|
Konu Başlığı: İSTANBUL'LU OLMAK! Gönderen: Oktay Demirtaş üzerinde 03 Mart 2008, 01:10:17 İstanbullu olmak;cefasını çekmek olsa da vefasızlık etmeyelim bu güzelliklerin hepsini de yaşayabiliyoruz ;) güzel bir çalışma izlemenizi tavsiye ederim.
http://www.ersineser.us/ (http://www.ersineser.us/) Konu Başlığı: Ynt: İSTANBUL'LU OLMAK! Gönderen: Ayşe Gür Teke üzerinde 03 Mart 2008, 01:29:06 Emegine saglık kardeşim..itiraf edeyim ki ben istanbul sevdalısıyım..kim ne derse desin kimse buraların maneviyatını göz ardı edemez...dün EYÜP SULTAN a ziyarete gitmiştim..okadar güzeldi ki doyamadım..kalktım bugunde gittim...bu manevi hava bilmiyorum ama İSTANBUL'dan başka yerde zor bulunur..her yönüyle aşıgım bu şehre..cefasınada razıyım.. ;) ;).
Konu Başlığı: Ynt: İSTANBUL'LU OLMAK! Gönderen: Karalar üzerinde 03 Mart 2008, 08:56:49 ehh birde trafigi olmasa ismi hadislerle anilan o guzel sehrin :)
Konu Başlığı: Ynt: İSTANBUL'LU OLMAK! Gönderen: Ayşe Gür Teke üzerinde 03 Mart 2008, 09:41:41 ehh birde trafigi olmasa ismi hadislerle anilan o guzel sehrin :) BENİM ÖLE Bİ DERDİM YOK ABİ.. ;D ;D EE ODA TUZU BİBERİ.. ;D ;D ;D Konu Başlığı: Ynt: İSTANBUL'LU OLMAK! Gönderen: Mehmet Sayın üzerinde 03 Mart 2008, 18:02:11 Eyüp İstanbul`un fethiyle anılır adı Tarihler boyunca hiç unutulmadı Ensari`den bizlere yadigâr kaldı Sessizdir, sakindir, huzurludur Eyüp Her köşesi bir tarih, bir efsanedir Kalblere nur veren ziyaret-hanedir Orda dua, orda niyaz halisanedir Sessizdir, sakindir, huzurludur Eyüp Mavi Haliç sahilinden gezerek gelin Mihmandar`ın Türbesi`nde dualar edin Piyerloti`den bakıp şehri seyredin Sessizdir, sakindir, huzurludur Eyüp Nihat İncekara Konu Başlığı: Ynt: İSTANBUL'LU OLMAK! Gönderen: Mehmet Sayın üzerinde 03 Mart 2008, 20:57:49 (http://www.istanbul.net.tr/istfoto/sizinfoto/buyuk1/halidedursun_eyupsultancami1.jpg)
Eyyüp Sultan Camisi Eyüp Sultan Külliyesi Eyüp’ün merkezinde, Haliç kenarındadır. Külliye, camii, türbe, hamam ve günümüze ulaşmayan medrese ve imaretden oluşmaktaydı. Külliyenin ilk inşa edilen kısmı türbedir. Bu türbe, sahabe olan ve Hz. Muhammed`i Medine`ye ilk geldiğinde evinde misafir eden Hz. Ebu Eyüb el-Ensari`ye aittir. Halk arasında "Eyüp Sultan" olarak adlandırılan bu zat, Emeviler`in 668-669`daki İstanbul kuşatmasına katılmış ve şehid olmuştur. Mezarının bulunduğu yer İstanbul`un fethinden sonra, Fatih Sultan Mehmed`in hocası Akşemseddin tarafından bir rüyada keşfedilmiştir. Fatih, bu mezarın üzerine türbe inşa ettirmiştir. 