20 Nisan 2026, 20:56:38 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Bağlantılar Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: 1
  Yazdır  
Gönderen Konu: Pazar Kahvesi  (Okunma Sayısı 7925 defa)
Ali Rıza Özaslan
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1044



WWW
« : 09 Kasım 2008, 10:47:43 »

Yazar gezer


Takvim okurları "gezi yazılarımdan" pek memnun belli ki. Gelen maillerde bu memnuniyeti pek ala anlayabiliyorum.
"İstanbul'da kenar semtlerde bile dolaşsan komik komik detaylar bulup çıkarıyordun hoş oluyor" diyorlar mesela. "Yazına bayıldım, bi telefon aç bak sana ne söyleyeceğim" gibi arzular da var, kırmayıp arıyorum birkaçını.
En çarpıcı olanında gelişmeler mealen aşağıdaki gibi:
- Alooo
- Ah tanıdım sesinizden siz
Savaş Bey'siniz...
- !!!!!!!!
- Yani sesinizden dediğim, öyle kısık konuşuyorsunuz ya sessizliğinizden tanıdım demek istedim.
- Fısıldayış demeyi tercih ediyorum ben...
- Evet evet biliyorum hatta röportajlarınızın da adı o. Fısıldamalar...
- Doğrusu Fısıldayışlar olacak efendim...
- Her neyse, güzel oluyordu. Devam edecek di mi onlar...
- Bakalım, hayırlısı neyse
- Çok sevindim aradığınıza...
- Sağolun. "Bir şey söyleyeceğim, mühimdir" demişsiniz.
- Evet söyleyeceğim...
- Dinliyorum...
- Ölümü öp devam et...
- Efendim?
- Bu tarz yazılara devam edin, sakın bırakmayın diyorum.


BİZİM ORAYA

- Bu muydu mühim şey?
- Buydu. Beğenemediniz mi?
- Estağfurullah efendim. Hani yani mühim deyince bir haber filan ileteceksiniz sandıydım.
- Onu da yaparız gerekirse Savaş Bey. Siz mesela gidin Topkapı'yı da gezin. Merter'i, Bahçelievler'i, Esenler, Bağcılar filan oraları da hep gezin ve yazın.
- Ama bu köşe sadece 'İstanbul'u gezelim görelim' köşesi değil ki...
- Amaaan. Her gazetede bin tane yazar var nasıl olsa. Diğer şeyleri onlar şey ederler...
- Şimdi arkadaşlarımıza haksızlık etmeyelim de kararınca yazmaya çalışırım...
- Savaş Bey veya siz ne yapın biliyor musunuz?
- Ne yapayım?
- Bizim tarafa gelin...
- Ne taraf sizin taraf?
- Sultanahmet tarafı...
- Arada bir oraya da geliyorum.
- Ne görüyorsunuz burada?
- Ne bileyim canım işte? Adliye vaaar, köfteci vaaar, camiler vaaar, Ayasofya ve medeniyetler müzeleri var...
- İnin inin...
- Hııı?
- Az daha aşağılara inin...
- İniyorum zaten. Cankurtaran'a, Küçükayasofya'ya, Kadırga, Nişanca falan taraflarına da sıkça uğruyorum...
- Rahmetli Erol Taş'ın kahvesi tarafına da gelin.
- Oradan canlı yayın bile yaptım 2 kere...
- Şimdi kültür merkezi gibi oldu.
- Açılışında bulunmuştum. Sonraları da uğradım kaç defa...



KARAGÖZ'ÜN EVİ

- Tren köprüsünün altından geçmeden o havalide yürüyün şaşıracaksınız...
- Niye ki...
- O eski evler vardı ya hani...
- Evet...
- Hani yıkık dökük olduğu için Karagöz'ün evi denen türden evlerdi...
- Biliyorum...
- Onları bir güzel restore ettiler. Boyadılar, kocaman kocaman oteller açıldı. Hem de butik oteller.
- Onları da biliyorum...
- Dede Efendi'nin evini de müze yaptılar, içerde saz eserleri çalıyor...
- Seyrettim pek beğendim...
- Eski gazeteci Servet Kabaklı'nın Türkmen Sofrası var.
- Türkistan Aşevi demek istiyorsunuz herhalde...
- Yaa öyle miydi tam adı?
- Bir tane adı var o da dediğim gibi. Evet bayılırım oranın mantısına...
- Nargile kahvelerimiz de çok hoştur...
- Oralarda da muhabbetim bol.
- Savaş Bey...
- Efendim...
- Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz?
- !!!!!!!!
- Amiyane olacak ama kafa buluyorsunuz herhalde?
- Ne haddime efendim ne dedim ki?
- Nereyi sorsam biliyorsunuz, gelmişsiniz, oturup, gezmişsiniz...
- İyi de durum böyle ne yapayım ki?
- Şart mı böyle demek?
- Sordunuz ben de söylüyorum...
- Hiç de umduğum gibi çıkmadınız...
- !!!!!!!!
- Ekranda sizi gören...
- Eee?
- Mütevazı, sakin, olgun bir zat zanneder...
- Rica ederim hanımefendi ben ne dedim ki şimdi size?
- Teessüf ederim Savaş Bey. İnsan bi "Yaaa öyle mi?", "Vay vay vaaay neler varmış da haberimiz yokmuş" filan gibisinden konuşur moral verir insana...
- Ben şimdi moralinizi mi bozdum yani?
- Hem de nasıl. Kusura bakmayın ama çok ukala bir huyunuz varmış. Oturduğunuz yerden yazı yazınca böyle oluyorsunuz demek. Çıkın biraz dolaşın, semtleri, insanları, nasıl yaşadıklarını, sıkıntılarını, sevinçlerini filan görüp yazın...
- Ama ben zaten yani hani
- Çaaaat!.. Düüüüt... 


