20 Nisan 2026, 17:19:42 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Bağlantılar Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: 1
  Yazdır  
Gönderen Konu: Günün yazısı  (Okunma Sayısı 4759 defa)
Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« : 25 Kasım 2008, 12:00:58 »

                 

                   Engin Ardıç taşı gediğine koydu

Engin Ardıç,tornacının oğlunun Çankaya Köşkü'ne çıkmasını hazmedemeyip, Kenyalı keçi çobanının oğlunun Beyaz Saray'a girmesini coşkuyla kutlayanları yazdı.

Pirezidan Hüseyin

Abdullah başkan olunca kıyameti koparanlar, Hüseyin başkan olunca pek sevindiler.

Oysa Abdullah Müslüman, Hüseyin Hıristiyan.

Kayserili tornacının oğlunun Çankaya Köşkü'ne çıkmasını hazmedemeyenler, Kenyalı keçi çobanının oğlunun Beyaz Saray'a girmesini coşkuyla kutluyorlar.

Çünkü "değişim" isterlermiş... Obama kazanınca, rüya gerçek olmuş (Martin Luther King'in rüyası...)

Genelkurmay başkanının ya da Anayasa Mahkemesi reisinin, yani "yüksek bürokrasinin" neredeyse "otomatik" olarak cumhurbaşkanlığına seçilmesinin tarihe karışmasını, değişim saymıyorlar. Bizimki, "alt tarafı dışişleri bakanlığı ve başbakanlık yapmış" olduğu için, kesmiyor.

Demokrat Parti, Kongre'de de çoğunluğu elde etti, hem Temsilciler Meclisi'nde, hem Senato'da... Bizim Demokrat Parti'nin TBMM'de çoğunluğu elde etmesini elli sekiz yıldır "karşı devrimin başlangıcı" olarak yorumluyorlar.

Obama, meclisiyle uyum içinde, "rahat" çalışacak. Bizde uyum ayıp. Bizde AKP'nin büyük bir çoğunluk kazanmış olması ve cumhurbaşkanının da "iktidar partisi kökenli" bulunması en büyük günah sayılıyor!

"Başı bağlı yerli First Lady" kanlarını donduruyor... Oysa, ocak ayının yirmisinde Beyaz Saray'a geçip oturacak olan şişman, koca memeli, koca popolu ve zenci hanım, onlara çok sevimli geliyor!

Bayan Michelle Obama, anası, babası ve ağabeyiyle Chicago'da tek odalı bir evde büyümüş, üçü aynı odada cümbür cemaat... Büyük bir başarı kazanıp yüz otuz iki odalı Beyaz Saray'ın kapısını açtı.

Bayan Michelle, Princeton ve Harvard'da hukuk okumuş.

Hayrünnisa Hanım, Çemberlitaş Kız Lisesi mezunu. "Türbanlı" olduğu için üniversiteye sokulmadı, okuyamadı.

Birinciyi pek sevdiler, ikincisinden nefret ediyorlar bizim ilericiler...

Fakat unuttukları bir şey var.

Başkan Obama, Columbia Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve de Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu.

Yani, hiç de öyle "pamuk tarlalarından kopup gelmiş" falan değil.

Ayrıca ezik güneyli falan değil, mis gibi Yankee... Zaten, kuzeylilerin "kalesi" sayılan Illinois eyaletinin senatörü...

Demek istediğim, Türk tatlı su ilericileri fazla sevinmesinler.

Hele hele "Amerika sosyalist oldu" falan gibi, güdük
gazetecilerimizin dangalak yorumlarına hiç kapılmasınlar.

Obama dönemi, "Amerikan emperyalizminin şekere bulanıp yutturulduğu" bir dönem olacaktır. O kadar.

Eskisi sert keseliyordu, bu yumuşak sabunlayacaktır.

Hamam aynı, su aynı, sabun aynı, tas aynıdır. Tellak değişmiştir.

Onlar, iktidara Denzel Washington'un ya da Morgan Freeman'ın geldiğini sanıyorlar, Hollywood etkisinde...

