13 Haziran 2026, 18:23:33 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Bağlantılar Giriş Yap Kayıt  
Anket
Soru: Bu bölümü takib ediyormusunuz?
evet ediyorum
hayır etmiyorum
ilgimi çekmiyor

Sayfa: « 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18
  Yazdır  
Gönderen Konu: CUMA Hutbeleri  (Okunma Sayısı 143048 defa)
Abdulkadir
Yönetici Yardımcısı
*****
Offline Offline

Sülale: köy imamı
Mesaj Sayısı: 1089


« Yanıtla #255 : 17 Şubat 2017, 10:13:35 »

Aziz Müminler!

Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de kısa ama anlamı oldukça derin bir sure vardır. Bu sure, insanı ebedî hüsrandan kurtarıp bitmez tükenmez nimetlere ulaştıracak yolları özlü bir şekilde ortaya koymaktadır. İşte bu sure, Asr Suresi’dir. (1) Asr Suresi, bizlere hayat veren beş hakikati öğretmektedir. Geliniz bugünkü hutbemizde bu beş hakikate hep birlikte kulak verelim.

Aziz Kardeşlerim!

Asr Suresi’nin bizlere öğrettiği birinci hakikat, zaman bilincidir. İnsan, zamanla sınırlı bir varlıktır. Yüce Rabbimiz, surenin hemen başında

اِنَّ الْاِنْسَانَ لَف۪ي خُسْرٍۙ . وَالْعَصْرِۙ“Asra yemin olsunki,insan gerçekten ziyandadır.”buyurmuştur. Zamanı insana şahit tutmuştur. Zirainsana verilmiş en büyük nimetlerden biridir zaman. Dünyamızı güzelliklerle tezyin ederek ahiretimizi kazanmamız için bizlere emanet edilen en kıymetli hazinedir zaman. Bu emaneti hoyratça tüketmek, şuursuz ve sorumsuzca beyhude bir ömür geçirmek mümine asla yakışmaz. Bu, insan için en büyük hüsrandır.

Kardeşlerim!

Asr Suresi’nin bizlere öğrettiği ikinci hakikat, iman nimetinin önemidir. Yüce Rabbimiz, اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُواbuyurarak ziyanda olmaktan, hüsrana uğramaktan kurtulmanın ilk şartının iman etmek olduğunu haber vermiştir. Zira imansız geçen bir hayat, zararın en büyüğüdür.İman ise kalbin hayır ve güzelliklere, hak ve hakikate yelken açmasıdır. Kelime-i şehadeti, kelime-i tevhidi gönülden söyleyen bir mümin, küfre karşı imanın; batıla karşı hakkın; zillete karşı izzetin; zulme karşı adaletin yolunda yürüyeceğine dair kendisine ve Rabbine söz vermiştir. Kötülüklerin değil, iyiliklerin yanında olacağını kabul etmiştir.

Kıymetli Kardeşlerim!

Asr Suresi’nin bizlere öğrettiği üçüncü hakikat,salih amel bilincidir. Rabbimiz,وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِbuyurarak bizi ebedi hüsrandan,imanımızla birlikte salih amellerimizin kurtaracağını bildirmiştir. Salih amel, imanın davranışlara yansımasıdır, eyleme dönüşmesidir. İmanın hayat bulmasıdır.

Bizi Rabbimizin rızasına ulaştıracak her bir söz ve eylem,salih ameldir. Nasıl ki ihlasla yoğrulmuş olan namazımız, orucumuz, zekâtımız, haccımız birer salih amelse her türlü imkânımızı insanlığın hizmetine sunmak da salih ameldir. Mazlumlara, mağdurlara, kimsesizlere, yetimlere el uzatmak salih ameldir. Göremeyenin gözü, işitemeyenin kulağı, tutamayanın eli, yürüyemeyenin ayağı olmak salih ameldir. Huzurumuza, kardeşliğimize, değerlerimize sahip çıkmaksalih ameldir. Kötülüğe engel olma ve iyiliği hâkim kılma gayreti salih ameldir. Hadis-i şerifte geçtiği üzere insanlara eziyet veren bir şeyi yoldan kaldırmak salih ameldir. (2) Kısaca salih amel, uygun amel demektir. Bu uygunluk, amelin Allah’ın rızasına, insanın fıtratına ve toplumun maslahatına uygun olmasıdır.

