02 Haziran 2026, 18:02:10 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Bağlantılar Giriş Yap Kayıt  
Anket
Soru: Bu bölümü takib ediyormusunuz?
evet ediyorum
hayır etmiyorum
ilgimi çekmiyor

Sayfa: « 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 »
  Yazdır  
Gönderen Konu: CUMA Hutbeleri  (Okunma Sayısı 142861 defa)
Ahmet Uçar
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Hatiblar ..hatibel.davulcu Ahmet,in Son Oğlu.
Mesaj Sayısı: 832


« Yanıtla #30 : 05 Ağustos 2011, 11:29:10 »



 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى

الَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ¹

 وَ قَال رَسُول اللّه

من صام رمضان إيمانا واحتسابا غفر له ما تقدم من ذنبه ²

 

FARZ BİR İBADET OLARAK ORUÇ

 

            Aziz Müminler

            Recep ayı ile başlayıp Şaban ayı ve kandillerle devam eden manevî bir atmosferden geçerek, üç ayların sonuncusu, on bir ayın sultanı Ramazan’a erişmiş bulunuyoruz.

           

Diğer zamanlara göre Ramazan’ın manevi hayatımızda ayrı bir yeri, ayrı bir önemi vardır. Allah-u Teâlâ bunu bize şöyle bildiriyor: “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olan Kur’an’ın indirildiği aydır.”³

           

Değerli Kardeşlerim

            Ramazan’ın ve bu ayda tutulan orucun fert ve toplum için birçok faydası vardır. Ramazanda, tövbe ve dualarımızla günahlarımızdan arınırız. Oruç sayesinde açların halini anlarız, yoksulluk içinde kıvranan, bir dilim ekmeğe, bir kaşık çorbaya muhtaç olan insanları düşünürüz. Aç kalarak, hem Allah’ın bize bahşettiği nimetlerin kıymetini anlarız, hem de yoksullara yardım etmenin insani bir görev olduğunu idrak ederiz.

           

Ramazan orucunun farz kılınmasının hikmeti, mü’minlerin kötülüklerden arınması, güzel meziyetlerle donanmasıdır. Öyleyse oruçlarımızı, farz kılınma hikmetine uygun bir şekilde tutmalıyız; sevabını azaltacak davranışlardan sakınmalıyız. Rasulullah (sav) bu konuda şöyle buyurur: “Biriniz oruçlu olduğunda çirkin söz söylemesin, kimseyle çekişmesin. Şayet birisi kendisine sataşırsa ‘Ben oruçluyum, ben oruçluyum’ desin.4  “Kim, yalan sözü ve yalan ile iş yapmayı bırakmazsa Allah’ın onun yemesini ve içmesini terk etmesine ihtiyacı yoktur.”5  Bir başka hadis-i şerifte de şöyle buyrulur: “Cennette Reyyan adında bir kapı vardır ki, buradan kıyamet gününde sadece oruç tutanlar cennete gireceklerdir.”6

               

Oruca başlarken düşüncemizin hareket noktası Yüce Mevla’mızın emrini yerine getirip rızasını kazanmak olmalıdır. Orucu perhizden ayıran şey, tüm amellerimizde olduğu gibi niyetlerimizdir.

           

Ramazan ayında kötü alışkanlıklarımızı, kusur ve günahlarımızı terk etmeli, bütün varlığımızla Yüce Allah’a yönelmeliyiz. Bu ayı ibadet, dua, hayır ve hasenatla ihya etmeli, bol bol Kur’an okumalıyız. Camilerde okunan mukabeleleri takip etmeli, evlerimizde Kur’an okuma programları düzenlemeliyiz.

 

Hayatımızın müstesna zaman dilimlerinden olan bu mübarek ayda sevabın doruk noktasına çıkmaya gayret edelim. Bu fırsatların bir daha ne zaman elimize geçeceğini bilmediğimiz için iyi değerlendirelim.

Allah makbul ve verimli bir Ramazan geçirmeyi tüm İslam âlemine nasip eylesin.
Logged

BİRGÜN GELECEK BİZDE BU DÜNYADAN GÖÇ EYLEYECEGİZ ELBET SANA GERİ DÖNECEGİZ YARAB...
Ahmet Uçar
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Hatiblar ..hatibel.davulcu Ahmet,in Son Oğlu.
Mesaj Sayısı: 832


« Yanıtla #31 : 12 Ağustos 2011, 15:21:09 »

İyilik, güzellik


hayır ve faydalı işlerde yardımlaşma, dinimizin emri ve kâmil bir insan olmanın
gereğidir. Hutbemin başında okumuş olduğum Maide Suresinin 2. ayetinde Rabbimiz
şöyle buyurmaktadır: “İyilik ve takva
(Allah‘a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık
üzere yardımlaşmayın. Allah‘a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah‘ın cezası çok
şiddetlidir.“

 

Muhterem Mü‘minler!

İslam’ın bildirdiği
sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın; zekât, fitre ve sadaka gibi boyutları
vardır. Bunlar; ihtiyaç sahiplerine vermek, darda kalan muhtaçlara koşmak,
öksüzün, yetimin gözyaşını dindirmek, Allah için Allah’ın verdiği nimetleri
Allah yolunda harcamaktır. Zira Rabbimiz de iyiliğe erişmenin yolunu bakın biz
kullarına nasıl bildiriyor. “Sevdiğiniz
şeylerden Allah yolunda infak etmedikçe iyiliğe erişemezsiniz. Her neyi infak
ederseniz Allah onu hakkıyla bilir.“(1)

 

Muhterem Müslümanlar!

Sözlükte; temizlemek, çoğalmak ve
bereketlenmek anlamlarını ifade eden zekât; İslam Fıkhında ise: “Belli bir malın, belli bir bölümünü, belli kimselere vermektir.” Şeklinde
tarif edilmiştir. Bir başka ifadeyle, zekât sosyal
ve toplumsal dayanışmanın adıdır. Farziyyeti de Kur’an-ı Kerim, sünnet ve icmâ ile
sabittir.

 

Aziz
Müminler!

Zekât, malımızı başkasının hakkından,
gönlümüzü de sorumluluktan temizleyen bir ibadettir. Ayrıca ölümle sınırlı olan
bu dünyada zaten elde durmayacak olan mal, zekâtı verilmekle sonsuzluk
kazanmakta ve kişinin geleceği için büyük bir yatırıma ve kazanca dönüşmektedir.

 

 

Zekât görünüşte malı eksiltir gibi dursa
da,  doğrusu; dalları budanan ağaçlar
gibi, zekât vermekle, kazanılan malların hem bereketli, hem de bol olması
sağlanmaktadır. Zekât çağımızın önemli psikolojik hastalığı haline gelen
dünyevileşme, ihtiras, kanaatsizlik, gözü doymazlık illetine karşı bir
kalkandır. Böylece zekât cimriliği önler ve insanı maddenin esiri olmaktan
kurtarır.

 

Değerli
Müslümanlar!

Zekât, toplumun
huzuru adına önemli bir dinamik ve pratik bir çözümdür. Zekât fakir ile zengin
arasına kurulmuş olan, onları biraraya getiren bir köprüdür. Zekât, ekmek ve
ilaç bulamayan milyonlarca insana, elindeki ekmeği paylaştırmak için güzel bir
fırsattır. Unutmayınız ki bu ibadetin ihmali sadece bireysel değil toplumsal
yaraların açılmasına da sebebiyet verecektir. Zekât vermek suretiyle zenginin
mali kirden, ruhu cimrilikten temizlendiği gibi, fakirin de gönlü kinden
temizlenir, kıskançlık ve hasetten kurtulur.

 

Aziz Kardeşlerim!

Kur’an-ı
Kerim’de Yüce Allah :”Siz Allah için verirseniz, Allah
onun yerine daha iyisini verir.”(2) buyurmaktadır. İçinde
bulunduğumuz mübarek günler vesilesiyle zekât, fitre ve sadaka gibi hayırlarla
yoksulların gönlünü almaya, onların ihtiyaçlarını gidermeye çalışalım. Unutma-yalım
ki ilerde faydasını göreceğimiz gerçek servetimiz Allah için Allah yolunda
harcadıklarımızdır.

 

Hazırlayan
:İsmail ŞEN

Görevi        :Anadolu Nasrettin Hoca Camii

                     İmam-Hatibi

                     Odunpazarı/ESKİŞEHİR
Logged

BİRGÜN GELECEK BİZDE BU DÜNYADAN GÖÇ EYLEYECEGİZ ELBET SANA GERİ DÖNECEGİZ YARAB...
Ahmet Uçar
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Hatiblar ..hatibel.davulcu Ahmet,in Son Oğlu.
Mesaj Sayısı: 832


« Yanıtla #32 : 19 Ağustos 2011, 11:04:42 »

وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذِينَ يَبْخَلُونَ بِمَا ءَاتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ هُوَ خَيْرًا لَهُمْ بَلْ هُوَ شَرٌّ لَهُمْ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُوا بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلِلَّهِ مِيرَاثُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ

 

(Ali İmran 180)   

     

ZEKAT VE FITIR SADAKASININ ÖNEMİ

           

Muhterem Mü’minler!

 

Zekat, kelime olarak incelediğimizde sözlükte birden fazla anlamlara geldiği ve bunları sınıflandırdığımızda ise zekatın iki temel anlamı üzerinde yoğunlaştığı görülür. Bunlardan birincisi artmak, çoğalmak diğeri ise temiz olmak, arınmaktır.

