyon ayarlamasında etkilidir. Posa yönünden zenginliği nedeniyle bağırsakları çalıştırır.

DUT: İdrar söktürücü ve bağırsak çalıştırıcıdır.

KİRAZ: Diş çürümesini önlemede faydalıdır. İdrar söktürücüdür. Vücudun su dengesini sağlar.

ERİK: Bağırsak çalıştırıcı ve direnç artırıcıdır.

İNCİR: Sindirime yardımcıdır. Kemik ve diş sağlığına etkilidir.

EMZİREN ANNEYE YER ELMASI

YER ELMASI: İnsülin ve glikoz içerir. Emziren annelerde süt artırıcı etki yapar. Böbreklerin düzenli çalışmasına yardımcı olur. Cilde faydalıdır.

ÜZÜM: Sindirim sistemi üzerinde faydalıdır. Vücudun savunma mekanizmasını güçlendirir.

SALATALIK: Cildi nemlendirir. İdrar yolları enfeksiyonlarında faydalıdır. Bol miktarda posa içermesinden dolayı bağırsak çalıştırıcıdır. Sakinleştirici etkisi vardır ve toksin atıcıdır.

KUŞBURNU: İdrar yolları enfeksiyonlarında etkilidir. Bağırsak çalıştırır. Enfeksiyonlara karşı vücudu korur. Güçsüzlük ve halsizliğe iyi gelir.

MARUL: Sinir sisteminde faydalıdır. Büyüme ve gelişmede, cilt ve saç sağlığında olumlu etkileri vardır.

KARNABAHAR: Kalp hastalıklarında ve tansiyon düşürmede faydalıdır.

KOLESTEROL DÜŞMANI TAZE FASULYE

TAZE FASULYE: Kötü kolesterolü düşürür. Antioksidan özelliği vardır.

PIRASA: İdrar söktürücüdür. Bronş açıcıdır. Sindirimi kolaylaştırır.

PATATES: Hazımsızlığı giderir. Mide rahatsızlıklarında faydalıdır. Kalp üzerinde olumlu etkileri vardır. Nişasta içeriğinden dolayı kan şekerinin hızla yükselmesine sebep olabilir.

AYVA: Mideyi rahatlatır. İshale karşı koruyucudur. Cilde faydalıdır.

ISPANAK: Cilt sağlığına, sinir sistemine, sindirime, göz sağlığına, büyümeye ve gelişmeye faydalıdır.

C VİTAMİNİ DEPOLARI

PORTAKAL: Kansızlığa iyi gelir. Kalp ve atardamarları korur. Kolesterol düşürücüdür. Bağışıklık sistemini güçlendirir.

MANDALİNA: Hastalıklara karşı vücudun direncinartırır. Yüksek tansiyonu düşürmeye yardımcı olur. Damar sertliğine faydası vardır. Güçlü bir antioksidandır.

 
moral haber
 
Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #20 : 23 Kasım 2008, 20:57:15 »



Günde bir kaşık yiyin, hastalık nedir hiç bilmeyin ! 
 
Tansiyon ve kolesterolü dengeleyip kanseri önlüyor.Salata, hamur işleri ve yemeklerde kullanılan bu mucize besin, insan sağlığını etkileyen birçok...

2008-11-03

 
 
Tansiyon ve kolesterolü dengeleyip kanseri önlüyor.Salata, hamur işleri ve yemeklerde kullanılan keten tohumu, insan sağlığını etkileyen birçok hastalığa engel oluyor. Uzmanlar, keten tohumunun sağlığa faydalarını şöyle sıraladılar:

"Bağışıklık sistemini güçlendirir. Kalp-damar hastalıklarından korur. LDL kolesterol ve trigliserit seviyesini, yüksek tansiyonu düşürür. Romatizmal hastalıkları önler. Sinir sistemini ve hafızayı güçlendirir. Kan şekerini dengeler. Konsantrasyon bozukluğuna, yaşlanmaya bağlı dikkat dağınıklığına karşı iyi gelir.

Haricen kullanıldığında yaraların çabuk iyileşmesini sağlar, nasırlarda kompres olarak, ayrıca egzama ve sedef hastalıklarında kullanılır. Solunum yolu hastalıklarında olumlu etki yapar. Ruhsal bozukluklara karşı iyi gelir. Öksürüğü giderir. Yüksek oranda çözünür ve çözünmez lif içerir, göğüs, kolon, prostat kanserine karşı koruyucu olan lignanların kaynağıdır."
Bugün
 
 
Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #21 : 28 Kasım 2008, 11:03:33 »



Kızılcık meyvesi, idrar yolu enfeksiyonlarına çare

28 Kasım 2008 Cuma : 10:44
Kızılcık meyvesinin içerdiği yüksek asit idrar yolu boyunca bakteri gelişimini engellemeye yardım ediyor.
 
 
 
Tedavi edilmezse basit bir idrar yolu enfeksiyonunun mesane ve böbrekler için çok kötü sonuçlar doğurabileceği belirtiliyor. Bakteri idrar yoluna girdiğinde ve burada çoğaldığı zaman idrar yolu enfeksiyonunun oluştuğu ve enfeksiyonun kontrol altına alınmadığı takdirde bakterinin idrar yolunun derinlerine kadar ilerleyerek, mesanede sistite yol açtığı ve böbreklere girerse piyelonefrite (Böbrek pelvisini ve üriner yolları saran bir infeksiyona bağlı interstisyel nefrit) neden olduğu açıklanıyor. Böbrek enfeksiyonları oldukça tehlikeli olduğunu ve tedavi edilmediği takdirde yaşam koşullarını tehdit eden bakteremiye (kan dolaşımında bakteri) yol açtığını belirten ürologlar, kızılcık meyvesinin herkese yardım edemeyebileceğini ve idrar yolu enfeksiyonu olan hastaların mutlaka tedavi olmaları gerektiğini söylüyorlar.

