18 Nisan 2026, 11:56:45 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Bağlantılar Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: 1
  Yazdır  
Gönderen Konu: Gurbette Bi gonyalı fıkraları. Konya fıkraları!!  (Okunma Sayısı 7541 defa)
Mustafakurt
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreden Kurtlar
Mesaj Sayısı: 89


« : 26 Mayıs 2012, 11:54:57 »

 üç hafta önce arkadaşımı ziyarete gitmek için Beşiktaş'tan Sarıyer minibüsüne bindim, yanıma yaşlı sevimli bir teyze oturdu, ön koltukta iki erkek oturuyorsu soldaki camdan yansımayı kullanarak yüzümü görmeye çalışıyordu, sağda oturan zayıf ve uzun saçlı olanı cep telefonuyla oynuyordu, minübüs hareket etti bir süre sonra yanımdaki yaşlı teyze önümüzde oturan uzun saçlı çocuğa kızım şurdan bir sarıyer uzatırmısın dedi (minübüstekiler hafifçe tebessüm etti) çocuk arkasına döndü ve teyze ben kız değilim dedi ve o anda teyze bombayı patlattı kizim ben ne bileyim senin dul olduğunu aaah yavrum aaah benimde bir kocam vardı....... minübüs koptu.     

Aslında bu fıkra konyada belediye otobüsünde olur
Önde oturan uzun saçlı bey büsküt yer yandaki torunu nene bende büsküt isderin der tayze A be kızım  2 büsküt verir misin torunumun canı çekti oğlanın zoruna gider teyze ben gız değilim der teyze abe kızım nebileyim ben senin dul olduğunu der.
Logged
Mustafakurt
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreden Kurtlar
Mesaj Sayısı: 89


« Yanıtla #1 : 26 Mayıs 2012, 12:05:53 »


İZ BIRAKANLAR
Abdülezel Paşa (Konya-Hadim) ,   
(1827-?) Konya’nın Hâdim kazasında dünyaya gelen Abdülezel Paşa 16 yaşında iken, er olarak orduya katıldı. Askerlik mesleğine aşıktı. Çok gayretli ve çalışkan olduğu için; 30 yaşlarında subaylığa geçirildi. 1853-56 Kırım Harbinde ve 1868 Girit İsyanının bastırılmasında, 1872’de Sırbistan ayaklanmalarının bastırılmasında kahramanlıklar gösterdi. 1877-78 Osmanlı - Rus harbinde, Plevne muharebelerinden sonra Tuğgeneralliğe yükseltildi. 1897 Yunan Harbinde Tugay komutanı olduğu hâlde, cephenin en ön saflarında çarpışmaya katılıyordu. Top gülleleri yakınlarına kadar düşmeye başlamıştı. İşte bu Alasonya Muharebeleri öncesinde Paşa, askerlerine bir konuşma yaptı. Paşa şöyle diyordu: "Askerlerim! Yiğitlerim! Bize, namusumuza göz diken düşmana haddini bildirmenin şimdi zamanıdır. Cenâb-ı Hakk’ın yardımı ile hain düşmanı yenerek Osmanlının şânını yüceltme zamanıdır. Analarınız sizi bu günler için doğurup büyüttü. Devlet ve millet sizin süngü kuvvetinizle yücelecektir. Ben de sizinle beraber en önde savaşacağım. Sizden son arzum budur ki, eğer Pürnatepe alınmadan şehit olursam, benim cesedimi şehit olduğum yerde defnetmeyin. Bu tepeyi mutlaka ele geçirin ve benim için o tepe üzerinde bir kabir kazıp oraya defnedin! Şayet, tepeyi ele geçiremezseniz, bırakın cesedimi kurtlar, kuşlar yesin! Sizin dağları aşan hücumlarınıza, böyle tepeler dayanamaz. Allah’ın yardımı, Peygamber efendimizin imdâdı bizimledir. Haydi aslanlarım Allah utandırmasın!" Bu konuşma ile artık asker zapt edilemez şekilde coşku seline kapılmıştır. Şiddetli bir akın başladı. Yunan askeri kaçıyordu. Atı üstündeki Abdülezel Paşa tam alnına, bir kurşun isabeti ile vuruldu ve mertebelerin en yücesine kavuştu. Vasiyet ettiği tepe henüz düşmemişti. Askerler göz yaşı ile bu vasiyeti yerine getirmeye can atıyordu. Nihayet beklenen oldu ve Pürnatepe, Türk kuvvetlerinin eline geçti. Paşalarını büyük bir saygı ve itina ile tepeye defnettiler.
Logged
Mustafakurt
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreden Kurtlar
Mesaj Sayısı: 89


« Yanıtla #2 : 26 Mayıs 2012, 12:07:57 »

