26 Temmuz 2026, 22:07:24 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Bağlantılar Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: 1 2 »
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kutlu Doğum Haftası /2009  (Okunma Sayısı 10302 defa)
Ali Rıza Özaslan
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1044



WWW
« : 14 Nisan 2009, 10:51:57 »

Nebiler Nebisinin miladi takvime göre dünyaya teşrifleri,gelenek hale gelen"kutlu doğum haftası,14-20 Nisan 2009" tarihlerinde çeşitli etkinliklerle yaşatılacaktır.

Bu vesileyle"Alemlere rahmet olarak gönderilen bir kul ve rasul,Hz. Muhammed'e salat ve selam olsun..."

Muhammed'den muhabbet oldu hasıl,
Muhammed'siz muhabbetten ne hasıl...
Logged

Kulluğun İdrakinde / Kul Olmadık Mevlaya
Ali Rıza Özaslan
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1044



WWW
« Yanıtla #1 : 14 Nisan 2009, 10:52:47 »

Naat

Seccaden kumlardı..
Devirlerden, diyarlardan
Gelip, göklerde buluşan
Ezanların vardı!.

Mescit mümin, minber mümin...
Taşardı kubbelerden tekbir,
Dolardı kubbelere amin..

Ve mübarek geceler dualarımız;
Geri gelmeyen dualardı...
Geceler ki pırıl pırıl
Kandillerin yanardı..

Kapına gelenler ya muhammed,
uzaktan, yakından
Mümin döndüler kapından...

Besmele, ekmeğimizin bereketiydi;
İki dünyada aziz ümmet,
Muhammed ümmetiydi...

Konsun  yine - pervazlara
Güvercinler,
hu hu lara karışsın
Aminler,
Mübarek akşamdır;
Gelin ey fatihalar, yasinler...

Şimdi seni ananlar,
Anıyor ağlar gibi...
Ey yetimler yetimi,
Ey garipler garibi;

Düşkünlerin kanadıydın
Yoksulların sahibi..
Nerde kaldın ey resul,
Nerde kaldın ey nebi!..

Günler ne günlerdi, ya
Muhammed!..
Çağlar ne çağlardı;
Daha dünyaya gelmeden
Müminlerin vardı...

Arif Nihat Asya
Logged

Kulluğun İdrakinde / Kul Olmadık Mevlaya
Ayşe Gür Teke
Yönetici Yardımcısı
*****
Offline Offline

Sülale: Dervişler..
Mesaj Sayısı: 1262


« Yanıtla #2 : 14 Nisan 2009, 15:23:25 »







GÖNLÜMDEKİ SOLMAYAN GÜLÜM...SULTANIM...



SEN GİDELİ YERYÜZÜ YETİM..EY YETİMLER SAHİBİ...RÜYALARIMIZA GELLLLLLL......................
« Son Düzenleme: 14 Nisan 2009, 15:33:39 Gönderen: Menzilli » Logged

Güven tek kullanımlıktır
Abdullah Demir
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Misafir (karayahyalı)
Mesaj Sayısı: 65



« Yanıtla #3 : 14 Nisan 2009, 23:21:46 »

1989 yılından bu yana 14-20 nisan tarihleri arasında bütün türkiyede kutlu doğum haftası adı altında çeşitli etkinlik ve aktivitelerle peygamber efendimizin doğumunu kutlamaktayız.bütün inananlara ve müslüman alemine hayırlara vesile olması dileklerimle, selam ve dua ile
abdullah DEMİR
« Son Düzenleme: 14 Nisan 2009, 23:23:54 Gönderen: Abdullah_demir » Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #4 : 15 Nisan 2009, 00:56:24 »





Hz. Ali'nin (ra) torunlarından İbrahim b. Muhammed (ra) rivayet ediyor:

"Dedem Hz. Ali, Peygamber Efendimizi anlatırken Onu şöyle tavsif (vasıflandırırdı) ederdi:

"Peygamber Efendimiz, ne aşırı derecede uzun, ne de kısa idi; O bulunduğu topluluğun orta boylusu idi. Saçları, ne kıvırcık ne de dümdüzdü; hafifçe dalgalı idi. Mübarek yüzlerinin rengi kırmızıya çalar şekilde beyaz; gözleri siyah; kirpikleri sık ve uzun; omuz başları iri yapılı idi. O, insanların en cömert gönüllüsü, en doğru sözlüsü, en yumuşak tabiatlısı ve en arkadaş canlısı idi. Kendilerini ansızın görenler, O'nun heybeti karşısında çok şiddetli heyecanlanırlar; üstün vasıflarını bilerek sohbetinde bulunanlar ise, O'nu herşeyden çok severlerdi. O'nun üstünlüklerini ve güzelliklerini tanıtmaya çalışan kimse; Ben, gerek ondan önce, gerek ondan sonra, onun gibi birisini görmedim, demek suretiyle, O'nu tanıtma hususundaki aczini ve yetersizliğini itiraf ederdi. Allah'ın salat (dua, Peygamberimize (sav) yapılan dua, istiğfar, rahmet, namaz) ve selamı O'nun üzerine olsun."71

Rabbim şefeatından bizleri mahrum etmesin
« Son Düzenleme: 15 Nisan 2009, 00:58:26 Gönderen: Mehmet Sayın » Logged

Karalar
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321



WWW
« Yanıtla #5 : 15 Nisan 2009, 09:28:32 »

Bir Gece



Ondört asır evvel, yine bir böyle geceydi,

Kumdan, ayın ondördü; bir öksüz çıkıverdi!

Lakin, o ne hüsrandı ki hissetmedi gözler;

Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi!



Nerden görecekler? Göremezlerdi tabii,

Bir kerre, zuhut ettiği çöl en sapa yerdi;

Bir kerre de, ma'mure-i dünya, o zamanlar,

Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.



Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;

Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!

Fevza bütün afakını sarmıştı zeminin,

Salgındı, bugün Şark'ı yıkan, tefrika derdi




Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz,

Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!

Bir nefhada insanlığı kurtardı o ma'sum,

Bır hamlede kayserleri, kisraları serdi!



Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi;

Zulmün ki, zeval aklına gelmezdi, geberdi!

Alemlere, rahmetti, evet şer'-i mübini,

Şehbalini adl isteyenin yurduna gerdi.




Dünya neye sahipse, onun vergisidir hep;

Medyun ona cemiyetti, medyun ona ferdi.

Medyundur o mas'uma bütün bir beşeriyyet...

Ya Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile haşret.


Mehmet Akif Ersoy
Logged
Furkan Kavalci
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Karalar
Mesaj Sayısı: 161


« Yanıtla #6 : 15 Nisan 2009, 19:24:58 »

Logged
Ayşe Gür Teke
Yönetici Yardımcısı
*****
Offline Offline

Sülale: Dervişler..
Mesaj Sayısı: 1262


« Yanıtla #7 : 15 Nisan 2009, 22:21:32 »