savaş ay takvim gazetesi 9 kasım 2008 pazar
 


Logged

Kulluğun İdrakinde / Kul Olmadık Mevlaya
Ali Rıza Özaslan
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1044



WWW
« Yanıtla #1 : 15 Kasım 2008, 10:16:42 »

'Atatürk yaşasaydı yargılanırdı' 
 
Tunceli Belediye Başkanı'ndan skandal sözler

Tunceli Belediye Başkanı Songül Erol Abdil, Brüksel'de düzenlediği basın toplantısında akıl almaz iddialar ortaya attı.

Zaman Gazetesi'nde bugün Selçuk Gültaşlı imzası ile yayınlanan habere göre, Abdil, Tunceli'de

hükümetin yolları yaptığını anlattı. Ancak bu yolların yapım amacını Dersim katliamına bağladı.

1930'lu yıllarda gerçekleştirilen Dersim harekâtının tekrarlanmak istendiğini iddia eden Abdil,

daha sonra sözü PKK'ya getirdi. Teröristler için 'gerilla' diyen Tunceli Belediye Başkanı, şehirdeki

güvenlik uygulamalarından yakındı. Abdil, kentin girişi ve çıkışında çok sayıda kontrol noktası

olduğunu ve sanki başka bir ülkeye girildiğini söyledi. Avrupa Parlamentosu'nda yapılan 'Dersim

soykırımı' konferansı için Brüksel'de bulunan Abdil'e, DTP milletvekilleri Şerafettin Halis ve Aysel

Tuğluk eşlik etti. Diyarbakır Milletvekili Tuğluk, "Üstümüzden ordular geçti." derken, Tunceli

Milletvekili Halis, Dersim isyanında Türk askerlerinin hamile Kürt kadınlarının karınlarını deşerek

cinsiyet tespiti yaptıklarını iddia etti.


*****

Tarihi yalan yazanlar utansın!

Hem bu vatanın ekmeğini,suyunu,havasını ve hürriyetlerini paylaşcaksınız,
utanmadan,sıkılmadan,nankörlüklerinizi sergileyeceksiniz.

Bunun adına da demokrasi diyeceksiniz,sevsinler böyle Demokrasiyi...

Yetmedi, Ata'mıza dil uzatıp,hatta ve hatta yargılaycaksınız..

İnsaf be,siz kimlerin uşakları,paralı askerlerisiniz?

İt ürer,kervan yürür!...

"İt'liğin alasını da biliriz,lakin sevdalısıyız ezelden Yiğitliğin!"


 
« Son Düzenleme: 15 Kasım 2008, 10:22:08 Gönderen: Ali Rıza Özaslan » Logged

Kulluğun İdrakinde / Kul Olmadık Mevlaya
Ali Rıza Özaslan
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1044



WWW
« Yanıtla #2 : 29 Kasım 2008, 14:45:53 »

Nur Demirok

Bir yönetici hastalığı: Megalomania

29.11.2008

Her kültürün kendine göre değer yargıları var. Kimi "aşırı alçakgönüllüğü" esas alıyor, kimi de "abartılmış büyüklük" hissini. Değer yargıları, daima sosyal motivlerin üzerine inşa ediliyor. Bunlar genellikle o kültürün ortak alışkanlıkları.

Örneğin Türkler "büyüklük" olgusunun ölçülü tevazudan geçtiğine inanıyorlar. Bizim anlayışımızda topluma yararlı olan kişi büyüktür. Sıradan bir Amerikalı ise "taviz vermeyen bireysel rekabetin" kişiyi büyük kıldığına inanıyor. Bu açıdan bakınca bireysel iddia düzeyleri her toplumda karmaşık çeşitlenmeler gösteriyor.
"Sanayi Devrimi" kültürlere özgü felsefi büyüklük anlayışını yok etti.

Şimdi yalnız toplumsal katmanda değil, ticaret ve sanayi ilişkilerinde de "bireysel maddecilik" ön planda. Günümüzde ise "küreselleşme" kavramıyla "kişisel iddialar" önem kazandı. Bir farkla ki Çin gibi eski kültürler Batı'nın bu standardını kabul etmiyor.


 Sosyalizmin tornası

Çin'in sosyalizm tornasından geçmiş "yeni toplumsal kapitalizm" anlayışında bireysel figürler yok denecek kadar az. Bunda tarihin derinliklerinden gelen kültürün izleri var. Mesela kadim Taoizm öğretisini kuran Çin bilgesi Lao Tse şöyle diyor: "Akıllı adam kimseyle yarışmaya kalkmaz, böylece başkaları da onunla yarışmaz!"