1459 yılında, yine Fatih Sultan Mehmed tarafından, türbenin yanına cami, medrese, imaret ve hamam yaptırılmış, böylece külliye oluşmuştur. Caminin 17.50 metre çapında bir ana kubbesi ve 1723 yılında eskilerine göre daha uzun olarak inşa edilen iki minaresi vardır. Camii içi süslemeleri oldukça sadedir. Bu açıdan 18. yüzyıl camilerinden farklıdır. Ama mihrabındaki altın yaldızla kaplanmış süslemeler dikkat çekicidir. Külliyenin en önemli öğesi, diğer bütün külliyelerden farklı olarak, türbedir. Türbe sekizgen planlı ve tek kubbelidir. Türbe dışındaki ve iç duvarlarındaki çiniler, ahşap sandukanın üzerindeki simle işlenmiş yazılarla süslü örtü ve sandukanın önünde bulunan saf gümüşten korunağın her biri, birer sanat şaheseri sayılmaktadır. Külliyeye dahil olan hamam günümüze kadar ulaşabilen en eski Osmanlı hamamıdır. Medrese ve imaret ise günümüze ulaşmamıştır. Ayrıca, Eyüb Sultan`a verilen büyük değerden ötürü, bir çok kimse mezarının burada olmasını istemiş; bunun neticesinde de külliyenin etrafı yüzlerce yıl boyunca türbe ve mezarlarla kaplanmıştır. Etrafında bulunan bu türbeler ve mezarlarla Eyüp’ün simgesi haline gelmiştir. Konu Başlığı: Ynt: İSTANBUL'LU OLMAK! Gönderen: Oktay Demirtaş üzerinde 03 Mart 2008, 22:20:29 ehh birde trafigi olmasa ismi hadislerle anilan o guzel sehrin :) Ee,gülü seven dikenine katlanır,ulaşımda hiç bir yerde göremeyeceğimiz VAPURlarımızı unutmayalım,yazın en kral klimalı otobüsten daha serin ve manzaralı,ekstra ücrete de gerek yok tavsiye ederim ;) ne olursa olsun,güzel İSTANBULumuz.Konu Başlığı: Ynt: İSTANBUL'LU OLMAK! Gönderen: Karalar üzerinde 03 Mart 2008, 22:53:54 Oktayim dogru dersin o vapurlar baska. Istanbulda otururken bayat ekmekleri saklar vapurla karsiya gecerken martilara atardim, onun bile zevki bir baskaydi.
Konu Başlığı: Ynt: İSTANBUL'LU OLMAK! Gönderen: Mehmet Sayın üzerinde 03 Mart 2008, 23:07:00 Oktayim dogru dersin o vapurlar baska. Istanbulda otururken bayat ekmekleri saklar vapurla karsiya gecerken martilara atardim, onun bile zevki bir baskaydi. (http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/LiveImages/Günün%20Fotoğrafları/FotofanClub'da%20En%20İyiler%20631/10.jpg) Doyulurmu doyulurmu İstanbul da vapur seyahatine Konu Başlığı: Ynt: Türkiye'de ilk dolmuş Gönderen: Ali Rıza Özaslan üzerinde 09 Haziran 2008, 12:57:03 Türkiye'nin ilk dolmuşları,1939 sonuna kadar,
Karaköy-Eminönü ve Kadıköy-Hardarpaşa arasındaki kayıklardı. Kayıkçılar,"dolmuşa biiiir!"diye müşteri çağırırlardı. Bu dolmuşlar,taksicileri de özendirdi.27Aralık1939'da izin verildi. Böylece İstanbul'da dolmuşlar başladı. Fiyat tarifesi: Eminönü-Taksim.........12,5 krş Eminönü-Şişli..............15 " Eminönü-Kasımpaşa......10 " Beyazıt- Şehremini........7,5 " Beyazıt-Atikali..............5 " Şimdi,şimdiyi yaz sesleri gelir gibi,yazılmaz ki,yaşamak kafidir... Konu Başlığı: Ynt: İSTANBUL'LU OLMAK! Gönderen: Karalar üzerinde 09 Haziran 2008, 20:38:07 Ali Riza abi benim hatirladigim ,cocuklugumda boyle limuzin gibi amerikan arabalari vardi dolmusculuk yaparlardi.