Alaaddin Keykubat (Konya),   
(?-1236) Selçuklu Devleti’nin onuncu hükümdarı olan Alaaddin Keykubat, Konya’da doğdu, büyüdü ve yetişti. 1219 yılında başa geçtikten sonra; Aladdin Camii, konya Sur’u ile Beyşehir’deki Kudabat Sarayı’nı yaptırdı. Açık fikirli, ilme ve ilim adamlarına değer veren ve imarcı bir hükümdar olan Keykubat 1236 yılında öldü. Bir Türk hazinesi ve abidesi olan Aladdin Camii’ni, Aladdin Keykubat tamamlattı
Logged
Mustafakurt
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreden Kurtlar
Mesaj Sayısı: 89


« Yanıtla #3 : 26 Mayıs 2012, 12:11:10 »

Ateşbaz-ı Veli (Konya) ,   
(?-1285) Ateşbaz-ı Veli, Hz. Mevlana’nın muasırı olup, esas ismi Şemseddin Yusuf, babasının adı ise İzzeddin’dir. Ateşbaz-ı Veli olarak ün yapmış ve gönüllerde taht kurmuştur. Ateşbaz-ı Veli’nin Baha Veled’le birlikte Belh’ten veya Karaman’dan geldiği, dergahta yetiştiği ve aşçılık yaptığı rivayet edilir. Ateşbaz, ateşle oynayan demektir. Onun Hz. Mevlana ve Mevleviler arasında önemli bir yeri vardır. Ateşbaz makamı bir terbiye ve eğitim makamıdır. Ateşbaz Veli ile ilgili pek çok rivayet anlatılır. Bunlardan birisi şöyledir: Bir gün, dergahın mutfağında yemek pişirmek için odun kalmamıştır. Dergahın aşçısı olan Ateşbaz Veli, durumu Hz. Mevlana’ya bildirince Hz. Mevlana Latife yollu, “Odun kalmadıysa ayaklarını kazanın altına sok da yemeği onunla pişir.” der. Ateşbaz için şaka da olsa emir emirdir. Mutfağa gider, ayaklarını kazanın altına sokar ve parmak uçlarından çıkan ateşle yemeği pişirir. Büyükler arasında açık keramet ızharı hoş karşılanmadığından Mevlana, bu duruma muttali olunca, hoşnutsuzluğunu “Hay ateşbaz hay” diyerek ortaya koyar. Ateşbaz Veli’nin Türbesi, Havzan semtinin üst tarafında, Yeni Meram yolu üzerinde, SSK Hastanesi’nin güneydoğusunda bulunmaktadır. Türbe klasik Selçuklu kümbetleri tipindedir. Kesme taşlardan sekiz köşeli gövdesi üzerine, tuğla ile örülmüş sekizgen piramit külah oturur. Türbenin kıblesinde küçük pencere üzerindeki kitabesi şöyledir: “Bu kabir, kutlu şehit rahmetli İzzeddin oğlu, milletin ve dinin güneşi Yusuf Ateşbaz’ın kabridir. 684 yılı Recep Ayının ortasında Allah’ın rahmetine kavuştu. Allah yarlığasın”
Logged
Mustafakurt
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreden Kurtlar
Mesaj Sayısı: 89


« Yanıtla #4 : 26 Mayıs 2012, 12:12:30 »