Oysa günümüzde en azından ekonomik yarışın ne anlama geldiğini anlayan toplumlardan biri Çin. Fakat bu sosyalist ülke "bireysel" değil "toplum" figürüyle yarışıyor dünyayla!

Fakat şu bir gerçek ki, artık günümüz çalışma hayatında "başarı hikâyesi olan kişiyi öne çıkarmak" esas! Hele de kapitalist iş dünyası "tepedeki adamın ikonlaştırılmasıyla" övünüyor. Batı'nın çalışma edebiyatında "takım ruhu" "kolektif düşünce", "ortak akıl" gibi beylik laflara rastlansa da hâkim anlayış sadece bireysellikte.

Kısacası "liderlik" ile "büyüklük sanrıları" arasında dağlar kadar fark var. Gerçek liderler yalnız kendilerini değil, etrafındaki insanları da harekete geçiriyor. Onlar asıl büyüklüğün kurumsal olduğu inancındalar. Şeffaflık ise en büyük kozları!
 
***
Bir başka hastalık:

Abartılmış alçakgönüllülük
 
Yukarıda günümüz liderlerine musallat olan büyüklük hezeyanlarını anlatmaya çalıştım. Bunun tersi de var. Her şeyi suskun bir tevekkülle karşılayıp herkese evet demek! Bir şirketin tepe yöneticisi için son derece zararlı bir davranış! Daha çok patron otoritesine teslim olmuş suskun yöneticilerde görülüyor. Alçakgönüllülüğün altında yatan asıl etken ise liderlik yeteneğinin bazı eksiklikleri. Büyüklük hastalığına müptela olanlar kadar bunun da yıkıcı etkileri var.
 
Bu türlü davranışlar bireyin çocukluk dönemini baskı altında tutan toplumlarda görünüyor. Amerika'da sadece Kızılderililer arasında yapılan bir araştırma bu gerçeği ortaya koymuş.
 
Örneğin çocukluktan itibaren kendini göstermeyi ayıp sayan "Arapesh"lerde ve "Hopi Kızılderilileri"nde pasif davranmak bir üstünlük! Buna karşın "Comanche"lerde (Komançilerde) savaşmak ve öne geçmek toplumsal başarının belirtisi!

Amerikan çalışma psikolojisi edebiyatında bir klasik haline gelmiş Norman L. Munn'ın "The Fundamentals of Human Adjustment" adlı eserinden alıntıladığım "Beyaz adam" ile "Kızılderili" arasında geçen aşağıdaki diyalog kültürel duyguları ortaya koymak açısından çok canlı bir örnek:
 
- Kızılderili arkadaşım, sen neden kente inip kendine güzel bir iş aramıyorsun?
- Ey soluk benizli adam! Diyelim ki işi arayıp buldum, sonra ne olacak?
- İşe girersen para kazanırsın, kazancınla her şeyi alabilirsin!
- E sonra?
- Sonrası, işinde yükselirsin, daha çok kazanırsın!
- Sonra?
- Başarılı olursan ustabaşı hatta şef filan olursun!
- Ya sonra?
- Sonrası işinde ilerler direktör bile olursun.
- Diyelim ki o dediğinden oldum, bu bana ne katacak?
- Hemen bir iş kurar kendinin patronu olur, başkalarını emrin altına alırsın!
- Sonra?
- Daha fazla para kazanırsın!
- Sonra?
- Sonunda öyle paran olur ki çalışmana hiç gerek kalmaz!
- İlahi soluk benizli adam! İşte benim şimdi yaptığım da bu zaten! Yaşadığım şeyi elde etmek için bu kadar sıkıntıya girmek niye? Senin içinde kıpır kıpır fokurdayan bir hırs denizi var. Baksana biz Kızılderililer huzur içinde yıldızları seyrederken sen hayatını paraya feda etmişsin!
 
Her kültürün kendine göre değer yargıları var. Kimi "aşırı alçakgönüllüğü" esas alıyor, kimi de "abartılmış büyüklük" hissini. Değer yargıları, daima ...
 ( KB)

Logged

Kulluğun İdrakinde / Kul Olmadık Mevlaya
Ali Rıza Özaslan
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1044



WWW
« Yanıtla #3 : 07 Aralık 2008, 08:50:12 »

Bayramlık düşler


Yarın mı?..

Evet, yarın bayram.
Arife hayallerime çeki düzen vermek için istife oturdum şimdi. Vay be neler etmişiz kendimize meğer. Artık hangi görünmez tuğlaları döşeyip yaptıksa, kocaman duvarlar ördük ömrümüzü.

Öfkemizi, kavgamızı, ihtiraslaşmaya mayalanan hırsımızı duvarın bizden yana kısmında sakladık. Afacan, haylaz, yaramaz, ele de avuca da sığmaz ne kadar hınzırlık varsa öbür tarafta zaptettik.

Akacak, sızacak, girecek, sokulacak delişmen duygular gelip o düşsel duvarın kıyılarına çarptı, yayılıp toprağına karıştı ziyanlık arazilerinde. Oysa yıkılsa o duvar . Ömrümüz adını andığım kanat takışların coşkusunu yaşasa neler neler olmazdı ki?..