Aziz Kardeşlerim!


Asr Suresi’nin öğrettiği ve bizi ebedi hüsrandan kurtaracak dördüncü hakikat, وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّyani her daim hakkın yanında yer almaktır. Birbirimizi hak ve hakikate yönlendirmektir. Hem kendimizi hem de kardeşlerimizi batıl, yalan, hile, fitne ve fesadın karanlıklarından korumaktır. Rabbimizle, çevremizle, kâinatla ilişkilerimizde ne pahasına olursa olsun doğruluk ve istikamettenayrılmamaktır.

Kardeşlerim!


Asr Suresi’nin öğrettiği beşinci hakikat ise,

وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِyani hak yolda sabrı kuşanmaktır. Birbirimize sabrı tavsiye etmektir. Ancak unutulmamalıdır ki sabır, batıla katlanmak değildir. Bilakis sabır, hak ve hakikat yolunda sebat etmektir.

Kardeşlerim!

Hutbemizi İstiklal Şairimiz Merhum Akif’in şu dizeleriyle bitirmek istiyorum:

Hani ashâb-ı kirâm, ayrılalım derlerken;
Mutlaka sûre-i ve’l-Asr’ı okurmuş bu neden?
Çünkü meknûn o büyük sûredeesrârı felâh,
Başta iman-ı hakikî geliyor, sonra salâh.
Sonra Hak, sonra sebat, işte kuzum insanlık.
Dördü birleşti mi yoktur sana hüsran artık.

 

1- Asr, 103/1-3.

2- Müslim, İman, 58.
Logged
Abdulkadir
Yönetici Yardımcısı
*****
Offline Offline

Sülale: köy imamı
Mesaj Sayısı: 1089


« Yanıtla #256 : 24 Şubat 2017, 09:10:35 »

ALLAH’A SIĞINMANIN EN GÜZEL İFADESİ: MUAVVİZETEYN SURESİ

Aziz Müminler!

Hutbemin başında okuduğum Felak ve Nâs Surelerinde Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “De ki: Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden ve haset ettiği vakit hasetçinin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım!”[1]

“De ki: İnsanların kalplerine vesvese sokan, pusuya çekilen cin ve insan şeytanının şerrinden insanların Rabbine, insanların Melikine, yani mutlak sahip ve hâkimine, insanların İlâhına sığınırım.”[2]

Kardeşlerim!

Bir insan için dünyadaki en büyük tehlike varoluş gayesini unutmaktır. İstikametten ayrılmaktır. Bir insan için en büyük kayıp, kendini kaybetmektir. Heva ve heveslerin esiri olmaktır. Bir insan için en büyük mahrumiyet, Allah’ın engin rahmetine sığınmaktan kendini mahrum bırakmaktır.

Yüce Rabbimiz, bizleri bu tehlikelerden koruyacak, zarar ve hüsrana uğramaktan kurtaracak hayat yüklü Kerim bir Kitap indirmiştir. Kendisine en güzel şekilde kul olmamızın yollarını göstermiştir. Özellikle Yüce Kitabımızda bizlere hediye ettiği Felak ve Nâs isimli iki muhteşem surede kendisine sığınarak yaşamayı öğretmiştir. Bu yüzdendir ki Peygamberimiz (s.a.s), istiazenin yani Allah’a sığınmanın en güzel ifadesi olarak nitelediği bu iki sureyi çokça okumamızı tavsiye etmiştir.[3]

Kıymetli Kardeşlerim!

Felak ve Nâs Sureleri, tevhid inancımızın, Allah’a teslimiyetimizin özlü bir ifadesidir. O’nun rızası ve himayesini talep ederek yaşama kararlılığımızın göstergesidir. Felâk ve Nâs’ı okuyarak, her türlü şer ve kötülükten, karanlıklar içerisinde yolumuzu kaybetmekten Rabbimize sığınırız. Haset ve öfkenin, kin ve nefretin, batıl ve hurafenin, vesvesenin esiri olmaktan O’na iltica ederiz. Art niyetlilerin, kem gözlülerin, kalbi kararmış, vicdanı taşlaşmışların şerri karşısında O’ndan yardım isteriz. Fitne ve fesat tohumları ekenlere; duygu ve düşünceleri ifsat ve istismar edenlere karşı O’nun nusret ve inayetini talep ederiz. Biliriz ki kendimizi güvende hissedeceğimiz yegâne sığınağımız Rabbimizdir.

