27 Temmuz 2026, 16:13:58 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Bağlantılar Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: « 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18
  Yazdır  
Gönderen Konu: Hikayeler ve Guzel Sozler  (Okunma Sayısı 151152 defa)
Karalar
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321



WWW
« Yanıtla #255 : 23 Haziran 2011, 22:48:11 »

Evini bir davet sonrası temizlemek için saatlerce uğraşıyorsan
 Bir çok arkadaşın var demektir
 
Faturalarını ödeyebiliyorsan
 Bir işin var demektir.
 
Pantolonun biraz sıkıyorsa
 Aç kalmıyorsun demektir.
 
Gölgen seni izliyorsa
 Güneş ışığını görüyorsun demektir.
 
Otobüsten indiğin yerden işyerine yolu uzun buluyorsan
 Yürüyebiliyorsun demektir
 
Hükümet hakkında eleştiri yapabiliyorsan
 Konuşma özgürlüğün var demektir
 
Yanındaki adamin sesinden rahatsız oluyorsan
 Duyuyorsun demektir.
 
Camları silmen , çatıyı onarman gerekiyorsa
 bir evde yasiyorsun demektir
 
Doğalgaz faturan yüklü geliyorsa
 Isınıyorsun demektir
 
Yığınla yıkanacak ve ütülenecek çamaşırların varsa
 Yığınla giyeceğin var demektir
 
Çalar saatin sabahın köründe çalıyorsa
 Yaşıyorsun demektir
 
Aksamları kendini yorgun hissediyor ve bacakların ağrıyorsa
 O gün üretici olmuşsun demektir
 
VE TÜM BUNLARIN FARKINA VARABİLİYORSAN
 MUTLUSUN DEMEKTİR
 
DOLAYISIYLA MUTLULUK .....   
   Sorunsuz bir yaşam değil, Onlarla başa çıkabilme yeteneği demektir......
 
daha önce yazılmış olabilir ama yinede paylaşıyım dedim.. 
Logged
Karalar
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321



WWW
« Yanıtla #256 : 25 Haziran 2011, 14:07:41 »

Bir toplantıda bir genç M. Akif'i küçük düşürmek için:
- Afedersiniz, siz veteriner misiniz? demiş. M. Akif hiç istifini bozmadan şu cevabı vermiş:
- Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu ?


Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi sefere çıkacağı yerleri gizli tutarmış. Bir sefer hazırlığında, vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona:
- Sen sır saklamayı bilir misin? diye sormuş. Vezir:
- Evet hünkarım, bilirim dediğinde, Yavuz cevabı yapıştırmış:
- Bende bilirim.


Sultan Alparslan 27 bin askeriyle bizans topraklarında ilerlerken, keşfe gönderdiği askerlerden biri huzuruna gelip telaşla:
- 300 bin kişilik düşman ordusu bize doğru yaklaşıyor, der.
Alparslan hiç önemsemeyerek şöyle der:
- Bizde onlara yaklaşıyoruz.
Logged
Karalar
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321



WWW
« Yanıtla #257 : 29 Haziran 2011, 23:02:00 »

