27 Temmuz 2026, 11:56:06 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Bağlantılar Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: 1 2 »
  Yazdır  
Gönderen Konu: Yaradılış gerçeği  (Okunma Sayısı 14146 defa)
Ayşe Gürarslan
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Iskenderel
Mesaj Sayısı: 365


« : 17 Şubat 2008, 01:20:24 »



Hangi hayvan 120 yıl yaşar?

Köstebek 1 saatte 45 metre uzunluğunda bir tünel kazabilir, atlar 1 ay ayakta kalabilir. Leopar saatte 100 kilometre koşar, kargaların ömrü 120 yıldır. İşte hayvanların şaşırtıcı özellikleri

 

ANKARA AA




Bölgesel Çevre Merkezi'nin (REC) ilginç bilgilere de yer verdiği www.rec.org.tr adresinde, hayvanların şaşırtıcı yetenekleriyle ilgili olarak da bir dosya yayımlandı. İşte o enteresan bilgilerden bazıları:

·   Bir filin hortumunda 50 bin adet kas var. Fil, bununla bir ağaç kütüğünü kaldırabilirken, yere düşmüş bezelye tanesini de alabiliyor.

·   Atlar bir ay kadar ayakta durabiliyor.

·   Bir köstebek, bir saat içinde, 45 metre uzunluğunda bir tünel kazabiliyor.

·   Kutup ayılarının daha az enerji harcayarak, vücut ısılarını korumak için geliştirdikleri yöntem ilginç. Buzulların sevimli hayvanları, arka ayaklarını ön ayaklarının izine basarak yürüyorlar.

·   Dünyanın en hızlı koşan hayvanı leopar, "benim" diyen atletlere taş çıkarıyor. Leoparların hızı, saatte 100 kilometreyi buluyor.

 

Gözleri çok keskin

·   Gündüzleri görme engelli olan yarasalar, zifiri karanlıkta 0.6 milimetre çapında bir teli bile ayırt edebiliyor.

·   Fareler, develerden daha uzun süre susuz kalabiliyor.

·   Sinek kuşlarının kalbi, dakikada 615 kez çarpıyor. İnsanların kalbi ise dakikada 60-80 kez çarpıyor.

·   Kargaların, ortalama yaşam süresi 120 yıl. Buna göre, kargalar dile gelse, tarihçilerin danışmanları hazırdı.

·   Dünyada en derine dalabilen kuş türü, imparator penguenler. Yiyecek aradıkları sırada, 255 metre derine dalabilen penguenler, yaklaşık 18 dakika nefessiz kalabiliyorlar.

·   Erkek penguenler, feministlerce ödüle layık görülecek türden. Zira onlar, kuluçkaya yattıkları 4 ay boyunca ağızlarına bir şey koymuyorlar.

 

Mühendis gibiler

·   Dünya halter şampiyonları, karıncaların yanında boynu bükük kalıyor. Kendi ağırlığının 50 katı ağırlığı kaldırabilen karıncalar, minik bedenlerinden hiç de beklenmeyen performans gösteriyorlar.

·   Akrepler, radyasyona karşı oldukça direnç gösteriyor. İnsan vücudunun radyasyona direnci 600 rads dolayında iken akreplerinki, 150 bin rads'a kadar çıkabiliyor.

·   Büyüklükleri karıncalar kadar olan termitler, toprak üzerinde yüksekliği 8 metreyi bulan yuvalar yaparak, mühendislik yeteneklerini konuşturuyorlar.

 

Orkinoslar jet gibi

·   Yetişkin bir orkinos, saatte yaklaşık 90 kilometre hız yapabiliyor.

·   Su altında en fazla 1 saat kalabilen balinalar, normalde 90 metreye dalabilirken, korktuklarında 360 metre derine inebiliyor.

·   En fazla sayıda yumurta bırakan balık ise okyanus güneş balığı. Bu balıklar, bir seferde 30 milyon kadar yumurta bırakabiliyor.



 
 

Logged
Öksüz
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Bozkırlı
Mesaj Sayısı: 217



« Yanıtla #1 : 17 Şubat 2008, 04:37:51 »

Bu güzel bilgileri bizlerle paylaştığınız  için teşekkür ederim
Logged

Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür...
Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür...
Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür...
Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür...
Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür...

