Ahmet Uçar
Aliçerçili
Offline
Sülale: Hatiblar ..hatibel.davulcu Ahmet,in Son Oğlu.
Mesaj Sayısı: 832
|
 |
« : 29 Ekim 2010, 09:19:37 » |
|
Bu mektubu baştan sona okumanızı tafsiye ederim!
Allahın selamı rahmeti bereketi üzerinize olsun Haşim ağabey, Geçen yılki Kadir gecesi programınıza katılmayı Rabbim nasip etti. O gece Canlı yayına katılan şehit annesiyim ben ”Rabbimin bildirdikleriyle emin olduğum dünyadayken cennetlik oluşu tescilli bir evlada , bir küçük şehide anne olmak lütfuna Cenabı Mevlam mazhar kıldı demiştim ve sizden dua talep etmiştim. Hatırlayacağınızı umuyorum. Cennetlik demiştim, çünkü Rabbimin Kuran-ı Kerim de vildanun muhalledun tabiriyle cennet çocuklarını böyle nitelendirdiğini öğrenmiştim. Böylelikle büluğa ermeden Rabbime yürüdüğü için cennetlik oluşundan emindim. Şehit demiştim zira 1, 5 yıllık bir zaman diliminde amansız bir hastalığın pençesinde kıvranmıştı.Çocukluğunun en güzel dönemlerini hastane odalarında dört duvara hapsolarak geçirmişti.Kanserin en agresif olanıyla savaşmış ne yazık ki yenik düşmüştü bir savaş şehidi değildi belki ama yine de şehit oluşundan kuşku duymadım. Bir ayeti kerime okumuştum” Hiçbir yaratık yoktur ki dizgini Allah’ın elinde bulunmasın” Oğlum masum ve günahsızdı Rabbim dileseydi dizginlerdi hastalığı ama bir hikmeti olmalıydı . Oğlumu seçilmişlerden kıldı Rabbim. O nu bu fani dünya yerine cennete layık kılmasının bedeli olmalıydı elbette bana göre bu bedeli ödemişti yavrum. O İbrahim ‘a.s’ ın bakmakla yükümlü olduğu cennet çocukları kafilesinin bir ferdi olmak şerefine nail olmuştu. Cennet ahalisine ve (şayet nasipse anne ve babası yanına gidebilirse onlara da) ebediyen çocuk sevme zevkini tattıracak masumlar kervanına katılacaktı. O dünyadayken yaşayışıyla cennetlik olmaya adaydı.. Ama biz kalp gözleri kör, Rabbin tertemiz ihsan ettiği ruhlarımızı kir-pas içinde bırakan mücrim ailesi kavrayamamıştık evladımızdaki fevkaladeliği. O 4 lü yaşlarda babasıyla bayram namazlarına, 7-8 yaşlarında tek başına Cuma namazına gidecek kadar farklıydı. Kaldı ki buna onu teşvik eden de yoktu. Size neden mi yazıyorum bunları Haşim ağabey. O gece canlı yayında siz demiştiniz bir şehit katıldı aramıza” işte o an yüreğime çöreklenen ruhuma yerleşen o hali anlatmaya kelimelerim yetmiyor.Az çok hissettiğim her duyguyu eksik noksan da olsa anlatabiliyorken o an dilim düğümlendi ruhum kilitlendi. o an oğlum yanı başımda olsa ancak o kadar heyecanlanırdım. Oğlum ötelerden mesafeler aşıp gelmişti sanki öylesi bir kutlu sevinç belirdi içimde sizin sözlerinizin akabinde. Oğlum ötelere gideli 15 ay doldu. Yanıma kim gelse hep oğlumdan söz etmek istiyorum hidayetime Rabbimin vesile kıldığı bu küçük mücahidi anlatmak istiyorum bize yaşattığı o ıstırapla harmanlanmış güzellikleri paylaşmak istiyorum. Ama taşlaşmış yürekler, katılaşmış vicdanlar beni anlamıyor, bu acıyla tanışıklığı olmayan böylesi bir acıya aşinalığı olmayanlar beni anlayamıyor derdim içime düğümlenip kalıyor ağabey. İnsanlardan uzaklaşıyorum dünyaya dair konuşmalardan uzak kalabilmek için elimden geldiğince geri çekiyorum