Hadi şimdi hazırlansınlar bakalım, çikolata renkli sevgili başkanlarının döneminde, Kürt devletini tanımaya, Kıbrıs'tan çekilmeye ve de "sözde" Ermeni soykırımını kabul etmeye!

ENGİN ARDIÇ-SABAH


06.Kasım.2008 12:25:02
Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #1 : 05 Aralık 2008, 10:48:51 »




Bu programlar içimizdeki yılanı uyandırıyor

5 Aralık 2008 Cuma : 08:23

HABER / YORUM
Haşmet Babaoğlu TV programlarının acı gerçeğini üzülerek yine yazdı: Bu programların içimizdeki haset ve saldırganlık dürtülerini uyarıyor.
 
 
 
Haşmet Babaoğlu'nun yazısı

Bu programlar uyarıcı madde; asıl felaket o!
"Kızım neden seyrediyorsunuz şu Yemekteyiz yarışmasını? Ne yemekler doğru düzgün yapılıyor, ne gerçekten yarışılıyor... Sırf dedikodu, haset, laf yarıştırma!"
"Biz de onun için seyrediyoruz zaten babacım, hoşumuza giden o!"
Bir okurum, Show TV'de yayınlanan yarışmayla ilgili, kızıyla aralarında yaklaşık olarak böyle bir konuşma geçtiğini aktarıyordu...
Okurum henüz on yaşındaki kızının açık sözlü biçimde ortaya koyduğu gerçek karşısında haklı olarak ürkmüştü.

Hep televizyonlarda gösterilenlerle toplumda olup bitenler arasında birebir sosyolojik bağlantılar kurmaktan kaçındım.
Mesela medyadaki şiddetin toplumda da şiddeti kışkırttığına dair yaygın inancın bilimsel gerçeklere uymadığını defalarca yazdım.
Ama... İşte o "ama" önemli!
"Reality show" denilen şey başka bir şey!
Ekrandaki hayatla sokaktaki hayatı özdeşleme üzerine kurulu bu tür programların büyük bir kötülüğe dönüşebileceğinden korkmaya başladım.
Nitekim geçen hafta "Yemekteyiz" yarışmasıyla ilgili duygu ve düşüncelerimi sizlerle paylaştım.
Bu programı izlerken hissettiğim "çürümüşlük" duygusunu anlattım.
"Bir soframız kaldı, bari onu bozmayın" demek istedim.

Eksik olmasınlar, gelen okur mektuplarının bazılarında "haklısınız, tv'ler bizi uyutuyoruyuşturuyor" deniliyordu.
Biraz bu nokta üzerinde durmak istiyorum.
Bakın! Klişe yargılar ve kanaatler o kadar güçlüler ki, doğru düşünmemizi ve olumsuzluklara karşı savaşmamızı önlüyorlar.
Bu uyutulma-uyuşturulma meselesi de öyle...
Futboldan mı söz açıldı mesela!
Hemen futbolun kitleleri uyuttuğu söylenir.
Mutlak kötü bir şeymiş gibi!
Oysa insanlar gibi kitleler de uyumaya ihtiyaç duyuyor olabilir.
Uyuyalım. Yeter ki güzel rüyalar görelim!
Asıl mesele kabus görüp görmediğimizdir, ara sıra uyumamız değil!
Ayrıca düşünmek gerekir ki...
Belki de kitleyle insan arasındaki fark odur; kitle her zaman uyur, insan ara ara uyanır!