 

Ürologlar ayrıca, uygun hidrasyon ve doktor tarafından önerilen tedbirli antibiyotik kullanımı ile idrar yolu enfeksiyonundan korunabileceğimizi açıkladılar.

Zaman
 
Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #22 : 14 Aralık 2008, 13:52:45 »



Kış hastalıklarından bitki çayları ile korunun

Kış aylarında artan grip ve soğuk algınlığı gibi hastalıklardan korunabilmek için bağışıklık sistemini destekleyen kuşburnu, ıhlamur ve adaçayı gibi bitki çaylarının tüketilmesi önerildi

 
Kara kış geldi, kapıya dayandı. Peki vücudunuz kış hastalıklarına ne kadar hazırlıklı? Konya Vakıf Hastanesi diyetisyeni Serpil Koygun, havaların soğumasıyla birlikte bağışıklık sisteminin, vücut direncinin zayıfladığını belirtti. Bunun sonucunda da grip, soğuk algınlığı gibi hastalıkların baş gösterdiğini vurgulayan Koygun, ''Bağışıklık sisteminin güçlü tutulması ve hastalıklara karşı daha dirençli olabilmek için gün içerisinde tüketilen gıdaların karbonhidrat, protein, yağ, vitamin ve mineral içeriklerinin yeterli ve dengeli olmasına dikkat edilmeli'' dedi.

Koygun, günlük tüketilen yağ miktarının fazla olmasının bağışıklık sisteminin baskılanmasına neden olacağından aşırı yağlı gıdalardan uzak durulması gerektiğini belirterek, şunları kaydetti: ''Balık, balık yağı, fındık ve cevizde bulunan omega-3, ayrıca zeytin ve fındık yağında bulunan omega-9 yağ asitleri ve E vitamini, bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesinde önemli rol oynar. Güneşin azaldığı bu günlerde vücudumuz güneşten alınan D vitamininden yoksun kalır. Bu nedenle kemik ve diş gelişimi için önemli olan D vitamininin ana kaynağı balığın da haftada 2 -3 kez tüketilmesinde fayda vardır.''

Soğuk günlerde çay ve kahvenin yerine çok önemli bir antioksidan olan, bağışıklık sistemini destekleyen, C vitamini kaynağı kuşburnu, ıhlamur, adaçayı gibi bitki çaylarının tüketilmesini öneren Koygun, vücuttaki toksik maddelerin atılması için de kışın mutlaka günde 2 -2,5 litre su alınması gerektiğini bildirdi. Koygun, kışın her öğünde mutlaka sebze, taze salata ve günde ortalama 5 porsiyon meyve tüketilmesi gerektiğini belirterek, şöyle devam etti: ''Yumurta, süt ve süt ürünleri, balık, taze sebze ve meyveler güçlü bir antioksidan olan A vitamininin kaynaklarıdır. A vitamini enfeksiyonlara karşı vücudu korur. Bu nedenle her gün 3 -4 kuru kayısı, haftada 1 -2 yumurta, günde 2 -3 bardak süt ve ürünleri tüketilmeli. Kaliteli protein içermesinden dolayı da düzenli olarak haftada 3 -4 kez kırmızı et, tavuk ve haftada 2 kez bakliyat grubu yenmelidir.''

Koygun, kış aylarında özellikle vitamin ve mineral tabletlerinin sağlığı korumak amacıyla bilinçsizce kullanıldığını, bu ilaçların doktor önerisi dışında vücuda alınmasının sakıncalı olabileceğini sözlerine ekledi.

Haber vaktim
Logged

Ali İhsan Çiçek
Aliçerçili
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 404


« Yanıtla #23 : 06 Ocak 2009, 14:33:00 »

KEÇİBOYNUZU (HARNUP)
İngilizcesi “carob” ise de, genelde “St.Johns Bread” olarak bilinir. Almanca’sı da “johannisbrot” dur. Her iki lisanda da “Yakup Peygamberin Ekmeği' anlamına gelir. Yakup peygamberin çölde ekmek yerine tükettiği bir meyvedir. Yaklaşık 5000 yıldan beri bilinmektedir.

Birkaç yüzyıl öncesine kadar şeker yerine veya yapılan tatlılarda ağırlıklı olarak harnup kullanılırdı. Günümüzdeki beyaz şeker üretiminin başlaması ile bu kültür ve bu sağlıklı beslenme yapısı yok olmuştur. Harnup ağacı ilk 15 yıl hiç meyve vermeyen bir ağaçtır. Yetişkin bir ağaç 1000 kiloya kadar meyve verebilmektedir.

Yıllar içerisinde insanlar harnupun beslenmedeki önemini unuttular. Çeşit çeşit hazır besinler tüm süpermarketlerde insanın hizmetine sunulurken, tabii (doğal) beslenme gelenekleri ve alışkanlıkları da yavaş yavaş ortadan kalkıyor... Son bir kaç yıldan beri tekrar eskiye dönüş yolları aranmaya başlandı... Avrupa’da “reformhaus” veya “bioladen” adı altındaki marketlerde zirai ilaç ve suni gübre kullanılmadan yetiştirilen meyve ve sebzeler ayrıcalıklı olarak satılıyor. Hem de nerede ise gösterişli sebze ve meyvelerin iki katı fiyatına... Bizde de durum pek farklı değil. Aynı şekilde, kepeğini içeren pirinç, normal pirinç fiyatının hemen hemen iki buçuk misli fiyatla satılıyor. Halk pazarlarına giden insanlarımız satın alacakları sebzenin yayla sebzesi olup olmadığını sorup öyle alıyor. Onların “yayla”dan kasteddikleri, hormonsuz sebze. Yoksa, sebzenin gerçekte yüksek yaylalarda yetişmiş olması değil aranan...