kendimi. Dünyayı ve dünya lezzetlerine kapılan insanları tanıyor olmalısınız ağabey çok uzak kalamıyorsunuz çevrenizin tamamına yakını öyle dostlardan ve akrabalardan kuruluysa şayet. Kadir gecesinde sizinle konuştuktan sonra oğlumu ve gayb aleminden gördüklerini bize naklettiği kadar sizinle ve gözyaşı ailesiyle paylaşmak istedim beni en iyi siz anlayabilirdiniz. Radyomuzla tanışalı çok olmadı ama programlarınızda yansıttığınız coşkuyu Allah ve Resulüne olan aşkınız döktüğünüz gözyaşlarınız; çorak gönüllere estirdiğiniz meltem rüzgarları, kıraç çöllere dönen yüreklerde ilahi aşk filizleri yeşerttiğiniz ve ağlamayı unutan tuz göllerine dönen gözlere ağlamayı yeniden öğrettiğiniz bir dolu buğulu göz ordusunun mimarı olduğunuz için beni en iyi sizlerin anlayabileceğini düşündüm bu nedenle içimin acısını sizinle paylaşmak istedim. Ve birkaç da soru iliştiriyorum satır aralarına yanıtlayacağınızı ümit ederek Haşim ağabey. Diliyorum ve umuyorum ki İnşallahu Teala bu mektup elinize ulaşır. İçimi bir söz çok acıtıyor ağabey. Çok ıstıraplı bir süreçten geçti yavrucağım dile kolay tam 1,5 yıl son 2,5 ayı ise tam bir işkence idi “böyle acı çekerek vefat eden masumlar, anne-babalarının günah yükünü hafifletmek için ıstırap çekerlermiş” böyle söylüyorlar. Yavrum ahrette şefaat edebilmenin temellerini böylelikle mi attı Rabbim merhametlilerin en merhametlisiyken bu sözdeki doğruluk payı nedir?( Sorumun biri bu….) Sabır yiğidiydi oğlum Cenab-ı Mevlam sanki oğluma Hz Eyyüp a.s ın sabrından bir hisse vermişti. Hastalıkla tanıştığı zamanlarda gözyaşı dinmeyen anacığını teselli ediyordu.” Anne üzülme Allah kulunu yarattığı zaman bir deftere, yaşayacaklarını, ne zaman öleceğini yazar sonra yürü ya kulum der yollarmış dünyaya gidebildiği yere kadar gideceğiz” demişti.Bu sözleri zikrettiğinde 10 yaşındaydı henüz ve yaşından umulmayacak bir teslimiyetle kendini bırakmıştı Rabbimin insiyatifine. Dini eğitimi yalnızca öğrendiği birkaç sureden ibaret olan bir masumun bu sözleri ve metaneti beni şaşırtmıştı. Söyleyene değil söyletene bakmalıydı elbette ama bunu bile düşünmekten acizdik o zamanlar.
Onca acısına rağmen bir kez bile isyan edişine şahit olmadım.Henüz 11 indeydi. Ebedi aleme sefere çıktığında. Bir kez şu cümleyi kurdu “ Anne ben ne suç işledim de Allah bana bu hastalığı verdi diyerek ağladı” BU cümleyi kurduğunda gözlerini kaybetmişti Rabbim bu dünyaya perdelerini kapatmıştı. Sen günahsızsın, meleksin, özel çocuksun Allah hem bu kadar sıkıntıyı sevdiği kullarına verir demiştim de. “ Hayır benim bir günahım olmalı diyerek kendinde hata aramıştı küçük meleğim. Bizim boyumuza kadar battığımız günahlarımız mı bu çetin imtihanı yaşattı hem bize hem de masum yavrumuza?. Bu yüzden kendimi suçluyorum affedemiyorum ağabey. (İkinci sorum budur!) Artık tıbben yapılacak bir şey kalmadığını evimize götürmemizin iyi olacağını söyleyip kaderimize terk ettiklerinde. Ağrılarını bir makineden 24 saat aralıksız morfin göndererek dindiriyorduk. Hastalık beyinciği kapladığı için artık tüm vücut fonksiyonlarını hızla yitiriyordu. Birkaç aydır beslenmemesine rağmen Rabbim şahittir ki ağzı miskler gibi kokuyordu hiç ağız kokusuna şahit olmadım düşünün ağabey oruçlunun bile nefesi kokmaktayken. Bedeni zaten yıkanmayı unutmuştu teninde tek bir necis koku oluşmadı 1. 