Şimdi diyeceğim o ki, "Yemekteyiz" gibi programlar da bizi uyuşturmuyor, uyutmuyorlar.
Tam tersine...
Asıl felaket bu programların içimizdeki yılanı uyandırması...
Asıl felaket bu programların içimizdeki haset, dedikodu ve birbirimizi horlama ve saldırganlık dürtülerini uyarıyor olması!
Burada söylemek istediğim şudur: Dürtüleri, duyguları bastırmak her zaman olumsuz bir şey sayılmamalı.
Popüler kültüre yerleşen ve aklı sıra bütün "bastırma" mekanizmalarına karşı çıkan "amatör psikanaliz" anlayışı var ya, Freud'u zerre anlamamıştır!
İnsan kötüyü bastırır, iyiyi çıkartır.
İnsan kendini tartar.
İnsan kendini terbiye eder.
O zaman İNSAN olur.
Reality show programcılığı tam da bu süreci dinamitliyor.

Sabah
 
Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #2 : 10 Aralık 2008, 10:48:09 »





Bayram’da bile İslam düşmanlığı !!!

10 Aralık 2008 Çarşamba : 08:16
MEDYA - MAGAZİN
Kurban kesmeyi adeta utanılacak bir işlem gibi göstermeye çalışan kartel medyası, bu dini vecibenin Avrupa yolunda büyük engel olduğunu savundu.
 
 
 
Alkol kullanımı ile birlikte fuhşu teşvik eden yılbaşı kutlamaları ve bayramlarda büyük otelleri tıklım tıklım dolduran mutlu azınlığın sergilediği israf ve iğrençlikleri hep hoşgören, sırf zevk için İspanya’da her yıl kılıç ve mızraklarla vahşice öldürülen “boğa”ları görmemezlikten gelen kartel medyası, önceki yıllarda olduğu gibi bu Kurban Bayramı’nda da “kurban”ı hedef seçti. İstisnai birkaç görüntü üzerinden genelleme yaparak, kurban kesmeyi adeta utanılacak bir işlem gibi göstermeye çalışan kartel medyası, bu dini vecibenin Avrupa yolunda büyük engel olduğunu savundu.

Çağdaş ve Avrupalı olmayı evrensel demokratik kriterlerde değil, toplumun yerine getirdiği dini vecibelerini küçümsemekte arayan Aydın Doğan’ın televizyon kanallarının ardından, gazeteleri Milliyet, Hürriyet, Posta ve Vatan’ın yanı sıra Çukurova Grubu’nun Tercüman’ı ve birçok yöneticisi Ergenekon sanığı olan Cumhuriyet, şunları yazdı:

POSTA: KURBAN OLAYIM YETER
“Avrupa Birliği kriterleri, belediyelerin aldığı önlemler, yetkililerin ve uzmanların yaptığı uyarılar bu bayramda da fayda etmedi. Kurban Bayramı’nın ilk günü yine vatandaş bildiğini okudu, Türkiye kan gölüne döndü. İstanbul Boğazı’nın Beylerbeyi sahili bile kızıla boyandı.” Posta’da ayrıca “Avrupalı gözlemci dehşete düştü” haberi yer aldı.

MİLLİYET: HER YERDE KAN VAR
“Bayramın ilk günü yollar yine kan gölüne döndü. Sokaklar, parklar, bahçeler de mezbaha oldu. rögarlara süpürülen kanlar, İstanbul Boğazı’nın Çengelköy sahilini kızıla boyadı.”

HÜRRİYET: AVRUPA’DAN KURBAN NOTU- “Tüm uyarılara rağmen ve sözde caydırıcı cezalara karşın bu Kurban Bayramı’nda da bildik görüntüler yaşandı. Avrupalı gözlemcilerin notu kırık.”
Vatan: “İlk gün bilançosu: 3000 yaralı”

TERCÜMAN: HANGİSİ HAYVAN- Çukurova Grubu’nun Tercüman gazetesi de “Hangisi Hayvan” şeklindeki manşetiyle çıktı okuyucularının karşısına: “Kan gölüne dönmüş caddedeki vahşeti görenler, ‘Bu işkenceyi yapanlar mı yoksa kurbanlıklar mı hayvan’ diye tepki gösterdi.”

CUMHURİYET: YİNE BİLDİK GÖRÜNTÜLER- “Yurttaşlar bu yıl da yeşil alanlarda, refüjlerde, ara sokaklarda ve yol kenarlarında kurban kesti. Başkentte bile trafik ışıkları kurban askısı olarak kullanıldı. Belediye ekipleri yasadışı kesimlere göz yumdu.”