Konu Başlığı: Ynt: Haydarpaşa ve Cumhuriyet Gönderen: Ali Rıza Özaslan üzerinde 28 Ekim 2008, 04:52:28 Haydarpaşa ve Cumhuriyet
1872 yılında Haydarpaşa’dan Pendik’e kadar demiryolu döşenmiş, tren seferleri başlatılmış ve Tarihi Haydarpaşa Çayırı’nda, şimdiki Et ve Balık Kurumu yakınındaki bir alana, İlk İstasyon Binası inşa edilmişti. Almanlar’la ortak olan Kaulla 24 Mart 1889 tarihinde Anadolu-Osmanlı Demiryolu Şirketini kurmuş, Haydarpaşa-Ankara hattının inşaat ve işletme hakkını alarak 1892 yılında demiryolunu Ankara’ya kadar uzatmıştı Görüldüğü gibi 1880’li yıllarda Dünya devletleri Haydarpaşa-Ankara arasına demiryolu döşemek ve bu hattı işletmek için yarışmaktadırlar. Osmanlı Devleti hükmünü sürdürmekte, tüm Dünya Devletleri tarafından bilinmekte ve tanınmaktadır. 23 Nisan 1920 tarihinde TBMM nin kurulmasına, 13 Ekim 1923 tarihinde Ankara’nın Başkent olmasına ve 29 Ekim 1923 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanına daha onlarca yıl vardır. Sanki 1880’li yıllarda 1920’li yıllar hissedilmiştir. Henüz ortada ne gar binası vardır ne de Cumhuriyet. Farkında olmadan Haydarpaşa ile Cumhuriyetin ilk ilişkisi o yıllarda kurulmuştur. 1892 yılında Haydarpaşa-Ankara hattının çalışmaya başlaması ile daha çok mal hareketi hızlanmış, giderek rıhtımda liman ihtiyacı oluşmaya başlamıştır. Bunun üzerine yapılan liman tesisleri 14 Nisan 1903 tarihinde zamanın Padişahı II. Abdülhamid tarafından açılmıştır. Bu arada demiryolu hattı Bağdat ve Mekke’ye kadar uzatılmıştır. Ancak II. Abdülhamid ilerleyen yıllarda liman tesislerinin gösterişsiz olduğunu tespit etmiş ve “Memlekete bunca kilometre demiryolu yaptım, çelik rayların ucu Haydarpaşa’da. Koca binalarıyla liman yaptım, yine belli değil. Bana o rayların denize kavuştuğu yere öyle bir bina yapın ki, ümmetim baktığında ‘Buradan bindin mi hiç inmeden Mekke’ye kadar gidilir’ desin” demiştir. Bu sözler üzerine iki Alman mimar Otto Ritter ve Helmut Cuno’nun tasarımıyla Gar inşaatına 30 Mayıs 1906 tarihinde başlanmış 19 Ağustos 1908 tarihinde de bitirilmiştir. 1914-1918 yılları arasındaki 1. Dünya Savaşı sırasında, Haydarpaşa Limanı ve Garı kullanılarak, Anadolu’daki Türk Birlikleri’ne İşgal Kuvvetleri’nden gizli bir şekilde cephane sevkiyatı yapılmıştır. Yani Haydarpaşa’nın Cumhuriyet’le ilişkisi artık somutlaşmaya başlamıştır. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlı’nın mağlup çıkmasını fırsat bilen İngilizler 15 Ocak 1919 tarihinde Haydarpaşa Garı’na ve Gebze’ye kadar olan hatta el koymuşlardı. Gebze’den Haydarpaşa tarafına giden vagonlarda arama yapıyorlar, Türk subaylarını o istikamete geçirmiyorlardı. Bu şekilde 25 Eylül 1923 tarihinde İngilizler’den geriye alınan Haydarpaşa-Gebze Hattı, Behiç Erkin ve ekibi tarafından çokda başarılı bir şekilde işletilmişti. Haydarpaşa artık Cumhuriyet’le iç içe olmuştur. Bu tarihten sonra başta Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal olmak üzere yerli ve yabancı devlet büyükleri Ankara-İstanbul hattını sürekli kullanmışlardı. Tren uzun yıllar en tercih edilen ulaşım aracı olarak yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara ile eski Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul arasında en yoğun ilişkiyi kurabilmişti. Bu ilişki dolayısıyla da Haydarpaşa Garı’nda sık sık Cumhuriyetin yetkilileri görünür olmuşlardır. Konu Başlığı: Ynt: Kayıp demir yolu hayata dönüyor Gönderen: Ali Rıza Özaslan üzerinde 30 Ekim 2008, 09:31:00 2005 yılında araştırmacı ruhlu tarih meraklısının çabaları sonunda ortaya çıkartılan Kağıthane'deki demiryolu hattı,şehir planlarındaki yerini aldı.