Hacı Veyiszade Mustafa Kurucu Efendi (Konya-Karata,   
(1888-1960) Hacı Veyiszade Mustafa Kurucu Efendi, Konya’nın Karatay İlçesine bağlı Yarma Bucağı Şatır Köyü’nden Hacı Veyis Efendi’nin iki oğlundan büyüğüdür. Hacı Veyiszade unvanı ile meşhur olup son devir din bilginlerimizin büyüklerindendir. H.1305/M.1888 yılında Konya’nın Sedirler Mahallesinde dünyaya gelmiş, 5 Şubat 1960 tarihinde Konya’da vefat etmiştir. Babası Hacı Veyis Efendi, ilk tahsilini köyünde tamamladıktan sonra, Konya’ya gelmiş, Aladağlı Hacı Ahmet Efendi’den icazet alarak müderris olmuş ve yüzlerce talebe yetiştirdikten sonra, 1935 yılında vefat etmiştir. Hacı Veyis Efendi, oğulları İbrahim ve Mustafa Efendilerin yetişmesinde büyük rol oynamış, hafız ve alim olmaları için bütün gayreti ile çalışmış, netice de onların da ilmiye sınıfı içinde yer almalarını sağlamıştır. Hacı Mustafa Kurucu Efendi, ilk tahsilini babasından almış, Sedirler Mahallesi Sıbyan Mektebinde okumuş, babasının da hafızlık hocası olan Bekir Hoca Efendi’den hafızlığını tamamladıktan sonra, bazı Konya alimlerinden fıkıh, tefsir, hadis, ahlâk, hikmet ve İslâm tarihi okuyarak icazet almıştır.Konya’da kurulan Islah-ı Medaris müderrislerinden Şeyh zade Ziya Efendi’den Arapça, Cebir ve Feraiz tahsil etmiş, Sultan Selim Camii Hatibi Mesnevi-han Sıdki Dede’den Farsça öğrenmiş, tasavvufi ilimler üzerinde durmuş, keskin zeka ve anlayışı ile kısa zamanda kendini yetiştirerek tanınmış din bilginlerinden biri haline gelmiştir. Türkçe, Arapça ve Farsça’sının çok kuvvetli olduğu bilinen Hacı Veyiszade merhum, Hocası Ziya Efendi’nin babası Şeyh Mehmet Bahaeddin Efendi’ye intisap etmiş, bir takım batıni bilgilere sahip olmuş, bu sebeple gerek şeyhine ve gerekse onun oğlu Ziya Efendi’ye büyük saygı ve bağlılık göstermiştir. Kendisi gerçek manada bir hak aşığı, gönüllere taht kurmasını bilmiş bir sevgi adamı, ilim ve irfan vadisinin unutulmaz simalarından birisidir. Büyük evliyalardan Ladikli Ahmet Ağa’nın da dediği gibi O, "Zirvesine ulaşılamayacak kadar büyük bir dağ’dır." Müslim ve gayr-ı müslim herkesin gönlünü kazanmayı bilmiş, bir ikinci Mevlana, bir ilim ve hikmet hazinesidir. Menkıbelerini anlatanlar, onun Allah dostlarından bir zat olduğunu ve benzerinin gelmesinin zor olduğunu söylemektedirler. Bütün bu özelliklerine rağmen, kendilerinde hiç bir öğünme payı görülmemiş ve tevazu timsali olarak yaşamıştır. 1960 yılının 5 Şubat Cuma günü Durak Fakı Mahallesindeki evinde Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Konya Üçler Mezarlığı’na defnedilmiştir. Hacı Veyiszade, yüzlerce talebe yetiştirdiği bir çok hayır işleri ile meşgul olup, halkın engin sevgisini kazandığı halde, herhangi bir kitap yazıp neşretmemiştir. Böyle bir istekte bulunanlara verdiği cevap ise hayli ilginçtir; "Bir kalpten bin kitap çıkar,
Logged
Mustafakurt
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreden Kurtlar
Mesaj Sayısı: 89


« Yanıtla #5 : 26 Mayıs 2012, 12:13:50 »