ÜST ÜSTE

Tercih ederek kapandığımız donukluk hücrelerinde 3-4 volta adımında bitiveren hayallerden, dertlenmenin getirdiği yorgunluğu on yıl uzansak da atamayacağımız ranzalardan ne yarar var ki?

Üst üste, kat kat anahtar çevirdiğimiz kilitleri patlatalım haydi.

Umutlarımızı balyoz gibi indirelim üstüne o kilitlerin, kırılsın, parçalansın ve açılsın kapılar ardına dek.

Sonra yaşa açılan bin bir pencerenin önünden tek tek geçelim . Her bir pencereden bakıp üstü toz toprakla örtülü yaşama sevinçlerimi yıkayıp paklayalım.

SUDAN MANZARALARI

Böylesi bir bayram öncesi bunca lafı kuru kuruya dizmiş adam olmak istemem.

Örneklerle süslensin isterim

" Haydi yaşayın "

diyen tezlerim.

Hem de mesela uzaktaki yakın dost bir ülkeden, Sudan'dan fotoğraflardan örülü bir pencere açıyorum öyleyse.

Mütevazı, dar açılı ama kıpırdak hayat parçacıklarının çakıl taşı küçümenliğiyle birikip stabilize oto yollara dönüştüğünü kendi gözleriniz, pardon, kendi düşlerinizle izleyin... 
 
savaş ay takvim gazetesi 7 kasım 2008
« Son Düzenleme: 07 Aralık 2008, 08:51:59 Gönderen: Ali Rıza Özaslan » Logged

Kulluğun İdrakinde / Kul Olmadık Mevlaya
Ali Rıza Özaslan
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1044



WWW
« Yanıtla #4 : 21 Aralık 2008, 10:02:37 »

Küllendi dünya


'Sensizliği, seni kaybedince anladım' vardır ya işte sigaranın, içmediğim halde bana ne yaptığını, kapalı alanlarda içilmesinin yasaklanmasından sonra anladım.

Çocukluğumda "Aaa amcanın ağzında mangal yanıyo anneeee!" diyerek yorumladığım sigara, hayatlara kastetmekte. Sanılanın aksine dertleri hafifletmeyip, insanı kanser etmekte.

En birincil hakkımız olan nefes almanın, herhangi kötü bir kokuyla bile sekteye uğratılması yeterince rahatsız edici iken, bir de bu kokunun dumanlı, dumanın zehirli haliyse hepten can sıkıcıBinlerce sigara tüttürücüsüyle paylaştığımız bu dünyaya böyle bir yazı yazmak kalem istiyor ama göze alıyorum.
Aflarına sığınarak söyleyeceklerim var.

Soluksuz benizli yıllarıma ithaftır, bu Ciğerimde yaredir. Bir rivayete göre Allaha secde etmeyen tek varlıkmış tütün. Allah da demiş ki; "Dünyada seni kullarım yaksın, burada da ben yakacağım...''

Bu yetişkin emziği, pipo aracılığıyla tütün sorulduğu zamanlardan birinde, bir Fransız, bir Alman, bir de Karadenizliya pardon karıştı, baştan başlıyorum; Bu yetişkin emziği, pipo aracılığıyla tütün sorulduğu zamanlardan birinde, bir Fransız askerinin pipo bulamayıp tütünü kağıda sararak içmek zorunda kalmasıyla keşfedilmiş.( Bkz. Fransız İhmali )

İslam dünyasına sonradan gelmiş. Bazı Müslümanlarca mekruh kabul edilirken, bazılarınca da dumanıyla kul hakkına girilmesine sebep olduğuna inanılıp haram olarak yorumlanmıştır.
Hıristiyan alemince de insanın boyun eğdiği her şeyin, onu köle ettiği düşünüldüğünden dışlanmıştır.

Sivri dilli ama saygın şairimiz Neyzen Tevfik'in tüm tiryakiliğine rağmen yazdığı, paragraflarıma bedel dörtlüğü öz tadında, okuyun;

"Kahvei ruhu siyakımdır, için anı şifa versin bedene.
 Allah rahmet eylemesin sigarayı icat edene.
 Sigaraya murdar demeyin, içenler ar eder,
 Atmayın sigarayı necasete, necaseti murdar eder."

Varalım biraz da pasif içicilerden bahsedelim.

Aktive olmuş durumdalar. Agresif içici sayılmaktalar. Hem de cin gibiler... Yasaklardan kuvvet aldılar cırım cırımlar...
Bir cafeye oturduk tost yedik arkadaşım Elvira'yla Sever sigarayı. Beni de alıştırmaya çalışıyor yıllardır. Birde nerden buluyorsa garip garip sigaralar bulup çıkarıyor. Ballı, muzlu, karanfilli, orkideli, hamburgerli, çikolatalı falan. "Şimdi tostun üstüne çikolatalı bi sigara yakılmaz mı?'' dedi. Hadi gıcıklık yapmayayım eşlik edeyim dedim. Şık da bir şeydi Allah için. Yaktım... İçime çekmeden dudaklarıma kıstırdım. Duruyorum öylece.