Kardeşlerim!

Felak ve Nâs sureleri bizlere her daim mümince bir duruşu, şuurlu bir hayatı öğütlemektedir. Zira bizlere düşen sadece darlıkta, zorlukta, çaresizlikte, hüzünlü ve kederli anlarımızda değil; varlıkta ve bollukta, neşe ve sevinçte, en güçlü anımızda da Allah’a sığınmaktır. O’nun kudretini tefekkür etmek, zihnin istiazesidir. O’nun merhametini, af ve mağfiretini gönülden talep etmek, kalbin istiazesidir. O’nun yüceliğini içimizden geldiği şekliyle kelimelere dökmek ise dilin istiazesidir. Şu kadar var ki; zihnin, kalbin ve dilin bu istiazesine, yani Allah’a sığınmasına bütün bir beden iştirak etmelidir. Zira bizi Rabbimiz nezdinde asıl değerli kılan, salih amellerimizdir.

Kardeşlerim!

Felak ve Nâs Sureleri inancımızı, duygularımızı, çaresizliğimizi istismar etmek isteyenler karşısında bizlere ferasetli ve basiretli olmayı öğretmektedir. Hiçbir fâniye değil, sadece Allah’a kul olmayı öğretmektedir. Zira herkes bizi terk etse de bizi terk etmeyen Rabbimizden başka kimimiz vardır? Hiç kimse bizi görmese de bizi gören, hiç kimse bizi duymasa da bizi duyan,  daima güvenip dayanabileceğimiz O değil midir? Rabbimiz, kendisine samimiyetle açılan elleri, gönülden yakarışları hiç karşılıksız bırakır mı? Affına, merhametine sığınanları, rahmet kapısını çalanları hiç mahrum ve mağdur eder mi? Yeter ki, gönüller samimiyetle sadece O’na yönelsin. Diller, içtenlikle O’nu yüceltip O’na yalvarsın. Eller, yürekten O’na açılıp sadece O’ndan istesin.

Kıymetli Kardeşlerim!

Hutbemizi Peygamberimiz (s.a.s)’in bizlere öğrettiği istiaze dualarıyla bitirmek istiyorum:

“Her türlü kem nazardan, şerden ve şer sahiplerinden Allah’ın tam kelimelerine, O’nun sonsuz iradesi ve hükmüne sığınırız.”[4]

“Allah’ım! Kulağımızın şerrinden, gözümüzün şerrinden, dilimizin şerrinden, kalbimizin şerrinden, heva ve heveslerimizin şerrinden sana sığınırız.”[5]

 “Allah’ım! Acizlikten, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, kabir azabından sana sığınırız.”[6]

 

 

[1] Felâk, 113/1-5

[2] Nass, 114/1-6.

[3] Nesâî, İstiâze, 1; Dârimî, Fezâilü’l-Kur’ân, 25.

[4] Buhârî, Ehâdîsü’l-enbiyâ, 10.

[5] TirmizÎ, Deavât, 74.

[6] Müslim, Zikir, 73.

Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

Logged
Abdulkadir
Yönetici Yardımcısı
*****
Offline Offline

Sülale: köy imamı
Mesaj Sayısı: 1089


« Yanıtla #257 : 03 Mart 2017, 08:34:28 »

FİRDEVS CENNETİNE MİRASÇI OLMAK

Aziz Müminler!

Hz. Ömer’in rivayet ettiğine göre Allah Resûlü (s.a.s), bir gün ashabıyla sohbet ettiği esnada kendisinde vahiy alameti belirdi. Bir müddet bekledikten sonra kıbleye yöneldi. Ellerini semaya açtı veRabbine şöyleniyazda bulundu: “Allah’ım! Bize nimetini artır, eksiltme!Bizi onurlandır, zelil eyleme! Bizi istediğimize ulaştır, mahrum etme! Bizi üstün kıl; zayıf duruma düşürme! Bizi razı olduklarından ve senden hoşnut olanlardan eyle!”