Keçiboynuzunun en önemli özelliği nefes darlığına karşı oldukça etkili olmasıdır. Keçiboynuzunun nefes darlığına karşı etkili olan etkin maddesi hemen hemen başka hiçbir bitkide bulunmamaktadır. Bu etkin madde aynı zamanda bazı alerjik astım rahatsızlıklarında öylesine etkilidir ki; derhal sonuç almak mümkün olabilmektedir. Ayrıca alerjinin neden olduğu nefes darlığı problemlerinde büyük bir başarıyla uygulanabilir.

Kortizon tedavisinden başka çare bulamayan, alerjik nefes darlığı çeken ve yılın belli mevsimlerinde öksürük krizlerinin nedenli şiddetli olduğunu anlatan bir çok insanın, Keçiboynuzunu kullanmaya başladıktan daha hemen ertesi gün rahatlamaya başladıkları gözlemlenmektedir.

Guatr rahatsızlığından dolayı nefes darlığı çekenler de olumlu sonuçlar aldıklarını belirtmişlerdir.

Keçiboynuzunun içerdiği gallik asit insan sağlığı üzerinde çok yönlü özellikleri olan bir maddedir. Bu maddenin, bu özelliklerini artıran ve takviye eden keçiboynuzunda bulunan promotor maddelerdir.

Sağlığımız için keçiboynuzunun faydaları sayılamayacak kadar çoktur. Bu faydalarından bir kısmı şöyledir:

Ağrı kesici, Alerjiye karşı, Astıma karşı, Bakteri yok edici, Bronşite karşı, Kansere karşı, Karaciğeri toksinden arındırıcı, Serbest radikalleri yok edici, Bağışıklık sistemini güçlendirici, Mikroplara karşı, Antiseptik, Kansere karşı koruyucu, ishale ve kabızlığa karşı, Nitrozamin yok edici, Bronş genişletici, Çocuk felçine karşı. Ayrıca gıda maddelerinde E410 ile gösterilen kıvam artırıcı katkı maddesi olarak kullanılır.

Keçiboynuzu ve çekirdekleri öğütülerek sütle ve balla sütlü kahve veya nest kafe pişirir gibi pişirilerek veya pekmez yapılarak tüketilebilir.

Akciğer ödemine karşı keçiboynuzunun desteği bulunmaz bir imkandır. Balgam söktürücü gücü ve astıma karşı olan tedavi edici gücü çok fazladır. Sigara içenler keçiboynuzuna başladıktan bir iki gün sonra nasıl balgam çıkardıklarını hayretle gözleyeceklerdir.

Keçiboynuzu, insanlığın korkulu rüyası akciğer kanserini %90 oranında önleme gücüne sahiptir. Özellikle sigara içen insanlarda akciğer kanserine yakalanma riskinin ne kadar yüksek olduğu, bu konuyla ilgili hemen her klinik deneyde ortaya konmaktadır. Keçiboynuzunun bu koruyucu özelliği Allah’ın insanlara olan bir lütfudur.

Değerli okuyucu, bir insanın kendi kendine (sağlığı açısından) verebileceği en büyük zarar; sigara içmesidir. Unutmayınız ki, sigara içmek sadece akciğer kanserine yakalanma riskini artırmıyor, genel olarak insan sağlığını olumsuz etkileyen zararlı bir alışkanlıktır.

Keçiboynuzu akciğer kanserini önleyen mükemmel bir meyvedir. Ancak, akciğer kanserine yakalanmış olanlar için tedavi etme gücü çok zayıftır. Bir bitkinin hastalığı önleyici özelliği ile hastalığı tedavi etme özellikleri birbirlerinden farklı şeylerdir. Keçiboynuzunun akciğer kanserini tedavi etmekteki gücünü artırıcı farklı etkin maddeler içeren ikinci bir bitkiye ihtiyaç vardır. Bu ikinci takviye bitki kırmızı turptur.

Keçiboynuzunda kolestrol bulunmaması ayrı bir avantajdır. Kaffein ve theobromine içermediği içinde tansiyon problemi olanların rahatlıkla kullanabilecekleri bir bitkidir. Fosfor ve kalsiyum bakımından zengindir. Bu nedenle osteoporoz rahatsızlığı olanlara kalsiyum ihtiyaçlarının karşılanmasında çok iyi bir destekleyicidir.

KEÇİBOYNUZU (HARNUP) PEKMEZİ

Faydaları:

1. Kalsiyum bakımından çok zengindir (sütün 3 katı)

2. İçindeki E vitamini sayesinde; öksürüğe, gribe, kemik erimesine ve kansızlığa iyi gelir

3. Balgam söktürür,göğsü yumuşatır,bronşları açar, sigara tiryakileri için faydalıdır ve nefes darlığına oldukça etkilidir.(Alerjik nefes darlığı çekenlere ısrarla keçiboynuzu pekmezi tavsiye edilir.)

4. Yüksek ham selüloz etkisi ile bağırsak rahatsızlıklarına ve gastrite etkilidir. Mide ve bağırsak gazlarını dışarı atarak mide şişkinliğini giderir Bağırsak kurdu, tenya, solucan gibi bağırsak parazitlerini temizler. Mideye kuvvet verir.