ÜÇ HEYKEL

İki komşu ülkenin hükümdarları birbirleriyle savaşmazlar, ama her fırsatta birbirlerini rahatsız ederlerdi. Doğum günleri ve bayramlarda ilginç armağanlar göndermek, onlar için karşıdakine zekâ gösterisi yapma fırsatıydı.
Hükümdarlardan biri, günün birinde ülkesinin en önemli heykeltıraşını huzuruna çağırdı. İsteği, birer karış yüksekliğinde, altından, birbirinin tıpatıp aynısı üç insan heykeli yapmasıydı. Yalnız bu heykellerin aralarında bir fark olacaktı, ama bu farkı sadece ikisi bilecekti.
Heykeller hazırlandı ve doğum gününde komşu ülke hükümdarına gönderildi. Heykellerin yanına bir de mektup konmuştu.
Şöyle diyordu heykelleri yaptıran hükümdar: "Doğum gününü bu üç altın heykelle kutluyorum. Bu üç heykel birbirinin tıpatıp aynısı gibi görünebilir. Ama içlerinden biri diğer ikisinden çok daha değerlidir. O heykeli bulunca bana haber ver."
Hediyeyi alan hükümdar önce heykelleri tarttırdı. Üç altın heykel gramına kadar eşitti. Ülkesinde sanattan anlayan ne kadar insan varsa çağırttı. Hepsi de heykelleri büyük bir dikkatle incelediler, ama aralarında bir fark göremediler.
Günler geçti. Bütün ülke hükümdarın sıkıntısını duymuştu ve kimse çözüm bulamıyordu. Sonunda, hükümdarın fazla isyankâr olduğu için zindana attırdığı bir genç haber gönderdi. İyi okumuş, akıllı ve zeki olan bu genç, hükümdarın bazı isteklerine karşı çıktığı için zindana atılmıştı.
Başka çaresi olmayan hükümdar bu genci çağırttı. Genç önce heykelleri sıkı sıkıya inceledi, sonra çok ince bir tel getirilmesini istedi.
Teli birinci heykelciğin kulağından soktu, tel heykelin ağzından çıktı.
İkinci heykele de aynı işlemi yaptı. Tel bu kez diğer kulaktan çıktı.
Üçüncü heykelde tel kulaktan girdi ama bir yerden dışarı çıkmadı. Ancak telin sığabileceği bir kanal kalp hizasına kadar iniyor, oradan öteye gitmiyordu.
Hükümdar heykelleri gönderen komşu hükümdara cevabı yazdı:
"Kulağından gireni ağzından çıkartan insan makbul değildir.
Bir kulağından giren diğer kulağından çıkıyorsa, o insan da makbul değildir.
En değerli insan, kulağından gireni yüreğine gömen insandır.
Bu değerli hediyen için çok teşekkür ederim."
Logged
Esmahan Oğuz Erdal
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 139



« Yanıtla #258 : 24 Ekim 2011, 22:24:39 »

-Tık, tık, tık…

- Kim o?

- Hazırlan gidiyoruz.

- Sen kimsin? Nereye gidiyoruz?

- Sıran geldi. Gerçek evine gidiyoruz.

- Gerçek ev mi? Sen! SEN Yoksa!

- Evet. Hadi gidelim.

– Dur bir dakika... Bir sürü yarım işim var.

- İş yarım kalmaz. Birileri tamamlar. Oyalanma artık.

- Çocuklar, onlar daha çok küçük, bari vedalaşsaydım.

- Sen olmadan da büyürler, hadi bekliyorlar.

- Bekliyorlar mı? Onlar da kim?

- Gidince görürsün.

- Anladım. Anladım ama kalbini kırıp, gönlünü alamadıklarım, iyiliğini görüp, karşılık veremediklerim var. Anlayacağın borçlu gitmek istemiyorum.

- Bunu zamanında düşünseydin!

- Zamanında mı? İyi de ben daha zamanım var sanıyordum.

- Hepiniz aynısınız... Zaman dediğin, içinde bulunduğun an.. Bunun ötesi yok.

- Keşke, keşke…

- Devam etme. Bugünü yaşarken hep yarın var gibi davrandın. Üstündeki üniformanın sorumlulukları var..
Yerine getirmedin...

Bu sana bir uyarıydı. Şimdi gitmiyoruz… Ama her an gidebiliriz…

BİR DAHA GELDİĞİMDE ÖNÜNDE UMUT, ARKANDA PİŞMANLIK OLMASIN...!!!
Logged

‎- Okuyarak anlayamazsın hiçbir zaman "Hayat" denen o defteri.. Kaybedince anlar insanoğlu elinde tuttuğu o Kıymeti..!
Karalar
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321



WWW
« Yanıtla #259 : 15 Şubat 2012, 19:27:37 »

MEVLANA
 

"Üzülme" der Hz. Mevlana ve devam eder;

"Bir yandan korku, bir yandan ümidin varsa iki kanatlı olursun,  Tek kanatla uçulmaz zaten

Sopayla kilime vuranın gayesi kilimi dövmek değil, Kilimin tozunu almaktır.   Allah sana sıkıntı vermekle tozunu, kirini alır. Niye kederlenirsin?