İZ BIRAKANLAR
Abdülezel Paşa (Konya-Hadim) ,   
(1827-?) Konya’nın Hâdim kazasında dünyaya gelen Abdülezel Paşa 16 yaşında iken, er olarak orduya katıldı. Askerlik mesleğine aşıktı. Çok gayretli ve çalışkan olduğu için; 30 yaşlarında subaylığa geçirildi. 1853-56 Kırım Harbinde ve 1868 Girit İsyanının bastırılmasında, 1872’de Sırbistan ayaklanmalarının bastırılmasında kahramanlıklar gösterdi. 1877-78 Osmanlı - Rus harbinde, Plevne muharebelerinden sonra Tuğgeneralliğe yükseltildi. 1897 Yunan Harbinde Tugay komutanı olduğu hâlde, cephenin en ön saflarında çarpışmaya katılıyordu. Top gülleleri yakınlarına kadar düşmeye başlamıştı. İşte bu Alasonya Muharebeleri öncesinde Paşa, askerlerine bir konuşma yaptı. Paşa şöyle diyordu: "Askerlerim! Yiğitlerim! Bize, namusumuza göz diken düşmana haddini bildirmenin şimdi zamanıdır. Cenâb-ı Hakk’ın yardımı ile hain düşmanı yenerek Osmanlının şânını yüceltme zamanıdır. Analarınız sizi bu günler için doğurup büyüttü. Devlet ve millet sizin süngü kuvvetinizle yücelecektir. Ben de sizinle beraber en önde savaşacağım. Sizden son arzum budur ki, eğer Pürnatepe alınmadan şehit olursam, benim cesedimi şehit olduğum yerde defnetmeyin. Bu tepeyi mutlaka ele geçirin ve benim için o tepe üzerinde bir kabir kazıp oraya defnedin! Şayet, tepeyi ele geçiremezseniz, bırakın cesedimi kurtlar, kuşlar yesin! Sizin dağları aşan hücumlarınıza, böyle tepeler dayanamaz. Allah’ın yardımı, Peygamber efendimizin imdâdı bizimledir. Haydi aslanlarım Allah utandırmasın!" Bu konuşma ile artık asker zapt edilemez şekilde coşku seline kapılmıştır. Şiddetli bir akın başladı. Yunan askeri kaçıyordu. Atı üstündeki Abdülezel Paşa tam alnına, bir kurşun isabeti ile vuruldu ve mertebelerin en yücesine kavuştu. Vasiyet ettiği tepe henüz düşmemişti. Askerler göz yaşı ile bu vasiyeti yerine getirmeye can atıyordu. Nihayet beklenen oldu ve Pürnatepe, Türk kuvvetlerinin eline geçti. Paşalarını büyük bir saygı ve itina ile tepeye defnettiler.
Abdülhalim Çelebi (Konya) ,   
(?-1925) Babası Abdülvahid Çelebi’nin 1907 yılında ölümü üzerine Postnişinlik makamına geçmiştir. Makamda bulunduğunun ilk yıllarında II. Meşrutiyet ilan edilmiş ve meşrutiyetçilerin yanında yer aldığı gerekçesiyle makamdan alınarak yerine Hz. Mevlânâ soyundan Necib Çelebi oğlu Veled Çelebi (İzbudak) getirilmiştir (1909).1919 yılında ise Veled Çelebi şeyhlikten azledilmiş ve yerine kendisinden önce makamda bulunan Abdülhalim Çelebi tekrar geçmiştir.Abdülhalim Çelebi ilk kez makama geçtiği zaman görevden alınışını haksızlık olarak nitelendirmiş ve İttihad ve Terakkî’nin aldığı bu azil kararını yıllarca içine sindirememiştir. İttihatçıların siyasi etkinliği kaybolduktan sonra ise Şeyhülislâma müracaat ederek 1919 yılında tekrar Makam Çelebiliğine getirilmiş; bu dönemde Osmanlı Meclis-i Mebûsânı’nda da Konya milletvekili olarak görev yapmıştır. İkinci meşihatında da ancak bir yıl kalabilen Çelebinin yerine Âmil Çelebi getirilmiştir. Âmil Çelebi makama geçtiği vakit hayli yaşlı ve rahatsızdı. Aynı yıl içerisinde vefat ettiği zaman, yerine Abdülhalim Çelebi üçüncü ve son kez posta oturacaktır. Son dönem Çelebileri arasında hayli renkli kişiliğiyle Abdülhalim Çelebi bu üçüncü kez makama geçişinde 1920-25 yılları arası meşihatta bulunmuş; bu görevinin yanı sıra seçime ilk sıradan girerek TBMM’ne Konya milletvekili olarak katılmış ve M. Kemal Atatürk’ün ardından seçimle Meclis Başkan Vekilliği (II. Başkan) görevini üstlenmiştir. Çelebi bundan önce de Millî Mücadele günlerinde göstermiş olduğu başarılı tutumlarından dolayı TBMM tarafından İstiklâl Madalyasıyla onurlandırılmıştır (21 Ekim 1923). Abdülhalim Çelebi milletvekilliği sona erdikten sonra tekrar Konya’ya dönmüş bir müddet dergâhın hizmetinde bulunmuş, sonra da İstanbul’a giderek orada bir otel odasına yerleşmiştir. Ama ne acıdır ki, bu otel odasının balkonundan düşerek ya da kötü bir olaya kurban giderek ölmüştür (12 Ekim 1925).
Alaaddin Keykubat (Konya),   