YİNE BOYA MI DÖKÜLDÜ ?
Kartel medyası “İstanbul Boğazı’nın Çengelköy ve Beylerbeyi sahillerinin kızıla boyandığını” yazdı. Önceki yıllarda da “Kanlı Bayram!.. Kanlı Boğaz!.. Kanlı Dere!” başlıklı haberlere yer veren kartel medyası, 2006’da suçüstü yakalanmıştı. İstanbul’un Anadolu Yakası’nda bulunan Çengelköy Çınaraltı sahilindeki işletme sahiplerinin ihbarı üzerine, Çınaraltı sahiline yanaşan bir teknenin içindeki şahısların sahile yakın bir yerde denize kovalarla kırmızı bir sıvı döktüğü ortaya çıkmıştı.

Vakit
 
 
« Son Düzenleme: 10 Aralık 2008, 10:49:43 Gönderen: Mehmet Sayın » Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #3 : 12 Aralık 2008, 16:28:15 »



                  Sen git balina katliamı için not al

10 Aralık 2008 Çarşamba : 13:54
MEDYA - MAGAZİN
Hürriyet ve Milliyet, geçtiğimiz bayramda olduğu gibi bu bayramda da 'Bağcıyı dövmek' anlayışını sürdürdü. Üstelik kimin ağzından olsa iyi!..
 
 
 
Kurban Bayramı'nda yaşanan bazı olumsuz görüntüleri bahane ederek, kurban ibadetine dil uzatanlar her yıl olduğu gibi, bu yıl da aynı tutumlarını sürdürdü. Bu bayram olumsuz örnek bulmakta büyük zorluk çeken kurban karşıtları, sonunda çareyi Uluslararası Hayvan Refahı Organizasyonu adına Türkiye'ye gelen Christine Hafner'in gözlemlerine sarılmakta buldu. Olumlu örnekleri görmezlikten gelen çevreler, yaptıkları yorum ve haberlerde adeta kurban ibadetini sorgular nitelikte ifadeler kullandılar.

 




HAYATLARINDA HİÇ ET YEMEDİLER
Türkiye'de bunlar yaşanırken kurban ibadetine dil uzatanlara en güzel cevap, hayatlarında ilk kez et ile tanışan Afrika'nın en fakir ülkesi Ruanda'dan geldi. Resmi dini Hristiyanlık olan Ruanda'nın Baş Müftüsü Salih Habimana binlerce kişinin katıldığı bayram namazı hutbesinde, Ruandalı Müslümanlara Türkiye'den gönderilen kurban yardımlarını hatırlatarak, "Beyaz kardeşleriniz sizi unutmadı. Onlarca saat yolculuk yaparak binlerce kilometre aşarak sizlere yardım getirdi" dedi.

Bunu hep yapıyorlar
Hürriyet ve Milliyet gazetesi, geçtiğimiz Kurban Bayramları'nda olduğu gibi bu bayramda da 'Bağcıyı dövmek' anlayışını sürdürdü. Yaşanan olumlu gelişmeleri ve olumlu örnekleri gözardı eden Hürriyet ve Milliyet, Uluslararası Hayvan Refahı Organizasyonu adına Türkiye'ye gelen Christine Hafner'in izlenimlerinden yola çıkarak, vatandaşların hayvanlara eziyet ettiğini ileri sürdü. Kurban Bayramı'nın ilk gününde Milliyet, 'Her yerde kan var' başlığı ile çıkarken, Hürriyet ise 'Avrupalı'dan Kurban notu' başlığını kullandı. Kurban haberini manşetine taşımayan Vatan gazetesi ise, objektif habercilik yaparak, kaçan kurbanlıklara yapılan eziyetleri haber yaptı.