Gandhi
Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #2 : 17 Şubat 2008, 08:48:27 »

   Çakır kuşu

Çakır kuşu yırtıcı atmacalardan biridir Havada  süzülürken 800- 1000 mt yukarıdan tavşan yavrularını fark edebilecek kadar keskin gözlere sahiptir

Agaç kakanın gagasıyla ağacı delme hızı saatte yaklaşık olarak 40 km dir Eğer kuşun gagasında özel bir kilit sistemi olmasaydı bu hız nedeniyle gagası iki parçaya ayrılırdı
Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #3 : 16 Mart 2008, 11:36:25 »



                   YARATILIŞ MUCİZESİ: GÖZ

İnsan gözü, en gelişmiş fotoğraf makinesinden bile çok daha yeteneklidir. Bunun gösterdiği sonuç ise açıktır: Bir fotoğraf makinesi bilinçli bir tasarımın ürünü olduğuna göre insan gözü de bilinçli bir yaratılışın ürünü olmalıdır.

Gözün oluşumuyla ilgili olarak bir de klasik "tesadüf" açıklamasını düşünelim. Acaba gözü olmayan bir canlıda nasıl olur da "tesadüfen" bir göz oluşabilir? Önce "tesadüfen" kafatasının içinde göze uygun iki boşluk oluşmuş olabilir mi? Sonra yine "tesadüfen" bu boşlukların içinde içi ışığı geçiren bir sıvıyla dolu iki küre oluşmuş olabilir mi? Daha sonra, bu sıvıların ön tarafında yine "tesadüfen" ışığın kırılmasını sağlayan ve ışığı gözün arka duvarında odaklayan iki mercek

luşmuş olabilir mi? Daha sonra yine "tesadüfen", gözün etrafa bakabilmesi için göz kasları "kendi kendine" oluşmuş olabilir mi? Daha sonra, yine "tesadüfen" gözün arka duvarında, ışığı algılayabilecek retina tabakası oluşmuş olabilir mi? Daha sonra yine "tesadüfen", gözü beyne bağlayacak sinirler kendi kendilerine, durup dururken var olmuş olabilirler mi? Daha sonra yine "tesadüfen", gözün kurumamasını sağlayacak gözyaşı bezleri oluşmuş olabilir mi? Daha sonra yine "tesadüfen", gözü toz ve benzeri yabancı maddelerden koruyacak iki göz kapağı ve kirpik oluşmuş olabilir mi?

Düşünün, bunların hepsi tesadüfen oluşmuş olabilir mi? Üstelik saydığımız organların hepsinin aynı canlıda oluşmuş olması gerekir. Evrimcilerin kabulüne göre, vücut içinde çalışmayan organlar körelirler.
Logged

Ayşe Gürarslan
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Iskenderel
Mesaj Sayısı: 365


« Yanıtla #4 : 16 Mart 2008, 18:42:50 »

Balıklar sudan çıkınca suyun varlığını anlarlarmış. Bizler de gözümüzün kıymetini anlamamız için her halde kör olmamız gerekiyor. Nitekim sağlığın kıymetini hastaların, gençliğin kıymetini yaşlıların bildiği gibi.Ben buna benzer bir olayı bizzat yaşadım. Yaklaşık yirmi gün önce ameliyat oldum, ses tellerimden kitle aldırdım. Dil isminde bir organın varlığını ne işe yaradığını işte o zaman anladım. İlk üç gün dilimi oynatamadım.  On gün ne yediydem zehir gibiydi. Yiyecekler dışarıdan çok hoş görünüyor ama ağzıma alınca acımsı kekrek bir tat alıyordu. Hepimiz yiyeceklerin tadını biliriz, acı, tatlı, ekşi vb. Malesef ben bunları da tadamıyordum. Ağzıma aldığım bütün yiyeceklerin tadı aynıydı. Geçici olarak dilim tat alma özelliğini kaybetti. Şu an Allah'a şükür normale döndüm. Ama düşünmüyor da değilim, dilin  kıymetini öğrenmek için hasta mı olmak gerekiyordu. Rabbim hepimizin ağız tadını bozmasın.
Logged
Ayşe Gür Teke
Yönetici Yardımcısı
*****
Offline Offline

Sülale: Dervişler..
Mesaj Sayısı: 1262


« Yanıtla #5 : 16 Mart 2008, 21:44:23 »