Kağıthane Hattı,yenileme çalışmasının ardından yeniden doğacak. * Üç tarih sevdalısının Antalya'da kesişen yolları,İstanbu'da tarihe karışmış bir demiryolunu ortaya çıkardı. ** Savaşta askere kömür taşımak için kuruldu. Bu hat sadece 62 km.lik bir dekoliv hattı olmasına rağmen savaş yıllarında İstanbul'un elektiriksiz kalmamasını sağlamış ve yapımı birkaç ayda tamamlanmıştı. *** 1914'te Silahtar Elektrik Santrali önemli miktarda kömür tüketmekteydi. Bu hat öncelikle askeriyeye gerekli kömürün taşınması için kurulmuştu. **** Turizimcilerin de gözdesi oldu. Haliç-Karadeniz Sahra Hattı (Kağıthane-Kemerburgaz) turizmcilerin gözdesi oldu.Bu ilginin sonucu olarak,insanların geçmişden geleceğe köprü kurabilecekleri nostaljik bir demiryolunun temelleri atılmış oldu... Konu Başlığı: Ynt: 10 Kasım Atatürk'ü Anma & Anlama Günleri Gönderen: Ali Rıza Özaslan üzerinde 07 Kasım 2008, 13:14:08 IO Kasım Atatürk'ü Anma Proğramları & Kadıköy / İstanbul
*** 10 Kasım’da Ata’mızı anacağız Kadıköy Belediyesi, ölümünün 70'nci yıldönümünde Cumhuriyetimizin Kurucusu Ulu Önder Atatürk’ü farklı etkinliklerle yaşatıyor. Her zaman sanat ve sanatçının yanında yer alan Ata için çeşitli sanatsal aktivitelerin yer aldığı anma programları düzenleyen Kadıköy Belediyesi’nin etkinlikleri içinde sergi, panel, konser ile Ata’nın sevdiği zeybek ve dans gösterileri de var. Ulu Önderimiz için 8 Kasım Cumartesi günü Barış Manço Kültür Merkezi’nde yapılacak ilk anma programında Atamızın manevi kızı Ülkü Adatepe, Atatürk’ü ve çocukluğunu anılarıyla anlatacak. İstanbul Kadın Ressamlar Derneği’nin 3 aylık bir çalışma ile hazırladığı Atatürk portrelerinin yer aldığı resim sergisi ise Kadıköy Belediyesi Şehremaneti Binası Merkez Sergi Salonu’nda açılacak. Sergide, Atamızın kadın güzüyle pullarla ve güllerle tuvallere yansıtıldığı 50’ye yakın tablosu sergilenecek. Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası’nda ise Atatürk’ü Anma Konseri’nde uluslararası başarılara imza atan keman sanatçımız Tuncay Yılmaz ile piyanist Burçin Büke birlikte sahne alıp, müzikleriyle Ata’yı anacak. Kadıköy Belediyesi Caddebostan Kültür Merkezi’nde ise 13 Kasım Perşembe günü gerçekleştirilecek Ata’yı Anma Konseri’nde, Kadıköy Belediyesi Filarmonia İstanbul Orkestrası Şef Hakan Şensoy yönetiminde ücretsiz bir konser verecek. 10 Kasım programı Kadıköy Belediyesi'nin 10 Kasım Atatürk'ü Anma Programı da şöyle: Tarih: 8 Kasım Cumartesi Saat:15.00 “Emsalsiz Güneş Mustafa Kemal Atatürk" (Ülkü Adatepe, Bedri Baykam, Dr. Alaaddin Yavaşça, Erol Büyükburç, Şehnaz Türk Sanat Müziği Korusu, Zeybek ve vals gösterisi ) Yer: Kadıköy Belediyesi Barış Manço Kültür Merkezi Bilgi için: 0216 418 16 46 *** Tarih: 10 Kasım 2008 Pazartesi Saat: 09.30 "Kadın Gözüyle Ulu Önder Atatürk Resim Sergisi" İstanbul