VEDA HUTBESİ


●●●●●●●●●●●●●●●●●●●●●●●●●●●●●●●●●●[color=purple] (9 Zilhicce l0 H./8 Mart 632 M.
 Cuma) Peygamberimiz Hz. Muhammet (s.a.s.) Vedâ haccında, 9 Zilhicce Cuma günü zevâlden sonra Kasvâ adlı devesi üzerinde, Arafat Vâdisi'nin ortasında 124 bin Müslümanın şahsında bütün insanlığa şöyle hitabetti. Bismillahirrahmanirrahim "Hamd Allah'a mahsustur. O'na hamdeder, O'ndan yardım isteriz. Allah kime hidâyet ederse, artık onu kimse saptıramaz. Sapıklığa düşürdüğünü de kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki; Allah'dan başka ilâh yoktur. Tektir, eşi, ortağı, dengi ve benzeri yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve Rasûlüdür. " ●●●●●●●●●●●●●●●●●●●●●●●●●●●●●●●●●● Ey Nâs! Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedî olarak bir daha berâber olamayacağım. İnsanlar! Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay, bu şehriniz Mekke nasıl kutsal bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, nâmus ve şerefiniz de öylece mukaddestir; her türlü tecâvüzden masûndur. Ashâbım! Yarın rabbınıza kavuşacaksınız. Bugünkü her hâl ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız. Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsinler. Olabilir ki, bildirilen kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlayarak hıfzetmiş olur. Ashâbım! Kimin yanında bir emânet varsa, onu sâhibine versin . Fâizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Fakat aldığınız borcun aslını ödemek gerekir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle bundan böyle fâizcilik yasaktır. Câhiliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz de Abdülmuttalib'in oğlu amcam Abbas'ın fâiz alacağıdır. Ashâbım! Câhiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası, Abdülmüttalib'in torunu (amcalarımdan Hâris'in oğlu) Rabîanın kan davasıdır. Ey Nâs! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu konuda Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah'ın emâneti olarak aldınız. Onların nâmus ve ismetlerini Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki haklarınız, âile nâmusu ve şerefinizi kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer onlar sizden izinsiz râzı olmadığınız kimseleri âile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe dövüp korkutabilirsiniz. Kadınların sizin üzerinizdeki hakları ise, örfe göre her türlü (meşru ihtiyaçlarını), yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir. Mü'minler! Size iki emânet bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. Bu emânetler, Allah'ın kitabı Kur'ân ve O'nun Peygamberinin sünnetidir. Ey Nâs! Devâmlı dönmekte olan zaman, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü duruma dönmüştür. Bir yıl, l2 aydır. bunlardan 4'ü Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep hürmetli aylardır. Ashâbım! Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden nüfûz ve saltanatını kurma gücünü ebedî olarak kaybetmiştir. Fakat size yasakladığım bu şeyler dışında, küçük gördüğünüz şeylerde ona uyarsanız, bu da onu sevindirir. ona cesâret verir. Dininizi korumak için bunlardan da uzak kalınız. Mü'minler! Sözümü iyi dinleyin, iyi belleyin. Rabbınız birdir, babanız birdir. Hepiniz Âdem'densiniz, Âdem de topraktan yaratılmıştır. Hiç kimsenin başkaları üzerinde soy sop üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük, ancak takvâ iledir. Müslüman müslümanın kardeşidir. Böylece bütün müslümanlar kardeştir. Gönül hoşluğu ile kendisi vermedikçe, başkasının hakkına el uzatmak helâl değildir. Ashabım! Nefsinize de zulmetmeyin. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır. Bu nasihatlarımı burada bulunanlar, bulunmayanlara tebliğ etsinler. Ey Nâs! Cenâb-ı Hak Kur'an da her hak sahibine hakkını vermiştir. Mirâsçı için ayrıca vasiyyet etmeye gerek yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa, ona âittir. Zina eden için ise mahrûmiyet vardır. Babasından başkasına soy (neseb) iddiâsına kalkışan soysuz, yahut efendisinden başkasına intisâba yeltenen nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lânetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın. Cenâb-ı Hak böylesi insanların ne tevbelerini ne de adâlet ve şâhitliklerini kabûl eder. Ashabım! Allah'tan korkun, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, malınızın zekatını verin, âmirlerinize itaat edin. Böylece Rabbınızın Cennetine girersiniz. Ey Nâs! Yarın beni sizden soracaklar, ne dersiniz? Ashâbı kiram: Allah'ın dinini teblîg ettin, vazîfeni hakkıyla yaptın, bize nasihat ve vasiyette bulundun, diye şehadet ederiz, dediler. Rasûlüllah (s.a.s.) mübarek şehâdet parmağını göğe doğru kaldırdı, cemâat üzerine çevirip indirdikten sonra üç defa: Şâhid ol Yâ Rab! Şâhid ol Yâ Rab! Şâhid ol Yâ Rab! buyurdu.
[/color]
Logged

Güven tek kullanımlıktır
Karalar
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321



WWW
« Yanıtla #8 : 15 Nisan 2009, 22:25:44 »

Logged
Ayşe Gür Teke
Yönetici Yardımcısı
*****
Offline Offline

Sülale: Dervişler..
Mesaj Sayısı: 1262


« Yanıtla #9 : 16 Nisan 2009, 08:02:01 »


NERDESİN YARASULALLAHH
Logged

Güven tek kullanımlıktır
Ayşe Gür Teke
Yönetici Yardımcısı
*****
Offline Offline

Sülale: Dervişler..
Mesaj Sayısı: 1262


« Yanıtla #10 : 16 Nisan 2009, 08:10:26 »

YARALI GÖNLÜM RASULE HASRET


Logged

Güven tek kullanımlıktır
Ali Rıza Özaslan
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1044



WWW
« Yanıtla #11 : 16 Nisan 2009, 11:25:10 »

Naat

Ve bir gün, ki gaflet
Çöller kadardı,
Halîme’nin kucağında
Abdullah’ın yetimi
Âmine’nin emaneti ağlardı.
Hatice’nin goncası,
Aişe’nin gülüydün.
Ümmetinin gözbebeği
Göklerin resûlüydün...

Elçi geldin, elçiler gönderdin...
Ruhunu Allah’a,
Elini ümmetine verdin.
Beşiğin, yurdun, yuvan
Mekke’de bunalırsan
Medine’ye göçerdin.
Biz bu dünyadan nereye
Göçelim, yâ Muhammed?

Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet
Altın devrini yaşıyor...
Diller, sayfalar, satırlar
“Ebu Leheb öldü” diyorlar.
Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed
Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor!

Neler duydu şu dünyada
Mevlidine hayran kulaklarımız;
Ne adlar ezberledi, ey Nebî,
Adına alışkın dudaklarımız!
Artık, yolunu bilmiyor;
Artık, yolunu unuttu
Ayaklarımız!
Kâbe’ne siyahlar
Yakışmamıştır, yâ Muhammed
Bugünkü kadar!

Hased gururla savaşta;
Gurur, Kafdağı’nda derebeyi...
Onu da yaralarlar kanadından,
Gelse bir şefkat meleği...
İyiliğin türbesine
Türbedâr oldu iyi.

Arif Nihat Asya
Logged

Kulluğun İdrakinde / Kul Olmadık Mevlaya
Abdullah Demir
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Misafir (karayahyalı)
Mesaj Sayısı: 65



« Yanıtla #12 : 16 Nisan 2009, 18:02:12 »

ellerinize sağlık ali rıza bey ,allah sizlerden razı olsun.
Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #13 : 18 Nisan 2009, 00:03:02 »



Yabancıların dilinden Hz. Muhammed (s.a.v)

17 Nisan 2009 Cuma : 16:03 DİN VE AHLÂK

Tolstoy, Bismark, Gandhi gibi nice yabancı aydın, devlet adamı ve sanatçı, İslam dininin son Peygamberi Hz. Muhammed’in (s.a.v.) peygamberliğini tasdik etmişlerdir.

İzzet Taşkıran’ın haberi

YABANCILARIN DİLİNDEN HZ. MUHAMMED (S.A.V.)

Müslüman olmamalarına rağmen Tolstoy, Bismark, Mahatma Gandhi gibi nice yabancı aydın, devlet adamı ve sanatçı, İslam dininin son Peygamberi Hz. Muhammed’in (s.a.v.) peygamberliğini tasdik etmişlerdir.
Doğumunun 1438. yılına girdiğimiz bu günlerde onun yolundan giden milyonlarca Müslüman’ın Salâvat-ı Şerifler ve dualarla birlikte rahmetle andığı Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ABD’den Japonya’ya uzanan coğrafyaya damgasını vurduğuna çeşitli vasıtalarla şahit oluyoruz.

Allah’ın kendisini bütün mahlûkata ve kâinata tanıttırmak için yarattığı üç büyük muallimden birisi olan Hz. Muhammed (s.a.v.) hakkında binlerce kitap yazıldı, konferanslar, seminerler düzenlendi ve araştırmalar yapıldı. Hz. Muhammed’i çeşitli vasıtalarla tanıma fırsatı bulan diğer dinlere mensup ya da ateist aydınlar, bilim adamları, yazarlar, sanatçılar ve devlet adamları vefatından sonra O’nun hakkında güzel sözler söyledi, O’nun getirdiği din olan İslam’ın güzelliklerini anlatan eserler yayınladı.

Hz. Muhammed (s.a.v.) döneminde yaşama şerefine erişememiş olmanın üzüntüsünü “Sana muasır bir vücut olamadığımdan müteessirim ey Muhammed” sözleriyle anlatan Alman Devleti’nin kurucusu Prens Otto Von Bismarck, sözlerine şöyle devam ediyor:

“Çeşitli zamanlarda, insanlığı idare için Allah tarafından gönderildiği iddia olunan bütün semavî kitapları büyük bir dikkatle inceledimse de tahrif olundukları için hiçbirisinde aradığım hikmet ve tam isabeti göremedim. Bu kanunlar değil bir toplum, bir ev halkının saadetini bile temin edecek özellikten uzaktır. Lâkin Muhammedîlerin Kur’an’ı, istisna... Ben Kur’an’ı her yönüyle inceledim, her kelimesinde büyük hikmetler gördüm. Muhammedîlerin düşmanları, bu kitabı Muhammed’in yazdığını iddia ediyorlarsa da, en mükemmel, hattâ en mütekâmil bir akıldan böyle bir harikanın çıkacağını iddia etmek, hakikatlere göz kapayarak kin ve garaza âlet olmak manasını ifade eder. Ben şunu iddia ediyorum ki; Muhammed mümtaz bir kuvvettir. Böyle ikinci bir vücudun tekrar dünyaya gelmesi ihtimalden uzaktır.