Taş taşlıktan geçmedikçe parmaklara yüzük olamaz. Yüzük olmak dileyen taş, ezilmeyi yontulmayı göze almalıdır."

 

İnsanda güzel olan yüzdür, yüzde güzel olan gözdür ama insanı insan yapan ağızdan çıkan sözdür...
Logged
Karalar
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321



WWW
« Yanıtla #260 : 18 Şubat 2012, 16:15:52 »

Allah nasil misafir edilir!!Musa Aleyhisselâmın ümmeti:
- Ya Musa! Rabbimizi yemeğe davet ediyoruz. Buyursun bir gün misafirimiz olsun. Nemiz varsa ikram etmeye hazırız, dediklerinde Musa Aleyhisselâm, onları azarladı. «Nasıl olur, Allah (haşa) yemekten, içmekten ve mekândan münezzehtir» diyerek bir daha böyle bir şeyi akıllarından bile geçirmemelerini tenbihledi. Fakat Musa Kelîmullah Turu Sina'ya çıkıp, bazı münasaatta bulunmak istediğinde, Allah tarafından şöyle nida olundu:
- «Ya Musa neden kullarımın davetini bana getirip söylemiyorsun?»
Musa Aleyhisselâm: «Ya Rabbi, böyle daveti size gelip söylemekten haya ederim. Nasıl olur, Zatı Ulûhiyetiniz onların söylediklerinden beridir» dedi.
Allah (c.c.): «Söyle kullarıma, onların davetine Cuma akşamı geleceğim» buyurdu.
Musa Aleyhisselâm gelip kavmini durumdan haberdar etti, hazırlığa başlandı, koyunlar, sığırlar kesildi. Mümkün olduğu kadar mükellef bir yemek sofrası hazırlandı. Çünkü misafir gelecek olan ne bir vali, ne bir padişah, ne bir başka yaratıktı. Kâinatın yaratıcısı misafir olarak gelecekti. Hazırlıklar tamamlandıktan sonra, akşam üstü uzak yollardan geldiği belli; yorgun argın, üstü-başı birbirine karışmış bir ihtiyar gelip: «Ya Musa! Uzak yollardan geldim, acım, bana bir miktar yemek verin de karnımı doyurayım» dedi. Hz. Musa:
- Acele etme, hele şu testiyi al da biraz su getir bakalım. Senin de bir katkın bulunsun. Biraz sonra Allah (c.c.) gelecek, dedi.
Tabii adam daha fazla diretmeden çekip gitti. Yatsı vakti oldu, beklenen misafir halâ gelmedi. Sabah oluncaya kadar beklediler, halâ gelen giden yoktu. Neyse ümidi kestiler. Hz. Musa taaccüp içinde idi.
İkinci gün Hz. Musa Tur'a gidip:
- Ya Rabbi, mahcup oldum, ümmetim: «Ya Sen bizi kandırdın, ya Allah sözünde durmadı» diyorlar dediğinde, şöyle hitap olundu:
- Geldim ya Musa, geldim. Açım dedim, beni suya gönderdin, bir lokma ekmek bile vermedin. Beni ne sen, ne kavmin ağırladı.» Bunun üzerine Hazreti Musa Kelîmullah:
- Ya Rabbi bir ihtiyar geldi sadece, o da bir kuldu, Allah değildi. Bu nasıl olur? dediğinde Cenabı Allah:
- «İşte ben o kulum ile beraberdim. Onu doyursa idiniz, beni doyurmuş olacaktınız. Çünkü ben ne semalara, ne yerlere sığarım, ben ancak aciz bir kulumun kalbine sığarım. Ben o kulumla beraber gelmiştim. Onu aç olarak geri göndermekle, beni geri göndermiş oldunuz» buyurdu.
Demek ki, Allah için yapılan her şey, bizzat Allah'ın kendisine yapılmış gibi olmakta, Allah o kimseden razı olmaktadır.
Logged
Karalar
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321



WWW
« Yanıtla #261 : 21 Şubat 2012, 21:29:54 »

HABIB BABA
Habib Baba, 4.Murad devrinin gizli, kimsenin bilmediği Allah dostlarındandır.
 
