13 Haziran 2026, 19:27:15 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Bağlantılar Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: 1
  Yazdır  
Gönderen Konu: Mutlu bir yuva Karşılıklı Sevgi Saygı  (Okunma Sayısı 10166 defa)
Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« : 06 Şubat 2008, 22:23:52 »

Eşler kalp kırmaktan ve kabalıktan kaçınmalı

  Bir hadis- i şerifte, Erkeklerin kadınların üzerinde hakları oldugu gibi ,kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır''

buyurmuştur böylece her iki tarafın da güzel geçinebimek için üzerlerine düşecek görevleri yapmamız gerekir

hadis Müminler iman yöyönünden en olgunları ahlakı en güzel olanlardır.sizin en hayırlınınız ,hanımlarına karşı

en hayırlı olanlarınızdır

Karı kocanın karşılıklı görevleri:

1. Karşılıklı saygı: Karı kocanın birbirine saygı göstermesi ailenin ruh sağlığı, sevginin artması ve aile temelinin sağlamlaşması açısından büyük öneme sahiptir. Bu saygı, karı kocanın birbirinin kişiliğine değer vermesini; birbirinin görüşlerine, düşüncelerine ve zevklerine saygı duymasını kapsar ve hayatlarının tüm alanlarını güzel etkisi altına alır.



2. Karşılıklı sevgi: İnsanların birçok duygusal ihtiyacı vardır ki en önemlilerinden biri de, sevgiye olan ihtiyaçtır. Karı ve koca, birbirinin sevgisine ve ilgisine mazhar olmayı severler. Sevgisiz yaşamın cazibesi yoktur; insanların çoğu ondan kaçar. Allah'ın Elçisi (s.a.a.) buyuruyor ki: "Erkeğin, karısına 'Seni seviyorum' demesi, hiçbir zaman onun kalbinden çıkmaz."



3. Affedici ve bağışlayıcı olmak: Karı kocanın birbirinin hataları ve yanlışlarını affedip görmezlikten gelmesi, aile ortamında büyük öneme sahiptir. Bu hususa dikkat etmemek, aileye hâkim olan samimiyet ve huzur ortamını huzursuzluk, kötümserlik, asabîlik ve memnuniyetsizlik ortamına dönüştürür. Ruhun sakinliği, kinin bertaraf olması, izzetin artması, ömrün uzaması vs., hadislerde affedici ve bağışlayıcı olmanın etkilerinden sayılmıştır. İmam Sadık (a.s.) şöyle buyuruyor: "Üç şey dünya ve ahiretin yüceliklerindendir: Sana zulmedeni bağışlaman, seninle ilişkisini kesenle ilişki kurman ve sana karşı cahilce davranana karşı sabırlı ve halim olman."
« Son Düzenleme: 06 Şubat 2008, 22:34:22 Gönderen: Mehmet Sayın » Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #1 : 08 Şubat 2008, 10:29:45 »

4. Sorumluluk almak: Aile mutluluğunun temininde etkili olan amillerden biri de, eşlerin karşılıklı sorumluluk duygusuna sahip olmasıdır. Kadın ve erkek, müşterek bir yaşamı kabullenmekle, aile kurmadan önce üzerlerine görev olmayan birtakım sorumluluklar aldıklarını bilmelidirler. Bu sorumluluklar, kadın ve erkeğin yetenekleri, yetkileri ve özel koşulları dikkate alınarak belirlenir. Geçimi sağlamak, aileyi idare etmek, eşlik görevlerini yapmak, çocukları eğitmek vs. gibi. Bu duygunun varlığı, aile bağının güçlenmesine ve ruhun huzurlu olmasına sebep olur.



5. Ahlâk: Ahlâk, insan hayatında önemli ve belirgin bir niteliktir. İnsanlara, özellikle de eşe ve çocuklara karşı güzel ahlâklı olmak, insanın kişiliğinde derin bir etki bırakır; toplumu ve aile ortamını sefa ve samimiyetle doldurur. Güzel ahlâkın olmayışı da, hayatı karartır ve asabîlik, asık suratlılık, sabırsızlık, bahanecilik vs. gibi olumsuz yan etkilere neden olur; korku, kaygı, kişilik kaybı vs. gibi etkileri beraberinde getirir. Tatlı dillilik, insanlara saygı göstermek, alçak gönüllülük, geniş kalplilik, selâm vermek, hâl hatır sormak ve şefkat göstermek, güzel ahlâklılığın tecellilerinden sayılır.



6. İyimserlik: Tarafların birbirine güvenmesi, müşterek hayat için büyük bir sermayedir. Nitekim güvensizliğin de hayatta birçok menfi etkisi vardır. Kötümser bir kimse, negatif ve hasta bir ruha sahiptir. Onun ruh sağlığı ve dengesi bozuktur. Kötümserlik sonucu eşine güveni olmayan bir insan, aile hayatının sefa ve huzurundan mahrum kalır. Böyle bir insan, sosyal ilişkilerde de başarılı olamaz. Çünkü başkaları hakkında kötü zan besleyen biri, dostları ve arkadaşlarını kaybeder ve yalnız kalır. İmam Ali (a.s.) buyuruyor ki: "Bir insana kötümserlik galip gelirse, onunla hiçbir dostu arasında barış ve huzur kalmaz."
Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #2 : 08 Şubat 2008, 17:29:45 »