5. Yüksek mineral ve vitamin içeriği ile de diş ve diş etleri üzerinde çok olumlu etkileri vardır.

6. Yüksek doğal şekerler, zengin mineraller (özellikle çinko) ve vitaminler (A, B, B2, B3, D) içeriği dolayısıyla doğal güç ve besin kaynağıdır.

7. Yüksek sodyum ve potasyum içeriği sayesinde tansiyon, karaciğer ve akciğer üzerine çok yararlı etkileri bulunmaktadır. Kanın zehirli maddelerini temizler.

8. İnsanlığın korkulu rüyası akciğer kanserini %90 oranında önleme gücüne sahiptir.

9. Kalbe faydalıdır, kalp çarpıntısını önler

10. İnsan vücuduna giren radyasyonu dışarı atar.

11. Dogal bir dopingdir

Keçiboynuzu aynı zamanda sperm sayısını artıran özelliğede sahiptir. Aktif sperm sayısı az olan ve az sperm sayısından dolayı çocuğu olmama riski yüksek baba adaylarının kullanmasında büyük fayda vardır. Keçiboynuzu kürünü kullananlar sperm sayılarının nasıl artış gösterdiğini hayretle göreceklerdir.

İktidarsızlığa karşı çözüm keçiboynuzudur. İktidarsızlık çeken erkeklerin hiç çekinmeden kullanabilecekleri keçiboynuzu kürü, iktidarsızlığa karşı mükemmel bir çözümdür. Herhangi bir yan tesir olmayan bu uygulama iktidarsızlık şikayetleri olan erkekler için mükemmel bir yardımcıdır. İktidarsızlığa karşı eczanelerde satılan, 2000 yılının bu konudaki en büyük buluşlarından biri sayılan viagraâ (sildenafil citrate) ile mukayese kabul edilemiyecek özellikleri vardır. Viagra’nın bir çok yan tesiri vardır. Özellikle kalp rahatsızlığı olanların kullanmaması gereken bir ilaçtır.

Keçiboynuzu kürünün viagra’dan üstün tarafları

1. Keçiboynuzunun herhangi bir yan tesiri yoktur.

2. Hem besleyici hem de besin değeri olan keçiboynuzudur

3. Astım, alerjik astım, alerjik nefes darlığı, akciğer kanserini önleyici,

4. Akciğer ödemini yok edici ve sperm sayısını artırıcı ve balgam söktürücü olarak olumlu özellikleri vardır. Viagra’da bu özellikler yoktur.

Keçiboynuzu kürü erkeklerin iktidarsızlığına karşı bir gecelik çözümler yerine, tedavi edici ve de kalıcı çözüm getirmektedir. Keçiboynuzu kürü uygulanmaya başladıktan 4-5 gün sonra etkisini göstermeye ve cinsel hayatı dengelemeye başlar. Eğer uzun zamandan beri iktidarsızlık çekiliyor ise bir haftadan itibaren etkisini göstermeye başlar.

Keçiboynuzunda kolestrol bulunmaması ayrı bir avantajdır. Kaffein ve theobromine içermediği için de tansiyon problemi olanların rahatlıkla uygulayabilecekleri bir kürdür. Fosfor ve kalsiyum bakımından zengindir. Bu nedenle osteoporoz rahatsızlığı olanlara kalsiyum ihtiyaçlarının karşılanmasında çok iyi bir desdekleyicidir.

Daha çabuk sonuç alırım diye kesinlikle abartarak kullanmayınız. Uygulama sürelerine ve miktarlarına kesin olarak uyunuz. Doğa bir denge, nizam ve kural üzerine kuruludur ve de belirli kurallara göre çalışmaktadır. İnsan da, doğanın bir parçası olduğuna göre, insan vücudu da aynı şekilde belirli dengeler çerçevesinde çalışmaktadır. İşte, günümüzde bilim adamları ekolojik dengeden, biyolojik dengeden ve de daha bir çok dengelerden bahsetmekteler ve bu dengelerin bozulması durumunda dünyamızı nedenli büyük felaketlerin beklediğini vurgulamaktadırlar. Örneğin, demir. Demir, insan vücudu için hayati önem taşıyan bir maddedir. Demirin eksikliğide, fazlalığıda insan vücudu için zararlıdır. Bazı insanlar vitaminlerin çok faydalı olduklarına inandıklarından dolayı vitamin haplarını fazla fazla kullanırlar. Çünki, fazlasının insan vücuduna zarar vermediğini zannederler. Unutmayınızki, vitaminlerin eksikliği sağlığımız açısından hayati önem taşırlarken, fazlası da vücudumuza zarar verirler. Aynı şekilde size önerilen bitkileri de belirtildikleri şekilde kullanmak gerekir. Fazla kullanarak daha çabuk sağlığıma kavuşurum diye düşünmek yanlıştır.



IMG]http://img111.imageshack.us/img111/8370/11iq3.jpg[/IMG








« Son Düzenleme: 11 Ocak 2009, 20:50:26 Gönderen: Ali Ihsan Çiçek » Logged
Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #24 : 22 Şubat 2009, 10:53:53 »



                       Şifali bitkiler hakkında bilmedikleriniz


Şifalı bitkilerin faydalarından tam anlamıyla yararlanabilmek için bazı ayrıntılara dikkat etmeniz gerekiyor. İşte şifalı bitkiler hakkında dikkat etmeniz gerekenler...
 

1) Bitkileri ıhlamur gibi kaynatıp balla tatlandırarak içiniz. Fokur fokur uzun süre kaynatmayınız. Sıcak suda akşamdan sabaha kadar bekletin, sıcak-soğuk tavsiyeye göre içiniz.