Yaşlıdır, fakirdir, gariptir.
 
Fakat Rabbinin katında da alemlere denk bir değerin sahibidir.
Yaşlı Habib Baba, uzun bir kervan yolculuğunun sonunda İstanbul'a gelmiştir.
 
Yolculuğunun tozunu, yorgunluğunu atmak için bir hamama gider...
Niyeti, şöyle iyice bir keselenip, paklanmak... Bedenini de ruhuna denk kılmaktır.
Fakat hamamcı Habib babayı içeri sokmak istemez.
'Bugün' der, 'Sultan Murad'ın vezirleri hamamı kapattılar, dışarıdan müşteri alamıyoruz.'
Habib baba üzülür... Rica, minnet eder, yalvarır...
'Ne olursun' der, kimseye varlığımı belli etmem, aceleyle yıkanır çıkarım.
 
Bu tozlu bedenle Rabbime ibadet ederken utanıyorum.
 
Binbir dil döker. Hamamcı ehl-i insaftır... Dayanamaz... Kabul eder...
Hamamın en sonundaki odayı göstererek ...
'Baba şu odada hızla yıkanıp çık, para da istemem. Yeter ki vezirler senin farkına varmasınlar.'
Habib baba sevinerek kendine gösterilen yere girer. Yıkanmaya başlar...
Ve bu arada hamamcının karşısında yeni bir müşteri belirir. Boylu, poslu, genç, yakışıklı biridir bu gelen. Onun da görünümü fakirdir...
Ama sadece görünümü... İkinci müşteri kılık değiştirmiş 4.Murad'dır.
 
O gün vezirlerinin topluca hamam alemi yapacaklarından haberdar olan padişah merak etmiştir.
'Hele bir bakalım' demiştir, 'bizim vezirler hamamda benden uzakta, kendi başlarına ne yaparlar, nasıl eğlenirler?'
Ve bu merak padişahı tebdil-i kıyafet ettirerek hamama getirmiştir.
Az önce yaşananlar bir kez daha tekrarlanır...
Hamamcı 'vezirler' der almak istemez... Padişah ise 'ne olursun' der, bastırır ve padişah galip gelir...
 
Habib babanın yıkanmakta olduğu odayı göstererek, genç padişahın kulağına fısıldar:
'Şu odada bir ihtiyar yıkanıyor. Sen de sar peştemalı beline, gir yanına... Beraber sessizce yıkanın, bir an evvel çıkın... Ve ekler:
'Aman ha! Vezirler varlığınızı bilmesinler.'
Sonra 4.Murad da Habib babanın yanına süzülür. Beraber sessizce yıkanmaya başlarlar.
 
Bu arada, hamamın büyük salonundan gelen tef, dümbelek, şarkı, türkü sesleri ortalığı çınlatmaktadır...
Habib babanın gözü genç hamam arkadaşının sırtına takılır. Biraz kirlenmiş gibi gelir ona...
 
Allah hikmeti gereği dostuna, o yanındakinin tedbil-i kıyafet etmiş padişah olduğunu ilham etmemiştir...
Ve yanındakini, görüntüsüne uygun, kendi gibi fakir bir delikanlı zanneden Habib baba yumuşak bir sesle konuşur:
'Evladım' der, 'Sırtın fazlaca kirlenmiş, müsade edersen bir keseleyivereyim.'
Padişah aldığı bu teklif karşısında şaşkınlaşır ve büyük bir haz duyar...
 
Haz duyar, çünkü ömründe ilk defa biri ona padişah olduğunu bilmeden, sırf bir insan olarak, karşılık beklemeksizin bir iyilik yapmayı teklif etmektedir.
Memnuniyetle Habib babanın önünde diz çökerken: 'Buyur baba' der, 'ellerin dert görmesin'
Bu arada içerideki alemin sesleri hamamı çınlatmaya devam etmektedir.
Habib baba, 4.Murad'ın sırtını bir güzel keseler...
 