Seninle aynı devirde yaşayamadığım için üzgünüm ey Muhammed!

Muallimi ve nâşiri olduğun bu kitap, senin değildir; o İlahi’dir. Bu kitabın İlahi kaynaklı olduğunu inkâr etmek, müspet ilimlerin yanlış olduğunu ileri sürmek kadar gülünçtür. Bunun için, insanlık senin gibi seçkin bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra göremeyecektir. Ben, huzurunda kemal-i hürmetle eğilirim.”
Vefat etmeden önce Müslümanlığı seçtiği halk arasında dilden dile dolaşan Avusturya’nın önemli devlet adamlarından Bismarc, Hz. Muhammed hakkında başka bir yorum daha yaparak “Ben şunu iddia ediyorum ki, Muhammed mümtaz bir kuvvettir. Yaratıcı’nın böyle ikinci bir vücudu imkân sahasına getirmesi ihtimalden uzaktır" diyordu.

Kimse O’nu geçemez

Hindistan’ın bağımsızlığına kavuşmasında rol oynayan büyük lider Mahatma Gandhi, Peygamber Efendimiz’in davasında başarı kazanmasının ve dünyada birçok insan tarafından benimsenmesinin nedenlerini bir konuşmasında şöyle sıralamıştı:
“Ben şu kanaate vardım ki, İslâmiyet’in süratle yayılması, kılıç yüzünden olmamıştır. Aksine her şeyden evvel sadeliği, mantıkî olması ve Peygamberinin büyük tevazuu (alçak gönüllülüğü), sözünü daima tutması, yakınlarına ve Müslüman olan herkese karşı sonsuz bağlılığı yüzünden, İslâm dini birçok insan tarafından seve seve kabul edilmiştir.”

Almanya’nın en büyük aydınlarından biri olan ve buradaki en büyük üniversiteye ismini veren Goethe, sorulan bir soru üzerine; “Hz. Muhammed 'in muvaffakiyetinde olduğu gibi hakikat her tarafa nur saçabilmelidir; tek ve eşsiz Allah inancını aşılamakla o bütün dünyayı yenmiştir.” diyerek toplumunun tepkisini çekme pahasına da olsa gerçekleri açıklamaktan kaçınmamıştı.
Aynı filozof daha sonraki bir konuşmasında Batı Medeniyeti’nin, Hz. Muhammed önderliğindeki İslam dünyası karşısında geri kaldığını şu sözlerle açıklamak gereğini hissetmişti:
“Hiç kimse Hz. Muhammed’in kurallarından daha ileri bir adım atamaz. Biz Avrupa milletleri medeni imkânlarımıza rağmen Hz. Muhammed’in son basamağına varmış olduğu merdivenin daha ilk basamağındayız. Şüphe yok ki bu yarışmada kimse onu geçemeyecektir.”

O (s.a.v.) doğru yolu gösterdi

Dünyada birçok insan tarafından paraya verdiği önemle tanınan Fransızların ünlü komutanı Napolyon bir kitabında Hıristiyanlığın bozulma sebebini anlatırken İslam dininin Peygamberi hakkında şunları söylüyordu:
“Arapların yanına sokulan Aryenler, hakikî İsa dinîni bozarak onlara “Allah, Allah’ın oğlu, Ruhu’l-kudüs” gibi, üçlü, kimsenin anlayamayacağı inançları yaymaya çalışıyor, şarkın sulh ve huzurunu tamamen bozuyorlardı. Muhammed (s.a.v.) onlara doğru yolu gösterdi. Araplara, yalnız bir tek Allah olduğunu, O’nun babasının da, oğlunun da bulunmadığını, böyle birkaç Allah’a tapmanın, puta tapmaktan kalan saçma bir âdet olduğunu anlattı.”