5 yıl boyunca.Vefatından sonra yarı aralık dudaklarından öptüm öptüm dişlerine değdi dudaklarım sanki bir sedefi bir inciyi öpmüş gibi oldum yemin ediyorum sanki fırçalanmış gibi bembeyaz temiz dişler. Kemoterapilerden sonra kararan teni sarıya yakın bir beyaza dönüşmüştü. Hayattayken çirkinleşen yüz, şişen yanaklar vefatıyla öyle güzelleşti ki şişlikten eser kalmadı. Gülemeyen yüzü hareket etmeyen mimikleri artık bırakmıştı kendini ne güzellikler gösterilmişti de o güzel yüzü gülümsüyordu artık. Oğlum vefatından birkaç gün önce mana aleminden görüntüler görmeye başladı. Bu fani aleme zaten o simsiyah iki güzel cevheri kapanmıştı ilahi emirle kör olmuştu.. Kendini çağıran o beyaz uzun elbiseli bıyıklı gencin “gel” çağrılarına kayıtsız kalıyordu.” Anne beni götürmek istiyor. Benden korkuyorsun biliyorum ama benden sana zarar gelmez korkma “diyormuş.O beyaz elbiseli zat. Oğlum ise ret ediyordu “ ben anne- babamdan ayrılmak istemiyorum gel” diyordu yine de biz seni onlardan daha çok seveceğiz”. Oğlum onunla hasbihal ediyor sonra bize dönerek anlatıyordu aralarında geçen diyaloğu. Dahası ahrete göçmüş oğlumun tanıdığı birkaç isimde vermişti gel bak şu kimselerde burada dese de ; oğlumu hiçbir şey Cezbetmiyor olmalıydı ki Başıyla hayır gibilerinden işaretler ediyor, eliyle iteliyor başını diğer tarafa çeviriyordu . zaman zaman yaptığı işaretlerden yalnız olmadığını anlıyorduk .Beyaz elbiseli amcasının bir tane elbisesi olduğundan onun hiç kirlenmediğinden bahsediyordu. Bizlere bomboş dört duvar ona kalabalıktı. Bebek seviyordu sanki birilerine eliyle işaret ediyor gülümsüyordu.Bize vasiyet ediyordu sonrasında gidin koruyucu aile olun bana bebek getirin ben bebek sevmek istiyorum diyordu.
Veda günüydü bizim en acı günümüz; oğlumuzun ise Şeb-i Arusu idi. O düğün gecesinin ne olduğunu kavrayacak yaşta olmasa da. Rahmetullaha kavuşacağının işaretlerini alıyor hazırlanıyordu bu yolculuğa Ablasına sesleniyor her şeyimi hazırlayın bugün gideceğim “ anne en güzel beyazlarını giy seni götüreceğiz” diyorlar. Yolculuğun nereye olduğunu idrak etmiş ama giyeceği en güzel beyazın kefen olduğunu bilmiyordu oğlum. Gaybı bilen sadece Allah belki de oğluma nurdan elbiseler gösterilmişti. “anne ben ölüyorum Allah beni almak istiyor” nidasıyla ölüme koşar adım yaklaşıyordu.Ben ölüyor , ölüyor diriliyordum adeta. Varın bizim yaşadığımız acı ve ıstıraplı o günü hayal edin ağabey “oğlum beni nerelere bırakıp gidiyorsun, beni kimlere bırakacaksın dediğimde.” Seni dayılarıma ve tabiî ki bir de babama emanet ediyorum. Gözümü arkada koymayın demişti aslan oğlum.Anneme ne yaparsanız ablama da aynı şekilde davranın demişti. Söyleyin ağabey hangi anne-baba- kardeş –eş birilerinden sorumlu olan hangi birey ecel şerbetini yudumlarken ardında bıraktıklarını emanet etmeyi düşünebilir can derdine düşmüşken elbette Allah dostları istisna..