            Istılahtaki anlamı ise; Yüce Allah’ın Kuranı Kerimde ifade edilen sınıflara verilmek üzere farz kıldığı, dinen zengin sayılan kişilerin mallarından alınan belli bir paya verilen isimdir. Hicretin ikinci yılında farz kılınmıştır. Kuranı Kerimde zekat 30 yerde sosyal yardımlaşma ve vergi müessesini ifade eden anlamda geçerken bunlardan 26 yerde namazla birlikte ve namazdan hemen sonra kullanılmıştır.

            Fıtır sadakası ise; Ramazan ayının sonuna yetişen ve dinen zengin sayılan kişinin yerine getirmesi gereken vacip bir ibadettir. Vacip oluşu Orucun farz kılındığı yıla rastlamaktadır.

           

Değerli Mü’minler!

           

Yukarıda kısaca bilgisini verdiğimiz zekat hicretin ikinci yılı farz kılınmış olmasına rağmen, Mekke döneminde bi’setin ikinci yılında nazil olan Maun Suresinde Rabbimiz (c.c) şöyle buyurmaktadır. “Gördün mü, o hesap ve ceza gününü yalanlayanı! İşte o yetimi itip kalkan, yoksulu yedirmeyi özendirmeyen kimsedir.”([1])

            İlahi vahyin iniş sürecinin ilk dönemlerinde yoksulun doyurulması, muhtaçların gözetilmesi üzerinde bu kadar yoğun ve net ifadelerle durulması, İslam Dininin bu konuya ne kadar önem verdiğini göstermesi açısından önemlidir.

           

Değerli Mü’minler!

Dinimizde, belli zaman ve mekanda belli kurallar dahilinde yapılan namaz, oruç, hac, konumuz olan zekat vb. ibadetleri etki ve sonuçları itibarı ile sırf ahiret ile irtibatlandırmak eksik bir görüşü ifade eder. Yani biz Müslümanlara fayda açısından baktığımızda ibadetleri yalnız ahiret için değil, bu dünyadaki bireysel ve toplumsal huzur ve düzenimizin sağlanması için bir çok faydalar sağlar. Çünkü bütün ibadetler incelendiğinde insanın dünya hayatındaki yaşam tarzını belirlemede ve bir disiplin oluşturmada önemli rollere sahip oldukları açıktır. Dolayısıyla zekat, fıtır sadakası gibi ibadetler hayatın bütününü kapsayan ibadet alanının en önemli unsurlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Müslüman birey kendisine Cenabı Hak tarafından verilen nimetleri yine onun rızasını kazanmak için muhtaçlarla bölüşerek hem fakirliği ortadan kalkmasına katkıda bulunmakta hem de bunu yaptığı için Allah (c.c) katında bir mükafat elde etmektedir.

           

Muhterem Mü’minler!

 

Sonuç olarak, bu Dünyada Allahın rızasını kazanmak ve mutlu bir hayat sürmek istiyorsak, yoksul ve muhtaçların mallarımızdaki hakkı olan zekatı ve orucun kabulüne, Ölüm sekaratından ve kabir azabından kurtulmamıza vesile olan fıtır sakası gibi yardımları yerlerine ulaştırmalıyız.

            Hutbemizi başata okuduğumuz ayet meali ile bitiriyorum.

            “Allahın kendilerine lütfünden verdiği nimetlerde cimrilik edenler bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır! o kendileri için bir şerdir. Cimrilik ettikleri şey kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”([2])

 

HAZIRLAYAN: Yüksel BİNGÖL

ÜNVANI :Hocaoğlu Camii İmam- Hatibi   

                                          KARAPINAR / KONYA

 

Konya Müftülüğü’nün 19.08.2011 Tarihli Hutbesidir.

Logged

BİRGÜN GELECEK BİZDE BU DÜNYADAN GÖÇ EYLEYECEGİZ ELBET SANA GERİ DÖNECEGİZ YARAB...
Ahmet Uçar
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Hatiblar ..hatibel.davulcu Ahmet,in Son Oğlu.
Mesaj Sayısı: 832


« Yanıtla #33 : 09 Eylül 2011, 11:09:10 »

Bir Ramazan ayını daha geride bıraktık. “Sayılı gün tez geçer” derler. Öyle de oldu Ramazan bize doyumsuz güzellikler yaşattı. Tekrar seneye Ramazan’la buluşmak kimlere nasip olacak; bilemiyoruz. Bir yılın ağırlıklarından, günahlarından bu mübarek ayda arınmaya çalıştık. Birçok kötü alışkanlığımızdan uzaklaştık, güzel huy ve davranışlar sergiledik.

 Günlük namazlarımıza, teravih namazlarımıza, camiye-cemaate devam ettik. Yüce Kur’an-ın dünyamıza indiği bu ayda bol bol Kur’an-ı Kerim okuduk ve dinledik. Sabrı, paylaşmayı, başkalarını da düşünmeyi öğrendik. Yakınlarımızla, dostlarımızla, tanıdığımız ve tanımadığımız başka insanlarla birlik-beraberlik tabloları oluşturduk. Çocuklarımıza, gençlerimize dinimizin, kültürümüzün pratiklerini yaşayarak öğrettik.

           Aziz Cemaat!

           Ramazan gönlümüze huzur, gözümüze nur getirdi. Hatta “bu güzel günler hep devam etseydi!” diyenlerimiz oldu, Evet, Ramazan geçti ancak, bu güzellikleri devam ettirmek elimizde. Aslında bize iç aydınlığı ve gönül huzuru kazandıran, sadece Ramazan günleri değil… Bizi bahtiyar edecek olan şey, bugünlerin değerini kavramamız, günahlardan uzak durmamız,  tövbe-istiğfarımız, namazlarımız, tuttuğumuz oruçlarımız, okuduğumuz Kur’an’lar, iftar sofralarındaki birlikteliğimiz, zekât, sadaka, fitre gibi ibadetlerimizdir.

           

  Değerli Müminler!

             Ramazan günlerinde ibadet etmek, ibadetlere yoğunlaşmak çok güzeldi. Daha güzel olansa ibadete ve günahlardan kaçınmaya Ramazan’dan sonra da devam etmektir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de “Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et!”[1] buyurularak, ibadetlerin belli zamanlarla sınırlı olmadığına işaret ediliyor. 

             Ramazan sona erdi, bilelim ki Rabbimizin bizi görüp gözetmesi, amellerimizin yazılması devam ediyor. Allah Teâlâ’nın bize lütfettiği nimetlerden her an, her gün yararlanıyoruz. Cenâb-ı Hak bu nimetleri hiç kesintiye uğratmıyor. Bunca nimetler Ramazan ayında olduğu gibi diğer aylarda da devam ederken, ibadetlerle meşgul olup, günahlardan uzak durmayı sadece Ramazana hasretmemiz, Ramazanla birlikte ibadetlere de veda etmemiz şükürsüzlük olmaz mı?  Öyleyse Ramazan’dan sonra da ibadetlerimizi yerine getirelim. Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’i okuyarak ve dinleyerek elde ettiğimiz mânevi hazzı, Ramazan’dan sonra meal ve tefsir okuyarak devam ettirelim.

             Ayrıca Ramazan’dan sonra kulluk ve ibadet heyecanımızın devam etmesi Ramazan’da yaptıklarımızın kabul görüldüğüne de işarettir.

             Hutbemi Sevgili Peygamberimizin bir hadisi şerifiyle bitirmek istiyorum: “Allah (c.c) katında amellerin en güzeli, az da olsa devamlı olanıdır.”[2]

            Allah hepimizi ibadetlerini devamlı yapanlardan eylesin.

 

Kadir KORKMAZ

M.Z.Kotku Cami Müezzin-Kayyımı/Başakşehir
Logged

BİRGÜN GELECEK BİZDE BU DÜNYADAN GÖÇ EYLEYECEGİZ ELBET SANA GERİ DÖNECEGİZ YARAB...
Ahmet Uçar
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Hatiblar ..hatibel.davulcu Ahmet,in Son Oğlu.
Mesaj Sayısı: 832


« Yanıtla #34 : 16 Eylül 2011, 10:32:51 »

                                   KOMŞU HAKLARI

İnsan, hayatı başkalarıyla paylaşmak, beraber yaşamak, kendini güvende hissetmekle mutlu olur. Fıtri olan bu ihtiyacın karşılanmasında komşularımızın önemli yeri vardır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) iyi komşuya sahip olmayı kişinin mutluluğunu tamamlayan nimetler arasında sayar.[1] Bu sebeple ev almadan önce komşularımızın kim olacağına bakarız. İyi komşu aramak elbette önemlidir. Ancak iyi komşu olabilmek daha da önemlidir. Rabbimiz Kur’an-ı Kerim de “Komşuya iyi davranın”[2] buyurmak suretiyle öncelikle iyi komşu olmayı emreder.

Değerli Müminler!

Toplum hayatında huzur, mutluluk ve güvenin tesisi için uyulması gerekli kurallar vardır. Bu kurallara uymak hukuki bir yükümlülük olduğu gibi aynı zamanda dini ve ahlâki bir görevdir. Bu anlamda komşularımızla iyi geçinmek, onları rahatsız etmemek ve sıkıntı vermekten sakınmak iyi bir komşu olmanın en önemli şartıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse komşusunu rahatsız etmesin”[3] buyurmuşlardır.