(?-1236) Selçuklu Devleti’nin onuncu hükümdarı olan Alaaddin Keykubat, Konya’da doğdu, büyüdü ve yetişti. 1219 yılında başa geçtikten sonra; Aladdin Camii, konya Sur’u ile Beyşehir’deki Kudabat Sarayı’nı yaptırdı. Açık fikirli, ilme ve ilim adamlarına değer veren ve imarcı bir hükümdar olan Keykubat 1236 yılında öldü. Bir Türk hazinesi ve abidesi olan Aladdin Camii’ni, Aladdin Keykubat tamamlattı
Ateşbaz-ı Veli (Konya) ,   
(?-1285) Ateşbaz-ı Veli, Hz. Mevlana’nın muasırı olup, esas ismi Şemseddin Yusuf, babasının adı ise İzzeddin’dir. Ateşbaz-ı Veli olarak ün yapmış ve gönüllerde taht kurmuştur. Ateşbaz-ı Veli’nin Baha Veled’le birlikte Belh’ten veya Karaman’dan geldiği, dergahta yetiştiği ve aşçılık yaptığı rivayet edilir. Ateşbaz, ateşle oynayan demektir. Onun Hz. Mevlana ve Mevleviler arasında önemli bir yeri vardır. Ateşbaz makamı bir terbiye ve eğitim makamıdır. Ateşbaz Veli ile ilgili pek çok rivayet anlatılır. Bunlardan birisi şöyledir: Bir gün, dergahın mutfağında yemek pişirmek için odun kalmamıştır. Dergahın aşçısı olan Ateşbaz Veli, durumu Hz. Mevlana’ya bildirince Hz. Mevlana Latife yollu, “Odun kalmadıysa ayaklarını kazanın altına sok da yemeği onunla pişir.” der. Ateşbaz için şaka da olsa emir emirdir. Mutfağa gider, ayaklarını kazanın altına sokar ve parmak uçlarından çıkan ateşle yemeği pişirir. Büyükler arasında açık keramet ızharı hoş karşılanmadığından Mevlana, bu duruma muttali olunca, hoşnutsuzluğunu “Hay ateşbaz hay” diyerek ortaya koyar. Ateşbaz Veli’nin Türbesi, Havzan semtinin üst tarafında, Yeni Meram yolu üzerinde, SSK Hastanesi’nin güneydoğusunda bulunmaktadır. Türbe klasik Selçuklu kümbetleri tipindedir. Kesme taşlardan sekiz köşeli gövdesi üzerine, tuğla ile örülmüş sekizgen piramit külah oturur. Türbenin kıblesinde küçük pencere üzerindeki kitabesi şöyledir: “Bu kabir, kutlu şehit rahmetli İzzeddin oğlu, milletin ve dinin güneşi Yusuf Ateşbaz’ın kabridir. 684 yılı Recep Ayının ortasında Allah’ın rahmetine kavuştu. Allah yarlığasın”
Cumhuriyet Dönemi Konya Belediye Başkanları (Konya,   
Gevrakizade Hacı Vehbi Efendi 1919-1919 Mehmet Muhlis Koner 1919-1923 Kâzım Gürel 1923-1927 Halis Ulusan 1927-1930 Şevki Ergun 1930-1938 Muhsin Faik Dündar 1938-1946 Mehmet Muhlis Koner 1946-1950 A.Samet Kuzucu 1950-1950 Rüştü Özal 1950-1954 İbrahim Aşçıgil 1954-1955 Nazif Tahralı 1955-1957 Cemil keleşoğlu (Vali) 1957-1958 Sıtkı Bilgin 1958-1960 Rıfat Ankay 1960-1960 General Sait Orhon 1960-1960 Muhlis Babaoğlu (Vali) 1960-1960 Macit Önger (Vali Yrd.) 1960-1960 Rebii Karatekin (Vali) 1960-1963 Ahmet Hilmi Nalçacı 1963-1970 Yılmaz Kulluk 1970-1977 Mehmet Keçeciler 1977-1980 Lütfü F.Tuncel 1980-1984 Ahmet Öksüz 1984-1989 Halil Ürün 1989-1999 ……… Tahir Akyürek
Cumhuriyet Dönemi Konya'da Görev Yapan Valiler (Ko,   
Kâzım Müfid Bey 1922-1925 İzzet Bey 1925-1932 Vehbi (Demirel) Bey 1932-1933 Cemal Bardakçı 1933-1938 Nazif Ergin 1938-1939 Nizamettin Ataker 1939-1944 Fuat Tuksal 1944-1945 İzzettin Çağpar 1945-1946 Necmettin Ergin 1946-1947 Şefik Refik Soyer 1948-1950 Ferruh Şahinbaş 1950-1951 Kemal Hadımlı 1951-1954 Cemal Göktan 1954-1955 Ethem Yetkiner 1955-1955 Cemil Keleşoğlu 1955-1960 Sait Orhon 1960-1960 Muhlis Babaoğlu 1960-1960 Rebii Karatekin 1960-1964 Ömer Lütfi Hancıoğlu 1964-1966 Ali Cahit Betil 1966-1968 Ali Rıza Aydost 1968-1970 Ali Akarsu 1970-1971 İhsan Tekin 1971-1975 Oktay Başer 1975-1978 Ömer Haliloğlu 1978-1979 Lütfi Tuncel 1979-1984 Kemal Katıtaş 1984-1987 Utku Acun 1987-1988 M.Necati Çetinkaya 1988-1991 İhsan Dede 1991-1993 Ahmet kayhan 1999-
Hacı Veyiszade Mustafa Kurucu Efendi (Konya-Karata,   