                   Dünyanın en güzel resmi

Meşhur bir ressam, günün birinde dünyanın en güzel şeyinin resmini yapmaya karar verdi. Bunun için dünyada en güzel şeyin ne olabileceğine dair bilgi toplamak üzere uzun bir yolculuğa çıktı.
Tereddütsüz "İman"dır: Ağaçlık bir yolda giderken, beli bükülmüş yaşlı bir adamın yol kenarında oturmuş olduğunu gördü. Yanına giderek ona dünyanın en güzel şeyinin ne olabileceğini sordu. İhtiyar, hiç tereddüt etmeden: "İmandır" dedi.
Olsa olsa aşktır!
Sonra, bir kasabadan geçerken, bir mabedin kapısı önünde toplanmış bir düğün kalabalığına rast geldi. Kalabalığın arasına girerek genç geline: "Dünyanın en güzel şeyi nedir sizce?" diye sordu. Gelin, damadın gözlerinin içine bakarak: "Dünyanın en güzel şeyi olsa olsa aşktır!" dedi.
En güzeli cihattır!
Ressam yoluna devam etti. Tozlu bir yolda giderken cepheden dönen yorgun bir askere denk geldi. Aynı soruyu ona da sordu. Asker: "Dünyada en güzel şey Allah için cihattır" diye cevap verdi.
"Evim"
RESSAM kendi kendine eğer dünyanın en güzel şeyleri iman, aşk ve cihatsa ben bunların resmini nasıl yapabilirim ki diye düşünmeye başladı. O düşünceyle evine döndü. Evinin kapısından içeri girdiğinde ise, dünyanın en güzel manzarasının karşısında durduğunu düşündü. Çocuklarının masum bakışlarında iman, karısının gözlerinde aşk okunuyor, evinde ise Allah için mücadele etme hali hüküm sürüyordu. Bunlardan aldığı ilhamla ressam dünyanın en güzel şeyinin resmini yapmaya koyuldu. Resim bitince de tabloya şu adı verdi: 
"Evim"
« Son Düzenleme: 08 Şubat 2008, 17:31:34 Gönderen: Mehmet Sayın » Logged

Öksüz
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Bozkırlı
Mesaj Sayısı: 217



« Yanıtla #3 : 09 Şubat 2008, 20:46:43 »

BİR DELİYE BİR VELİ ROLÜ

Ebu Müslim Havlani bir toplulukta konuşulanları dinler.Hemen hepsi de hanımından şikayette bulunmaktadırlar. Ancak Ebu Müslim’de şikayet filan yoktur. Derler ki:– Veli gibi bir hanıma düştün de sesin sedan çıkmıyor değil mi?
Omuzlarını silkerek cevap verir:
– Bizimki veli filan değil kelimenin tam manasıyla delidir deli!…
– Öyle ise derler nasıl geçiniyorsun böyle deli biriyle?
Cevap verir:
– Ben usulünü biliyorum da öyle geçiniyorum, kavga gürültümüz o yüzden olmuyor!…
Büsbütün meraka düşerler.
– Deli gibi biriyle kavgasız gürültüsüz geçinmenin usulü nedir ki? diye sormaktan kendilerini alamazlar.
Şöyle izah eder Ebu Müslim, geçinmenin sırrını.
Der ki:
– Allahü Azimüşşan, Âdem Aleyhisselam’ı topraktan yarattığında bedenine önce aklı koydu. Akıllı bir adam oldu.
Sonra öfkeyi yarattı. Ona da Âdem’in bedenine girmesini emretti.
Öfke:
– Ben dedi. Âdem’in bedenine giremem. Çünkü orada akıl vardır! Akılla ikimiz bir yerde asla duramayız!…
Rabbimiz buyurdu:
– Ey öfke! Sen Âdem’in bedenine girmeye çalış, oraya yönel. Akıl senin geldiğini görünce hemen çıkıp gider, kendi yerini sana bırakır. Böylece sen de Âdem’in bedeninde hükmünü icra eder, onu deli yaparsın.
Ebu Müslim burada der ki :
– İşte biz hanımla bu konuda anlaştık. Dedik ki; mademki insana öfke gelince akıl gidiyor, insan delinin teki haline geliyor. Öyle ise evde kim öfkelenirse o an sanki o delidir. Deliye karşı ise bir veli lazımdır. Ben öfkelenirsem hemen farkına varacaksın, sabır gösterip ters cevap vermeyeceksin. Çünkü ben o an deli sayıldığımdan deli adamdan her şey beklenir diyerek veli rolüne gireceksin, aklım gelinceye kadar bir deliye bir veli rolü oynayacaksın.
Ebu Müslim burada şunu da ilave eder:
– Tabii der, bu sabır benim için de geçerli bir görevdir. Bazen hanım öfkelenir, bu defa o deli durumuna girer bana veli rolü düşer, ben bir veli gibi sabır gösterir, karşılık vermemeye çalışırım. Aklı gelip de akıllı insana muhatap olduğumu anlayıncaya kadar, bu sabır devam eder.
Ebu Müslim bundan sonrasını şöyle tamamlar:
– İşte der ey dostlar, benim hanımdan şikayetçi olmayışımın sebebi budur. Gül gibi geçinip gitmemizin sırrı da buradadır. Tavsiye ederim, siz de bir deliye bir veli rolü oynayın, öfkelenince karşı taraf veli rolüne girsin, sabır ve tahammülü esas alsın, göreceksiniz ki tartışma kısa zamanda son bulacak, taraflar birbirlerine karşı sevgiyle dolacak. Çünkü öfkeli taraf kendisine karşılık verilmeyişinin takdirini, minnettarlığını duyacak. Bu da mutluluk vesilesi olacak.
Sakın “bir deliye bir veli rolü basit bir şey” deyip de geçmeyin. Sadece bir deneyin yeter. İşte size güzel geçinmenin sırrı.
Logged

Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür...
Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür...
Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür...
Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür...
Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür...