Fakat padişah kuru bir teşekkürle yetinmek istemez.. Ne de olsa insandır ve o da her insan gibi kendine yapılan iyiliklerin kölesidir.
'Baba' der, 'gel ben de senin sırtını keseliyeyim de ödeşmiş olalım.'
Habib baba, teklifin kimden geldiğinden habersiz, tebessümle;
'Olur evlad' deyip, sultanın önünde diz çöker.
 
Bu arada, Sultan Murad kese yaparken bir yandan da Habib babayı yoklar, ağzını arar...
 
'Baba' der, 'görüyor musun şu dünyayı... Sultan Murad'a vezir olmak varmış...
 
Bak adamlar içerde tef, dümbelek hamamı inletiyorlar, sen ve ben ise burada iki hırsız gibi...'
 
Habib baba Sultan Murad'ın cümlesini tamamlamasına fırsat bile bırakmaz, kendi hükmünü söyler...
 
Sultan Murad'ın Habib babadan duydukları, ağzı açık bırakıp, keseyi elden düşürten cinstendir:
'Be evladım' der, Habib baba, 'Sultan Murad dediğin kimdir?
 
Sen asıl Alemlerin Sultanına kendini sevdirmeye bak ki, o seni sevince sırtını bile Sultan Murad'a keselettirir...
 
Logged
Mustafakurt
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreden Kurtlar
Mesaj Sayısı: 89


« Yanıtla #262 : 23 Mayıs 2012, 09:02:43 »


Dünya öküzün üstünde derler lakin dünyanın üstünde nice öküzler bilirim
Logged
Mustafakurt
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreden Kurtlar
Mesaj Sayısı: 89


« Yanıtla #263 : 23 Mayıs 2012, 18:59:22 »

Koç burcu arkadaşlar bunları biliyormuydunuz.

Koç burcu erkekleri çok meraklıdırlar ve çoğu maceraları karakolda biter. Örneğin, yağmurlu bir bahar gününde gitttikleri Topkapı Müzesi' nde, sırf alarmın çalışıp çalışmadığını öğrenmek için Kaşıkçı Elması' nın bulunduğu bölüme çekiçle vururlar.

Koç burcu kadınları sevgiye çok önem verirler(bilindiği üzere diğer burçlar sevgiye zerre kadar önem vermezler) ve çok kıskançtırlar. Ya benimsin ya toprağın, derler.

Koç Burcu mensuplarının diğer özelliklerine gelince:

Uğurlu günü : Sallanmayan salı
Uğurlu devesi : Yok deve!
Uğurlu ayakkabısı : Spor ayakkabısı
Uğurlu dizisi : Koçluğun Hikayesi
Uğurlu tv Sunucusu : Uğur Dündar
Tuttuğu takım : Şereflikoçhisarspor
Uğurlu taşı : Beşiktaş
Seyahat ettiği otobüs firması : En Hakiki Koç Kurizm
Hayata veda etttiği mevsim : Kurban Bayramı
Sevdiği Film : Pamuk Prenses ve 7 Koç Gibi Delikanlı
Burcun ünlüleri : Şereflikoçhisar, Engin Koç, Gülcihan Koç, Koç Turizm, Koç Bank, Koç' ero, Koç' aklama, MalKOÇoğlu
En büyük hatası : Ecele gitmek amacıylan acele etmek
En büyük arzusu : Puan ve averaj farkıyla lider olmak
En sevdiği müzik : Marşlar ve oyun havaları
En sevdiği tornavida : Yıldız tornavida
En hoşlandıkları vapur hatttı : Üsküdar- Harem arası
Sevdiği su : Gül suyu
En sevdikleri sigara : Sigara böreği
Tercih ettiği yüzme stili : Boynuzlama
Gezmekten hoşlandığı yer : Konya Ovası
Sevdikleri gıda maddesi : Koç yumurtası
En beğendikleri şiir klibi : Ben sevdim mi koç gibi severim
Tersinden okumasını en çok sevdikleri kelime: Çok
« Son Düzenleme: 23 Mayıs 2012, 19:00:57 Gönderen: Mustafakurt » Logged
Sayfa: « 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!