13 Haziran 2026, 16:38:50 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Bağlantılar Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: « 1 2
  Yazdır  
Gönderen Konu: Bildiklerimizmi Çok Bilmediklerimizmi  (Okunma Sayısı 11980 defa)
Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #15 : 21 Nisan 2008, 00:24:49 »

  1 ton

Kemiklerimiz hafiftir çünkü içleri bir bal peteği gibi deliklidir. Bu delikli yapı sayesinde çok hafif olmalarına rağmen çok serttirler. Ancak bu onların kırılgan oldukları anlamına gelmez. Aksine öylesine serttirler ki çelikten 5 kat daha fazla dayanıklıdırlar. Örneğin; bacaklarımızdaki uyluk kemiği, dik dururken 1 ton ağırlığı kaldırabilecek kadar muazzam bir kapasiteye sahiptir. Yürürken attığımız her adımda bu kemiğimize, vücut ağırlığımızın 3 katı kadar bir yük binmektedir; ancak kemiklerimizin dayanıklılığı sayesinde bize hiçbir şey olmaz.

5 milyon- 12.5 milyar

Çam ağaçlarındaki her bir erkek kozalak yılda 5 milyondan fazla polen üretirken, tek başına bir çam ağacı ise yılda 12.5 milyar civarında polen üretmektedir ki bu, diğer canlıların üreme hücreleriyle karşılaştırıldığında son derece olağanüstü bir sayıdır.

10-20 kez

Göz kırpmak, hava ile temas halinde yaşayan ve göz kapağı bulunan omurgalılara ait bir özelliktir. Göz kapakları, dakikada yaklaşık 10-20 kez istemsiz olarak kapanır. Böylelikle gözün temizliği, insanı meşgul etmeyen otomatik bir sistemle sağlanmış olur. Sürekli okuma, dikkat yoğunlaştırma ya da havadaki nemin artması gibi etmenler göz kırpmayı azaltır. Sıcaklığın veya ışığın artması gibi etkenler ise göz kırpmayı artırıcı rol oynar. 
« Son Düzenleme: 21 Nisan 2008, 00:42:39 Gönderen: Mehmet Sayın » Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #16 : 21 Nisan 2008, 00:30:34 »

BULUTLARIN AĞIRLIĞI

Bulutlar inanılmayacak kadar ağır olabilmektedir. Örneğin, "Cumulo-nimbus" türü fırtına bulutunda 300.000 ton ağırlığa ulaşan miktarlarda su toplanmaktadır. Gökyüzünde 300.000 tonluk bir kütlenin durabileceği bir düzenin "kurulmuş" olması kuşkusuz hayret vericidir. Bir Kuran ayetinde bulutların ağırlığına Allah şu şekilde dikkat çekmektedir:

"Rahmetinin önünde rüzgarları bir müjde olarak gönderen O'dur. Bunlar ağırca bulutları kaldırıp yüklendiğinde, onları (kuraklıktan) ölmüş bir şehre sürükleyiveririz ve bununla oraya su indiririz de böylelikle bütün ürünlerden çıkarırız. İşte Biz, ölüleri de böyle diriltip-çıkarırız. Ki ibret alasınız." (Araf Suresi, 57)
[/color]
Logged

Öksüz
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Bozkırlı
Mesaj Sayısı: 217



« Yanıtla #17 : 05 Mayıs 2008, 23:52:23 »

Örümcekler morötesi iletişim kuruyor     
 
 
Örümceklerin, dişileriyle insan gözüyle görülmeyen bir tür ışık kullanarak iletişim kurdukları ortaya çıktı.

Singapurlu bilim insanlarının araştırmasında, sıçrayan örümceklerin (phintella vittata) erkeklerin dişileriyle iletişim kurarken morötesi B (ultraviyoleB-UVB) ışını kullandıkları ortaya çıkarken, dişilerin UVB ışınını nasıl sezdikleri belirlenemedi.

Morötesi A ışınlarının hayvanlar arası iletişimde sıkça kullanıldığı bilinse de, ilk kez UVB'nin kullanıldığı görülüyor.

Current Biology dergisinde yayımlanan araştırmayı yapan ekip, erkek örümceklerin UVB'yi vücutlarından yansıttıklarını ortaya çıkardılar.