Gandhi
Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #4 : 11 Şubat 2008, 14:45:43 »

Rıfk ve müdara: Eşlerin birbirine karşı görevlerinden biri de, rıfk ve müdaradır. Şöyle ki; eşimizin kusurları, eksiklikleri ve hoşlanılmayan davranışları karşısında sert bir tepki göstermemeli ve şiddete başvurmamalıyız; tam tersine, şefkat ve samimiyetle yaklaşmalıyız. Çünkü kadının da, erkeğin de sözlerinde ve davranışlarında karşı tarafın hoşlanmayacağı eksikliklerinin olması doğaldır. Ne var ki müdara etmek, eşimizin kusurları ve eksiklikleri karşısında umursamaz olmamız anlamına gelmez. Müdaranın anlamı, eşimizin kusuru veya eksikliğini gidermeye çalışırken onun kapasitesini göz önünde bulundurmamız, yapabileceğinden fazlasını ondan beklemememiz ve istenmeyen özellikleri karşısında büyük insanlara yakışan bir davranış sergilememizdir.

alıntı
Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #5 : 11 Şubat 2008, 20:53:14 »





Bir gün köye gitmiştim. Orada bir anaç tavuğun etrafında on tane kadar civciv vardı. İlgimi çekti, bir kenarda uzun uzun izledim onları. Bir ara gökte bir karga belirdi. Anaç tavuk garip bir ses çıkardı. Hemen civcivler koşarak annelerinin altına sığındı. Karga uzaklaşınca, farklı bir sesle civcivlere seslendi, civcivler de dağılıverdi. Sonra anaç tavuk yeri eşelemeye başladı, yenilecek bir şey bulmuş olmalı ki, daha farklı bir sesle yavrularını başına topladı. Herhalde her bir sesin farklı bir anlamı vardı. Çünkü civcivler ahenkle o şefkatli seslerin ritmine uyuyorlardı. Onlar o halleriyle o kadar şirinlerdi ki, birini alıp seveyim dedim. Biraz yaklaştım. Anneleri yine garip bir ses çıkardı ve bana şiddetle saldırdı. Ben de korkup kaçtım. “Şefkat, tavuğu aslana saldırtır, onu kahraman eder” derler, demek doğruymuş dedim. Evet, ne güzel bir aileydi! Doğrusu imrendim onların o hâline. Bir yanda saf bir şefkat, diğer yanda tam bir mutluluk…

Moral Dergisi, Sayı : 43

 
Logged

Öksüz
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Bozkırlı
Mesaj Sayısı: 217



« Yanıtla #6 : 19 Şubat 2008, 23:23:20 »

Selam sana aile

SELAM SANA AİLE

Sevginin Ve Şevkatin
Çabanın Ve Zahmetin
Bıkılmayan Hizmetin
Kaynağıdır Aile.
X
Nehir Olup Fırat İle
Uçup Giden Turna İle
Gurbette Mektup İle
Selam Sana Aile.
X
Tüm Dertlere İlaçtır
Acıktığında Aştır.
Herkez Ona Muhtaçtır
Sıcaçık Yuva Aile.
X
Yorulunca Dinlendiğin
Hasta İken İyileştiğin
Derdini Söyleştiğin
Sırdaşındır Aile.
X
Sevgi İle Doluşun
Anne,Baba Oluşun
Herşeyini Verişin
Sembolüdür Aile.
X
Orda Küskünlük Olmaz
Orda Riya Bulunmaz
Orda Ücret Alınmaz
İşte Orası Aile.
X
Herşeyi Paylaşmak Orda
Sevgiyle Kaynaşmak Orda
Mutluluk Ararsan Orda
İşte Orası Aile.
X
Olsanda Paşa,Vali
Bakan,Milletvekili
Bir An Unutamazsın
Sevgili Aileni.


MUSTAFA YOLCU
Logged

Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür...
Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür...
Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür...
Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür...
Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür...

Gandhi
Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #7 : 28 Şubat 2008, 18:04:07 »

Evlilikte sevgiyi neler öldürür?



Bitti, seninle aramızdaki sevgi öldü. Sanırım boşanmaktan başka çaremiz yok." Eveeet!.. Şimdilerde pek sık duyar olduk böyle cümleleri. Peki ama neden? İşte nedenlerden birkaçı:
              
 Saygısızlık

Kimi eşler, evlenir evlenmez "Karı-koca arasında resmiyet mi olur?" düşüncesiyle saygıyı rafa kaldırıyorlar. Halbuki saygı sevgiyi besler. Her kaba söz ve davranış, sevgi duvarından koparılan tuğladır.

Sevgisizlik

Kimileriyse evlendikten sonra "seni seviyorum" demeyi angarya görerek, "Ona devamlı sevdiğimi hatırlatmama ne gerek var?" diyorlar. Sevgiyi açığa vurmamak odun atılmayan ateş gibi, sevgi ateşini söndürmektir.

İlgisizlik

Saksıdaki menekşenizin gelişip çiçek açması için su neyse, sevgi çiçeğinizin büyüyüp gelişmesi için ilgi de odur. İlgi sevgi çeşmesinin musluğu, ilgisizlik kör tapasıdır.

İletişimsizlik

"İnsanın ihtiyacını en fazla tatmin eden kalbine karşı bir kalbin bulunmasıdır ki, her iki taraf sevgilerini, aşklarını, şevklerini karşılıklı değiştirsinler. Lezzetlerde ortak, kederli şeylerde birbirine yardımcı olsunlar. Evet bir işte hayrette kalan bir adam, birinin gelip kendisiyle o hayreti paylaşmasını ister." Bu paylaşım olmadığı zaman eşler, kendilerini yalnız hisseder. Çünkü iletişim, sevginin dilidir. İletişimsizlik sevgi dilinin katilidir.