çok güzel bu içerigi tefekkür dolu konulardan dolayı teşekkürler
Logged

Güven tek kullanımlıktır
Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #6 : 17 Mart 2008, 00:04:56 »

Balıklar sudan çıkınca suyun varlığını anlarlarmış. Bizler de gözümüzün kıymetini anlamamız için her halde kör olmamız gerekiyor. Nitekim sağlığın kıymetini hastaların, gençliğin kıymetini yaşlıların bildiği gibi.Ben buna benzer bir olayı bizzat yaşadım. Yaklaşık yirmi gün önce ameliyat oldum, ses tellerimden kitle aldırdım. Dil isminde bir organın varlığını ne işe yaradığını işte o zaman anladım. İlk üç gün dilimi oynatamadım.  On gün ne yediydem zehir gibiydi. Yiyecekler dışarıdan çok hoş görünüyor ama ağzıma alınca acımsı kekrek bir tat alıyordu. Hepimiz yiyeceklerin tadını biliriz, acı, tatlı, ekşi vb. Malesef ben bunları da tadamıyordum. Ağzıma aldığım bütün yiyeceklerin tadı aynıydı. Geçici olarak dilim tat alma özelliğini kaybetti. Şu an Allah'a şükür normale döndüm. Ama düşünmüyor da değilim, dilin  kıymetini öğrenmek için hasta mı olmak gerekiyordu. Rabbim hepimizin ağız tadını bozmasın.

Geçmiş olsun Allah acil şifalar versin
Logged

Reşat ( Hüseyin Oğuz)
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Karalar
Mesaj Sayısı: 192



« Yanıtla #7 : 17 Mart 2008, 00:11:16 »

Balıklar sudan çıkınca suyun varlığını anlarlarmış. Bizler de gözümüzün kıymetini anlamamız için her halde kör olmamız gerekiyor. Nitekim sağlığın kıymetini hastaların, gençliğin kıymetini yaşlıların bildiği gibi.Ben buna benzer bir olayı bizzat yaşadım. Yaklaşık yirmi gün önce ameliyat oldum, ses tellerimden kitle aldırdım. Dil isminde bir organın varlığını ne işe yaradığını işte o zaman anladım. İlk üç gün dilimi oynatamadım.  On gün ne yediydem zehir gibiydi. Yiyecekler dışarıdan çok hoş görünüyor ama ağzıma alınca acımsı kekrek bir tat alıyordu. Hepimiz yiyeceklerin tadını biliriz, acı, tatlı, ekşi vb. Malesef ben bunları da tadamıyordum. Ağzıma aldığım bütün yiyeceklerin tadı aynıydı. Geçici olarak dilim tat alma özelliğini kaybetti. Şu an Allah'a şükür normale döndüm. Ama düşünmüyor da değilim, dilin  kıymetini öğrenmek için hasta mı olmak gerekiyordu. Rabbim hepimizin ağız tadını bozmasın.

Geçmiş olsun.
Logged
Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #8 : 17 Mart 2008, 00:11:30 »




                   DİLİN SİNDİRİMDEKİ ROLÜ

Mekanik öğütmede dilin de önemli bir rolü vardır. Çok hassas bir tat ölçme özelliğine sahip olan dil, aynı zamanda yiyeceklerin ağızda yuvarlanarak boğazdan geçişinde kolaylık sağlar.

Dilin üst yüzeyinde ve yanlarında bulunan dört farklı tada; acıya, tatlıya, tuzluya ve ekşiye duyarlı 10.000'e yakın tat noktası vardır.28 İşte bu tat tomurcukları her gün yediğimiz onlarca çeşit besinin tadını birbirlerine hiç karıştırmadan algılamamızı sağlar. Öyle ki dil daha önce hiç tanımadığı bir besinin tadını da kolaylıkla ayrıştırabilir. Bu sayede hiçbir zaman bir karpuzun tadını greyfurt gibi ekşi olarak algılamayız veya bir pastaya tuzlu demeyiz. Üstelik tat tomurcukları milyarlarca insanda aynı besinde aynı tadı algılar. Herkes için tatlı, tuzlu, ekşi gibi kavramlar aynıdır. Bazı bilimadamları dilin bu yeteneğini "olağanüstü kimya teknolojisi" olarak adlandırırlar.