Singapurlu araştırmacıların deneylerinde, UVB ışını filtrelerle engellenen örümceklerin dişilerinin, karşı cinsle bu ışının engellenmediği ortamlardakilerden daha az iletişim kurduklarını gözlemlediler.

Örümceklerin karmaşık göz yapıları ve UVA alıcıları olduğu bilinse de UVB ışınını nasıl sezinledikleri konusu bilinmezliğini koruyor.


 
 
Logged

Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür...
Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür...
Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür...
Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür...
Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür...

Gandhi
Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #18 : 28 Mayıs 2008, 18:51:38 »

Doğadaki pek çok canlı sayı olarak çok fazla yumurta bırakır. Örneğin tek bir dişi Morina balığı bir seferde 6 milyon yumurta yumurtlar.Deniz tarakları da tek bir yumurtlamada 1 milyar yumurta üretebilir.

Ve bu üretkenlik özelliklerini deniz tarakları 30 ya da 40 yıl boyunca sürdürür. Karadaki böcekler de aynı stratejiyi kullanır. Örneğin dişi meyve sinekleri her seferde 100'er yumurtalık kümeler bırakır. Bu kadar çok sayıda yumurta üretimi, türlerin soylarının korunması için alınmış ek bir önlemdir. Canlıların tümü kendilerini yaratan Allah'ın kontrolü altındadır. Allah koruyandır, gözetendir ve her canlının ihtiyacını en iyi bilendir.

David Attenborough, The Trials of Life, s. 16

Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün ard arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır. (2/164)
[/color]
Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #19 : 26 Ağustos 2008, 23:09:42 »

                   Elektronik Radar Sistemiyle Yön Bulan Istakozlar

Kuzey Carolina Üniversitesi araştırmacıları tarafından gerçekleştirilen bir araştırma, gözleri kapatılmasına ve yön bulmalarına yardımcı olacak her türlü imkan ortadan kaldırılmasına rağmen ıstakozların yine de yönlerini ve yerlerini tespit edebildiklerini ortaya çıkardı. Üstelik bilim adamları ıstakozların bunu elektronik radar sistemine benzer bir yöntem kullanarak yapmalarının sırrını hala çözememektedir.

Karayipler civarında yaşayan Panulirus argus türüne ait dikenli ıstakozlar üzerinde yapılan bir araştırma, bu canlıların sadece yön tayini değil, yer tayini de yapabildiklerini ortaya koydu. Buna göre dikenli ıstakozlar, hiç bilmedikleri bir yere bırakılmış olsalar da yönlerini hatta 'yerlerini' dahi bulabiliyorlar.

Araştırma Boyunca Istakozları Şaşırtmak İçin Uygulanan Yöntemler

Kuzey Carolina Üniversitesi araştırmacıları Larry C. Boles ve Kenneth J. Lohmann, ıstakozların yön bulma yeteneğini araştırmak için bir dizi deney düzenlediler. Karayip açıklarında yakalanan ıstakozlar, tekneyle yakalandıkları yerden 12–37 km uzağa götürüldü. Yolculuk sırasında ıstakozların hiçbir şey görmemesi ve çevreyi algılamamaları için bazı yöntemlere başvuruldu:

Istakozlar kısmen deniz suyuyla doldurulmuş haznelerde tutuldu, haznelerin etrafı kapatıldı ve dolambaçlı bir rota izlenerek test alanına götürüldü.

Hazneler sağa sola sallanacak şekilde iplere asıldı.

Istakozların, dünyanın doğal manyetik alanını bir pusula gibi kullanmalarının önüne geçebilmek için güçlü mıknatıslar kullanılarak, haznelerde karmaşık manyetik alanlar oluşturuldu.

Bilim adamları, bu engelleme ve şaşırtma dolu yolculuktan sonra denizde bir noktada durup ıstakozları denize bırakmaya başladılar. Gözleri özel plastik maskelerle kapatılmış olduğu halde ıstakozlar, serbest kaldıkları anda ilk yakalandıkları yerin yönünü kolaylıkla buldular. Istakozlar suya bırakılır bırakılmaz evlerinin yolunu tuttular. En önemlisi de bilim adamları ıstakozların şaşkınlık dönemi dahi geçirmediğini gözlemlediler.