Bencillik

Şefkat, merhamet ve fedakârlık duygusundan yoksun olarak erkeğin "yuvayı dişi kuş yapar" mantığıyla her şeyi kadından beklemesi; kadının da aşırı beklenti içinde olması sevginin ölümüdür. Çünkü, bencillik sevgiyi öğüten değirmendir.

Negatif düşünce

Bazı eşler, sürekli "Neden bana öyle söyledin?" diye her şeyi yanlış değerlendirerek eşinin kendisini sevmediğini düşünür. Sürekli yanlış anlaşılan eş, kendisini savcı karşısında yargılanan suçlu gibi hissetmeye başlar. Negatif düşünce, sevginin ölüm fermanına atılan imzadır.

Alkol, kumar gibi alışkanlıklar

Alkol, sevgi çeşmesine atılan zehir, kumar sevgi yumağını mahveden bomba, kötü alışkanlıklar sevgiyi yutan canavardır.

Kin, nefret, öfke...

Kin sevginin buzdolabı, öfke sevginin barut fıçısı, nefret sevginin celladıdır.

Kültür boşluğu

Kitap okuma hastası olan birisiyle kitaptan nefret eden birisinin arasında uçurumdan başka ne olur?

Huy ve mizaç uyumsuzluğu

Birbirlerini sevseler de farklı huy ve mizaçta olan zıtlaşmalar, pişmiş sevgi aşına katılan soğuk sudur.

Aile yakınlarının araya girmesi

Kayınvalide, görümce, hala, teyze vb. yakınların eşlerin arasına girmesi, eşler arası sevginin idam kararını veren aile mahkemesidir.

Eşini değiştirmeye çalışmak

Sürekli "şöyle hareket et, şöyle davran, şöyle konuş" diyerek eşi çocuk eğitir gibi eğitmeye kalkışmak, sevginin ölüm tuzağıdır.

Şiddet

Eşe atılan her tokat, sevgi bağını kesen bir makastır.

Dinî inançlar

Birisi namaz kılarken diğerinin namazla alay etmesi. ...Ve sevgi dış güzelliğe kalır ve dünyevi ve nefsani olursa o sevgi çabuk bozulur.
Gülay Atasoy

Zaman
 
Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #8 : 19 Mart 2008, 15:40:49 »




 Rıfk ve müdara: Eşlerin birbirine karşı görevlerinden biri de, rıfk ve müdaradır. Şöyle ki; eşimizin kusurları, eksiklikleri ve hoşlanılmayan davranışları karşısında sert bir tepki göstermemeli ve şiddete başvurmamalıyız; tam tersine, şefkat ve samimiyetle yaklaşmalıyız. Çünkü kadının da, erkeğin de sözlerinde ve davranışlarında karşı tarafın hoşlanmayacağı eksikliklerinin olması doğaldır. Ne var ki müdara etmek, eşimizin kusurları ve eksiklikleri karşısında umursamaz olmamız anlamına gelmez. Müdaranın anlamı, eşimizin kusuru veya eksikliğini gidermeye çalışırken onun kapasitesini göz önünde bulundurmamız, yapabileceğinden fazlasını ondan beklemememiz ve istenmeyen özellikleri karşısında büyük insanlara yakışan bir davranış sergilememizdir.
« Son Düzenleme: 19 Mart 2008, 15:42:46 Gönderen: Mehmet Sayın » Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #9 : 24 Mart 2008, 10:54:27 »

Bozulan sağlığın suçlusu eşiniz mi?



siz siz olun, erkekseniz, tansiyonum düşmüyor diye eşinizi ve evliliğinizi suçlamayın; kadınsanız, daha uzun yaşayacağım diye kocanızı kapının önüne atmayın...
24 Mart 2008 08:42
Yazı boyutunu büyütmek için               
 Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta'nın köşe yazısı

Genel olarak evli çiftlerin bekárlara göre hayata daha bağlı, sosyal ilişkileri ve aktiviteleri daha iyi, daha uzun ve daha sağlıklı yaşayan insanlar oldukları bilinir. Bunun tek bir şartı vardır ki, o da evliliğin ‘mutlu ve huzurlu’ olmasıdır.

Geçen hafta yayınlanan ve Amerika’ da Brigham Young Üniversitesi tarafından 204 evli ve 99 bekár üzerinde yapılan bir araştırma da ‘mutlu evliliklerin’ kan basıncı üzerine olumlu etkileri olduğunu, ama ‘stresli evliliklerin’ tam tersine kan basıncının yükselmesine yol açtığını ortaya koydu. Esas şaşırtıcı olan da bu ikinci bulgu idi, çünkü bugüne kadar genel olarak evli kişilerin mutlu veya mutsuz olduklarına bakılmaksızın, bekárlara göre daha sağlıklı olduklarına inanılırdı.

Aslında, daha önce yapılan birçok başka araştırmada da evlilerde kalp hastalıkları, yüksek tansiyon, depresyon, cinsel hastalıklar ve osteoporozun daha az görüldüğü belirlenmişti, ama bunlarda da evliliğin mutlu mu mutsuz mu olduğuna bakılmamıştı.