2) Devamlı kullandığınız marul, soğan, roka, ceviz vs. gıdaların yan tesirine ve telafilerini gözönünde bulundurun, çok önemlidir.

3) Bitkilerle tedavi, yan tesirini ve telâfisini bilince çok yönlü ve ucuz tedavi şeklidir. Yalnız uzun süre kullanmak gerekebilir.

4) Usaresi (özü) acı olan bitkiler şifalıdır.

5) Usaresi (özü) ekşi olan bitkiler (limon gibi) kabızlık yapıcı ve kan temizleyicidir.

6) Çoğu bitki ve meyvelerin yan tesirini yine aynı bitkinin kendisinin başka yeriyle telâfisi Allah'ın (cc) kudret ve azametinin bir delilidir. Sineğin bir kanadı zehir, diğer kanadı panzehir, fındık sivilce ve kaşıntı yapıyor, yaprağı önlüyor, kayısı ishal yapıyor, çekirdeğinin içi ishali önlüyor.

7) Meyvelerin (Kayısı, incir, şeftali gibi) hazmı kolaylaştırma etkisi, kuru bitkilerden daha fazladır.

Karizmatik Bir bitki içilerek bir hastalığı tedavi ediyorsa, sürülerek de aynı hastalığa faydası vardır. Bir bitki sürülerek bir hastalığı tedavi ediyorsa, içten (yenerek-içerek) aynı bitkiyle tedaviyi de uygulamak gerekir. (Sarımsak yağı romatizmaya faydalıdır, sarımsak yemek daha çok faydalıdır.) Bazı zehirli bitkilerin yenmesi zararlıdır.

9) Nohut, mercimek, fasulye, pirinç, gibi baklagillerin suları iyi temizleyicidir. Islatılıp bekletildikten sonra çamaşır makinasına konursa bu sular beyazlatıcı görevi yapar. Sirke çamaşır makinasına yıkama esnasında konursa çamaşırları dezenfekte eder.

10) Eğer bitkiyi kendiniz topladınızsa, mutlaka gölgede kurutun.

11) Çoğu yaş bitkiler kurusundan daha tesirlidir.

12) Kitabı okuyup da, şu hastalığa şu, şu bitki iyi geliyor diye not alıp 10-20 çeşit bitkiyi karıştırıp kafanıza göre terkip yapmayın, çünkü karışım çoğaldıkça, bitkilerin tesir gücü azalıyor ya da kayboluyor. Bitkilere şifayı veren, bitkilerde mevcut olan kimyasal elementlerdir, bunlar birbiriyle fazla tepkimeye girince farklı bir kimyasal bağ oluşuyor.

13) Tedaviyi, iyi bildiğiniz, severek yiyip içtiğiniz, evinizde ve manavda bulunan temel meyve, hububat ve sebzelerle uygulayın. Eğer dikkatlice bunları incelerseniz çoğu hastalıklar şifa olarak, salata olarak yediğimiz bitkilerle tedavi edilebilir, biz size sadece yol gösterdik. Un var, şeker var, helva yapmasını tarif ettik.

14) Bir bitki ya da meyve size dukunuyorsa, çok da seviyorsanız, mutlaka telâfısiyle beraber kullanın. Atin Ölümü arpadan olsun zihniyetinden vazgeçin.

15) Bal, çörek otu, misvak, incir, hurma, sarmısak gibi tıbbı nebevide tavsiye edilen bölümleri iyi okuyun ve yerken "Resûlullah (sav) Efendimiz tavsiye ettiği için yiyorum" diye yiyin. Bunlar, tabiplerin tabibi Efendimiz (sav) tarafından seçilmiş çok yönlü şifa verici, Allah'ın kullarına ihsan ettiği nimetlerdir. Hem şifa, hem gıda, hem sünnet sevabı kazanmak için buyrun afiyet olsun.

16) Her işte olduğu gibi bitkilerle tedavide de "amellerin hayırlısı orta olandır", "amellerin hayırlısı az ve devamlı olanıdır" hadislerinin ışığı altında az fakat uzun süre kullanımı tercih edin. Ne olacaksa olsun deyip çok kısa sürede çok fazla tedavi uygulamak beden makinasının sistemini bozar. "Kütük gibi kısa ve kalın olmak yerine, ince ve uzun olmak daha iyidir."

17) Önce hastalığınızın mahrecini, nereden kaynaklandığını iyi tespit edin. Ondan sonra ona uygun bitkiyi deneyip tedaviye devam edin.

18) Batı'da doktorlar tarafından önce bitkisel tedavi tavsiye edildiğini, bir gün tüm dünyada bu sisteme geçileceği gerçeğini aklınızda bulundurun.

19) Bitkilerle ilgili Hadis-i Şeriflere uydurma diyenlere, Resûlullah (sav) Efendimizin melek olmadığını, onun da bedeni olduğunu, yiyip-içtiğini ve irtihal ettiğini hatırlatın.

20) Baldıran gibi zehirli otlardan uzak durun, çocuklarınıza zehirli olduğunu tembih edin, köylerde birçok çocuk bu otu yediğinden Ölmüştür. Socrates hakkında verilen idam cezası, baldıran içirilerek infaz edilmiştir.

21) Bazı kitaplarda, Batı'dan direkt tercüme olduğu için bitkilerin alkolde bekletilip içilmesi önerilmektedir. Alkolün çözücü özelliği olduğundan mıdır? Yoksa haramı şifa kabında sunup içirmek için midir bilemiyoruz. "Alkol, bitkinin olan şifasını da alır, içene sarhoşluk kalır."