(1888-1960) Hacı Veyiszade Mustafa Kurucu Efendi, Konya’nın Karatay İlçesine bağlı Yarma Bucağı Şatır Köyü’nden Hacı Veyis Efendi’nin iki oğlundan büyüğüdür. Hacı Veyiszade unvanı ile meşhur olup son devir din bilginlerimizin büyüklerindendir. H.1305/M.1888 yılında Konya’nın Sedirler Mahallesinde dünyaya gelmiş, 5 Şubat 1960 tarihinde Konya’da vefat etmiştir. Babası Hacı Veyis Efendi, ilk tahsilini köyünde tamamladıktan sonra, Konya’ya gelmiş, Aladağlı Hacı Ahmet Efendi’den icazet alarak müderris olmuş ve yüzlerce talebe yetiştirdikten sonra, 1935 yılında vefat etmiştir. Hacı Veyis Efendi, oğulları İbrahim ve Mustafa Efendilerin yetişmesinde büyük rol oynamış, hafız ve alim olmaları için bütün gayreti ile çalışmış, netice de onların da ilmiye sınıfı içinde yer almalarını sağlamıştır. Hacı Mustafa Kurucu Efendi, ilk tahsilini babasından almış, Sedirler Mahallesi Sıbyan Mektebinde okumuş, babasının da hafızlık hocası olan Bekir Hoca Efendi’den hafızlığını tamamladıktan sonra, bazı Konya alimlerinden fıkıh, tefsir, hadis, ahlâk, hikmet ve İslâm tarihi okuyarak icazet almıştır.Konya’da kurulan Islah-ı Medaris müderrislerinden Şeyh zade Ziya Efendi’den Arapça, Cebir ve Feraiz tahsil etmiş, Sultan Selim Camii Hatibi Mesnevi-han Sıdki Dede’den Farsça öğrenmiş, tasavvufi ilimler üzerinde durmuş, keskin zeka ve anlayışı ile kısa zamanda kendini yetiştirerek tanınmış din bilginlerinden biri haline gelmiştir. Türkçe, Arapça ve Farsça’sının çok kuvvetli olduğu bilinen Hacı Veyiszade merhum, Hocası Ziya Efendi’nin babası Şeyh Mehmet Bahaeddin Efendi’ye intisap etmiş, bir takım batıni bilgilere sahip olmuş, bu sebeple gerek şeyhine ve gerekse onun oğlu Ziya Efendi’ye büyük saygı ve bağlılık göstermiştir. Kendisi gerçek manada bir hak aşığı, gönüllere taht kurmasını bilmiş bir sevgi adamı, ilim ve irfan vadisinin unutulmaz simalarından birisidir. Büyük evliyalardan Ladikli Ahmet Ağa’nın da dediği gibi O, "Zirvesine ulaşılamayacak kadar büyük bir dağ’dır." Müslim ve gayr-ı müslim herkesin gönlünü kazanmayı bilmiş, bir ikinci Mevlana, bir ilim ve hikmet hazinesidir. Menkıbelerini anlatanlar, onun Allah dostlarından bir zat olduğunu ve benzerinin gelmesinin zor olduğunu söylemektedirler. Bütün bu özelliklerine rağmen, kendilerinde hiç bir öğünme payı görülmemiş ve tevazu timsali olarak yaşamıştır. 1960 yılının 5 Şubat Cuma günü Durak Fakı Mahallesindeki evinde Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Konya Üçler Mezarlığı’na defnedilmiştir. Hacı Veyiszade, yüzlerce talebe yetiştirdiği bir çok hayır işleri ile meşgul olup, halkın engin sevgisini kazandığı halde, herhangi bir kitap yazıp neşretmemiştir. Böyle bir istekte bulunanlara verdiği cevap ise hayli ilginçtir; "Bir kalpten bin kitap çıkar, fakat bin kitapta bir kalp bulunmaz!"
Hoca Ahmed Fakih (Konya) ,   
Ahmet Fakih’in Horasan’dan geldiğini, medrese eğitimi gördüğünü, fıkıhdaki üstün bilgisinden dolayı kendisine fakih denildiğini, İran Edebiyatı’na vakıf olduğunu ve pek çok kerametinin bulunduğunu Menakıb’ül-Arifin, Bektaşi Vilayetnameleri, Menakıb-ı Hace Fakih Ahmet ile Seyyid Harun-ı Veli menakibinden öğreniyoruz. Ahmet Fakih, Hicri 618 tarihini taşıyan türbe kapısı üzerindeki kitabesinde de pek ulu, pek büyük bilgin, üstün ibadet sahibi, meczupların efendisi, doğunun ve batının kutbu olarak övülmektedir. Eflaki de, Fakih Ahmet’in Sultan’ül Ulema Baha Veled’in talebelerinden olduğunu, ondan fıkıh dersi alırken cezbeye tutulduğunu, kitaplarını ateşe vererek dağlara çıktığını, Baha Veled’in vefatından sonra Ahmet Fakih’in Konya’ya döndüğünü bilginlik illetinin kendinden gitmesi için kırk yıl mücadele ettiğini ve pek çok keramet ızhar ettikten sonra, 1221 yılında vefat edip cenazesini Mevlana’nın kıldırdığını anlatır. Halbuki 1221 yılında Sultan’ül Ulema henüz Konya’ya gelmiş değildir. Pek haklı olarak İ. Hakkı Konyalı eflaki’nin pek büyük bir hataya düştüğünü ve Çarhname isimli eserin sahibinin başka bir Ahmet Eflaki olması gerektiğini savunur. Büyük Türk Klasikleri’nde şu bilgi verilmektedir. “Ahmet Fakih’in talebelerinden Şeyh Aliman Abdal’da Fakih adına Konya’da 1288 de bir mescid yaptırmıştır. Fakih’in sandukası buradadır. Bu gün Ahmet Fakih türbesi ve mescidi, Konya’da Hoca Fakıh semtinde bulunmaktadır.
Kadı Sıraceddin Urmevi (Konya) ,   