Kardeşlerim!

Efendimiz, bu duanın ardından,“Az önce bana on âyet indirildi. Kim bu âyetlerde belirtilenleri hayatına yansıtırsa cennete girer.” buyurdu ve Müminûn Suresi’nin ilk on âyetini[1] okudu.[2]

İşte bugünkü hutbemizde bizleri Firdevs cennetine mirasçı kılacak bu on âyeti sizlerle paylaşmak istiyorum. Geliniz, bu on âyette haber verilen ve felaha eren gerçek müminlerin kimler olduğuna hep birlikte bakalım.

اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَۙo müminler ki, namazlarınıhuşu içerisinde kılanlardır. Namazı, Rabbiyle bir vuslat anı, özlemle beklenen bir buluşma olarak görenlerdir. Bu muazzam ibadeti,şekle indirgemeyenlerdir. Onun ruhunu asla zayi etmeyenlerdir.

وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَۙo müminler ki, dünya ve ahiretlerine bir faydası dokunmayan, boş söz ve işlerden uzak duranlardır. Zira hayat, bir saniyesi bile heba edilemeyecek kadar kısave kıymetli bir nimettir. Vakit, bizlere emanet edilen eşsiz bir hazinedir. Ve bir gün her bir emanetin, her bir nimetin hesabı Rabbimiz tarafından eksiksiz sorulacaktır.

وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِلزَّكٰوةِ فَاعِلُونَۙfelâha eren müminler,zekâtını verenlerdir. İnfakta bulunanlardır. Zekât vermek için adeta birbirleriyle yarışanlardır. Zekât ki; yoksulun, ihtiyaç sahibinin, zenginin malındaki hakkıdır. Zekât ki; kişiyi mal ve mülkün, servet ve gücün esiri olmaktan korur. Zekât ki; bir taraftan kişiyi maddi yüklerden kurtarır. Diğer taraftan da günah ve kirlerden arındırır.

Kardeşlerim!

Kendilerine cennetin vadedildiği müminler,

وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَۙiffetlerini koruyanlardır. Başkalarının iffetini kendi iffeti sayanlardır. Zira insan, tertemiz fıtratını, haysiyetini koruduğu müddetçe özünü korur. Başkalarının saygınlığına halel getirmediği müddetçe saygı görür.

وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۙebedi nimetlere ulaşacak müminler, emanet bilincine sahip olanlardır. Ahitlerine, verdikleri sözlere sadık kalanlardır. Zira sadakat ehli, güvenilir bir kişi olmak, müminin en önemli özelliklerindendir. Çünkü mümin, Muhammedü’l-Emîn’in, yani özü sözü bir, güvenilir peygamberin kutlu yolunun yolcusudur.

وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَFirdevs cennetine kavuşacak olan müminler, namazlarını aksatmadan devamlı kılanlardır. Namazları, kendilerini çirkinliklerin esiri olmaktanalıkoyduğu kimselerdir. Şu bir gerçektir ki; biz namazlarımızı korursak namazlarımız da bizi korur. Biz namazlarımıza düşkün ve sevdalı olursak namazlarımız da bütün varlığıyla kötülüklere karşı bize kalkan olur.

Kardeşlerim!

İşte Rabbimizin büyük mükâfatı bu müminler içindir. اَلَّذ۪ينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَۜ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَOnlar, Firdevs cennetinin ebedi varisleridirler. Firdevs cenneti ki, cennetin en özel yerlerindendir. En yüksek mertebelerindendir. Firdevs cenneti ki Peygamberimiz (s.a.s)’in vefatından sonra ciğerparesi Fâtıma validemizin, “Makamı Firdevs cenneti olan babacığım!”[3]sözleriyle hüznü ve tesellisine konu olan cennettir.

Kardeşlerim!

Yüce Rabbimiz, bizleri felâhaeren ve Firdevs cennetindePeygamberimiz (s.a.s)’e komşu olan bahtiyar müminlerden eylesin.

 

[1]Müminûn, 23/1-10.

[2]İbnHanbel, I, 351; Tirmizî, Tefsir, 24.