Komşularımıza zarar vermekten kaçınmak erdemli bir davranış olmakla beraber, hayırlı bir komşu olmak için yeterli değildir. “Komşunun hayırlısı komşusuna faydalı olanıdır”[4] prensibinden hareketle komşularımıza karşı daima güler yüzlü,  faydalı, halden anlayan, “kendisinden hayır umulan”[5] kimseler olmalıyız. Çevremize baktığımızda sevilen sayılan hatta, ölümünden sonra da rahmetle yad edilenlerin, komşularıyla iyi geçinen kimseler olduğunu görürüz. Buna karşılık, “en ufak bir yardımı bile esirgeyenler ise Rabbimiz tarafından “Yazıklar olsun onlara”[6]denilerek kınanmış ve yerilmişlerdir.

  Aziz Cemaat!

 Komşularımızdan bir kısmı hoşlanmadığımız davranışlar içinde bulunabilirler. Bu durumda onlara husumet beslemek ya da uzak durmak yerine, onlardan gelen sıkıntılara mümkün olduğunca sabretmek, iyi niyet ve olgunlukla meseleleri düzeltmeye çalışmak, yapıcı yöntemlerle yanlışlarını görüp düzeltmeleri için onlara yardımcı olmak, şüphesiz daha doğru bir davranış olacaktır. Rabbimiz bu hususta bize şu tavsiyede bulunur: “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel şekilde sav. O zaman aranızda düşmanlık bulunan kimse sanki samimi bir dost gibi oluverir.”[7] Dinimizin üzerinde hassasiyetle durduğu komşularımıza karşı en temel görevlerimizi şöyle sıralamak mümkündür. Hastalandığında ziyaretine gitmek, borç istediğinde yardımcı olmak, darda kaldığında yardımına koşmak, bir nimete kavuştuğunda tebrik etmek, başına bir musibet geldiğinde teselli etmek ve öldüğünde cenazesinde bulunmaktır. Bunlara ilaveten selamlaşmak, hatırını sormak, hediyeleşmek, ikramda bulunmak, ziyaretleşmek gibi gönül alıcı davranışlar, komşularımızla iyi münasebetlerin gelişmesinde önemli katkılar sağlar.

 Muhterem Müslümanlar!

Dini ve milli hasletlerimizden kaynaklanan komşuluk münasebetlerimiz devam etmekle beraber; modernleşme ve şehirleşme süreciyle birlikte büyük ölçüde zayıfladığı da bir gerçektir. Öyleyse beden ve ruh sağlığımızı da önemli ölçüde etkileyen komşuluk münasebetlerimizi ihmal etmeyelim. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” hadisi şerifini kendimize ölçü edinerek dil, din, ırk farkı gözetmeden maddi- manevi ilgiye, sevgiye ve yardıma muhtaç olanları tespit edip onlara yardımcı olalım. Hutbemi bu husustaki bir âyet-i kerime meâli ile bitiriyorum “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya, babaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve elinizin altındakilere iyilik edin.”[8]

 

Alaaddin DEMİRYÜREK

Erenler Köyü Cami İmam-Hatibi/Şile

Logged

BİRGÜN GELECEK BİZDE BU DÜNYADAN GÖÇ EYLEYECEGİZ ELBET SANA GERİ DÖNECEGİZ YARAB...
Ahmet Uçar
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Hatiblar ..hatibel.davulcu Ahmet,in Son Oğlu.
Mesaj Sayısı: 832


« Yanıtla #35 : 23 Eylül 2011, 11:09:02 »

Cuma Hutbesi, tarifi ve Hutbe duaları


Cuma namazının geçerli olmasının şartlarından biri de farz olan cuma namazından önce hutbe okumaktır Şöyle ki:

Vaktin girmesinden sonra mevcut cemaatın huzurunda bir hutbe okunması gerekir Bunun içindir ki, hutbe okunurken cemaat bulunmayıp da sonradan namazda bulunacak olsalar, namazları caiz olmaz

Cemaatin hutbeyi işitmesi şart değildir Sadece hazır bulunmaları yeterlidir Hutbe esnasında bir mükellef erkeğin, misafir olsa dahi, bulunması yeterli görülmektedir

Cuma hutbesinin rüknü, İmamı Azam'a göre, Allah'ı zikirden ibarettir Onun için hutbe niyeti ile yalnız: "Elhamdü lillah" yahut "Sübhanallah" yahut "La ilahe illalah" denilecek olsa, yeterli olur İki İmama (İmam Ebû Yusuf ve İmam Muhammed'e) göre, hutbe denilecek derecede uzunca bir zikirden ibarettir Bunun en az olan derecesi, Tahiyyat mikdarı Hamd ve Salavat ile müslümanlara duadır

Hutbenin vacibleri, hatibin taharet üzere bulunması, avret sayılan yerlerin örtülü olması ve hutbeyi ayakta okumasıdır

Hutbenin sünnetleri de, hutbeyi iki kısma ayırmak ve bunlar arasında bir tesbih veya üç ayet okunacak kadar bir zaman oturmaktır Bu bakımdan buna iki hutbe denir Bu iki hutbeden her biri hamdi, kelime-i şehadeti, salât ve selâmı kapsamalı Birinci hutbe, bir ayetin okunması ile insanlara öğüt vermeyi, ikinci hutbe de müslümanlara duayı kapsamalıdır Ayrıca imamın sesi, ikinci hutbede olan birinci hutbedekinden daha hafif olmalıdır İşte bunlar hutbenin sünnetlerindendir

Her iki hutbeyi uzatmamak da sünnettir Hatta hutbeyi "Hücurat" süresi ile "Büruc" süresine kadar olan sürelerin herhangi birinden uzunca okumak, özellikle kış mevsiminde, mekruhtur Cemaatı bıktırmak uygun değildir Cemaatın acele görülecek işleri olabilir Onları camide fazla tutmak, cuma namazlarına devamlarına engel olacağından yersiz bir iş olur Hatib olan şahıs bunları düşünmelidir Sözlerinin sonu, önceki sözleri unutturacak ve kıymetten düşürecek şekilde hutbesi uzun olmamalıdır Hutbenin kısa ve cemaata faydalı bir tarzda hazırlanması, hatibin ehliyet ve faziletine delildir Bu konudaki bir hadisi şerifin anlamı şöyledir:

"Namazının uzun, hutbesinin kısa olması bir kimsenin anlayışlı bir din alimi olduğunun alametidir Artık namazı (cemaata ağır gelmeyecek şekilde) uzatınız, hutbeyi de kısa okuyunuz Gerçekten bazı sözler, sihir gibi kalbleri etkiler"

İşte böylece hutbeler, belâgat ve mana bakımından ruhları kazanacak bir halde bulunmalıdır

Ashabı kiramdan (Câbir bin Semüre'den) rivayet edildiğine göre, Peygamber efendimizin namazı da, hutbesi de orta bir halde idi Çok kısa ve çok uzun olmaktan beri idi

Sorunuzda geçen Hutbenin diğer dualarına gelince:

Öncelikle bu duaların arapça olarak okunuşundan öğrenmek gerektiğini ifade edelim

Bu duaların okunması güzel olmakla beraber okunmadığı takdirde herhangi bir sakıncası olmadığı gibi hutbeye veya namaza da bir eksiklik gelmez Ayrıca belli bir duayı okumak da şart değildir İstediği şekilde dua edebilir

Cuma'nın ilk sünneti kılındıktan sonra, müezzin gülbank çeker: "Resul-i ekrem ve nebiyy-i muhterem sallellahü tealâ aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin azîz, pâk, münevver, mutahhar ruh-i şerîflerine salevat-ı şerîfe getirenlerin ahir ve akıbetleri hayr ola Âl-i ezvac-ı tahirat evlâd-ı rasül eshab-ı güzin efendilerimizin sair enbiya-i ‘izam ve rusûl-i fihan hazeratının ervah-ı şeriflerine, pîrimiz Bilâl-i Habeşi [RA (Radiyâllahü Anh)> efendimizin ve ‘ale'l-husus bu caminin banisi ve bugüne kadar içerisinden gelmiş geçmiş, imam, müezzin, kayyumlarının ve kâffe-i ehl-i imanın ervahı için, Allah rızası için, el - fatihah" Fatiha okunduktan sonra müezzin Euzü-besmele çekerek Ahzab sûresinin 56 ayetini okur; "İnnâllahe ve melâiketehü yüsallüne ‘ale'n-Nebiy Ya eyyühe'l-lezine amenü sallü aleyhi ve sellimü teslima" Bunu takiben müezzin peygamberimize bir salevât getirir

"Allahümme salli ‘alâ seyyidinâ Muhammedin ve ‘alâ ali Muhammed (ali seyyidinâ, ali seyyidinâ ve nebiyyinâ ' da ilave edilebilir)"

Salevât-ı şerîfe bittikten sonra başka bir müezzin ayağa kalkar ve iç ezan okur İçerde okunan bu ezan, Cum'a'nın ezanıdır İmam namazını, her günkü oturduğu yerde değil de cuma günleri minberin kapısı önünde kılması cemaati rahatsız etmemek için iyi olur Ayet okunmaya başladığında imam yerinden kalkar ve gizli olarak dua okur (minberin önünde):

“Allahümme ifteh aleyna ebvabe rahmetike ve yessir aleyna hazâine fazlike ve keramike ya ekramelekramine ve ya erhamerrahimin” diye dua eder

Ondan sonra, minberin merdivenlerini yavaş yavaş çıkar ve 3 basamakta durur ve şöyle dua yapar

“Rabbi’şrahli sadri ve yessir li emri vehlül ukdeten min lisani yefkahü kavli Rabbi kad âteyteni minelmülki ve allemteni min te’vilil ehadis Rabbi zidni ilmen ve fehmen, ve elhıkni bissalihin Vehfezni minesselasili vel eğlali vel enkal Allahümme salli ala Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain

7 Basamağa gelir ve:

“ Allahümme hâzaşşe’nü leyse bişâni Ve hâzelmekani leyse bimekani Allahümme yessir lî emrî, ve tekabbelhü minni Ve selamün ala cemîilenbiyai velmürselin”

Duasını okuduktan sonra cemaata yüzünü dönüp 8basamağa oturur Bu esnada iç ezanı dinler Ezan bittikten sonra ayağa kalkarak 7 basamakta hutbeyi okumaya başlar Hutbenin başlangıcı Hamdele ile olur "Elhamdü lillâh (2) Elhamdü lillâhillezi   " Hamdele'nin son kısmında; "neşhedü enlâ ilâhe illâllahü vahdedü lâ şirîke lehü ve lâ nazira lehü velâ müsâle leh Ve neşhedü enne seyyidena muhammeded abdühü ve habibühü ve rasülûh Sallâllahü ‘leyhi ve ‘alâ alihi ve ezvacihi ve eshabihi ve etba‘ih ve hulefa ihir- raşidine'l - mehdiine min ba‘dih ve vüzeraihi'l-kâmiline fi ‘ahdih Hususam-minhüm ‘alel-eimmeti hulefa rasülillâhi ale't-tahkîk Ümerai'l-mü'minin hazret-i eba Bekrin ve ‘Umer'a ve Osmane ve ‘Aliy ve ‘alâ bakıyyeti's sahabeti ve't-tâbi‘in Rıdvanü'llahi te‘alâ ‘aleyhim ecme‘in Eyyühe'l - mü'minine'l - hazirûn İttekul-lahe ve etı‘ûn İnne'l-lâhe me‘allezine't-tekav ve'l-lezinehüm mühsinün" Bundan sonra imam: "kalle'l - lahü te‘alâ fi kitâbihi'l-kerîm" der, Euzü-besmele çeker ve hutbenin mevzuu ile ilgili bir ayet okur Ayet bitince "sadekallahül-‘azîm" der (Bu da tasdik etmek demektir) Ve yine hutbenin mevzuu ile ilgili okuduğu ayete istinat ederek söylenmiş olan, Peygamber Efendimiz'den bir hadîs'i imam şöyle dile getirir: "Ve kale'n - nebiyyü sallellahü ‘aleyhi ve sellem" diyerek hadisi okur Şayet mevzu ile ilgili ikinci bir hadis daha varsa, o zaman imam: "ve kale fi hadîsin ahar" diyerek diğer hadisi de okur Daha sonra imam, "Azîz cemaat, aziz mü'minler" gibi tabirlerden birini kullanarak Türkçe hutbe kısmını okumaya başlar Türkçe hutbenin okunuşu bittikten sonra, imam yine fazla teganni etmeden, gizli bir lâhinle aşağıdaki metni okur"Elâ inne ahsene'l-kelâm ve ebleğa'n-nizam Kemâ kale'l-lahü tebareke ve te‘alâ fi'l-kelâm ve izâ kurie'l-kur'ânü festemi‘ulehü ve ensıtü le‘alleyküm türhamün" Euzü-besmele çekip son bir ayet daha okur Sonra oturup dua eder

Ondan sonra tekrar ayağa kalkar ve burada da bir dua okur Daha sonra da Peygamberimize salavat getirir Altıncı basamağa iner ve hafif kıbleye yan dönerek, yarı açık yarı gizli salli ve barik dualarını okur, sonra ellerini kaldırır dua eder Bu duada, bütün mü'minlerin refahı, saadeti, karada, havada yolculuk yapanlara selametler dilenir; orada oturan, kaim olan, orada hazır olan, kaybolmuş olanlar (bilinmeyenler), Türk ordusunun mansur ve muzaffer olması gibi hususlara temas edilir Dua bittikten sonra tekrar 7 basamağa çıkar, euzü-besmeleyi gizli olarak okur ve açık olarak ve makamla Nahl Sûresinin 90 ayetini okur: "İnnâllahe ye'mürü bi'l - ‘adli ve'l - ihsânive itâi zil-kurba ve yenhâ ‘anil - fahşai ve'l - münkeri ve'l - bağy Ye‘ızuküm le‘alleküm tezekkerûn" Minberden aşağıya doğru inerken, Nahl Sûresinin son ayetini gizli olarak okur İmam hutbeden aşağıya inmeye başladığı anda da müezzin kamet etmeye başlar Kameti takiben farz olan cuma namazına başlanır
Logged

BİRGÜN GELECEK BİZDE BU DÜNYADAN GÖÇ EYLEYECEGİZ ELBET SANA GERİ DÖNECEGİZ YARAB...
Ahmet Uçar
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Hatiblar ..hatibel.davulcu Ahmet,in Son Oğlu.
Mesaj Sayısı: 832


« Yanıtla #36 : 30 Eylül 2011, 16:55:09 »

Peygamberimiz(s.a.s.), Amcasının oğlu Abdullah’ı bineğinin arkasına bindirmiş yol alırken, bir yandan onunla sohbet ediyor ve şöyle diyordu: “Yavrum, sana bak ne öğreteceğim: Allah’ın hakkını koru ki, O da seni korusun. Allah’ın hakkını koru ki, O’nu her daim yanında bulasın. Bir şey isteyeceğin zaman Allah’tan iste; yardım dileyeceğin zaman Allah’tan yardım dile. Şunu bilmelisin ki, bütün varlıklar sana bir konuda yardım etmek üzere bir araya gelseler, Allah’ın senin hakkında karar verdiğinden başka yardımda bulunamazlar. Yine sana bir konuda zarar vermek üzere elbirliği etseler, Allah’ın senin için takdir ettiğinden başka bir zarar veremezler.”[1] diyordu.  Küçük bir çocuğa ibadetin, kulluğun özünü böyle anlatıyordu şefkat peygamberi Efendimiz(s.a.s.). Şartlar ne olursa olsun, Rabbi ile arasındaki bağı koparmamayı öğütlüyordu.

Kardeşlerim!

Efendimiz, meclisinde ve mescidinde çocukların bulunmalarına izin vererek onlara kendisini dinleme ve örnek alma fırsatı tanımıştır. Kutlu Nebi, dini öğretmek ve ibadet etmek gibi ciddi işlerle meşgulken bile, çocukların bu ciddiyeti bozması endişesini taşımamış, onları ilim ve ibadet ortamının dışında bırakmamıştır. Onların çocukça davranışlarını hoş görmüş, hataları sebebiyle onları mescidin dışına çıkarmamıştır. Öyle ki, bir gün hutbe okurken torunları Hasan ve Hüseyin’in düşe kalka mescide girdiklerini görünce dayanamamış, minberden inip onları kucağına aldıktan sonra tekrar minbere çıkmış ve şöyle buyurmuştur: “Allah, ‘Mallarınız ve çocuklarınız imtihan vesilesidir’[2] derken ne kadar doğru söylemiş! Şu iki yavrunun düşe kalka yürüyüşünü görünce dayanamadım da, sözümü keserek onları kucağıma aldım.”[3] Merhamet ve şefkat bunu gerektirir değil mi?

Değerli Kardeşlerim!

Peygamber Efendimiz’in bu tavrı, çocuklar ile kurduğu sevgi ve merhamet dolu ilişkiyi ibadet eğitiminde de benimsediğini göstermektedir. Çocuğun horlanarak kovulduğu, sesi çıktığında azarlandığı, soru sorduğunda terslendiği bir mescide tazecik gönlünün ısınması nasıl mümkün olabilir ki? Çocuğun ibadeti sevmesi ve benimsemesi, öncelikle ibadet eden büyüklerle aynı ortamı paylaşması ve orada bulunduğundan dolayı taltif görmesi ile mümkün olacaktır.

Çocuklarımızın Allah’a kulluk bilinci, ibadet aşkı ve mescit sevgisiyle büyümesini istiyorsak geliniz; hem gönüllerimizi hem mescitlerimizi onlara açalım. Onların yüreklerine iman mayası çalalım. Yavrularımızın ruhunu camide doyuralım. Kalplerine Allah’ın ve Resulü’nün sevgisini koyalım. Kur’an’ı öğretelim, İslam’ı sevdirelim. Cennet çiçeği çocuklarımızı, adeta birer cennet bahçesi olan camilerimizle buluşturalım. Onları dinî terbiye ile yetiştirelim. Resulullah Efendimiz’in şu öğüdünü hatırımızdan çıkarmayalım:

“Hiçbir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha üstün bir hediye vermiş olamaz.”[4] 

Kardeşlerim!       

Peygamberimiz döneminde çocukla cami arasındaki bu sıcak ilişkinin tekrar yoğun bir şekilde yaşanması amacıyla, Başkanlığımız, “Cami-Çocuk Buluşması” adı altında bir kampanya başlatmıştır.     Bu kampanya aracılığıyla yavrularımızın camiyi şenlendirmeleri ve bütün ayrıntılarıyla camilerimizi tanımaları sağlanacaktır. Bu noktada tüm görevlilerimizin ve cemaatimizin duyarlılığını beklemekteyiz. Unutmayalım ki; camilerimizin imarı, sahip olduğumuz çocuklarımızın manevi imarıyla gerçekleşebilir.