(1198-?) Anadolu Selçukluları’nın ünlü alim ve kadılarından olan Sıracüddin’in Künyesi Ebu’s-Sena’dır. 1198 yılında Azerbeycan’ın Urmiye şehrinde dünyaya gelmiştir. İlk tahsilini memleketinde yapan Sıracüddin Ebü’s-Sena, uzun yıllar Musul ve Şam’da kalıp tahsilini ilerlettikten sonra Konya’ya gelir. Mevlana Celaleddin, Şeyh Sadreddin Konevi başta olmak üzere, zamanın büyük alimlerinin sohbetlerinde bulunur. Kelam, mantık usul ve Şafii fıkhında üstattır. Parlak bir ilim hayatı vardır. Pek çok talebe yetiştirir ve sayısız eser verir. İlmi kudretinden dolayı taht şehri olan Konya kadılığına, sonra Anadolu Selçuklu Devleti Kad’l-kudatlığına getirilir. Karatay Medresesi’nin bani Celaleddin Karatay’ın vakıflarının vakfiyesini 1279 yılında Kadı’l-kudat olarak o tasdik eden Anadolu Selçuklu Devleti’nin Hakim olduğu pek çok vilayette yapılan vakıfların vakfiyeleri, yine onun tasdikini taşır. Konya’nın Karamanoğulları tarafından kuşatılması sırasında vermiş olduğu fetva ile, şehrin müdafaasında büyük hizmeti geçer. Halk onun vermiş olduğu fetva sayesinde yek vücud olarak Konya’yı savunur. Eserlerinden bazıları şunlardır. Et-tahsilü Muhtasar-ı Mahsül, Şerh’ül-Veciz’ülil-Gazali, Muhtasar-ı Şerh-is,Süne Lil-Begavi, Beyan-ül Hak Metaliü’l-Envar İsimli tefsiri meşhurdur. Hz. Mevlana’nın vefatında cenaze namazını kıldırmak üzere Şeyh Sadreddin-i Konevi’nin öne geçtiği sırada, üzüntüsünden bayılması üzerine, Mevlana’nın cenaze namazını bu zatın kıldırdığı rivayet edilir. Konya Musalla Kabristanında gömülüdür.
Konyalı Hekim Hacı Paşa (Konya) ,   
(1335-1423) Anadolu'nun İbni Sina'sı olarak bilinen fıkıh ve tıb alimi. İsmi, Celalüddin Hızır bin Ali el-Konevi olup, Hacı Paşa diye meşhurdur.1335 yılında Konya'da doğmuştur. 1423 senesinde Ödemiş’e bağlı Birgi’de vefât etti. İlk ve medrese tahsilini Konya'da yapmıştır.Ailesi, o zamanın Bilim Merkezi olan Kahire'ye göndermiştir.Kahirede'de hocaları Şeyh Ekmelüddin’den ve Mübarekşah Mantıki'den dersler almıştır. Bir ara ağır hastalığa yakalanması, tıb tahsiline yönelmesine yol açtı ve kısa zamanda, devrinin en meşhur doktoru oldu. Kahire’nin büyük hastahanesine baştabib tayin edildi. İlaçlar ve hastalıklar üzerine ihtisasını ilerlettikten sonra memleketi Konya'ya döndü. Aydınoğlu İsa bey'in daveti üzerine Aydın'a yerleşen Hacı Paşa İsa Bey için Şifa-ül-Eskam ve Deva-ül-Alam adlı eseri ile, Türkçe Teshil adlı muhtasar bir tıb kitabı yazdı. Timur Hanın tabibleriyle görüştü. Yapılan ilmi münazarada, ilminin üstünlüğünü, tebabetteki ehliyeti ve dirayetini kabul ve tasdik ettiler. Büyük islam mütefekkiri Seyyid Şerif Cürcani Hacı Paşa'nın dehasına ve faziletine hayranlığını yazmıştır .Yerleştiği Birgi kazasında 1423 senesinde vefat eder ve gömüldüğü yere Hızırlık adı verilmiştir. Hacı Paşa'nın Şifa-ül-Eskam ve Deva-ül-Alam adlı eserinin genel planı, İbn-i Sina’nın Kanun’una benzemektedir. Dört bölümden meydana gelen eserin birinci bölümünde genel bilgiler, ikinci bölümünde yiyecek ve içecekler, üçüncü bölümde hastalıkların sebepleri, dördüncü bölümde genel hastalıklar yer almaktadır. Hacı Paşa kitabın girişinde, eseri yazarken karşılaştığı güçlükleri, hocalarından yaptığı tahsili, hastahane tecrübelerini ve okuduğu tıb kitaplarını bildirmektedir. Ayrıca birçok gözlemlere de yer vermiştir. Hacı Paşa daha sonra bu eserini kısaltıp, Türkçe olarak Teshil-üt-Tıb isimli kitabı yazmıştır.
Mahmut Esat Efendi (Konya) ,   
(1856-1918) Hukukçu, yazar. Rüştiye öğrenimini İstanbul’da tamamladıktan sonra Fatih medresesi’nde ve Menşe-i Muallimîn-i Askeriye Okulu’nda matematik, fizik, astronomi dersleri okudu. Mekteb-i Hukuk’u bitirdi. 1885’te İzmir Bidayet Mahkemesi Başkanlığı’na atandı. Bu görevinin yanı sıra İzmir İdadisi’nde fizik, kimya ve geometri dersleri verdi.1896’da Maliye Nezareti Hukuk Müşaviri olarak İstanbul’a gitti. Mektebi Hukuk’ta mecelle ve hukuk tarihi, Mekteb-i Mülkiye’de devletler hukuku, İktisat ve İlahiyat Medresesi’nde hukuk, din, iktisat dersleri verdi.1908’den sonra Maliye Nezareti Müsteşarlığı, tapu ve Kadastro Nazırlığı, Adliye Nazır Vekilliği yaptı. 1914’te devlet Şûrası (Danıştay) Tanzimat Dairesi başkanı oldu, Isparta milletvekilliği yaptı. Türkiye’de kadastro uygulamasıyla ilgili çalışmaları ilk kez Mahmur Esat Efendi yaptırmıştır. Hukuk, din ve İslam hukukuna ilişkin yapıtları bulunmaktadır.
Logged
Mustafakurt
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreden Kurtlar
Mesaj Sayısı: 89