Araştırmalarda ulaşılan bu bulguların mákûl ve mantıklı pek çok açıklaması var. Her şeyden önce, pek çok hastalığın ortaya çıkması veya hastalık belirtilerinin şiddetlenmesinde ‘stresin’ önemli rolü olduğunu... sinirlenmenin... kavga-gürültünün astım ataklarından migrene... kalp krizlerinden inmelere kadar pek çok hastalığın bir numaralı sebebi olduğunu herkes bilir. Hatta, kimi erkeği sinir hastası... kimini verem... kimini kanser ettiğinden kimsenin şüphe duymadığı evrensel bir ‘kadın dırdırı’ kavramı bile vardır.

İkincisi, evliler bekárlara göre daha dengeli beslenirler, uykuları daha düzenlidir, sigara ve alkol... gibi kötü alışkanlıkları daha azdır. Evliler tıbbi imkánlardan daha çok yararlanırlar; tedavi ve diyetlerini daha iyi uygularlar. Tek eşlilik cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı da koruma sağlar.

Hasta refakatçileri hep kadın

Ben de çevremdeki yaşlı insanları... gözümün önüne getirdiğimde, ‘evliliğin’ özellikle de erkekler için bir çeşit ‘sağlık sigortası’ olduğuna dair inancıma yeni deliller buluyorum.

Meselá, hastanelere yatan kocalarının başında bazen günlerce bazen haftalarca, bir sandalye üzerinde eşine ‘refakat’ eden hanımlar gözümde canlanıyor. Aslında belki kendi sağlıkları da tam yerinde olmayan bu fedakár kadınlar, doğru dürüst yemek yemeden... uyku uyumadan... bir taraftan hemşirelerden ve hastane personelinden, bir taraftan doktorlardan ‘fırça’ da yiyerek nasıl bir ‘aşk ve heyecanla’ eşlerine bakarlar, inanamazsınız.

Elbette, erkekler de eşlerine bakarlar, onların sağlık sorunları ile ilgilenirler, ama ben bugüne kadar karısının yanında refakatçi kalan çok az erkeğe rastladım. Bu gerçi, biraz da erkeğin tabiatı gereğidir. Hasta bakmak, onu yedirmek, içirmek, tuvaletine yardımcı olmak, ona yardım etmek... tıpkı yemek yapmak, bulaşık, çamaşır yıkamak.. gibi tipik hanım işleridir. Bunları erkekler de yapmasına yaparlar ama, ellerine gözlerine de bulaştırırlar.

İstisnalar da var

Evlilik, nispeten daha az rastlansa da bazı hastalıklar için risk de yaratabiliyor. Meselá, mide, akciğer, mesane kanserlerinin evli çiftlerde daha sık görüldüğü sonucuna varan çeşitli araştırmalar var, ama bu evli olmaktan ziyade, eşlerin maruz kaldıkları ortak çevresel faktörlerle ilgili bir şey olsa gerek. Kanserlerin oluşumunda beslenme ile ilgili faktörlerin ve sigara, alkol alışkanlıklarının ne kadar önemli olduğunu sanırım biliyorsunuzdur.

Dul kadınlar da sağlıklı

Queensland Üniversitesi’nde, 60 yaşın üstündeki 2.3000 Avustralyalı üzerinde yapılan bir araştırmada ise, boşandığı veya kocası öldüğü için dul kalmış veya hiç evlenmemiş olan kadınların, evli olanlara göre çok daha sağlıklı oldukları belirlendi.

Bu araştırmaya inanacak olursak, uzun süreli ve sağlıklı yaşamak için kadınların ya ömür boyu bekár kalmaları veya evli iseler bir an önce kocalarından kurtulmaları gerekiyor. Ayrı mı yaşarlar, boşanırlar mı ya da onu her hangi bir yöntemle ortadan mı kaldırırlar, orası kendilerine kalmış.

Evli çiftlerin daha sağlıklı ve uzun yaşadıkları şeklindeki evrensel görüşle taban tabana zıt bu sonuç için, araştırmayı yapan uzmanlar, bu durumu evli kadınların kocalarına bakmaktan kendileri ile ilgilenmeye zamanlarının kalmamasıyla ve bu yüzden de daha sağlıksız ve yorgun olmalarıyla açıklıyorlar.

Bir de, kocası öldükten sonra daha bir bakımlı olan, canlanan, süslenen hatta güzelleşen, daha çok gezmeye tozmaya başlayan... dul teyzeleri, yengeleri, nineleri görür gibi oluyorum da, Avustralyalı araştırmacılar gerçekten haklı galiba diye düşünmeden edemiyorum.

Gelelim neticeye

Erkekseniz, tansiyonum düşmüyor diye hemen eşinizi ve evliliğinizi suçlamaya başlamayın; kadınsanız, daha uzun yaşayacağım diye kocanızı kapının önüne koymaya kalkmayın sakın.

(star)
 
Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #10 : 07 Nisan 2008, 22:58:36 »

Evliliğinize önem verin

Psikolog Yasemin Yalçın Aktosun, evliliğin ilk 10 yılının çok önemli olduğunu vurgulayarak, çocuklara gösterilen ilgi gibi evliliğe de özen gösterilmesi gerektiğini söyledi.
 
Osmaniye'nin Kadirli ilçesinde Gönül-Der tarafından Dünya Kadınlar Günü nedeniyle düzenlenen programa katılan Psikolog Yasemin Yalçın Aktosun, kadınlara evlilikle ilgili bir konferans verdi. Evlilikte eşlerin güzel bir şekilde karşılanmasını örneklerle anlatan Aktosun, programa katılan kadınları hem eğlendirdi hem de bilgilendirdi. Evliliğin de hayat gibi evreleri olduğunu söyleyen Aktosun, çocukluk, ergenlik ve yaşlılık dönemlerindeki insan hayatının farklılıklarının, evlilikte de bulunduğunu kaydetti. Aktosun, ilk 10 yılı evliliğin çocukluk; sonraki 10 yılı ergenlik, daha sonraki yılları da olgunluk dönemi olarak adlandırdı.