Birden iki kadın silueti belirdi sigaramın dumanları arasında. İçime çekmeyince baca gibi tüttüğümden direk hedef olmuşum haberim yok. İşittiğim azarı duysanız efkarınızdan sigara yakardınız. Son sigaram oydu işte benim. İlk ve son sigaram. İçin için kızdım ben de onlara ama içim halinde basıldığımdan; "Ben kullanmıyorum ki bu mereti!'' diyemedim.

İlk sigara içişimde, bu iki -agresif aktif- pasif içicinin hışmına uğradığımda, asıl pasif içicinin, bunca yıl nefes darlığı çekmeme rağmen sesini çıkartmayan bendenizin olduğunu anladım.

Son olarak bir şey rica edeceğim içmeyenlerden.

Sigaranın üreme sistemini bozduğu kanıtlandı. Bu durumda muhtemelen nesli tükenecek olan tiryakilere iyi davranılması gerekmektedir.
Gelip geçici yakıp içiciler onlar.
Delip geçici kelimeler bunlar. İdare edin.
Pasif kalın. Haydi hoşça kalın.
 
21 kasım 2008 Saklambaç Pınar Karaman
 
Logged

Kulluğun İdrakinde / Kul Olmadık Mevlaya
Ali Rıza Özaslan
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1044



WWW
« Yanıtla #5 : 28 Aralık 2008, 10:47:35 »

İYİ AVUKAT ADAMI İPTEN ALIR!..

KARAR İDAM..

Yer İngiltere.
 
Birkaç yüzyıl öncesi.

Adamın biri cinayetten içeri atılır. Bir avukat bulunur adama.
İlk görüşmelerinde avukat "Merak etme seni kurtaracağım" der.
Adam da avukata güvenir ve mahkemeye çıkar.
Karar ise idamdır!..
Adam doğal olarak avukatına kızar, köpürür. "Hani beni kurtaracaktın?" der.
Avukat da "Sen merak etme. Bu daha bir şey değil. Temyiz var. Seni kurtaracağım" yanıtını verir.
Dava temyize (karar düzeltmeye) gider.
Ama, mahkemenin verdiği idam kararı bozulmaz, tersine onaylanır!
Adam yine avukatına döner ve sorar:
"Hani temyizde beni kurtaracaktın?"
Avukat gayet sakin biçimde, "Dur daha, bu karar Avam Kamarası'nda oylanacak. Seni kurtaracağım" der.

MECLİS DE ONAYLAR..
Dava Avam Kamarası'na (Meclis'e) gider, ama orada da idam onaylanır!..
Daha sonra Lordlar Kamarası ve Kraliçe de idamı onaylar, adam kurtulamaz.
Kraliçenin onaylaması ile darağacı kurulur, adamı sandalyeye çıkarır, boynuna ipi geçirirler.
Bu sırada avukatı ile göz göze gelen adamın öfkesi bakışlarına yansımıştır. Avukat ise hâlâ son derece sakindir.
Gözleriyle işaret ederek, merak etmemesini, onu kurtaracağını anlatmaya çalışır.
Adamın ise artık umudu kalmamıştır.
Cellat gelir, adamın altındaki sandalyeyi iter ve talihsiz adam boynuna geçirilen ipte sallanmaya başlar.

AVUKAT KOŞMAYA BAŞLAR..
O sırada avukat, kalabalığı yararak darağacına doğru koşmaya başlar. Merakla ne yapacağını anlamaya çalışan celladı bir hamlede geçer, ipi keserek adamı kurtarır. Doğal olarak ortalık karışır, bu kez hem idam mahkûmu hem de avukatı yakalanır.
Avukata bunu neden yaptığı sorulunca yanıtı şöyle olur:

"Bu adam idam mahkûmuydu. Siz de onu idam ettiniz. Adamın ölüp ölmemesi siz ilgilendirmez. Kanunda 'idam edilir'yazıyor. 'İdam edilerek ÖLDÜRÜLÜR' yazmıyor. İdam gerçekleşmiştir!.."

Bu sözler üzerine adamı tekrar idam etmeye cesaret edemeyen yetkililer konuyu Kraliçe'ye iletirler. Kraliçe, zekâsından dolayı avukatı kutlar ve adamı affeder.

Bu olaydan sonra, ilgili kanun maddesi değiştirilerek "İdam edilerek ÖLDÜRÜLÜR" biçiminde yeniden
düzenlenir.

Yazar Hulki Cevizoğlu




« Son Düzenleme: 28 Aralık 2008, 10:49:31 Gönderen: Ali Rıza Özaslan » Logged

Kulluğun İdrakinde / Kul Olmadık Mevlaya
Ali İhsan Çiçek
Aliçerçili
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 404


« Yanıtla #6 : 28 Aralık 2008, 11:52:36 »

Forum

***Her kahve aynı tadı taşımaz... Nerede içiyorsan, kiminle içiyorsan ona gore degişir...

***Sahilde oturduğun rüzgarlı bir sonbahar günü, en sevdiğin dostun ağlarken içtigin kahvenin tadı kederlidir... Kahve telvesine yüreginin acısı karışır.