22) Allah (cc), şifa verdiği hastalığın sırrını bitkide belirtmiştir. Bu bazısında çok bariz (ceviz beyin şeklinde), bazısında rumuzlu, (dulavrat otu pıtrağı sakal bölünmesine karşı) bazen de tadında, kokusunda veya renginde (san olgun salatalık sanlığa karşı) hastalığın şifası gizlidir. Rabbim kâinatı zaten Kitabullah olarak yaratmış. Kuran-ı Kerim'de de "Siz, hiç göğe, deveye bakmaz mısınız; nasıl yaratıldı?" diye bize kâinatı ibret nazarıyla incelememiz emredilmiştir. İbrahim (as), Halik-ı Zülcelâli, Kitabullah olan kâinatı incelerken bulmamış mıydı?

23) Bu bağlamda bütün diken familyaları (türleri) ucu sivri, iğne gibi olduğundan, tıkanıklık çözücü, idrar söktürücü ve özellikle karaciğer tıkanıklıklarını çözücü, karaciğeri güçlendirici diyebiliriz.

24) Özellikle yabani hayvanlar Allah'ın (cc) ilhamı ile (iç güdüleriyle) hastalandıklarında kendileri hastalıklarına deva olan otu bulurlar. Yılan, kış uykusundan uyanınca, rezeneye gözlerini sürter. Ehilleşmiş hayvanlarda bu içgüdü körelmiştir. Allah (cc), ehilleşmiş hayvanın sorumluluğunu da sahibi olan insana yüklemiştir. Yabani hayvanlar takip edilerek (ciddi bir çalışma ile) otların şifası tespit edilebilir.

25) İçinde sümüksü madde bulunan bitkiler, (ıhlamur, keten tohumu, sinirli ot gibi) yara, iltihap üzerine etkilidir. Cilt temizleme Özelliğine sahiptir.

26) Bütün ağaç sakızlarının yara iyileştirici özelliği vardır.

27) Bitkilerden yeme-içme, pansuman dışında, aynı şifayı el-ayak şifalı suda yarım-1 saat bekletilerek istifade edilebilir. Çünkü parmak aralarından vücuda sirayet eder.

28) Şifalı bitkilerle hayvan hastalıkları da tedavi edilebilir. Hayvanın sevdikleri lahana-kekik-yonca-kabak, palamut vs. direkt yedirilir. Yemedikleri mürver-civanperçemi vs. yeme karıştırılıp yedirilir.

29) Anne sütünü arttıran anason-mürver-lahana- rezene vs. gıdalar, hayvanın sütünü de arttırır. Süt artırmak için her yola başvuran yem fabrikalarının dikkatine arz olunur. Anason, hayvanda, (cola gibi) alışkanlık da yapabilir. Aynı zamanda yerne rayiha (aroma) katar. Hayvanın hazım ve gaz gibi problemlerini de halleder.

30) Bebeklerin tedavisinde, anneye rahatsızlığı gideren gıdalar yedirilir. Anne sütünden çocuğa bu şifa geçer. Meselâ bebelerde sık sık görülen sarılık vakasında anne san salatalık rendesiyle bal karışımını bol bol yer, bebeye de az yedirir. Biz buna şifa içinde şifa metodu ismini uygun gördük. (hanımlar.com)
Logged

Ali Ihsan
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Süllüler
Mesaj Sayısı: 51


« Yanıtla #25 : 22 Şubat 2009, 11:07:57 »

Bilgilendirme için teşekkürler
Logged
Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #26 : 28 Nisan 2009, 23:40:17 »



                     Tereyağı Şifadır!


Sefa Saygılı


TEREYAĞI yıllardır tıp çevrelerince hep suçlandı. Kolesterolü yükselttiği; dolayısıyla hipertansiyon, enfarktüs, felç gibi hastalıklara zemin hazırladığı iddia ediliyordu.

Halbuki atalarımızın yaygın kullandığı yağ, tereyağıydı. Özellikle kırsal bölgelerde bol tüketilmesine rağmen insanlarımızın sağlıklı olduğu biliniyordu. Bu yüzden tereyağının zararlı olduğu görüşü tıbbi mantığıma hiç uymuyor, soranlara “hakiki tereyağı ve sızma zeytinyağından vazgeçmeyin” diye ısrarla söylüyordum.

Tabi bunun esas gerekçesi, kâinatın yüz akı Efendimizin, “Sığırın sütünde deva, yağında şifa vardır” hadisiydi.

Ayrıca tereyağının oldukça besleyici muhtevası vardı: A vitamininin en iyi kaynağıydı. Lesitin’den zengindi. Yüksek oranda antioksidan (dinçleştirici) maddeler ihtiva ediyordu. İyi bir iyot kaynağıydı. Konjuge linoleik asiti bol bulundurduğu için iltihap kurutucuydu, alerji ve kansere karşı koruyucuydu. Diş çürükleri ve osteoporoz riskini düşürüyor, hafıza ve öğrenme kapasitesini artırıyordu. Yeterli miktarda kalsiyum, fosfor, demir ve çeşitli vitaminler (A1, B1,,B2, nikotinik asit, C gibi) içeriyordu.

Yine tereyağının sindirimi kolaydı, mideyi yormuyordu. Kokusu güzel, tadı ise oldukça lezzetliydi. Çiğ olarak da yenebiliyor, yemek ve unlu mamullere katılabiliyordu. Tereyağıyla pişmiş yemeğin, böreğin veya baklavanın kokusu ve tadı ulaşılmaz haz veriyordu.

Çabuk eridiği için margarinlerin yaptığı gibi kan pıhtılaşmasını kolaylaştırarak çeşitli hastalıklara da yol açmıyordu.