[3]Buhâri, Megazi, 78.

 
Logged
Abdulkadir
Yönetici Yardımcısı
*****
Offline Offline

Sülale: köy imamı
Mesaj Sayısı: 1089


« Yanıtla #258 : 17 Mart 2017, 09:05:11 »

ŞEHADETİN DESTANLAŞTIĞI YER: ÇANAKKALE

Aziz Müminler!

Yüce Rabbimiz, okuduğum âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:“Önceki ümmetler, gelip geçti. Onların yapıp etikleri kendilerine, sizin yapıp ettikleriniz de size aittir.Siz onların yapıp ettiklerinden sorguya çekilecek değilsiniz”[1]

Kardeşlerim!

Yüce Rabbimiz, bu âyette bizleri geçmişten ibret alarak geleceğimizi inşa etmeye çağırmaktadır. Zira tarihte yaşananlar sadece bir hatıradan ibaret değildir. Tarih, bizim geçmişimiz olduğu kadar günümüz ve istikbalimizdir. Tarih, geleceğimize ışık tutan değerlerimizdir. Tarihte nesilden nesile aktarılması ve unutturulmaması gereken büyük olaylar, büyük zaferler vardır. Milletimizin tarihindeki bu büyük zaferlerden biri de Çanakkale’dir.

Aziz Kardeşlerim!

Çanakkale, imanın karşısında maddi gücün dize geldiği yerdir. Çanakkale, Yüce Rabbimizin;

وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ  “Yılgınlık göstermeyin, hüzünlenmeyin. İman etmiş kimseler iseniz üstün gelecek olan sizlersiniz.”[2]müjdesinin bir kez daha tecelli ettiği yerdir. Çanakkale imanın küfre, hakkın batıla, haklının haksıza karşı zaferinin perçinlendiği yerdir. Çanakkale, kuzeyden güneye, doğudan batıya nice vatan evladının mukaddesat uğruna omuz omuza şehadete koştuğu yerdir. Çanakkale, İstiklal Şairimiz merhum Âkif’in,

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi,

Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi.

dizelerinde ifade ettiği gibi şehadetin destanlaştığı, bir milletin Allah aşkı ile şahlandığı yerdir.

Aziz Müminler!

Çanakkale, çağdaş dünyaya savaş ahlakı ve hukukunun öğretildiği müstesna bir mekteptir. Milletimiz, varlığına kast eden hayâsız akınlar karşısında unutulmayacak bir insanlık dersi vermiştir. “Allah Allah”  nidalarıyla cepheye koşan Mehmetçiğimiz, yaralı düşman askerlerini sırtında taşıyacak, onlara kırbasından su içirecek kadar yüce bir ruh sergilemiştir.

Kardeşlerim!

Çanakkale, ortak ideallerde buluşmanın, millet ve ümmet bilincine sahip olmanın en güzel tezahürlerinden biridir. Manevi değerlerin üzerinde hiçbir değer tanımamak gerektiğinin nadide bir örneğidir. Zira Çanakkale’de dilleri, renkleri, coğrafyaları farklı nice vatan evladı din, millet, vatan, hak, hakikat, adalet ve fazilet için canından geçmiştir. Anadolu’nun her evinden, Rumeli’nin her bölgesinden, Şam’dan, Bağdat’tan, Kahire’den, Trablus’tan, Üsküp’ten, Kosova’dan, Saray Bosna’dan, Kafkasya’dan son ehl-i salibin savletini yıkmak için Çanakkale’ye akın edilmiştir. Ve neticede milletin izzet ve onuru çiğnetilmemiştir. Ümmetin umudunun tüketilmesine izin verilmemiştir. Karanlıkların, bugünümüzü ve yarınlarımızı esir almasına müsaade edilmemiştir.   

Aziz Kardeşlerim!

Bizim için bir dönüm noktası olan Çanakkale Zaferi’ni bugün millet olarak elbette kutlayacağız. Tarihte eşine az rastlanan böylesi büyük bir hadiseyi bu minberlerden, bu kürsülerden, bu mihraplardan anlatmaya elbette devam edeceğiz. Ancak bizler, Çanakkale’yi ve diğer zaferlerimizi anmakla yetinemeyiz. Bu zaferlerimizi sadece belirli merasimlere indirgeyemeyiz. Ecdadımızın başarılarıyla övünüp kalamayız. Zira aslolan bu başarılardan büyük dersler ve ibretler çıkarmaktır. Bugünümüzü ve geleceğimizi bu zaferlerin ışığında inşa etmektir. 