Yazdığı romanları dünya klasikleri arasında kendine yer edinen Rus Yazar Tolstoy, içinde bulunduğu zor koşullara rağmen doğru bildiğini söylemekten kaçınmamış ve hatta Hz. Muhammed’in (s.a.v.) bazı hadislerini derleyerek bir kitap yazmıştı.
Tolstoy’un, Komünist Rusya’sında yazdığı fakat halka gösterilmesinde sakınca görülen kitabında Hz. Muhammed (s.a.v.) ve İslam dini hakkındaki güzel sözlerini şöyle sıralamıştır: “Muhammed her zaman Evangelizmin (Hıristiyanların) üstüne çıkıyor. O insanı Allah saymıyor ve kendini de Allah ile bir tutmuyor. Müslümanların Allah’tan başka ilahı yoktur ve Muhammed O’nun peygamberidir. Burada hiçbir muamma ve sır yoktur. Eğer insan seçme hakkına sahip olsaydı, aklı başında olan her Hıristiyan ve her bir insan şüphe ve tereddüt etmeden Muhammediliği, tek Allah’ı ve O’nun peygamberini kabul ederdi.”
Rusya’nın bir diğer ünlü yazarı Dostoyevski, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Allah katına yükseldiği Miraç mucizesi hakkında; “Büyük İslâm Peygamberi, Yüce Yaratıcı’nın katına çıkıp onunla buluşmuştur. Ben miraca bütün kalbimle inanıyorum.” diyerek bir anlamda Peygamber Efendimiz’in varlığını kabul etmiş ve bunu tüm dünyaya haykırmıştı.

O’nunla kimse kıyaslanamaz

Dünyada çok meşhur olan İskoç asıllı yazar ve filozof Thomas Carlyle ‘’Kahramanlar’’ adlı kitabında Hz Muhammed’in (s.a.v.) nasıl bir şahsiyet olduğunu tüm dünyaya meydan okuyarak şu sözlerle ifade etmişti:
“Şayet gayenin büyüklüğü, vasıtaların küçüklüğü ve neticenin azameti insan dehasının üç ölçüsü ise, modern tarihin en büyük şahsiyetlerini dahi, Hz. Muhammed ile mukayeseye kim cüret edebilir ki?”
Ünlü filozof ve yazar Jean-Paul Roux bir yazısında Peygamber Efendimiz’in şahsiyetini ve Kuran’ı Kerim’in nasıl bir kitap olduğunu bakın nasıl da güzel ifade ediyor: “Hz. Muhammed'in hakiki mucizesi, bir melek vasıtasıyla gökten indirilmiş bütün ayetlerden oluşmuş olan Kur'ân'dır. Tevrat ile İncil'den sonra vahyolunan son mukaddes kitap odur. Şiirden üstün, taklidi imkânsız ve tercümesi mümkün olmayan bu ulvî eserin olgunluk seviyesine ne bundan evvel çıkılabilmiştir ne de bundan sonra çıkılabilecektir. İslâm'ın yayılmasında Kur'ân okumanın bütün uzun nutuklardan daha büyük bir âmil olduğu birçok şehâdetlerle sabittir. Yola getirilmeleri imkânsız düşmanlar bile Kur'ân'ı dinler dinlemez birdenbire duraklıyorlar ve hemen imana gelip kelime-i şehâdet getiriyorlardı. Ayetlerdeki kelimelerde fevkalâde bir kuvvet ve kudret vardır!"

Www.Moraldergisi.Com
Logged

Abdullah Demir
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Misafir (karayahyalı)
Mesaj Sayısı: 65



« Yanıtla #14 : 20 Nisan 2009, 19:03:56 »

EFENDİM

ay kandildi çölde sana
gece yıldızlı yorgan ey efendim
seni rüyalarımızda gördük
görünce güzelliğinden bildik
sen kimseye benzemezsin efendim
mescit için kerpiç taşırken gördük seni
deven kusvanın üstünde ufukları atarken
gözlerinin beyazı kanlanmıştı efendim
güneştenmiydi anlamadık,gözyaşındanmı?
ben ve arkadaşlarım
rüya şehrimizde dolaşırken gördük seni
bir gül iliştirmiştin yakana
gülümseyerek bakıyordun yüzümüze
uzansak dokunacaktık yünden elbisene
sırtına bindirirmiydin namazında bizide
saçları ağırlığınca gümüş verdiğin bebekler gibi
koklarmıydın bizide
bilsen nasıl seviyoruz seni efendim
sende sev bizi uhut dağını sevdiğin gibi
dokunduğun gibi hacerül esved taşına
dokun bizede efendim
dokun bize ellerinden öpelim bizde
o güzel ellerinden mühürlü gümüş yüzükten
adın yazılı nakıştan
bir iz kalsın alnımızda
bilesinki herşeyi bırakıp bir yana
seni görmek için yeniden rüyamda
erkenden yatıyorum yatağıma

EFENDİM

ayla abak (diyanet çocuk)
Logged

Sayfa: 1 2 »
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!