***Bir pazar öğle sonrası annenin "hadi bir kahve yap da içelim" dediği kahve huzurludur... Köpükler annenin göz bebeklerine yansır... Dudağının kıyısında kalan küçük bir gülümsemedir...

***Bir gece vakti zil zurna sarhoş birinin içtiği kahve düşülen kuyudan çıkma cabasıdır... Koyu kıvamlı kahverengi bir ipe tutunur çıkarsın ... çıktığın an uyuyakalırsın... ferahlıktır!!!

****Dostlarla içilen kahve neşedir... Kahkahalar köpüklerin üzerinde yüzer...

***Tek başına gece vakti balkonda içtiğin kahve yalnızlıktır...Acıdır tadı... Ama garip de bir keyfi, lezzeti vardır...

***Baban için yaptığın kahve sevgi doludur... çay bardağında, az şekerli...Kahve gibi görünmez sana... Ama sıcaktır dumanı tüter ve kokusu büyülüdür...

***Beklemediğin bir anda sana uzatılan kahve baskadır... Isıtır insanın...içini...

***Yorgun olduğunda içtigin kahve hafifletir seni... Kendine getirir, unutturur günün ağırlığını...

***Kahve aynı kahvedir belki... köpüğüyle, rengiyle, dumanıyla aynı kahvedir ama icilen kahveler ruhunun süzgecinden geçer ve tadlari degişir...Her kahve aynı değildir bu yüzden...

Ben de sizleri sevgiyle pişirilen bir kahve içmeye davet ediyorum. akşam, öğle öncesi, sonrası ya da gece kahvesi. ne zaman isterseniz.

Dostlukla yudumlayacağımız bir kahve molası vermeye ne dersiniz???

Sizin kahveniz nasıl olsun Ney

« Son Düzenleme: 28 Aralık 2008, 11:55:08 Gönderen: Ali Ihsan Çiçek » Logged
Karalar
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: karalar
Mesaj Sayısı: 1321



WWW
« Yanıtla #7 : 28 Aralık 2008, 18:27:07 »

Orta seker olsun benimki paylasim icin sukranlar.
Logged
Ali Rıza Özaslan
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1044



WWW
« Yanıtla #8 : 29 Aralık 2008, 09:37:36 »

Forum

***Her kahve aynı tadı taşımaz... Nerede içiyorsan, kiminle içiyorsan ona gore degişir...

***Sahilde oturduğun rüzgarlı bir sonbahar günü, en sevdiğin dostun ağlarken içtigin kahvenin tadı kederlidir... Kahve telvesine yüreginin acısı karışır.

***Bir pazar öğle sonrası annenin "hadi bir kahve yap da içelim" dediği kahve huzurludur... Köpükler annenin göz bebeklerine yansır... Dudağının kıyısında kalan küçük bir gülümsemedir...

***Bir gece vakti zil zurna sarhoş birinin içtiği kahve düşülen kuyudan çıkma cabasıdır... Koyu kıvamlı kahverengi bir ipe tutunur çıkarsın ... çıktığın an uyuyakalırsın... ferahlıktır!!!

****Dostlarla içilen kahve neşedir... Kahkahalar köpüklerin üzerinde yüzer...

***Tek başına gece vakti balkonda içtiğin kahve yalnızlıktır...Acıdır tadı... Ama garip de bir keyfi, lezzeti vardır...

***Baban için yaptığın kahve sevgi doludur... çay bardağında, az şekerli...Kahve gibi görünmez sana... Ama sıcaktır dumanı tüter ve kokusu büyülüdür...

***Beklemediğin bir anda sana uzatılan kahve baskadır... Isıtır insanın...içini...

***Yorgun olduğunda içtigin kahve hafifletir seni... Kendine getirir, unutturur günün ağırlığını...

***Kahve aynı kahvedir belki... köpüğüyle, rengiyle, dumanıyla aynı kahvedir ama icilen kahveler ruhunun süzgecinden geçer ve tadlari degişir...Her kahve aynı değildir bu yüzden...

Ben de sizleri sevgiyle pişirilen bir kahve içmeye davet ediyorum. akşam, öğle öncesi, sonrası ya da gece kahvesi. ne zaman isterseniz.

Dostlukla yudumlayacağımız bir kahve molası vermeye ne dersiniz???

Sizin kahveniz nasıl olsun Ney



Yandan çarklı,lütfen.
Logged

Kulluğun İdrakinde / Kul Olmadık Mevlaya
Ali Rıza Özaslan
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1044



WWW
« Yanıtla #9 : 18 Ocak 2009, 09:49:13 »

Birleşmiş Milletler


Birleşmiş Milletler, dünyanın gariban ülkelerine karşı birleşmiştir.
Üçüncü Dünya ülkeleri aleyhine karar alırken, ateş üfleyen ejderhaya dönüşmeleri sebepsiz değildir.
Onlar, İsrail ve Amerika denince, hastanelerin bombalanmasını bile yasal sayan, ikiyüzlü ülkelerin Birleşmiş Milletleri'dir.
Hayallerimizin değil..