Oğlum tüm ümitlerini oğluna bağlamış ondan başka sevdiği sevgilisi olmayan anacığına evlattan öte ;ana,baba, ağabey olmuştu. İnanın bana şu dünyada en çok sevdiğim varlıktı o babasından ve benden helallik aldıktan sonra, sütüm için ayriyeten helallik istedi. Rabbim bu küçük mücahide neler söyletiyordu böyle. Yüreğim bir yangın yeriydi sanki, ıstırabı canımı acıtıyor , gideceğinin acısı tüm azalarımı sarmıştı adeta. daha yanı başımdayken özlemi içime düşmüş aynı zamanda da bir masum böyle sıkıntı yaşarsa biz mücrimler ne oluruz düşüncesiyle kıvranıyordum. Ve bir annenin ağzından belki asla çıkmayacak şu cümleler döküldü dudaklarımdan .daha ağzımdan çıkar çıkmaz nadim olmuştum şimdi de çok pişmanım.” Rabbim ne olur bana kırgın olup olmadığını söylesin rüyamda huzur bulayım “duasıyla düşümde benle konuşacağı günü bekliyorum “oğlum git artık” dedim kalbi incinmiş olmalı ki “ çok mu istiyorsun gitmemi” dedi “ asla hiç ister miyim, acıların dinsin artık” yanıtını verdim. Konuşan dili sustu bu diyalogtan sonra bir daha hiç konuşmadı oğlum. Göğsü nefes alışverişinde kuş gibi çırpınıyordu dayanamadık ve diazem iğnesi yaptık. Hiçbir canlının ölüm anına şahitlik etmemiştim meleğim, can parçam hariç Ebedi alemin rotasına girdiğinde başlayan kur-an tilaveti vefat anına kadar aralıksız sürdü. Rabbimize yürüdüğü o an oğlum oğlum yavaş yavaş sakinleşti hırıltıları dindi rahatladı ve sanki derin bir uykuya daldı. Nefesinin çıkış anını bile hissedemedik. Akşam ezanında dünyaya merhaba diyen bu ruh yine akşam ezan vaktinin girdiği zamanda ruhunu iade etti sahibine. Şuna inanıyorum oğlum gönül rızasıyla ruhunu teslim etti hangi vaatlere hangi güzelliklere kanatlandı ruhu minik şehidimin bilemiyorum, belki git deyişim incitti onu bana kırılarak gitti. Çok pişmanım keşke demenin bir işe yaramayacağını bile bile keşkelerin acısıyla kıvranıyorum ağabey. Söyleyin lütfen belki kalbinize Rabbim ilham eder kırılmış mıdır annesine evladım? Ben o sözleri sarf ettim diye ve vefatından sonra dimdik durup Rabbime hamd edip feryat etmeye , ağıta hazırlananları; Oğlumun o güzel cesedine ve hala evimizde bir yerlerde gezinip bizi izlediğini ümit ettiğim güzel ruhuna sıkıntı vermesin diye susturduğum için ve sızlanıp feryat etmediğim için dedikodulara maruz kaldım. Bıkmıştı evladından demişler. yavrumun gidişine sevindiğimi bile düşündüler sanırım.
Rabbimin lütfuydu o metanet benden değil zira ben intiharı düşünmüştüm pek çok kez. “O ilk musibet anı önemli demişlerdi bana dayan isyan etme sonrası önemli değil zaten yapacağın bir şey yok kabullenmek mecburiyetindesin”. İnşallahü Teala isyan etmediğimi umuyorum.Dedikodu eden insanlar anlayamadılar ki içime düşen yangının mahiyetini , kaybettiğimin önemini kavrayamadılar ki. Asker yolu bekleyecektim, evlendirecektim doğabilme ihtimali olan torunlarımı sevecektim. Ve hep konuşurduk yaşlılığımda bana oğlum bakacaktı.”Ya istemezse eşin derdim, boşarım anne derdi. Dahası ve en önemlisi beni kabrime oğlum koyacaktı tek oğlumdu en çok ona yaraşırdı anacığını yeni evine yerleştirmek. Öyle sözleşmiştik.Böylesi şeyleri konuşabileceğim kadar büyümüştü o küçük cesede hapsolan ruhu Oğlumla birlikte tüm hayallerim ve planlarımda öldü. Anladım ki uzun soluklu düşler kurmayacakmışız ileriye yönelik Rabbim bunu acı bir şekilde öğretti bana.