Hazırlayan ve Redaksiyon:

Logged

BİRGÜN GELECEK BİZDE BU DÜNYADAN GÖÇ EYLEYECEGİZ ELBET SANA GERİ DÖNECEGİZ YARAB...
Ahmet Uçar
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Hatiblar ..hatibel.davulcu Ahmet,in Son Oğlu.
Mesaj Sayısı: 832


« Yanıtla #37 : 07 Ekim 2011, 10:51:41 »

İnsanoğlu dünyayı sevmeye ve dünya hayatına ve içindekilere aldanmaya meyilli bir fıtratta  yaratılmıştır. Bu hakikat Kuran-ı Kerim’de “Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır..”(1) şeklinde ifade edilmiştir. Bundan dolayı, dünya nimetlerinin cazibesine kapılan, bütün varını yoğunu sırf dünya uğruna harcayanlar her zaman olmuştur. Oysa ki İslam, madde ile manayı, ruh ile bedeni, dünya ile ahireti mükemmel bir şekilde dengelemiş, bütün inananlardan da bu eşsiz dengenin korunmasını talep etmiştir. Bu hususta Yüce Rabbimiz: “Allah’ın sana verdiğinden   (O’nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu gözet; ama dünyadan da nasibini unutma! Allah’ın sana ihsan ettiği gibi sen de (insanlara) iyilik yap…”(2)  buyurmuştur.

 

Aziz Cemaat!

Günümüzde ne yazık ki bu denge, dünya tarafına doğru kaymaktadır. “Dünyevileşmek” veya “Sekülerleşmek” dediğimiz bu hastalık, maalesef İslam toplumlarında da hızla artış göstermektedir. Sırf dünya için çalışan, tüketen, her zaman kendi çıkar ve menfaatlerini gözeten, durmadan dünyalığa yatırım yapan bir toplum, küresel ölçekte yaşanan birçok dram ve acıya çoğu zaman sessiz kalmaktadır. Bir taraf, her türlü nimet içerisinde zevk ve sefa yaşamakta iken öbür taraf, ne bir lokma ekmek ne de bir yudum su bulabilmektedir. Tamamen dünya hayatına yönelik böyle bir anlayış asla İslam’ın kabul edebileceği bir hayat tarzı olamaz. Nitekim Kuran-ı Kerim’de: “Birtakım insanlar vardır ki ne ticaret ne de alışveriş onları, Allah’ı anmaktan, namazı kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoymaz. Onlar kalplerin ve gözlerin allak bullak olacağı bir günden (ahiretten) korkarlar.”(3)  buyrulmuştur.


 

Değerli Kardeşlerim!

Yüce Dinimiz İslam bizden, itidal ölçülerine uyarak üretmeyi, ihtiyaç duyulan kadar tüketmeyi, bundan arta kalanı da muhtaç kimselerle paylaşarak ahiret yurduna iyi bir hazırlık yapmayı istemektedir. Unutmayalım ki bu dünyadan ahirete götürebileceklerimiz sadece amellerimizden ibarettir. Ne kadar malımız ve mülkümüz olursa olsun sonuçta hepimiz bir kefene sarılacağız ve dünya malı da dünyada kalacak. Hutbemi Tevbe Suresi’nin 24. ayet-i kerimesi ile bitiriyorum: “(Resulüm!) De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret ve beğendiğiniz meskenler size Allah’tan, Peygamberinden ve O’nun yolunda cihattan daha sevgili ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah, fasık topluluğu doğru yola erdirmez.”

 

 

  Recep ERKAN

            İlçe Vaizi-Şemdinli/HAKKARİ

Logged

BİRGÜN GELECEK BİZDE BU DÜNYADAN GÖÇ EYLEYECEGİZ ELBET SANA GERİ DÖNECEGİZ YARAB...
Ahmet Uçar
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Hatiblar ..hatibel.davulcu Ahmet,in Son Oğlu.
Mesaj Sayısı: 832


« Yanıtla #38 : 14 Ekim 2011, 08:55:04 »

                               KONU BAŞLIK DİNİMİZİN DİREGİ NAMAZIMIZ [/color]

Kuran,ı kerim! de insanların Allah’a ibadet etmek için yaratıldıkları bildirilir. Bu sebeple İslam’ın beş şartından dördünü ibadetler oluşturur. Bunların başında da namaz gelir. Bu hususta Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de, “… Namaz müminlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır” buyurmaktadır. İlahî dinlerde farklı şekillerde de olsa namaz ibadetinin var oluşu onun Allah katındaki değerini gösterir.

Peygamber Efendimiz hadislerinde namazı, “dinin direği” olarak nitelemiş, “namaz, gözümün nurudur” buyurmuştur.

Değerli Müminler!

Namaz, kulun Allah ile olan manevî bağının devamını sağlayan, O’nun huzurunda bulunmanın hazzını tattıran rahmanî bir lütuftur. Yüce Kur’an, ihlâs ve samimiyetle edâ edilen namazın insanı kötü ve çirkin davranışlardan koruduğunu bildirir. Sevgili Peygamberimiz namazı müminlere mirac hediyesi olarak getirmiştir.

“Ey müminler! Rükû yapın, secdeye gidin, Rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki, kurtuluşa eresiniz” meâlindeki âyet, namazın bizi kurtuluşa erdireceğini müjdeler. Peygamber Efendimiz, mahşerde müminin ilk sorgusunun namazdan olacağını, namazının hesabını verenlerin diğer hesaplarının da kolay olacağını beyan etmiştir.
Meşru mazereti bulunmayan bir müslüman her hal ve şartta namazlarını kılmakla mükelleftir. Kur’an-ı Kerim’de namazı terkeden bir zümrenin durumları hakkında şöyle buyrulur: “Onlardan sonra namazı zayi eden, şehvet ve dünyevi tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.” Peygamber Efendimiz (a.s): “Namazı kasten terketmeyin. Kim namazı kasten terkederse Allah ve Resûlünün himayesinden uzak kalır” buyurmuşlardır. Ancak tövbe edip halini düzelten kullarına karşı Rabbimizin daima lütufkâr ve merhamet sahibi olduğunu da unutmamalıyız.

Namaz bizi günahlardan arındıran önemli bir ibadettir. Nitekim Resûl-i Ekrem Efendimiz, beş vakit namaz kılmayı bir nehirde günde beş kere yıkanmaya benzetmiştir.” Başka bir hadislerinde de namazlarımızın günahlarımıza keffaret olduğunu belirterek; “Büyük günahlar işlenmedikçe kılınan beş vakit namaz ve eda edilen iki Cuma namazı, bunlar arasında işlenen küçük günahlara kefarettir.” buyurmuştur.

Aziz Kardeşlerim!

Zekât, sadaka, namaz, tövbe ve dua ile manevî arınmanın zirveye çıktığı mübarek Ramazan ayını geride bıraktık. İbadetlerimizi bundan sonra da kulluk şuuruyla îfâ etmeye gayret edelim. Namazlarımızda Allah’ın huzurunda bulunduğumuzu asla unutmayalım; huşûya erebilmek için tâdil-i erkana, yani namazın bütün rükünlerini yerli yerince yapmaya özen gösterelim. Fahr-i Kâinat Efendimiz bir hadislerinde: Her kim abdestini güzelce alır, rükû ve huşuunu tamamlayarak Allah Teâla’nın farz kıldığı beş vakit namazı vaktinde kılarsa, Allah o kimseyi bağışlayacağına söz vermiştir. Böyle yapmayana Allah’ın vaadi yoktur. İsterse affeder isterse azap eder” buyurmuştur.

Cenâb-ı Hakk cümlemizi gönülleri namazla arınan ve Allah rızası gayesiyle istikamet üzere yaşayanlardan eylesin!

İstanbul Müftülüğü
Hutbe Komisyonu

Popularity:
« Son Düzenleme: 14 Ekim 2011, 09:18:28 Gönderen: Ahmet Uçar » Logged

BİRGÜN GELECEK BİZDE BU DÜNYADAN GÖÇ EYLEYECEGİZ ELBET SANA GERİ DÖNECEGİZ YARAB...
Ahmet Uçar
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Hatiblar ..hatibel.davulcu Ahmet,in Son Oğlu.
Mesaj Sayısı: 832


« Yanıtla #39 : 21 Ekim 2011, 10:41:11 »

                         K.BAŞLIGI....          İLİM ADAMLARINA SAYGI



Yüce dinimiz İslam; “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akıl sahipleri öğüt alırlar.” İlkesiyle ilim öğrenmeye, öğretmeye, okumaya, dinlemeye ve bu işleri yapanları sevmeye, onlara karşı saygılı olmaya çok büyük önem vermiştir.

Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerimin çeşitli ayetlerinde şöyle buyuruyor: “Biz bu misalleri insanlara veriyoruz. Onları ancak bilginler düşünüp anlar” “Eğer bilmiyorsanız, ilim sahiplerine sorun.” , “Allah (c.c.) sizden inananları ve kendilerine ilim verilenleri yüksek derecelere ulaştırır.” , “Sakın cahillerden olma” , “Allah’ın kulları arasında, ancak âlim olanlar, O’ na karşı derin saygı duyarlar” .

Hz. Peygamber (s.a.v.) de pek çok hadislerinde ilmi, âlimi ve ilim öğrenenleri övmüş, ısrarla okumaya ve ilme teşvik etmiştir. Hadis kitaplarımız bu çeşit hadislerle doludur. Bazıları şöyledir: “İlim talebi her müslümana farzdır.” “Kim ilim talep ederse, bu onun geçmiş günahlarına kefaret olur.” “İlim öğrenin, çünkü ilim öğrenmek düşmana karşı silahtır.” “Sadakanın en değerlisi, müslümanın ilim öğrenip Müslüman kardeşine öğretmesidir.” “İlim tahsili için sefere çıkan (evine) dönünceye kadar Allah yolundadır. Gurbette ilim tahsil ederken ölen kimse ise şehittir.”