Evliliğin ilk on yılının çok önemli olduğunu belirten Aktosun, "Tıpkı çocuklara gösterilen ilgi gibi, evliliğe de özen gösterilmelidir. Eşler birbirlerine sevgilerini hissettirmelidir. Aileye değer verilip saygı, paylaşım, samimiyet, sabır ve özveri evlilikler ömür boyu sürer." dedi.
 
Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #11 : 14 Nisan 2008, 21:29:10 »

MUTLU EVLİ ÇİFTLERİN KALPLERİ DAHA SAĞLAM-

Çağımızın en büyük sorunlarından birisi olan mutsuz evlilik kalbe de iyi gelmiyor. Evlilikleri mutsuz olan çiftlerin bütün yaşamları ve metabolizmaları mutsuz ortamdan olumsuz etkileniyor. Evli olmanın toplumda kabul görme anlamına geldiği için evli çiftlerin toplumda sosyal barışı yakaladığına dikkat çeken Şener, bunun da çiftleri stresten uzaklaştırdığına dikkat çekti. Mutlu bir evlilik ve düzenli yaşamın kişilerin kafasındaki birçok soru işaretini kaldırdığına işaret eden Şener, "Düzenli ve mutlu bir evlilik, kalp krizi riskini düşürmektedir. Bekar insanların konsantrasyonları dağınık olur. Sosyal açıdan da toplum tarafından kabul görmedikleri için büyük bir stres altına girerler. Bu stres de kalp krizi riskini tetiklemektedir." şeklinde konuştu.
Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #12 : 26 Haziran 2008, 23:46:07 »

Mutluluğun formülünü saklayan 40 ayet


Takvim gazetesine yazdığı aşk yazılarıyla tanınan İrfan Gürkan Çelebi, farklı bir kitap hazırladı.

Çelebi, “Vahiyden Kalbe” adlı çalışmasında yıllardır bulunamayan mutluluğun formülünün Kur’an-ı Kerim’deki 40 ayette saklı olduğunu söylüyor.

‘Mutluluğun formülünü bulmanın binbir yolu’na dair bugüne kadar yüzlerce kitap yayınlandı. Birbirinin kopyası olan bu kitaplar yayınlanmaya da devam ediyor. Oysaki yazar İrfan Gürkan Çelebi, bunlara hiç gerek olmadığını düşünüyor. Mutluluğun formülünü veren kitap, 1400 yıl öncesinden insanoğluna zaten gönderilmişti. Birçok filozofun, edebiyatçının sözlerine kulak verip mutluluğun peşine düşen insanlar, Yüce Yaratan’ın tavsiyelerini yıllarca göz ardı etmişlerdi. Çelebi’ye göre Aristo’yu, Rousseau’yu, Shakespeare’i çok iyi bilenler, aslında kendilerini herkesten daha iyi tanıyan Yaratıcı’nın mutluluk önerilerini araştırmadılar. Belki de merak etmediler. Aslında Kur’an-ı Kerim mutluluğun başucu kitabıydı. İşte Çelebi, Kur’an-ı Kerim’i anlamakta zorlandığını söyleyen, aralarında bir uçurum olduğunu zanneden, onu hiç eline almayanların okuması gerektiğini düşündüğü bir çalışma hazırladı. “40 Ayet Tefekkürü Vahiyden Kalbe” adlı kitabında insan ilişkilerinde başarılı ve mutlu olmanın yollarını anlatan 40 ayeti bir araya getirdi. Kitabın en önemli özelliği, bu ayetlerin edebi bir dille açıklanması. Kitaptaki edebi incelik, öncelikle denemelerin başlıklarında görülüyor. Mesela, güvenilir olmanın önemini anlattığı Mücadele Sûresi’nin 7. ayeti, “Yılan ıslığı kadar sessiz fısıltılar” başlığıyla, Fatır Sûresi’nin 19-22. ayetleri ise “Lütuf kapılarını çalmayan elbet cudamdır” başlığıyla açıklanmış. Çelebi, “Bu, kesinlikle bir din kitabı değil. Edebi dille ve deneme tekniğiyle yazıldı. Böyle bir kitap yazmamın nedeni, bunalım geçiren günümüz insanının yani benim bir çıkış yolu arayışı.” diyor. İrfan Gürkan Çelebi, aslında yazar, yönetmen ve oyuncu. 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde dramatik yazarlık eğitimi almış. TiyatRol İstanbul’un genel sanat yönetmeni. Takvim gazetesinde köşe yazıları yazıyor. Uzun yıllar radyo programcılığı yapmış.

Çelebi’nin ayetlerden çıkardığı mesajlar

İsra 37: Kibirli olma, alçakgönüllü davran.

Müddesir 1-5: Kendini fazla abartma.

Tekvir 25-27: Her şeyin üstesinden gelemeyeceğini asla unutma.

Bakara 156: Çaresizlik tuzağına düşme. Her zaman bir umut ışığı olduğunu aklından çıkarma.

Beled 5-6: Her şeye hakim olmak için uğraşıp hayatı yaşanmaz hale çevirme.

Hucurat 10: Büyüklük kompleksine kapılıp, insanları ezerek arkadaşlarını kendinden uzaklaştırma.

Muhammed 7: İyiliği karşılık beklemeden yap.

Rum 21: Tek başına mutlu olunamayacağını bil. Çevrenin mutluluğu için gayret göster.

Vakıa 83-87: Ölümden korkmak yerine, ölüm gerçeğiyle yüzleş.