Kardeşlerim!

Bugün bizlere düşen asıl görev, Çanakkale’nin o muazzam ruhunu iyice idrak etmektir. Geçmişten günümüze nice hain teşebbüse rağmen yok olmayan bu ruhu nesilden nesile aktarmaktır. Toprak altında medfun bulunan, lakin hala diri olan aziz şehitlerimizin hatıralarına sahip çıkmaktır. Onların uğruna canlarını feda ettikleri yüce değerlere sımsıkı sarılmaktır. Zira cennet kokulu bedenlerini göremesek de, seslerini işitemesek de şehitlerimiz, bizden bunu istemektedir.

Kıymetli Kardeşlerim!

Hutbemizi gönülden “amin” diyeceğimiz şu dua ile bitirmek istiyorum: Allah’ım! Canını senin yolunda feda eden; varlığını varlığımıza, izzet ve onurumuza adayan bütün şehitlerimizin makamlarını âlî eyle! Bizlere onlarla birlikte haşrolmayı lütfeyle!

Allah’ım! Bizleri, şehitlerimizin yüce ruhlarını taşıyanlardan eyle! Bizleri şehitlerimizin aziz hatıralarına sahip çıkanlardan eyle! Bizleri şehitlerimizin uğruna canlarını verdikleri değerleri yaşayan ve yaşatanlardan eyle! Bizleri bu değerlere ihanetten muhafaza eyle Allah’ım!

 

[1] Bakara, 2/134, 141.

[2] Âl-i İmrân, 3/139.
Logged
Abdulkadir
Yönetici Yardımcısı
*****
Offline Offline

Sülale: köy imamı
Mesaj Sayısı: 1089


« Yanıtla #259 : 31 Mart 2017, 09:27:06 »

TARİH :31.03.2017

RAĞBETİMİZ RABBİMİZE OLSUN

Cumanız Mübarek Olsun Aziz Kardeşlerim!



Rabbimize sonsuz şükürler olsun. Bizleri rahmet iklimi üç aylara ulaştırdı. Dün gece Ramazan’ın müjdecisi olan Regaip kandilinin coşkusunu hep birlikte gönülden hissettik. Bugün ise bir taraftan Recep ayının bereketini, diğer taraftan da haftalık bayramımız olan Cumanın sevincini yaşıyoruz. Allah Resulü (s.a.s) bu mevsimler geldiğinde, “Allah’ım! Recep ve Şaban ayını bizlere mübarek eyle! Bizleri sıhhat ve afiyet içerisinde imanla Ramazan’a ulaştır!”[1]diye dua ederdi. Yüce Rabbimiz, Recep ve Şaban’ı milletimiz ve âlem-i İslam için mübarek kılsın. Her türlü kötülüklerden korunmuş olarak Ramazan ayına kavuşmayı hepimize nasip eylesin.

Aziz Kardeşlerim!

Yüce Kitabımız Kur’ân-ı Kerim’de “İnşirah” adında muhteşem bir sure vardır. İnşirah; kalbin açılmasıdır. Göğsün genişlemesidir. Gönlün ferahlaması ve sükûnet bulmasıdır. İnşirah suresi, Allah Resulü ve ashabının çok büyük zorluklar çektiği bir zamanda nazil olmuştur. Bu sure, Resul-i Ekrem (s.a.s) Efendimizin şahsında bütün müminlerin kıyamet sabahına kadar kalplerinin nasıl inşirah bulacağını, nasıl huzura kavuşacağını haber vermiştir. Sırtımızdaki ağır yüklerden nasıl kurtulacağımızın, şanımızı, şerefimizinasıl yücelteceğimizin, zorluklarımızı kolaylıklara nasıl dönüştüreceğimizin yollarını göstermiştir.