Değerli Kardeşlerim!

İlmin değerini ve insana kazandıracağı faydalan bilen kimseler, ilim sahiplerine saygı göstermeyi medenî bir insan olmanın ayrılmaz bir parçası olarak kabul ederler. Zira bu sevgi ve hürmet, dış görünüşte o âlime ise de, hakikatte ona bu bilgiyi ihsan eden Cenâb-ı Hakk’a gösterilmiş olmaktadır. Bu itibarla, ileriyi gören ve ilmin inkişâfını düşünen müslümanlar, bilgi sahasında tanınmış kimselere saygılı olmayı ulvî bir vazife bilirler.
Aklımızı faydalı bilgilerle bezeyen, bizlere okuma zevkini aşılayıp kitaplarla dost hâle getiren, vatan sevgisi ile ruhumuzu aydınlatan, doğru ve güzel olan şeyleri öğreten, ilahi rızaya açılan yolu tarif eden ilim adamlarına çok şeyler borçluyuz. Onların fedakar çalışmaları olmasaydı hakkı bilmez, hakikati bulamaz ve cehalet bataklığından çıkamazdık.
Kıymetli Müminler!
İlim adamlarına saygıyı, Hz. Ali (r.a.) şöyle ifade ediyor: “Bana bir harf öğreten, beni kendisine köle yapar.” Bu saygı, ilim adamlarının insanlara hayrı öğretmeleri ve faydalı yolları göstermeleri, hiçbir karşılık beklemeden bize dünyevî ve uhrevî vazifeleri talim etmeleri sebebiyle gösterilmiş olmaktadır. “Âlimin atının ayağından sıçrayan çamur, bizim şerefimizdir” diyen Yavuz Sultan Selim’e kadar her devirde ilim adamına saygının en asil örneklerini vermiş bir milletin fertler olarak bu saygıyı her zaman diri tutmalıyız.
Bu vesile ile bize küçük yaşlardan itibaren kalem tutmayı, okumayı, yazmayı, sevgi-saygıyı, edebi-ahlakı, bütün kutsal değerleri öğreten tüm öğretmenlerimizi ve âlimlerimizi saygı ve minnetle anıyor; ahirete irtihal edenlere rahmet diliyoruz.
HAZIRLAYAN: Salih DOĞAN
ÜNVANI :Tut İlçe Vaizi
GÖREV YERİ:Tut/ ADIYAMAN
Adıyaman İl müftülüğünün 20.11.2009 tarihli hutbesidir.

Zümer, 39/9.
Ankebut, 29/43.
Nahl, 16/43.
Mücadele, 58/11.
Enam, 6/35.
Fâtır, 35/28.
Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, I, 120.
Tirmizi, İlim, 2; 5.
A. İbn Hanbel, Müsned, III, 157
Tirmizi, İlim 7; Ebu Davud, İlim, 10.
Tirmizi, İlim 2; İbn Mace, Mukaddeme, 17.

Logged

BİRGÜN GELECEK BİZDE BU DÜNYADAN GÖÇ EYLEYECEGİZ ELBET SANA GERİ DÖNECEGİZ YARAB...
Ahmet Uçar
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Hatiblar ..hatibel.davulcu Ahmet,in Son Oğlu.
Mesaj Sayısı: 832


« Yanıtla #40 : 28 Ekim 2011, 09:43:26 »

                             VEKALET YOLUYLA KURBAN KESMEK?
Kurban Bayramı’na yaklaşmış bulunmaktayız. Yüce Rabbimizin bizleri bu bayrama ve daha nice bayramlara sağlık ve afiyet içerisinde ulaştırmasını niyaz ediyoruz.
Kurban Bayramı’na birkaç hafta kala genel olarak kurbanla, özellikle de vekâlet yoluyla kurbanla ilgili bazı dini bilgileri sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de kurbanlarımızın etlerinin ve kanlarının değil, sadece Allah’a olan bağlılığımızın ve takvamızın O’na ulaşacağını belirtmektedir. Nitekim Hac Suresi 37. ayetinde “Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz, fakat O’na sizin takvanız (Allah’a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır” buyrulmaktadır. Bu itibarla Kurban ibadetinin hikmetini, sadece kurbanı kesmekle değil; etlerinin yakın ve uzak çevremizdeki, hatta gerektiğinde dünyanın öbür ucundaki ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak ve bu yolla Müslümanlar arasında sevgi ve kardeşlik bağını güçlendirmekle gerçekleştirmiş oluruz. Bu sayede toplumsal ve dini kardeşlik duyguları pekişecek, tok açın halinden anlar hale gelecektir.

Muhterem Müslümanlar!
Çocuk okutmak, hasta tedavi ettirmek, hastane ve okul yaptırmak gibi toplumun yararına olan bütün faaliyetler, kişinin amel defterinin kapanmamasına vesile olan hayırlardır. Ancak dinimizde her bir ibadet, hayır ve hasenat ayrı ayrı önem ve anlam taşımaktadır. Bu nedenle, hiçbir ibadet diğerinin yerine konamaz. İbadetlerin yerine getirilmesi için belirli şartların oluşması gerekmektedir. Kurban ibadetinin îfâsı için de maddi imkanın yeterli olması, bu görevin ibadet duygusu ve niyetiyle yapılması şartı bulunmaktadır. Kurban kesilmesi yerine hayır ve hasenat yapmakla bu ibadetin yerine getirilemeyeceği bilinmelidir.

Kıymetli Mü’minler!
Bu ibadetin ruhuna uygun bir şekilde gerçekleştirilebilmesi için hepimize birtakım ödev ve sorumluluklar düşmektedir. Kurbanlarımızı becerebiliyorsak kendimiz kesmeli ya da ehil insanlara kestirmeliyiz. Kurban kesiminde kurbanlıklara eziyet edilmemeli, temizlik ve çevre kurallarına uyulmalı, bunun için hazırlanan gerekli mekânlar ve imkânlar kullanılmalıdır.
Mali bir ibadet olması cihetiyle kesilen kurbanın tümünün ibadet amacına uygun olarak değerlendirilmesi gerekir. Kesilen kurbanın etinin veya ticari değer taşıyan herhangi bir organının kazanç sağlamak için satılamayacağı, kurbanın ücretle kestirilmesi durumunda kurbanın etinin veya herhangi bir parçasının kesim ücreti olarak verilmesinin de doğru olmadığı unutulmamalıdır.

Aziz Müslümanlar!
Günümüzde özellikle şehirlerde yaşayan vatandaşlarımız kurban kesmek için yeterli mekân ve zaman bulamamaktadır. Bunun için çeşitli kurum ve kuruluşlarca vekâletle kurban kesim kampanyaları düzenlenmektedir. Ancak bu konuda yanlış uygulamaların olduğu da görülmektedir. Öncelikle bilinmelidir ki, vekâletle kurban kesimi bir yardım kampanyası değildir. Kurbanlarını vekâlet yoluyla kestirmek isteyen vatandaşlarımızın, dini sorumluluktan kurtulabilmeleri için, kurbanlarının usulüne uygun olarak kesilip kesilmediğini takip etmeleri gerekmektedir. Çünkü ibadet dışında farklı amaçla kesilen hayvanlar kurban yerine geçmez. Kurban kesme ile herhangi bir kimseye veya kuruluşa maddi yardım yapma birbirinden farklı ibadetlerdir. Bunun için de kurban kesmeyip parasını ihtiyaç sahibine vermek dinen kurban kesme sayılmaz. ‘Kesmemek üzere’ vekâletle kurban parası vermek veya almak da dinen uygun değildir. Kesilen kurbanın etleri paraya çevrilmeksizin ihtiyaç sahiplerine dağıtılmalıdır. Çevremizde, ülkemizde ve dünyamızda sayısız ihtiyaç sahiplerinin bulunması bu konuda daha da hassas olmamızı gerektirmektedir. Onların hakkını vermek zorundayız. Bu sayılan dini kurallara riayet etmeyen mükellefin kurban kesme sorumluluğundan kurtulamayacağı bilinmeli ve bu hususlar hatırdan çıkarılmamalıdır.

Bu düşüncelerle Allah katında kurbanlarımızın makbul olmasını diler ve kurbanın getirdiği kardeşlik, dayanışma ve kaynaşma ruhu ile tüm dünyanın barış ve esenlik içinde yaşamasını Cenâb-ı Hak’tan niyaz ederim.

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

« Son Düzenleme: 28 Ekim 2011, 09:45:08 Gönderen: Ahmet Uçar » Logged

BİRGÜN GELECEK BİZDE BU DÜNYADAN GÖÇ EYLEYECEGİZ ELBET SANA GERİ DÖNECEGİZ YARAB...
Ahmet Uçar
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Hatiblar ..hatibel.davulcu Ahmet,in Son Oğlu.
Mesaj Sayısı: 832


« Yanıtla #41 : 04 Kasım 2011, 17:06:40 »

                                                   HAC CI ANLAMAK




Hepimizin bildiği gibi dinimizin dört ana ibadetinden biri de hacdır.
Hac ibadeti, ulvi duygularla doludur. Hacda giyilen ihram dünya elbisesinden çıkıp ahiret elbisesini giymeyi ifade eder ve mahşeri hatırlatır.