Bakara 263: Yaptığın iyilikleri unut. Anlatarak onları kıymetsizleştirme.

Furkan 63: Sana yapılan kötülüğün karşılığını vermek yerine. Öfkenin dinmesini bekle.

İnşirah 1-3: Seni huzursuz edecek işlerden uzak dur. İhtirasını törpüle.

Maun 4-5: Eleştirinin keskin bir bıçak olduğunu unutma. Söyleyeceklerini iyi tart.

Mücadele 7: Hiçbir sırrın sonsuza kadar gizli kalamayacağını unutma.

Rahman 7-9: Çıkarcı olma. Adil davran.

Tekasür 1-2: Kibrine yenilip hep daha fazlasını isteyerek hayatını zehir etme.

Tevbe 40: En zor zamanda bile kesinlikle ümitsizliğe kapılma.

Fatır 19-22: Senden iyi durumda olanlara bakıp üzüleceğine, senden zor durumda olanları görüp rahatla.

Fecr 27-28: En sevdiğin şeyleri, başkalarıyla paylaşmanın keyfine var.

Hakka 33-35: Hayatının vazgeçilmezleri olsun. Onları küçük çıkarlar için asla feda etme.

Haşr 10: Muhatabına güvenmek istiyorsan, önce sen güvenilir ol.

Kalem 1-2: Yazdıklarının ve yaptıklarının peşini bırakmayacağını unutma. Gücünü insanların yararına kullan.

Münafıkun 4: Bencil olma, tebrik etmeyi bil.

Saff 2: Yalandan uzak dur.

Yusuf 32-33: Modern hayatın çarpıklaştırdığı kadın-erkek ilişkilerinin, hayatını esir almasına izin verme.

Ankebut 41: İyi bir dostun, paha biçilmez olduğunu aklından çıkarma.

Al-i İmran 92: İyilik yapma arzunu, şarta bağlama. Vermek almaktan daha büyük bir ihtiyaçtır, asla unutma.

En’am 50: Önyargılarla hayatı kendine zehir etme.

En’am 60: Bildiklerinle açıklayamadığın şeyler, hayatının kâbusu olmasın.

Felak 1-5: Korkuların tutsağı olarak yaşamaktan vazgeç.

Hacc 46: Kendini, hep daha iyiye ulaşmak zorunda olduğuna koşullama.

İbrahim 42: Merhametli olmaktan asla vazgeçme.

İsra 23: Anne ve babana ‘off‘ bile deme.

Nisa 149: Kendini sürekli övmekten uzak dur.

Yunus 12: Vazgeçilmez olmadığını kabul et.

Enfal 56: Sözünüzde durmamanın utanç verici olduğunu aklından çıkarma.

Furkan 43: Heveslerini kendine ilah edinme.

Necm 3: İnanma duygunu diri tut.

Nisa 58: Karar verirken, vicdanının sesini duymazlıktan gelme.

SEVİNÇ ÖZARSLAN/ZAMAN


14.Haziran.2008 09:50:33 Samanyolu haber
   
Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #13 : 09 Ekim 2008, 10:02:42 »

Hanımlarını ihmal eden beyler bu olayı düşünmeli 
 
İşten akşam eve gelince işiyle ilgili dosyalar getiren ve sonrasında televizyona kilitlenen erkeklere İslami uyarılar: Hanımlarınızı ihmal etmeyin

2008-10-08

 
 
Ahmed Şahin'in yazısı

Hanımlarını ihmal eden beyler bu olayı düşünmeli?

Ramazan'ın hafızalara bıraktığı güzel hatıralardan biri de, cami avlularında kurulan kitap fuarları olsa gerektir. Yazarlarla okurlar bu fuarlarda buluşarak karşılıklı fikir alışverişinde bulunuyor, sorular sorulup cevaplar alınıyor, sıkıntılar dile getirilip çözümler araştırılıyor.
Hatta oldukça tebessüm ettiren tevafuklar da söz konusu olabiliyor bu yazar-okur sohbetlerinde. İzin verirseniz Sultanahmet Camii avlusundaki fuardan kalan bir okur-yazar sohbeti hatıramı paylaşayım sizlerle.

Bir hanımefendi masadaki kitapların içinden Yeni Aile İlmihali'ni alıp evire çevire inceledikten sonra beyi ile anlaşamadıkları bir konuyu şöyle anlatmaya başladı:

- Beyim büyük bir işletmede müdür. Kendisiyle her konuda anlaşıyoruz. Çok iyi bir insandır. Ancak bir konuyu bir türlü düzeltemedik. Akşam eve gelince işiyle ilgili dosyalar getirip açar, erken bitirirse bu defa da televizyona kilitlenir, benimle konuşmaya fırsat bulamadan da uykusu gelir, gidip yatağına uzanır. Böylece ben gündüz de yalnızım, akşam da yalnızım evde. Bunu bir türlü düzeltemedik. Kendisine sizin Aile İlmihali'nizi anlattım, Peygamberimizin aile hayatından örnekler çok net anlatılmış, bize de ışık tutabilir, alalım dedim. İtirazlı cevaplar verdi:

- Bizim sorunlarımız dedi bu asra ait. O çözümler ise o asra ait. 'Televizyon asrının sorunlarına o asrın çözümleri çare olabilir mi?' diye de soru sordu. İşte kendisi de geliyor, bu konuda size de soru sorabilir.

Az sonra hürmetli, saygılı bir beyefendi geldi karşıma, selam ve saygıdan sonra, hemen konuya girdi.