Sen git katledilen balinalar icin not al
Kurban denetlemesine gelen Uluslararası Hayvan Refahı Organizasyonu Heyeti Başkanı Christine Hafner'in hayavanlara acı çektiriliyor diyerek kurban kesimine 'kırık not' vermesi tepkilere neden oldu. İzlanda'da yaşanan balina vahşetini hatırlatan vatandaşlar, Christine Hafner'e 'Sen git İzlanda'da katledilen balinalar için not al' dediler. İstanbul'da 'kurban incelemesi' yapan Hafner, raporuna 'Çok üzücü manzaralar var. Hayvanlar kesime hazırlanırken çok zaman geçiriliyor. Acı çektikleri büyüyen gözlerinden belli oluyor. Çocukların önünde kesim yapılıyor. Etler sağlıksız koşullarda parçalanıyor' diye not düşmesi tartışmaya neden oldu. 1986 yılında imzalanan uluslararası balina avı moratoryumuna göre balina avı yasak, ancak bilimsel araştırma bahanesiyle Japonya'nın öncülüğünde İzlanda da bu kuralı ihlal ediyor.

Asıl eziyet onlarda var
İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır da Türkiye'de kurban bayramında 4 gün içinde 2.5 milyon hayvanın kesildiğine dikkat çekerek, 'Neredeyse tüm ülkedeki hayvanların dörtte birinin kesildiği bir yerde 3-5 hata çıkması normaldir' dedi. Prof. Dr. Bayındır, Avrupa'nın daima hata aradığına dikkat çekerek, “İnanç farkından da kaynaklanıyor. Hayvanlara karşı tavır itibariyle onların bizim kadar iyi davranması da mümkün değil. Çünkü ben Avrupa'daki mezbahaları dolaştım. Orada büyükbaş hayvanların kafasına 11 santimetrelik bir çivi saplıyorlar” diye konuştu..

Avrupa ne ile besleniyor
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doçent Dr. Emin Işık, kurbanların İslami kurallara göre kesildiğini, bir eziyetin söz konusu olmadığını belirterek, şunları söyledi: “Bizi hayvanlara eziyet etmekle suçluyorlar. Onlar Irak'ta 1 milyon Müslüman'ı katlettiler. Saray Bosna'da Müslümanları katlettiler. O zaman insan hakları açısından neredeydiler. Biz dini vecibelerimizi yerine getirirken, ortaya çıkıyorlar. Avrupalı etle besleniyor. Bizim fakir fukaramız ise kurban bayramında et görüyor.”

Yeni Şafak
 
 



Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #4 : 30 Aralık 2008, 11:14:05 »


Viyana Belediye Başkanı Başörtülüyü savundu

Sosyal Demokrat Partili Viyana Belediye Başkanı Michael Häupl, Başörtülü Müslüman makinistin işe alımını savundu.
 
 
 
Sosyal Demokrat Partili (SPÖ) Viyana Belediye Başkanı Michael Häupl, Viyana Şehir Hatları'nın (Wiener Linien) başörtülü bir Müslüman kadını işe almalarını savundu. Irkçı Özgürlükçüler Partisi'ne (FPÖ) göndermede bulunan Haupl, " FPÖ gibi, toplu taşımacılığa başörtüsü yasağı getirmeye hazırlanmadım" dedi.

Belediye Başkanı Haupl, yetkililerin en uygun çalışanı bulmaya çalıştıklarını vurgulayarak, "Bir makinistin, tramvay kullanırken başörtüsü takması tehlikeli bir şey değildir. Bilakis, bu durum Viyana'nın çok kültürlü ve toleranslı bir şehir olduğunun göstergesidir" dedi. Haupl, Viyana'nın diğer kurumlarının da başörtülü Müslüman kadınlara karşı ayrımcılık yapmayacağının garantisini verdiğini vurgulayarak şunları söyledi: "Göçmen kadınların istedikleri gibi yaşama özgürlüklerini uzun yıllardır destekliyorum. Aynı zamanda hangi işi yapmak istiyorlarsa onu da yapsınlar. Bu kadınların temizlikçi olmaktan başka da alternatiflerinin olması gerekiyordu. Yıllardır hiç kimse başörtü taktığı için temizlikçi bir kadına karşı çıkmadı."