Hacılarımızın sık sık tekrar ettiği “Lebbeyk Allâhumme lebbeyk!..Lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk!..İnnel hamde vennîmete leke velmulk!.. Lâ şerîke lek!.” (Allah’ım davetine uydum, emrine boyun eğdim, senin hiçbir ortağın yoktur. Davetine icabet ederek huzuruna geldim. Hamd sana mahsustur. Nimet ve mülk senindir. Senin hiçbir ortağın yoktur) nidalarıyla, insan huzura kavuşur.

Hacda Müslümanlar Beytullah’ı ziyaret ederler, Makam-ı İbrahim’le, Mültezemle buluşurlar, zemzemden doya doya içerler. Mescid-i Haram’da namaz kılıp, namazdayken Kâbe’yi seyretmenin doyumsuz tadını yaşarlar. Safa ile Merve arasında say yaparken Hz. Hacer’in Allah’a imanını, güvenini ve tevekkülünü hatırlarlar. Onun biricik yavrusuna su bulmak için kuş uçmaz kervan geçmez bir vadide heyecanla koşuşunu yâd ederler.

Peygamberimiz “Hac Arafat’tır.”(3) buyurmuştur, Aziz cemaat… Arafat’ta milyonlarca müslümanın yaşlı gözlerle yakarışları gök kubbeyi doldurur. Cenâb-ı Hakk’ın “Bunlar iman edenler gönülleri Allah’ın zikriyle sükunete erenlerdir. Bilesiniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (4) mealindeki âyetinin sırrıyla buluşan kalpler huzurla dolar.
Arafat’ta Ulu Allah’ın affına nâil olan hacılar sel gibi Müzdelife’ye akarlar.
Mina’da İbrahim (a.s.)’ın eşi Hz. Hacer’in ve oğlu Hz. İsmail’in Allah’a teslimiyetine şahit olurlar. Burada Hz. İsmail, babası İbrahim’e, canını, seve seve Allah’a kurban vermeye hazır olduğunu söylemiştir. Hacılar bu hatıralar ortamında şeytan taşlayıp kurban keserler.

Hac yapmak maksadıyla Mekke’ye giden Müslümanlar, Medine’de Resulullah’ı ziyaret etmeye can atarlar. Çünkü Peygamber Efendimiz, “Vefatımdan sonra beni ziyaret eden, hayatımdayken ziyaret etmiş gibidir”(5) buyurmuş, bir başka hadis-i şerifte de “Kabrimi ziyaret edenlere şefaatim vacip olur” (6) diye müjdelemiştir.

Muhterem müminler!
Hac görevini yerine getiren müslümanın, bu heyecanı yakalayabilmesi için, yaptığı ibadetin şuurunda olması ve her davranışında Allah’ın rızasını kazanmayı gaye edinmesi gerekir. Âyette’de buyurulduğu üzere,(7) hacda asla kavga edilmez, kötü söz söylenmez; edep dışı davranışlardan nefsani arzulardan uzak durulur. Tavaf etmek, say yapmak, şeytan taşlamak gibi ibadetlerin arkasında yatan hikmeti düşünmek, hac günleri boyunca ibadetin amacını göz önünde bulundurmak; böyle bir ruh halinde olmak önemlidir.
Hacı adaylarımızı mukaddes topraklara uğurlarken bizleri dualarında hatırlamalarını bekliyoruz. Makbul ve mebrûr bir hac yapmalarını, sıhhat ve afiyet içerisinde gidip-gelmelerini Cenab-ı Hakk’tan niyaz ediyoruz.

1-Bakara Suresi 127
2 -Hac Suresi 27–29
3-İbn-i Mace, Menasik 57
4-Rad Suresi 28
5-Darekutni, II, 278, nr. 192, Beyhaki, Şuabu’l-iman, III, 488 nr. 4251
6-Darekutni, II, 278, nr. 194, Beyhaki, Şuabu’l-iman, III, 490 nr. 4159.
7- Bakara 2/197

Salman YILMAZ
Havaalanı Mah. Yunus Emre Camii
İmam Hatibi
Esenler-İSTANBUL
« Son Düzenleme: 04 Kasım 2011, 20:11:07 Gönderen: Ahmet Uçar » Logged

BİRGÜN GELECEK BİZDE BU DÜNYADAN GÖÇ EYLEYECEGİZ ELBET SANA GERİ DÖNECEGİZ YARAB...
Ahmet Uçar
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Hatiblar ..hatibel.davulcu Ahmet,in Son Oğlu.
Mesaj Sayısı: 832


« Yanıtla #42 : 11 Kasım 2011, 11:45:57 »

                                                                 DİLİN AFETLERİ!

Insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özellik, konuşma kabiliyetidir. Konuşmak, Allah Teala’nın insanoğluna verdiği en büyük nimetlerdendir. Hangimiz dilsiz kalmayı isteriz? Ama biliriz ki her nimetin olduğu gibi konuşmanın da yerinde ve gerektiği şekilde kullanılması gerekir . Zira, insanlarla ilişkilerimizin sağlıklı yürümesi, dilimize yani konuşmamıza bağlıdır. Kulluğumuzun Yüce Yaratan katında değerli olup olmamasında da sözlerimizin, konuşmalarımızın büyük payı vardır.

Onun de dikkat etmemiz gerektiğini bildirmekte ifadelerimize, bu konuda çeşitli uyarı ve tavsiyelerde bulunmaktadır her konuda bizlere yol gösteren Yüce Kitabımız, söz ve için. Ayet-i celilede: “Bir güzel söz, bir bağışlama, arkasından incitmenin Geldiği sadakadan daha hayırlıdır” buyurulur. Yüce Rabbimiz, inciten, gönül kıran konuşmaların, yapılan sadakaların sevabını yok edeceğini bildirmiştir.

Güzel söz söylemenin başlı başına bir sadaka olduğunu beyan eden Efendimiz (as), bir hadisinde şöyle buyurmuştur: “Mümin karalıyıcı, lanetleyici olmaz, edep dışı, çirkin konuşmaz, ağzı bozuk olamaz”.
Başkasının arkasından onun hoşlanmadığı bir üslupla konuşmak, koğuculuk yapmak, yalan yere şahitlik etmek, insanları çekiştirmek, alay ve iftira etmek, kaba ve incitici söz sarf etmek, sövüp saymak … Ahlâk kitaplarımızda bu tür söz ve konuşmalara “dilin afetleri” denilir. Eskiler “Uslûb-i Beyan, aynıyla insan” derlerdi. Yani birinin konuştuğuna bakarak nasıl bir insan olduğunu anlayabiliriz.



Değerli Kardeşlerim!

Allah Rasulü (sav) “Siz bana Dilinizi ve iffetinizi koruyacağınıza Garanti verirseniz, ben de size cenneti garanti ederim” buyurarak, sahip çıkmanın önemine dikkat çekmiştir dilimize. Bir diğer hadisinde şöyle buyurmuştur: “Ademoğlu sabaha erdi mi, bütün azaları dile şöyle yalvarırlar: Bizim hakkımızda Allah’tan Kork! Çünkü Biz sana tâbiyiz. Sen istikamette olursan, biz de İstikamet üzere oluruz. Sen yoldan çıkarsan, biz de çıkarız “. Nitekim günümüzde aile ve sosyal huzurumuzu bozan ve bazan da büyük felaketlere yol açan sebeplerden biri de yalan yanlış ya da çarpıtılmış ifadeler, rencide edici, hakaret içerikli sözler değil midir?
Kimi zaman kendimizi kaptırıp, doğru veya yanlış olduğuna bakmadan bu söylentilerin ardına düşüp, kötü sonuçlar doğuran OLAYLARA sebebiyet vermiyor muyuz? Bu konuda atalarımız ne güzel söylemişler: “Kılıç yarası iyileşir, dil yarası iyileşmez”, “Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı”.
Öyleyse dilimizi, Rabbimizin istediği şekilde terbiye edelim, kendi dilimizle kendi kişiliğimize, edep ve ahlâkımıza zarar vermeyelim. Güzel sözler söyleyerek ahlakımızı güzelleştirelim. Tatlı dil, doğru söz ve güler yüzlerimizle sevgili Peygamberimiz’in rahmet Ahlakını yansıtalım.
Allah cümlemizi rızasına uygun söz ve davranışta daim eylesin.



Emir Faysal ARVAS
Yusuf Agah Cami İmam-hatibi
BEYOĞLU


« Son Düzenleme: 11 Kasım 2011, 11:49:07 Gönderen: Ahmet Uçar » Logged

BİRGÜN GELECEK BİZDE BU DÜNYADAN GÖÇ EYLEYECEGİZ ELBET SANA GERİ DÖNECEGİZ YARAB...
Ahmet Uçar
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Hatiblar ..hatibel.davulcu Ahmet,in Son Oğlu.
Mesaj Sayısı: 832


« Yanıtla #43 : 18 Kasım 2011, 11:15:30 »

                                                  GIYBET

Yüce dinimiz toplumun huzurlu, fertlerin ahlaklı olmasına, kişilerin haklarının, onurlarının ve mahremiyetlerinin korunmasına büyük önem vermiştir. Bundan dolayıdır ki, dinimizde insanların gizli hallerini araştırmak, haksız eleştirilerde bulunmak, iftira atmak, yalan söylemek gibi kötü davranışlar yasaklanmıştır. Toplumun huzur ve güvenini zedeleyen davranışlardan biri de halk arasında dedikodu olarak bilinen gıybettir.