- Sizin Yeni Aile İlmihali'nizi tavsiye ettiler, onu almak için geldik, ancak şöyle bir sorum olacak size. "Aile içi anlaşmazlıklara gösterilen çözümler geçmiş asra ait çözümlerdir. Biz ise şimdi televizyon devrinin aile sorunlarını yaşıyoruz. Bunlara çözüm getirebilir mi o devrin örnekleri? Bunu merak ediyorum doğrusu," dedi.

- İsterseniz dedim o devirden bir örnek arz edeyim televizyon devrinin aile reisine. Bakalım bir ölçü verir mi, bir çözüm sunar mı bu asrın insanlarına bir görelim.

- Buyurun merakla dinleyeceğim sizi, dedi.

- Peygamberimiz dedim, gün boyunca mescidinde ashabının işleriyle meşgul oluyor, çoğu zaman yatsıdan sonra evine dönebiliyordu.

Bir gün yine yatsı namazından sonra evine geldi, şöyle bir müddet dinlendikten sonra ailesinden izin isteyerek dedi ki:

- Aişe! İzin verir misin, Rabb'imle baş başa kalıp biraz namaz kılayım?

Aişe validemiz (r.anha):

- Ya Resulallah dedi, akşama kadar seninle konuşmayı çok özlüyorum. Birlikte sohbeti hiçbir şeye feda etmem. Ancak Rabb'imle baş başa olayım diyorsunuz, öyle ise namazınıza mani olamam. Buyurun namazınızı kılın. Ben bekleyeyim.

Burada dikkatinize arz etmek istediğim husus şudur:

- Resulullah (sas) Hazretleri, namaz kılmak için neden hanımından izin istiyor? Namaz için de hanımdan izin istenir mi? Siz ne diyorsunuz bu izin isteme olayına?

- Sahi neden namaz için izin istedi acaba? Ben de merak etmeye başladım doğrusu.

- Çünkü yatsıdan sonraki saatler ailesine ayıracağı saatlerdir. Ailesinin saatlerini kullanmak ancak yine ailenin izniyle mümkün olmaktadır. İzin vermeseydi demek ki nafile namaza dahi durmayacak, onunla oturup konuşmayı tercih edecekti. Ne dersiniz bu örneğe? Geçmişten gelen bu örnek, yatsıdan sonra ailesini ihmal ederek televizyona kilitlenen çağdaş aile reislerine bir sınır çiziyor, bir ölçü veriyor mu? Hakları var mı bu aile reislerinin hanımlarına ait vakti saatlerce televizyona kilitlenerek harcamaya? Sonra da konuşmadan yatıp uyumaya? Hanımı gündüz de gecede yapayalnız bırakmaya?

Bu sorulardan sonra ayaklarının ucuna bakarak düşünmeye başlayan müdür bey, neden sonra başını kaldırıp hanımına şöyle seslendi:

- Hanım! Hocamızın keşfi açık galiba! Akşamları seni ihmal ederek televizyona kilitlenişimi keşfetmiş olacak ki itirazı mümkün olmayan çarpıcı bir örnekle beni uyardı. Aile İlmihali'ni al da akşamları birlikte okuyalım. Galiba, günümüzdeki yanlışları düzeltecek yegâne örnekler de bunlar olsa gerektir. Şimdiye kadar biz farkına varmamış olsak da.

Kitap fuarındaki okur-yazar sohbetinden bir hatıra arz etmiş oldum. Bilmem size de bir mesajı var mı bu olayın?
 
 
Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #14 : 28 Kasım 2008, 10:56:55 »

   
     
 
 
 
Mutlu bir yuva için altın öğütler

27 Kasım 2008 Perşembe : 11:05
Ekranların sevilen ismi İkbal Gürpınar, Mustafa Karataş'ın "mutlu bir yuva için dört mektup"unda yer alan hanımlara öğüt niteliğindeki sözlerine yer verdi.
 
 
 
 

İkbal Gürpınar'ın köşesinden...


1 Beyine hoşlanacağı isim ve sıfatlarla hitap et.


2 Onun sevdiği yemekleri güzel yap ki evini özlesin.

3 Beyin evden çıkarken onu uğurla; akşam döndüğünde güler yüzle karşıla.

4 En çok güzel görünmen gereken kişinin beyin olduğunu bil.

5 İffetini ve hayânı muhafaza et. En güzel elbisenin takva elbisesi olduğunu unutma. Her işimizi murakabe eden Allah'ı düşün.

6 Sevgini beyinle ve çocuklarınla paylaş. Evinin direği ol! Beyin evde olmadığı zaman gözü arkada kalmasın.

7 Beyine her fırsatta teşekkür etmeyi unutma! Gücü yetmeyeceği külfetin altına sokma, başkalarına da şikayet etme!

8 Beyinin işlerini makam ve mevkiini bil! Sevincini ve üzüntüsünü paylaş.

9 Beyinin izni olmadan ve onun müsaade etmeyeceği yerlere gitme!

10 Tutumlu ol! Müsrif olma. Zor zamanlarda da isyan etme!

11 Temiz ve tertipli ol. Beyinin elbiseleri de temiz ver ütülü olsun.

12 Beyinin akrabalarına ve onun sevdiklerine yedirip içirmekten kaçınma. Onlara güzel davran!

13 Kaynananı tecrübeli bir anne olarak sev ve say ki, beyin üzülmesin.

14 Annenin evine gereksiz ve aşırı gitme ki, evdeki işlerin aksamasın.

15 Çocuklarını hayırlı bir evlat olarak yetiştirmeye gayret et ki, millet de sizi hayırla yâd etsin.

Mustafa Karataş'ın "mutlu bir yuva için dört mektup"undan...

Bugün
 
 
Logged

Sayfa: 1
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!