***

İnleyen çocuk sesleri, dağları parçalar, kayaları bile yumuşatır.
Birleşmiş Milletler'i temsilen koltuklarında oturanlar, Pakistan'da, Irak'ta, Filistin'de öldürülen çocuklara, bombalanan hastanelere bile insani gözlerle bakmadı.
Ve dünya barışı onların emrinde öyle mi? Hey gidi dünya, yalan dünya!


***

Ah şu kahrolası aldırmazlık.
Şimdi üçüncü dünyanın insanları, mazinin günahlarını ödüyor.
"Dünyanın bütün garibanları birleşin" diye, yürekli insanlar ayaklandı bir zamanlar.
O yoksul üçüncü dünya ülkeleri, kendileri için çırpınan insanları astı.
O insanlar ki, kefenlerine bile karanfil taktı.


***

Dünyayı yönetenler, günahlarını her zaman açığa çıkardı.
Sanık olması gerekenler, katliamlara tanık olmanın keyfini çıkarıyor şimdi.
Herkes gerçeği görüyor ama tren kaçtı.
Haykırması gerektiği yerde susmanın bedelini ödüyor ülkeler.


***

Sıra bizim ülkemizde.
Şimdi yangına su arıyoruz.
Çünkü biliyoruz ki, dün Iraklı çocuklar, bugün Filistinli çocuklar...
Yarın bizim çocuklarımız.


***

Su'dan sebeplerle, bizleri de yakacaklarını biliyoruz.
Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler ve onların koruması altından "birleşenlerin." 

 
HakkıYalçınTakvimgazetesiOcak2009


Birleştirilmiş milletler,zulm için birleşmişler.
Logged

Kulluğun İdrakinde / Kul Olmadık Mevlaya
Ali İhsan Çiçek
Aliçerçili
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 404


« Yanıtla #10 : 18 Ocak 2009, 10:11:41 »

Dünya utansın!.. 
 
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Gazze’deki vahşetten dolayı utanç duyduğunu söyledi. İnsanlık adına hepimiz utanç duyuyoruz, duymalıyız!.. Fakat ne yazık ki, genlerinde zulüm, katliam, soykırım ve sömürgecilikten başka bir şey bulunmayan küresel aktörler; utanç duymak bir yana, bütün bu vahşetleri devam ettirebilmek için, her gün yeni yalanlar uyduruyor, bütün dünya ile küstahça dalga geçiyorlar...
Önceki gün, Washington’da Amerikan ve İsrail Dışişleri Bakanları olan iki kadının suratına baktığımda şunu gördüm: İnsani duygulardan hiç ama hiç eser taşımayan kibir heykelleri gibiydiler. Ve pişkince yalan söylüyorlardı... Bohçasını toplamış olan Rice, Livni’yi “Yakında başbakan olacak...” diye şişirirken, beriki de onu, “Arkadaşım Condi geride çok iyi şeyler bırakıyor...” türünden pışpışlıyordu. İsrail, yaptığı katliam ve soykırımdan dolayı, dünyada giderek daha çok öfke ve nefret toplarken, ABD’nin desteğini yeni bir mutabakatla tazeleme ihtiyacında. Washington’da bunun için yeni imzalar atıldı. Zavallı Gazze halkına karşı yeni iş birliği!..
Ama tekrar belirtelim, bu devran böyle uzun sürmeyecek. Livni, Ulusal Basın Kulübünde, İsrail’in bilinen yalanlarını tekrarlarken, dışarıdaki kalabalık da şunu haykırıyordu: “İçeride savaş suçlusu var!..” Evet gerçekten içeride savaş suçlusu vardı ve dışarı çıkınca kalabalığın haykırışlarını bastırmak için de, konvoydaki araçların sirenleri çaldı. Bu sirenler aynı zamanda birileri için çalan çanlardı şüphesiz...
İsrail’in Gazze’de yaptığı katliam ve soykırım, dünyanın her yanında insanlığı ayağa kaldırmış bulunuyor. Artık her yerde İsrail idarecilerinin yüzüne “savaş suçlusu katiller...” diye haykırılacağı görülüyor. Washington’da olduğu gibi... Amerika’nın kayıtsız şartsız desteği bakalım ne kadar işe yarayacak? Ve bakalım bu destek ABD için neye mal olacak?
İsrail, son olarak yine BM’ye ait bir okulu tank ateşiyle vurdu. Sonuç altı ölü, on dört yaralı... Daha önce de BM yardım binasını, Gazze’ye gönderilmiş olan insani yardımların bulunduğu depoları vurmuştu. İsrail yaptığı katliamı dünyaya duyuran medya mensuplarını da bombaladı. Yani hiçbir ölçü yok... Kimyasal silahları da fütursuzca kullanıyor. Son zamanlarda özellikle BM’yi hedef aldığı açık. BM Genel Sekreteri Tel Aviv’de iken, Gazze’de BM’nin yardım merkezini vurdu. İsrail bütün bu küstahlığı kimin sayesinde yapabiliyor?!
Lakin şunu unutmayalım: İsrail ne kadar vahşet uygularsa uygulasın, Filistin halkını sindiremeyecektir. Yaralı kızının başında Türkiye’ye gelen, Filistinli anne Semira Ebu Matar’ın, Başbakan Erdoğan’a söylediği şu sözlere dikkat isterim: “Hiçbir yerden bize yardım gelmezse de, ağaç yapraklarını yiyip hayatta kalsak da, bu mücadelemizden asla yılmayacağız!..”
İşte bu... Filistin’e destek vermekten korkan Arap liderleri, Semira’nın bu metaneti karşısında yerin dibine girmeli!
İsrail açıkça savaş suçu işliyor. Uluslararası toplumu hiç ama hiç takmıyor. Çünkü -amiyane tabiri ile- arkasında dayısı var. Ama bir gün bütün bunların bedelini mutlaka ödeyecektir. Zira şimdiye kadar, İsrail gibi hareket etmiş olanların hepsi ödedi de...