 Dilde bulunan tat tomurcuklarında tat alıcı hücreler vardır.Yuvarlak kabarcıklarda birçok tat tomurcuğu bulunur. Flament kabarcıklar ise sadece besinlerin hareketini sağlar.  
 

Peki dilin üzerinde daha az tat noktası olsaydı ne olurdu?

O zaman yediğimiz yiyeceklerin hiçbirinin tadlarını alamazdık. Ne tatlının, ne ızgaranın, ne ekmeğin, ne de başka bir yiyeceğin tadını bilemezdik. Her ne yersek yiyelim, hep aynı yavan tadı alırdık. Yemek yemek zevkli bir nimet olmaktan çıkarak, her gün yapmak zorunda olduğumuz bir eziyet haline gelirdi. Ancak böyle olmaz ve dildeki özel tat tomurcukları sayesinde yediğimiz bütün yiyeceklerin tatlarını ayırt edebiliriz. Bu sayede zevk alarak yemek yeriz.


Harun Yahya nın İnsan mucuzesi kitabından Alıntı
Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #9 : 21 Mart 2008, 22:16:44 »

                Yaradılış gerçegi civciv


http://www.eatnineghost.com/from-egg-to-chick/ LÜTFEN TIKLAYIN
Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #10 : 27 Mart 2008, 10:27:57 »



Koklayabilme" becerimizi, burun boşluğunun ardındaki posta pulu büyüklüğündeki bir membrana borçluyuz. Posta pulu büyüklüğünde olsa da, içerisinde 10 milyon "alıcı" bulundurur. Ancak köpeklerde durum biraz daha farklıdır, 1 milyar kadar... Bu membran içerisindeki 1.000 farklı alıcı hücre tipi 10.000'den fazla kokuyu ayırt edebilmemizi sağlar.
Logged

Ayşe Gür Teke
Yönetici Yardımcısı
*****
Offline Offline

Sülale: Dervişler..
Mesaj Sayısı: 1262


« Yanıtla #11 : 27 Mart 2008, 10:31:42 »

Abim tefekküre götüren bu güzel bölüme emeginizden dolayı RAABİM razı olsun...çok güzel bilgiler bunlar..insan okudukça izledikçe Allaha hamdini artırıyor..
Logged

Güven tek kullanımlıktır
Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #12 : 27 Mart 2008, 17:30:55 »



Penguenleri Donmaktan Koruyan Antifriz Sistemi


Normal şartlarda bir insan için buzun üzerinde çıplak ayakla yürümek pek mümkün değildir. Nitekim denense bile bir sure sonra buzda çıplak ayakla yürümeye çalışan kişi, donma tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

Öyleyse ömür boyu buzun üzerinde çıplak ayaklarıyla rahatlıkla yürüyen, üstelik bu şekilde vücut ısısını dengeleyen penguenler nasıl olur da donmazlar?

Allah’ın Munis sanatının bir tecellisi olan ve kutuplarda yaşamlarını sürdüren imparator penguenleri, yaşamlarının büyük bölümünü buz üzerinde yürüyerek, bir bölümünü ise okyanusta yiyecek arayarak geçirirler. Peki bir insan için özel önlemler alınmadan yaşamanın imkansız olduğu kutuplarda, penguenler donmadan nasıl yaşarlar?

Penguenleri Sıcak Tutan Önlemler

Penguenlerin vücutlarının büyük bir bölümü su geçirmez tüyleri sayesinde soğuktan korunur. Derilerinin altında bulunan kalın yağ tabakası da ısı izolasyonuna yardımcı olur. Hatta yağ tabakası ve tüyler birlikte o kadar iyi izolasyon sağlar ki, penguen güneşli bir günde aşırı ısınabilir. Ancak Yüce Allah yaşamlarını sürdürebilmeleri için penguenlerin vücutlarında aşırı ısınmayı engellemeye yönelik çok özel önlemler de yaratmıştır: Penguenlerin çıplak olan gagaları ve ayakları ısı kaybına izin vererek vücutlarının sabit bir sıcaklıkta kalmasını sağlar.

Soğuk havalarda önce ellerimiz ve ayaklarımız üşür. Bunun nedeni kanın hayati organları sıcak tutmak için ayaklardan ve ellerden çekilmeye başlamasıdır. Dolaşım sistemimizin aldığı bu mucizevi tedbirin bir benzeri penguenlerde de yer alır. Kontrollü kan akışı sayesinde penguenlerin ayakları buz üzerindeyken donmaz.