Tıp ve bilim adamlarının da kafası karışık olmalı ki yeni araştırmalara gerek gördüler. Kanadalı bilim adamları, tereyağının kalp krizi riskini ve kolesterolü yükseltmek bir yana aksine düşürdüğünü, ayrıca şeker hastalığı ve obezitenin tedavisine yardımcı olduğunu gösterdiler.

Alberta Üniversitesi’nden Prof. Dr. Spencer Proctor ve asistanı Flora Wang çalışmalarının sonucunu şöyle açıkladılar:

“Araştırmanın bizi en çok sevindiren sonuçlarından biri, bugüne kadar zararlı etkilerinden korktuğumuz doğal yağların, aslında sağlığımız için son derece faydalı olduğunu görmemizdi. Tereyağının kalp krizi riskini düşürdüğü, şeker hastalığı ve şişmanlık tedavisine yardımcı olduğu, kolesterole iyi geldiği artık tespit edilmiş bir gerçek.”

Evet, tıp önemli bir yanlışından daha vazgeçti ve 14 asır öncesinden gelen şu tavsiyeye uydu: “Tereyağı şifadır.” n

Zafer dergisi
Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #27 : 21 Aralık 2009, 21:38:37 »



Kartal gibi gözlere sahip olmak için bu gıdaları yiyin     


Yeşil yapraklı sebze ve meyvelerde bulunan karotenoid içerikli besinler, göz sağlığı için büyük önem taşıyor.

Yeşil yapraklı sebzelerde ve renkli meyvelerde bulunan karotenoid, görme performansını artırdığı ve yaşa bağlı göz hastalıklarını önleyebildiği ortaya çıkarıldı.

Journal of Food Science dergisinde yayınlanan araştırmada, sonuçlara ulaşmak için Georgia Üniversitesi'nden araştırmacılar, karotenoid (Karoten içeren maddeler, karotene benzeyen) lütein ve zeaxanthinin görüş performansı üzerindeki etkilerini inceleyen çoklu araştırmaları derlediler. Bu karotenoidler, retina üzerinde pozitif etki oluştururarak gözün görmesinde önemli rol oynuyorlar.

Çeşitli çalışmalar gözden geçirildikten sonra, araştırmanın yazarları lütein ve zeaxanthin gibi maküler pigmentlerin görüş performansı üzerinde etkisinin olduğu sonucuna vardılar. Lütein ve zeaxanthin, göz alıcı ışıktan kaynaklanan rahatsızlık ve yetersizlik ile optik foto-gerilimin iyileşme süresini azaltabiliyor.

Araştırmacılar, aynı zamanda bu pigmentlerin retinayı ve merceği koruduğunu ve hatta yaşa bağlı maküler dejenerasyon ve katarakt gibi hastalıkları önlemeye yardımcı olduğunu söylediler.

Zaman Online
Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #28 : 28 Aralık 2009, 10:58:15 »



           Faydaları saymakla bitmiyor
[/b]

Buğdayın, ev ortamında çimlendirilerek tanesinin veya uzayan çimlerinin tüketilmesi, bağışıklık sistemini güçlendiriyor, hücreleri yeniliyor, kansere karşı koruyor, kalp damar sistemindeki tahribatı onarıyor ve kanı temizliyor.

Prof. Dr. Erkan Topuz, buğday çimi suyunun düzenli kullanılmasını öneriyor.

- İnsanlığın temel besin kaynağı olan buğday, evinize sadece beyaz ekmek ve aşurelik tane olarak giriyorsa çok şey kaçırıyorsunuz demektir. Çünkü buğday, ev ortamında çok basit yöntemlerle çimlendirilerek tanesiyle veya uzayan çimlerinin tüketilmesiyle bağışıklık sistemini güçlendiriyor, hücreleri yeniliyor. Özellikle buğday çimi suyunun 'şifa içeceği' olduğu belirtiliyor. Çimlenmiş buğdayın sağlığa etkilerini İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Erkan Topuz'a sorduk. Kendisinin de evde buğday çimi üretip sofrasında bulundurduğunu belirten Prof. Dr. Topuz, buğday çimi suyunun mikropları öldürücü etkisiyle kanı temizlediğini belirtiyor. Bununla birlikte, kardiyovasküler sistemde de damarların açılmasını sağlıyor.

Buğday çiminin "Allah'ın verdiği çok büyük bir potansiyel" olduğunu ifade eden Prof. Dr. Topuz'un aktardığı bilgilere göre, buğday çiminin gençlik verici, imnün sistemi (bağışıklık) güçlendirici ve kansere karşı koruyucu etkileri var. Aynı şekilde saç dökülmelerine faydalı olduğu iddia ediliyor. Buğday çimi suyunun kimyasal bileşimi kana çok benziyor. İçeriğinde antiseptik temizleme özelliği olan klorofil yüzde 70 oranında bulunuyor. Mükemmel bir protein kaynağı ve bol miktarda beta karoten içeriyor. Yüksek oranda B1, B6, B12 vitaminleri, C, E, K vitaminleri ihtiva ediyor. Ispanaktan daha çok demire sahip olduğu için anemi (demir eksikliğine bağlı kansızlık) hastalarının kullanması tavsiye ediliyor. Başta magnezyum olmak üzere çok çeşitli mineraller içeriyor. Besin öğeleri vücudu besliyor ve gerçek bir denge sağlıyor.