 

 
   

 
Logged
Ali Rıza Özaslan
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1044



WWW
« Yanıtla #11 : 25 Ocak 2009, 09:41:32 »

Gazze S.O.S veriyor

Temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor Gazzeli... Su ve elektrik yok, kıtlık had safhada, sokaklar çöp dolu... Temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor Gazzeli... Su ve elektrik yok, kıtlık had safhada, sokaklar çöp dolu....




Gazze yaralarını nasıl sarar ne zaman sarar bilinmez. Zaten ateş kesin her an ihlal edileceği, yeniden bombardıman başlayacağı yolunda derin endişede herkes. Sokaklar çöp, hafriyat dolu. Su elektrik yok. Telefon ve internet zOtellerde yer bulunmuyor. Benzin az ve pahalı. Okullar kapalı, iş yerleri kapasitenin çok altında çalışıyor. Hastaneler tamamen dolu. Doktor, ilaç, hijyenik gereksinimler tükendi. Gazze S.O.S veriyor.


***

Gazze S.O.S veriyor

Gazeteci ordusu kalacak yer bulamayınca fahiş fiyatlarla apartman daireleri kiralamak zorunda kalıyor.

Gazze yaralarını nasıl sarar ne zaman sarar bilinmez. Zaten ateş kesin her an ihlal edileceği, yeniden bombardıman başlayacağı yolunda derin endişede herkes. Sokaklar çöp, hafriyat dolu. Su elektrik yok. Telefon ve internet zaman zaman çalışıyor. Benzin az ve pahalı.

FAHİŞ FİYATLAR
Otellerde yer bulunmuyor. Gazeteci ordusu kalacak yer bulamayınca fahiş fiyatlarla apartman daireleri kiralamak zorunda kalıyor. Okulla kapalı, iş yerleri kapasitenin çok altında çalışıyor. Hastaneler tamamen dolu. Doktor, ilaç, hijyenik gereksinimler tükendi. Gazze S.O.S veriyor. Hayatın yaralı ve sakat akışı objektifime bakın nasıl yansıyor:


savaşaytakvimgazetesi/2009

 
Logged

Kulluğun İdrakinde / Kul Olmadık Mevlaya
Ali Rıza Özaslan
Aliçerçili
*
Offline Offline

Sülale: Meyreli
Mesaj Sayısı: 1044



WWW
« Yanıtla #12 : 15 Şubat 2009, 12:03:18 »

Ne oldu bize?

Kırık misket bakışlı çocuklar büyüdü de, kurşun bakışlı çocuklar mı oldu?
Atılan oklar geri dönmez oldu da, kardeş isimler kalleşliğe mi soyundu?
Aynı sevdaları demlediğimiz mahallere ne oldu?

***

Mahallelerin ortasında, "Aç kapıyı bezirganbaşı" oynayan çocuklar, şimdi kurnaz bezirganların tezgahtarı mı oldu?
Omuzlarımızın şenlendirdiği türkülere ne oldu?
Dedelerini Yemen Türküsü'yle ananlar, şimdi birbirine düşman mı oldu

***

Satırların arası kalleşlikle doldu da, gazeteciliğin namuslu ruhu politikanın uşağı mı oldu?
Para her satın alır oldu da, parayla satın alınamayacak gerçekler listesine ne oldu?
Kapılarına siyah çelenk bıraktığımız şeytanlar, şimdi melek mi oldu?

***

Namus belası şarkılarının söylendiği ülke.
Demokrasiyi haraca kesenler, ülkenin yolunu keser oldu da, bu ülkenin hak ve hukukuna ne oldu?
Herkes bir tarafın adamı oldu da, en yanılmaz yargıç olan vicdanlar öldü mü yoksa?

***

Biz böyle kolayca yıkılacak aşklardan mıydık?
Nasır mı tuttu yüreklerimiz?
Omuzlarımızdaki melekleri öldürüp, şeytanları allayıp pullarken...

Hakkı Yalçın
Logged

Kulluğun İdrakinde / Kul Olmadık Mevlaya
Ali İhsan Çiçek
Aliçerçili
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 404


« Yanıtla #13 : 15 Şubat 2009, 13:45:07 »

Herkes bir tarafın adamı oldu da, en yanılmaz yargıç olan vicdanlar öldü mü yoksa?

Pazar kahveniz köööpükllllüüü    mü olsun
Logged
Sayfa: 1
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!