Pusula Tekniği ile Açıklanamayan Yön ve Yer Tayini

Bazı araştırmacılar, canlıların yön bulma yeteneklerinde dünyanın manyetik alanından faydalandıklarını düşünüyor. Bu bilim adamları, canlıların vücudunda gizemli bir pusula bulunduğunu varsayıyorlar. Ancak ıstakozların bu yeteneğini açıklamada pusula benzetmesi de yetersiz kalıyor.

New York'taki Cornell Üniversitesi'nden nörobiyoloji ve davranış profesörü Charles Walcott: "Birçok hayvanın dünyanın manyetik alanlarını bir araç olarak kullandığını biliyoruz" diyor ve ekliyor: "Ama eğer kaybolmuşsanız bir pusula size nerede olduğunuzu söylemez." (Lobsters Navigate by Magnetism, Study Says, 6 Ocak 2003)

Araştırmacı Boles ise, ıstakozlardaki yeteneğin üstünlüğünü şöyle vurguluyor:

"Bu test kesinlikle birçok hayvanın geçemediği bir testtir. Testi geçebilmeleri, bir şekilde, bulundukları noktayı an an bildiklerini gösteriyor. İçlerinde bir şey bulunuyor olmalı."

Böylece deneyde kullanılan ıstakozların, vücutlarında bir tür harita oluşturdukları ve kalkış noktasından itibaren koordinat takibi yapabildikleri ortaya çıkmıştır. Bilim adamlarının çözemediği bu mekanizma, bir yolcu uçağındaki elektronik radar sistemleri gibi çalışıyor.

Bilim adamlarını en çok şaşırtan nokta ise, bu mükemmel sistemle donatılmış olan ıstakozun nispeten kompleks olmayan bir sinir sistemine sahip olması. Boles bu konuda şunları söylüyor:

"Burada asıl büyük konu, omurgasızların nispeten basit sinir sistemlerine sahip olmaları. Çoğu kişi böyle bir işi yapmak için gereken zihinsel kapasitelerinin olmayabileceğini düşünüyor."

                  Bilimin Cevaplayamadığı Sorular

Şimdi kendinize şu soruyu sorun ve düşünün:
Büyük bir çölde bulunduğunuzu farz edin. Bulunduğunuz noktadan bir arabaya bindirildiğinizi, gözünüz ve kulağınız kapalı olduğu halde ve özellikle dolambaçlı yollar seçilerek, 200 kilometre uzağa götürülüp bırakıldığınızı düşünün. İlk bulunduğunuz yere dönebilir misiniz? Elbette, hayır! Istakozların tam olarak başardıkları işte budur.


Araştırma sonunda istedikleri cevaba ulaşacaklarını düşünen bilim adamları, ıstakozların bu başarılı yön ve yer belirleme yetenekleri karşısında cevaplayamadıkları pek çok farklı soru ile karşılaşmışlardır:

Istakozlar gözleri kapalı olduğu halde 37 kilometrelik yolculuk boyunca doğru izi nasıl takip edebilmişlerdir?
Bu canlının küçücük beyninde bu kadar geniş bir alanın haritası nasıl oluşabilir?

Istakoz dünyanın manyetik alanını nasıl algılamaktadır?

Etrafını görmesi engellendiği ve şaşırtıldığı halde elektromanyetik alandaki bilgileri bedeninde nasıl olup da yorumlamaktadır?

Bu özel yön bulma sistemi ıstakozda nasıl ortaya çıkmıştır?

En basit bir pusulayı ele aldığımızda, bunun bile özel olarak tasarlandığı açıktır. Pusuladaki iğne, özel olarak işaretlenmiş yönler, cam kaplı muhafazası bu aletin özellikle yön bulmak için tasarlanmış olduğunu göstermektedir. Istakozların bedenindeki bu özel sistemin bir pusulayla kıyas kabul etmez derecede üstün olduğu açıktır. Tüm bunlar ıstakozdaki sistemin özel olarak yaratıldığını ortaya koymaktadır. Allah ıstakozu yaratmış ve onu bu özel sistemle donatmıştır. Yüce Allah tüm canlıları yaratandır ve O, kusursuzca var edendir. Bir ayette şu şekilde buyrulmaktadır:

"Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır." (Casiye Suresi, 4)
Istakozların İlginç Savunma Taktiği

Panulirus cinsi ıstakozlar oldukça ilginç bir savunma sistemine sahiptirler. Bu ıstakozlar ancak telli çalgılardan çıkarılabilecek rahatsız edici bir sürtünme sesini kesik kesik çıkartır ve bu sayede düşmanlarını kaçırırlar.