« Yanıtla #6 : 26 Mayıs 2012, 12:18:51 »

İzbırakanlar

Sultan Veled (Konya) ,   
(1226-1312) Muhammed Sultan Bahaeddin Veled, 25 Rebiülevvel 623 Hicri, 26 Nisan 1226 Miladi yılı, Cuma günü Karaman’da doğdu. Babası Mevlana Celaleddin Rumi, annesi Semerkand’lı Şerafeddin Lala’nın kızı Gevher Hatundur. Annesinin Harzem prenslerinden olması dolayısıyla, Sultan Veled diye anıldığı rivayet edilir. Dedesi Sultan’ül Ulema 628 Hicri yılında Vefat ettiği zaman Sultan Veled beş yaşlarındadır. Okuma ve yazmaya küçük yaşlarda başlar. İslami ilimleri ilk defa babasından tahsil eder. Akıncı Medresesi’nde babasından “Hidaye” okur. Daha sonra kardeşiyle birlikte tahsil için Şam’a gider. Babası gibi, Hanefi fıkhında üstattır. Ahmet Eflaki, Ariflerin Menkıbeleri isimli eserinin yedinci bölümünü ona tahsis eder ve pek çok kerametinden bahseder. Sultan Veled’i, yakın sırlarının mahzarı ve hakikatleri arayanların sultanı olarak vasfeder. Neticede Sultan Veled, Çelebi Hüsameddin’i babasının halifesi olarak bilir ve onbir yıl ona bağlı kalır. Mevlana’nın Sultan Veled’e hitaben: “Ey Bahaeddin! Benim dünyaya gelişim, senin dünyaya gelmen içindi, çünkü benim bütün söylediğim sözler, benim sözüm (kavlim) dir. Halbuki sen, benim eserimsin (fiilimsin). Dediği rivayet olunur. Sultan Veled, Hüsameddin Çelebi’nin 1284 tarihinde Vefatı üzerine, müridlerinin de ısrarlarına dayanamayarak babasının postuna oturur. 1312’de vefatına kadar bu makamda kalır. Mevlevi Tarikatı’nın temellerini atar. Babasının açtığı çığırda ve hak yolda yetmiş yıla yakın, ilim, irfan ve marifet ışığında insanları irşad etmiş ve doksan yaşlarında olduğu halde geride, Rebabname, İbtidaname, İntihaname adında üç mesnevi ile Maarif gibi eserler bırakmışt
Logged
Sayfa: 1
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!