Viyana Şehir Hatları yetkililerinden biri, kurumunun, Aralık ayından beri çalışan başörtülü çalışanından oldukça memnun olduğunu söyledi. Yetkili, başörtülü çalışanlarıyla ilgili bugüne kadar halktan herhangi bir şikayet almadıklarını da sözlerine ekledi.
 
Haber vaktim
 
 
 
Logged

Mehmet Sayın
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1216



« Yanıtla #5 : 03 Şubat 2009, 11:00:49 »

                               

                  Çanakkale'de şehit düşen Filistinliler


Bugün, İsrail'in işgaline direnen Filistinliler'in 1915'te da emperyalist devletlerin Çanakkale'yi geçerek İstanbul'a ulaşma hayallerinin Boğazın karanlık sularına gömülmesinde önemli rol oynadığı ortaya çıktı.
03 Şubat 2009 10:09

Çanakkale Savaşları'nda Türk ve Araplardan oluşan yaklaşık 500 Filistinli asker, vatanları için savaştı ve şehit düştü.

AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, yıllardır savaşın sürdüğü bir toprak parçasında yaşayan Filistinliler, Gelibolu Yarımadası'nda Boğazı geçmek isteyen İtilaf devletlerine karşı savaşta görev aldı.

Bugün, İsrail'in topraklarını işgal etmesine karşı mücadele eden Filistinliler, 1915 yılında da emperyalist devletlerin Çanakkale Boğazı'nı geçerek İstanbul'a ulaşma hayallerinin Boğazın karanlık sularına gömülmesinde önemli rol oynadı.

O dönemde Osmanlı İmparatorluğu'nun toprağı olan Filistin'de yaşayan ve içleri vatan sevgisi dolu herkes gibi hiç düşünmeden ailelerinden ve sevdiklerinden ayrılıp Gelibolu'ya koşan yaklaşık 500 Türk ve Arap askeri, vatan toprağı için canlarını hiçe sayarak, şehitlik mertebesine ulaştı.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Burhan Sayılır, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1. Dünya Savaşı'nda diğer Türk cephelerinde olduğu gibi Çanakkale Cephesi'nde de çok sayıda Filistinli askerin savaştığını bildirdi.

Türk ve Araplardan oluşan 500'e yakın Filistinli askerden 88'inin Çanakkale Cephesi'nde şehit olduğunu, bir kısmının ise yaralanıp götürüldüğü hastanelerde şehit düştüğünü anlatan Sayılır, savaş süresince yaklaşık 400 askerin de dizanteri, zatürre, tifo gibi hastalıklar nedeniyle tedavi gördükleri Çanakkale ve İstanbul'daki hastanelerde hayatını kaybettiğini ifade etti.

Sayılır, Filistinli şehit askerlerin Gelibolu Yarımadası'nda Seddülbahir, Arıburnu, Anafartalar ve Kireçtepe'deki muharebelere katıldığını ifade ederek, ''Filistin'in Nablus, Kudüs, Yafa, Gazze, Halilürrahman, Tulkarim gibi yerlerinden gelen askerler Çanakkale'de başta 57. Alay olmak üzere, 13, 14, 27. 64, 72, 77'nci alaylarda diğer Mehmetçiklerle birlikte düşmanın karaya çıkmaması için canla başla mücadele etti'' dedi.

1. Dünya Savaşı'nın ardından Filistin'in Osmanlı Devleti'nden koptuğuna işaret eden Sayılır, ülkelerini savunmak için Türk ordusu içinde Çanakkale Savaşı'na katılan Filistinlilerin, bugünkü vatanlarından çok uzakta, ama uğruna şehit oldukları vatan topraklarında huzur içinde yattığını kaydetti.

AA

haber 7
Logged

Sayfa: 1
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!