Buğday çimi suyunun faydalı olduğunu ilk keşfeden kişinin Boston'da Hipokratlar sağlık kuruluşunun kurucusu Dr. Ann Wigmore olduğunu belirten Prof. Topuz, Wigmore'un hikayesini şöyle anlattı: "Dr. Wigmore, bacaklarındaki kangreni bununla tedavi etmiş. Doktorların bacaklarını kesme kararı üzerine buğday çimi suyunu içmeye başlamış. Çimlerden yaptığı lapayı da bacaklarına uygulamış. Bu şekilde tedavi olmakla kalmamış, iyileştikten sonra Boston maratonuna katılmış. O zamandan beri, tedavisi imkansız denilen hastalar buğday çimi suyu kullanıyor. Bitkisel tedavileri devamlı yapmak gerekir. İmkanı olan, her gün iki bardak içebilir. Bu suyu buğdaya karşı alerjisi olanlar da kullanabilir. Buğdayın birkaç gün nemli ortamda bekletilip filizlendirilerek tanesiyle tüketilmesi de çok faydalı. Böylece buğdayın hem çok faydalı olan kabuğu, hem de rüşeym denilen besin değeri çok yüksek embriyo kısmı alınmış olur. Bu filiz bebek gibi büyük bir güçle doğar. Bütün filizlerde, ama özellikle buğdayda büyük potansiyel var. Vitamin, mineral, antioksidan bakımından müthiş zengin. Çünkü çoğalıp yeni bir bitki üretecek. Gençlik sırrıdır. Çimi çok üretebilirseniz suyunu için. Azsa her gün koparıp salatanıza katın."

Buğday nasıl çimlendirilir?

Buğday çimi üretimini Türkiye'de 25 sene önce ilk kez başlatan Kırkambar Baharat'ın sahibi Bahri Kılıç'ın üretim önerileri şöyle: Öncelikle doğal, ilaçlanmamış buğday alın. Zirai buğdaylar zararlılara karşı ilaçlanmış olabileceği için dikkatli olun. Aşurelik buğday çimlenmez. Bir avuç buğdayı oda sıcaklığındaki içme suyu ile ıslatıp bir gece bekletin. Ertesi sabah şişen buğdayların suyunu süzüp genişçe bir tepsiye üst üste gelmeyecek şekilde yayın. Üzerini nemli bir bezle örtüp evin en sıcak ve karanlık yerine bırakın. Bez ve buğdaylar kurudukça nemlendirin. Buğdaylar 3-4 gün sonra filizlenmeye başlar. Filizleri 2 cm uzayınca dolaba alıp, her gün 1-2 kaşık salatalara katabilir, yoğurtla veya zeytinyağı, limon, nar ekşisi gibi karışımlarla tüketebilirsiniz. Çok dayanıklı olmadığı için azar azar çimlendirme yapılmalı.

Buğday çimi üretmek için de, yine bir gece suda beklemiş buğday tanelerini yayvan bir saksıya veya varsa bahçeye ekip üzerini toprakla örtün. Çimler 10-15 cm uzayınca 1 cm yukarıdan makasla kesin. Kestikçe uzayan çimlerden her gün salatanıza katın. Çok ektiyseniz mutfak robotundan geçirip suyunu çıkararak kullanın. Marketlerde satılan hazır çimler, büyümesini hızlandırmak için katkı maddesi katılabildiği için çok güvenli olmayabilir.

ŞEMSİNUR ÖZDEMİR-ZAMAN

28.12.2009 07:29:08
Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #29 : 28 Ocak 2010, 00:18:52 »



            Rüyasındaki bitkiyle kanseri yenmiş 

Aydın’da yaşayan 80 yaşındaki Kore Gazisi Bayram Ali Efe, rüyasında gördüğü ardıç tohumu tedavisiyle kanseri yenmeyi başardı.

Aydın merkeze bağlı Danişment köyünde yaşayan 80 yaşındaki Kore Gazisi Bayram Ali Efe, uzun süredir tedavi gördüğü gırtlak kanseri hastalığını rüyasında gördüğü ve hemen uygulamaya başladığı ardıç tohumu kürü ile yendiğini iddia ediyor. Kanser tedavisi gören bir tanıdığının da kendisinin tavsiyesi üzerine bu tedavi yöntemini uygulayarak sağlığına kavuştuğunu ileri süren Efe, tüm kanser hastalarının ardıç tohumu kürünü uygulamasını öneriyor.

Yaşadığı ilginç olayı anlatan Bayram Ali Efe, kendisinin Danişment köyü camisinde müezzinlik yaptığını hatırlatarak, “Bir süre önce gırtlak kanserine yakalandığımı öğrendim. Hastalığım ilerleyince sesimde iyice kötü çıkmaya başladı. Buna çok üzüldüm ve müezzinlik yapamaz oldum. Bir gece riyamda ardıç tohumu yiyerek iyileştiğimi gördüm. Sabah uyanınca hemen aktara gidip ardın tohumu aldım ve 10 tanesini bir fincan suda kaynatıp akşama kadar bu suyu üç seferde içtim. Her gün aksatmadan buna devam ettim ve bir süre sonra seslerimin düzelmeye başladığını gördüm. Tedaviye devam edince gırtlak kanserinin de tamamen iyileştiği ortaya çıktı. Uzun süredir benimle ilgilenen doktorlarım bile buna şaşırdı” dedi.

Kendisinin kanseri yenmesinin ardından ardıç tohumu kürünü kanser hastası olan bir yakınının hanımına da önerdiğini anımsatan Efe, “Aynı şekilde tedaviye devam eden bu tanıdığımda tamamen iyileşti ve ailecek gelip bana teşekkür ettiler. Ben çağın hastalığı olarak ifade edilen kanserin tedavisinde ardıç tohumunun önemli bir mesafe alınmasına yardımcı olacağına inanıyorum. Tüm kanser hastaları bu tedaviyi uygulasınlar” diye konuştu.

Star gazete com
Logged

Sayfa: « 1 2 3 »
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!