Gıybet, bir kimsenin arkasından, onun hoşlanmayacağı sözler söylemek ve kusurlarından bahsetmektir. Konuşulan sözün doğru olması gıybet yapmak için haklı bir gerekçe değildir. Sevgili Peygamberimiz, bir gün ashabına; “Gıybet nedir, bilir misiniz?” diye sorar. Onlar da; “Allah ve Rasûlü daha iyi bilir” derler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz; “Din kardeşinin hoşuna gitmeyecek şekilde onun ardından konuşmandır” buyurur. Sahabenin; “Ya Rasûlellah! O kimse benim konuştuğum gibi ise yine de gıybet olur mu?” diye sorması üzerine Allah Rasûlü; “Şayet konuştukların o kişide varsa gıybetini etmiş olursun. Aksi halde ona iftira etmiş olursun!” buyurur.

Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de gıybet yapmayı, ölmüş din kardeşinin etini yemeye benzeterek gıybetin ne kadar çirkin bir davranış olduğuna önemle dikkat çekmiştir.

Değerli Müminler!

Başkasının malına onun izni olmadan el uzatmak nasıl ki kul hakkıysa, aynı şekilde kişinin şeref ve haysiyetine dil uzatmanın da bir kul hakkı olduğunu unutmamalıyız. Hatta kişinin şeref ve haysiyetinin onun malından daha değerli olduğu şüphesizdir. Gıybet insanlar arasında fesat çıkardığı gibi ahiret açısından da vebali ağır olan bir günahtır. Nitekim Peygamber Efendimiz (as), insanların gıybetini edenlerin göreceği azabı şöyle açıklar: “Miraca çıktığım gece bir takım insanların yanından geçtim. Bunlar, bakırdan tırnaklarıyla yüzlerini ve göğüslerini tırmalıyorlardı. Cebrail’e (as) bunların kimler olduğunu sordum. O da, “Bunlar, gıybet edenlerdir” dedi.”

Gıybet etmek haram olduğu gibi dinlemek de haramdır. Onun için mümkün olduğunca gıybete engel olunmalıdır. Peygamberimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde; “Kim ki, din kardeşinin gıybet edilmesini önlerse Allah Teâlâ o kimseyi cehennemden korur!” buyurur. Gıybete gıybetle karşılık vermek de caiz değildir. Dinimiz bize kötülüğe iyilikle karşılık vermeyi tavsiye etmiştir. Yüce Rabbimiz, “İyilikle kötülük bir olmaz! Sen, kötülüğü en güzel şekilde sav.” buyurmuştur.

Öyleyse, aziz cemaat, insan onurunu zedeleyen, kırgınlıklara sebebiyet veren ve aynı zamanda kul hakkı olan gıybetten uzak duralım. Gıybetini yaptığımız kimselerle helalleşip hatalarımızdan dolayı tevbe edelim. Hutbemi, Peygamber Efendimizin (as) şu güzel müjdesi ile bitiriyorum: “Kim bana diline sahip çıkmayı ve iffetini korumayı garanti ederse ben de onun cennete girmesine kefil olurum!”

Kadir KORKMAZ
M.Z. Kotku Camii M.K.
Başakşehir/ İstanbul


Logged

BİRGÜN GELECEK BİZDE BU DÜNYADAN GÖÇ EYLEYECEGİZ ELBET SANA GERİ DÖNECEGİZ YARAB...
Ahmet Uçar
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Hatiblar ..hatibel.davulcu Ahmet,in Son Oğlu.
Mesaj Sayısı: 832


« Yanıtla #44 : 25 Kasım 2011, 16:06:13 »

Cuma Hutbesi Hutbe - Hicri Yılbaşı
“Eğer siz O'na yardı‎m etmezseniz muhakkak ki, Allah Teâlâ O'na yardı‎m etmiş‏tir. O zaman ki, kâfirler O'nu çı‎karmış‎‏lardı‎. O ikinin biri bulunuyordu. O ikisi mağarada bulundukları‎ sı‎ra, o vakitte ki, refikine diyordu: ‘Mahzun olma, ş‏üphe yok ki Allah Teâlâ bizimle beraberdir.’ Artı‎k Allah Teâlâ O'nun üzerine sekîneti indirdi ve bunu da görmediğiniz askerlerle teyid buyurdu ve kâfir olanları‎n sözünü alçalttı‎. Allah Teâlâ'nı‎n kelimesi ise, o en yüksektir. Ve Allah Teâlâ azîzdir, hakîmdir.” (Tevbe Suresi, [9:40])
 
Muhterem müminler!

İslam davetinin ilk dönemlerinden başlayarak devam eden tebliğin, Müslümanları devlete ulaştıran kilometre taşlarından birisi de Hicret hadisesidir. Hicret, Peygamber Efendimiz (sav)’in Mekke’den Medine’ye göçmesi olayının adıdır. Hicret’e, alelade bir ikamet adresi değiştirmek gibi bakmamak gerekir. Hicret, İslam tarihinde bir çağın kapanıp bir çağın açıldığı olaydır. Hicret, adaletin, huzurun, insan haklarının, maddi-manevi zenginliklerin artırılarak insanlık onurunun korunacağı, insana insan olma şerefinin yeniden bağışlanacağı günlerin müjdecisi olan tarihtir.

 

Muhterem kardeşlerim!

Son peygamberini insanlığın kurtuluşu için gönderen Rabbimiz, evvela Resulünden hak dine gizli davet etmesini istemiş, daha sonra açıktan açığa tebliğe başlamasını emretmiş ve böylece dünyaya hak mesaj yayılmaya başlamıştı. Her peygamberin tebliğinde olduğu gibi, Peygamber Efendimiz(SAV) de müthiş bir karşı çıkışla karşı karşıya geldi. Uzun işkence ve protesto yıllarının ardından Mekkeli müşrikler, tebliğ ve davetine mani olamadıkları İslam Peygamberini, yok etme kararını aldılar. Bunu Kur’an-ı Kerim şöylece beyan ediyor: “Ve hani bir zamanda o kâfirler, seni tutup bağlamalar‎ı veya seni öldürmeleri veya seni çı‎karmalar‎ı için sana tuzak ve hile hazırlıyorlardı‎. Ve onlar hilede bulunurlar. Allah Teâlâ da hileleri bozar ve Allah Teâlâ hileleri bozanların en hay‎ırlı‎sı‎dı‎r.” (Enfal Suresi, [8:30])Herkes plan yapar ama, Allah da plan yapar ve kurulan tuzakları bozar. Müşriklerin kurmuş olduğu tuzaklar da Medine’de parlayan İslam meş’alesiyle bozuldu. Ölüm kararının alındığı miladi 622 senesinin bir sıcak gününün gecesinde Mekke tebliğ dönemi sona ermiş, artık Yesrib’in “Medine-i Münevvere” olacağı çağa geçilmiş oldu. 

 

Muhterem kardeşlerim!

Mekke’de on üç sene süren zorlu davet döneminde İslam ve onun peygamberi uğrunda sergilenen fedakarlık örnekleri, Hicret gecesinde de sergilendi. Örneğin, Hz. Ali (ra) efendimiz, bir gül bahçesine girercesine belki de biraz sonra hayatından olabileceği ölüm yatağına; yani Efendimiz’in yatağına yatarak, dini uğrunda en büyük fedakarlık örneğini sergiledi. Hz. Ebu Bekir (ra) efendimiz, hem canını, hem malını, hem oğlunu hem de kızını hicret gecesi Efendimizin emrine vererek her zamanki cesaret ve fedakarlığını ortaya koydu. Kendi canından ziyade Efendimiz’in hayatı hakkındaki endişesi Kur’an’ımızda şöylece ebedileşti: “Eğer siz O'na yardı‎m etmezseniz muhakkak ki, Allah Teâlâ O'na yardı‎m etmiş‏tir. O zaman ki, kâfirler O'nu çı‎karmış‎‏lardı‎. O ikinin biri bulunuyordu. O ikisi mağarada bulundukları‎ sı‎ra, o vakitte ki, refikine diyordu: ‘Mahzun olma, ş‏üphe yok ki Allah Teâlâ bizimle beraberdir.’ Artı‎k Allah Teâlâ O'nun üzerine sekîneti indirdi ve bunu da görmediğiniz askerlerle teyid buyurdu ve kâfir olanları‎n sözünü alçalttı‎. Allah Teâlâ'nı‎n kelimesi ise, o en yüksektir. Ve Allah Teâlâ azîzdir, hakîmdir.” (Tevbe Suresi, [9:40])Allah Peygamberini yalnız bırakmadı ve müşrikleri hüsrana uğrattı.

 

Değerli kardeşlerim!

Hicret gibi bir büyük tarihi olayı bir hutbe çerçevesinde anlatmak zordur. Bunun içindir ki, Müslümanlar her sene hicri yılbaşı kutlamalarını çalışma programlarına alarak enine boyuna hicretin önemini kavramaya ve verdiği mesajları anlamaya çalışmalıdırlar. Bir hicri yılbaşını daha idrak ettiğimiz bu günümüzde, kan ve göz yaşının sel olup aktığı İslam dünyasını en kısa zamanda yeniden hicretle sahabenin elde ettiği mutlu neticelere ulaştırmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ederken, bütün İslam aleminin yeni hicri yılını tebrik ediyor ve hayırlara vesile kılmasını Rabbimiz’den niyaz ediyoruz.

 

IGMG İrşad Başkanlığı

Logged

BİRGÜN GELECEK BİZDE BU DÜNYADAN GÖÇ EYLEYECEGİZ ELBET SANA GERİ DÖNECEGİZ YARAB...
Sayfa: « 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 »
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!