Penguenlerin Damarlarındaki Özel Sistem

Bacaklarında bulunan belli atardamarlar, penguenlerin ayak ısılarına göre kan akışını ayarlayabilmektedir. Atardamarlar bu amaçla ayaklara -donma noktasından birkaç derece yüksekte tutulmasına yetecek kadar- kan göndermektedir. İşte bu tedbir sayesinde penguenlerin ayakları donmaktan korunur.

Penguenlerin vücudunu soğuğa karşı tedbirli olarak yaratan ve böylece yaşantılarını kolaylaştıran, herşeyi "kusursuzca var eden" Allah'tır. Yüce Allah her canlıyı yaşadığı şartlara uygun özelliklerle birlikte yaratmıştır.

Sizin İlahınız yalnızca Allah’tır ki, Onun dışında İlah yoktur. O, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır.” (Taha Suresi, 98)


Bu makale, İlmi Mercek Dergisi 32. sayı (Şubat 2007) 18. sayfada yayınlanmıştır.
Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #13 : 05 Nisan 2008, 22:34:43 »



Doğumdan sonraki birkaç gün içerisinde anne zürafa, zamanını yavrusunu yalayarak ve koklayarak geçirir, bu şekilde hem yavru temizlenmiş olur hem de annesinin kokusunu öğrenir. Bu koku, anne ve yavrunun kalabalık bir sürünün içinde birbirlerini bulmaları gerektiğinde işe yarayacaktır. Herhangi bir sıkıntılı durum içerisinde bulunan yavru, annesinin dikkatini çekmek için çeşitli sesler çıkarır. Annesi de onu sesinden hemen tanır ve yardımına koşar.

Zürafalar yavrularını hiç yanlarından ayırmazlar. Saldırıya uğradıklarında yavrularını vücutlarının altına iterler ve ön ayakları ile düşmanlarına sertçe vurarak saldırırlar.

 

Küçük gruplar halinde yaşayan zürafalar bütün yavrulara birlikte bakarlar. Yetişkin zürafalar dönüşümlü olarak yavruların başında nöbet tutarlar. Bu güvenlik sistemi sayesinde diğer anneler rahatlıkla bebek zürafaları bırakıp kilometrelerce uzağa yiyecek aramaya gidebilirler.

Doğadaki tüm güzellikler ve canlılar, bize Allah'ın yüceliğini gösterir. Bizler de Allah'ın varlığını her zaman hatırlamalı, verdiği tüm nimetler için O'na şükretmeliyiz.

Allah herşey için Kendisi'ne şükretmemiz gerektiğini, kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim'de şöyle bildirir:

Allah, sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmezken çıkardı ve umulur ki şükredersiniz diye işitme, görme ve gönüller verdi. (Nahl Suresi, 78)
Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #14 : 20 Nisan 2008, 23:02:59 »

Kulağımızdaki Tüycüklerin Hareketinin Anlamı Nedir?

Bu tüycükler, aslında salyangozun iç duvarını çevreleyen yaklaşık 20 bin ayrı hücrenin tepesinde yer alan birer maniveladırlar. Tüycükler bir titreşim algıladıklarında hareket ederler ve bu hareket, tüycüklerin altındaki hücrelerin kapılarını açar. Bu sayede hücrelere iyon girişi olur. Tüycükler ters yöne yattıklarında ise hücre kapıları bu kez kapanırlar. Bu sürekli hareket, hücrelerin kimyasal dengelerini de sürekli değiştirir ve onların elektrik uyarıları üretmelerini sağlar. Bu elektrik uyarıları, sinirler aracılığıyla beyne iletilir ve beyin de bunları yorumlayarak ses haline getirir. Beynin bu yorumu nasıl yaptığı, küçük bir et parçası olan bu organın, kendisine ulaşan elektrik sinyallerini nasıl insan sesine, gök gürültüsüne ya da bir müzik eserine dönüştürdüğü, bilim adamları tarafından asla açıklanamayan bir yaratılış delilidir. Allah yarattığı herşeyi en güzel yapa,. üstün güç sahibi Yaratıcımızdır.

Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 45. sayı (Mart 2008) 26. sayfada yayınlanmıştır.
Logged

Sayfa: 1 2 »
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!