Bu kabuklu hayvanların gözlerinin altında, mikroskobik çiziklerle kaplı olan ve eğilip bükülebilen antenler bulunmaktadır. Panulirus ıstakozları antenlerindeki bu çizikleri içiçe geçirip sürtmeye başladıkları zaman keman yaylarının birbirine sürtünmesiyle oluşan rahatsız edici sesin bir benzerini çıkarabilmektedirler.

Panulirus argus türü ıstakozlar genellikle Atlantik Okyanusu'nun batısında Brezilya ile Bermuda arasında bulunuyorlar. Bazıları göçmen olan bu canlılar, çoğu günlerini mercan kayalıklarının içinde geçiriyor.

Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 49. sayı (Temmuz 2008) 26. sayfada yayınlanmıştır.   
 
 
Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #20 : 10 Aralık 2008, 00:04:22 »

Karıncaların Doğal Afet Önlemleri

Toprağın altında yaşayan karıncalar şiddetli yağmur yağdığında nasıl hayatta kalırlar?

Şiddetli yağmurlar, yuvalarını toprak altında kuran karınca türleri için önemli tehlikeler ortaya çıkarabilir. Aniden bastıran yağmur, çok kısa bir süre içinde bir karınca kolonisinin bulunduğu bölgenin sellerle kaplanmasına neden olabilir. Ancak böyle tehlikeli durumlarda karıncalar bazı akılcı davranışlar sergilerler. Örneğin tropikal ormanlarda yaşayan Pheidole cephalica türü karıncalarda yuvanın içine tek bir su damlası dahi girecek olsa, durumu fark eden ilk karınca güvenli bir yere kaçıp kurtulmak yerine doğrudan yuvanın içine girer. Amacı diğer karıncalara haber vermektir. Bu karınca, yuvanın kanallarında hızla koşarak koloniye alarm durumunu haber verir. Koşarken bıraktığı koku iziyle arkadaşlarını yuvanın güvenli olan diğer çıkışlarına yönlendirir. Durumun ciddiyetine göre koloninin bazen yuvayı tamamen terk ettiği bile görülür. Koca bir koloninin yuvayı boşaltması sadece 30 saniye içinde gerçekleşmektedir.

Peki ya yağmur 30 saniyeden az sürede yuvayı basacak kadar şiddetliyse?

Dünyanın tropik bölgelerinde yağmurlar genelde sele neden olurlar. Su yükseldikçe suda boğulmaktan korunmak için bazı karıncalar bedenlerini birleştirip, bir çeşit kayık şeklini alırlar. Karıncalardan oluşan bu kayık suda giderken, sürekli olarak top gibi yuvarlanır. Böylece, bütün karıncalar sırayla biraz suda kalıp, biraz da nefes alabilmeleri için dışarıda kalmış olurlar. (ZooBooks, Animal Wonders, Ocak 1998, Vol.15 N.4 , s.10) Araştırmacılar bu yöntemin etkili olduğunu ve birçok yağmurdan sonra karıncaların çoğunun hayatta kaldığını, sular çekilir çekilmez de eski yuvalarını onarmaya giriştiklerini belirtmektedirler.

Karıncaların herhangi bir şahsi çıkar gözetmeksizin durmadan çabalamaları ve tehlikeli durumlarda işbirliği içinde olmaları Yüce Allah'ın ilhamı ile hareket ettiklerinin açık birer delilidir. Allah'ın yaratma ilmi Kuran'da şöyle bildirilmiştir:

"Şüphesiz müminler için göklerde ve yerde ayetler vardır. Sizin yaratılışınızda ve türetip yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır." (Casiye Suresi, 3-4)

Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 53. sayı (Kasım 2008) 53. sayfada yayınlanmıştır.
Logged

Sayfa: « 1 2
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!