Oğlumun cenaze namazını Nakşibendi tarikatının Antalya vekili kıldırdı. Oğlumu yıkayıp kefenleyenler başka bir cemaattendi. Allah rızası için yıkadılar kefenlediler. Defin sonrası telkini yine tarikat ehli bir hafız efendiye nasip oldu . Ve hiç tanımadığımız kimselerden kabri başında hatimler hediye edildi oğluma hatimlerle defin olundu. <defin işlemini meslek edinen bunları ücret karşılığı yerine getiren hiç kimse nasip olmadı oğluma. Bunları bir övünç kaynağı olsun diye söylemiyorum zira bu bizim nasibimiz değildi küçük meleğimindi. biz dinimizi yaşayabilen bir aile değildik sadece inanıyorduk tesettür yoktu namaz yoktu , kulluğun gerekleri yoktu bizde. Rabbimin emirlerini çiğniyorduk. Rabbim sevdiği küçük kulunun vefatının tüm gereklerini tanımadığımız insanlar aracılığıyla yerine getirtti. İnanıyorum ki bu küçük şehide yapılanlarla sevaplardan nasiplenme seferberliğiydi bu. Allah severse bir kulunu , kullarına da onun sevgisini aşılıyor olmalıydı. Cennetin müjdesi derler evlatlara anneler için, efendimiz cenneti annelerin ayakları altına sergen eder. Bizde ise tam tersi oğlumun önüne serebileceğim cennet için bir yatırımım yok bilakis artık oğlumun dizi dibinde, onun ayaklarının dibindeymiş cennet o öpüp öpüp kokladığım bembeyaz soğuk mermere dönüşen ayakların dibinde Rabbime milyonlar değil milyarlarca kez hamd etsem yine az gelir.
ELHAMDÜLİLLAHİRABBİLALEMİN benim gibi bir anaya böyle kumaşı cennetlerden dokunma bir evladı bahşettiği için ve talihli analar sınıfına koyup kendini buldurduğu için. Bir yanım onun adına çok mutlu kabir, haşır korkusu yaşamadan Rabbimin gazabıyla tanışmadan Rahmetullaha ulaştı. Bu şer dolu dünyadan yakasını sıyırdı. Ama anne yanım yok mu o yanımın serzenişini bastıramıyorum işte çok özlüyorum.Benim için sevgiydi, sevgiliydi O. Yokluğunun 15. Ayı doldu sanki 15 asırdır ayrı gibiyim ağzımın tadını bedenimin canını her şeyi beraberinde götürdü. Oğlum hidayetime vesile oldu. Ablasına nasihatler ede ede, bizlere ibretlik sözler sarf ederek yürüdü Rabbine küçük mücahidim. Sizden Allah ve Resul aşkıyla döktüğünüz gözyaşları hürmetine dualarınızı rica ediyorum. Rabbim beni bu beşeri sevgiden kurtarsın istiyorum.Kendi sevgisi ve Resulünün sevgisiyle donatsın yüreğimi inşallah. Oğlumu yad ettiğim an içimden çağlayanlar coşuyor gözlerime hücum ediyor.Rabbimi ve Efendimizi anınca gözümden sadece birkaç damla yaş akabiliyor o da çok ender. Oğlumun değil Rabbimin sevgisi yüreğimi çağlayanlar gibi coştursun istiyorum. Olmuyor olamıyor ağabey. Ben öyle yetiştirilmedim elbet, böyle hayır dualar alabileceğim islamiyeti hakkıyla yaşayan bir aileye sahip değilim.Çevre ve aile faktörü hiçbiri benim lehime değil. Oğlumu kaybedeli dünya lezzetlerinden insanlardan elimi eteğimi çektim. Oğlumun acısının gayretiyle ona kavuşamama korkusuyla kendimi dış çevreden muhafaza etmeye çabalıyorum. Ben ve benim gibi evlat acısıyla yürekleri yanan analar için dualarınızı istiyorum Allah rızası için ağabey.
Dua edin ki Rabbim efendimizin şefaatinden sonra evladımızın şefaatinden mahrum bırakmasın. Dua edin ki Rabbim kalbimizdeki beşeri sevgiyi ilahi sevgiye ve muhabbetullaha dönüştürsün. Bizim gibi bağrı yanık analar için de bir program yapsanız. Ben yavrumun Allahın rahmetine kavuştuğunu ümit ederek teselli buluyorum.Ancak bunu idrak edemeyip evlatlarının toprak altında yatıp çürüyüp yok olduğunu düşünen analar az değil. Allah razı olsun Haşim ağabey Hakkınızı helal ediniz bu kardeşinize… Kaynak. Gözyaşı fm. Haber kaynagı.
|