Şöyle buyurur Rabbimiz, İnşirah Suresi’nde: “Habibim! Biz, senin göğsüne inşirahvermedik mi? Belini büken yüklerinden seni kurtarmadık mı? Senin şanını ve ününü yüceltmedik mi? Elbette zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Muhakkak her zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Öyleyse bir işi bitirince hemen başka bir işe koyul! Ve rağbetin yalnızca Rabbine olsun!”[2]

Kardeşlerim!

Surenin son iki ayetinden öğrenmekteyiz ki; kalplerimizin inşirah bulmasının, sırtımızdaki ağır yüklerden kurtulmanın, şanımızı yüceltmenin, zorluklarımızın kolaya dönüşmesinin iki şartı vardır. Birincisi, Rabbimizinفَاِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْۙ“Çalış, çabala, gayret et, üret!” emrine riayet etmektir. Yani şu kısacık hayatımızı boşa geçirmemektir. En değerli sermayemiz olan ömrümüzü beyhude tüketmemektir. İyilik için, doğruluk için, faydalı işler için çabalamaktır. Yeryüzünü daha yaşanabilir hale getirmek için gayret göstermektir.

Aziz Müminler!

İnşirah suresindeki müjdelere nail olabilmenin ikinci şartı ise وَاِلٰى رَبِّكَ فَارْغَبْ “Sadece Rabbine yönel!” âyetigereğinceAllah’a rağbet etmektir. Regaip kandilinde en çok üzerinde durmamız gereken husus Rabbimizin bu emri olmalıdır.Yani Allah için çalışmaktır. Allah için koşturmaktır. Allah için yorulmaktır. İstek ve dileklerimizi, arzu ve tutkularımızıAllah’a yöneltmektir. Şan ve şöhreti, makam ve mevkii, mülk ve serveti değil, Rabbimizin rızasını amaçlamaktır.

Değerli Kardeşlerim!

Bugün de Müslümanlar olarak çok zor süreçlerden geçiyoruz. Her müminin kalbinin sıkıştığı bir dönemdeyiz. İnşiraha en çok muhtaç olduğumuz bir zamandayız. Sırtımızdaki ağır yüklerden kurtularak huzura kavuşmanın ihtiyacı içindeyiz. Öyleyse geliniz kardeşlerim! Bu uğurda azimle gayret edelim. Hayatımızı heva ve heveslerimiz doğrultusunda değil, Rabbimizin rızası için yaşayalım. Hak, hakikat, adalet ve iyilik için, insanlık için daha fazla çalışmaya, daha fazla yorulmaya çaba gösterelim.

İşte o zaman Cenabı Hakk,kalplerimize inşirah verir. Sinemizdeki ağır yüklerden bizleri kurtarır. Günah kirlerinden arındırır. Bütün zorluklarımızı kolaylaştırır. İşte o zaman Rabbimiz,özgürlüğümüzü elimizden alan bütün kötülüklerden bizi korur. Meşakkatlerimizi rahmete dönüştürür. Şanımızı yüceltir. Bizi yeniden aziz bir ümmet eyler.

Kardeşlerim!

Yüce Rabbimiz, hidayete davet etmesi için Musa (a.s.)’ı Firavun’a gönderdiğinde Hz. Musa,

رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪يۙوَيَسِّرْ ل۪ٓي اَمْر۪ي “Rabbim! Gönlüme ferahlık ver! İşimi kolaylaştır.”[3]diye dua etmişti. Bugün bizler de Musa (a.s.) gibi Rabbimize niyaz ediyor ve diyoruz ki:

Rabbimiz!Gönüllerimize inşirah lütfeyle! Zorluklarımızı kolaya dönüştür. Bizleri her nefesini senin yolunda tüketenlerden eyle!

Allah’ım! Bizleri göz açıp kapayıncaya kadar dahi nefsimizin eline bırakma! Rağbetimizi, isteklerimizi, arzularımızı, tutkularımızı sadece senin rızanı aramaya vesile kıl!

Rabbimiz! Şanımızı yücelt! İslam ümmetini yeniden aziz bir ümmet eyle!

[1]Ahmed b. Hanbel; Müsned, 1/259.

[2]İnşirâh, 94/1-8.

[3]Tâhâ, 20/25-26.
Logged
Sayfa: « 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!