Kadın Ressamlar Derneği Yer: Kadıköy Belediyesi Şehremaneti Binası Merkez Sanat Galerisi Bilgi için: 0216 337 86 11 *** Tarih: 10 Kasım 2008 Pazartesi Saat: 20.00 “70 . Ölüm Yılında Atatürk’ü Anma Konseri-Tuncay Yılmaz-Burçin Büke” Yer: Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası Bilgi için: 0216 346 15 31 *** Tarih: 13 Kasım 2008 Perşembe Saat: 20.30 “Kadıköy Belediyesi Filarmonia İstanbul Ata’yı Anma Konseri/Şef-Solist Hakan Şensoy” Yer: Kadıköy Belediyesi Caddebostan Kültür Merkezi Bilgi için: 0216 467 36 00 Konu Başlığı: Ynt: İSTANBUL'LU OLMAK! Gönderen: Ali Rıza Özaslan üzerinde 29 Kasım 2008, 10:02:22 İstanbullular metrobüsü sevdi
Metrobüs çıktı, özel araçlar kontak kapattı 29.11.2008 08:44 Metrobüs sayesinde işlerine zamanında ulaşan İstanbullular, artık evlerinden daha geç çıkmaya ve özel araçları yerine metrobüsü tercih etmeye başladı. Topkapı-Zincirlikuyu hattının açılmasının ardından 15 gün boyunca, başta ilk istasyon olan Avcılar'da olmak üzere, tüm istasyonlarda 6 bin kişiye metrobüsle ilgili memnuniyetleri soruldu. İETT'ye bağlı 14 kişilik ekibin yaptığı araştırma sonucunda özel aracını bırakıp, metrobüsü kullananların oranı yüzde 21.3 çıktı. Buna göre, metrobüsü kullanan her 100 kişiden 22'si özel aracını evinde bıraktı. Müşteri memnuniyetinin yüzde 98 çıktığı araştırmayla metrobüsün ilk istasyonu olan Avcılar'da 07.45 ila 08.45 saatleri arasında her gün 42 bin insanın sistemi kullandığı tespit edildi. Bu sayı, Topkapı-Zincirlikuyu hattı açılmadan önce ortalama 26 bindi. Araştırmayla Avcılar'da günlere göre yüzde 4.5 ila 6 arasında değişen oranlarda ücretsiz kullanım yapıldığı belirlendi. Ayrıca, toplu ulaşımda metrobüsü birinci kullananların sayıca az olduğu da tespit edildi. Yolcuların yüzde 28 ila 30'unun metrobüsü indirimli olarak kullandığı görüldü. Öte yandan metrobüsün Zincirlikuyu'ya ulaşmasıyla birlikte araçla taşınan yolcu sayısı, günlük 477 bin ortalamaya ulaştı. Böylece İETT'nin kasasına daha fazla para girmeye başladı. Konu Başlığı: Ynt: Önce sevgi Gönderen: Ali Rıza Özaslan üzerinde 08 Aralık 2008, 10:13:03 Yokluk ve bolluk
Günlük yaşamımda hiç kimse tarafından sevilmediğimi hissediyorum. Bulunduğum topluluklarda insanlar benimle ilgilenmiyorlar, varlığımla yokluğum fark edilmiyor. Farkıma varanlar ise bana önem vermiyor, basit işlerde kullanmaya kalkıyorlar. Yıllardan beri çalışıyorum. İşe birlikte başladığımız arkadaşların çoğu benden ilerde. Takdir edilmediğimi ve hakkımın yenildiğini düşünüyorum. Çevremde bana ilgi gösteren, sevgiyle karşılayan, gülümseyerek bakan insanlara hasret kaldım. Bir eksiğim daha var ki, artık ondan umudu tümüyle kestim. 50 yaşını aştım ve hâlâ yapayalnız yaşıyorum” dedi. Hanımefendinin tüm anlattıkları yokluk, ilgisizlik, sevgisizlik, fark edilmemek ve takdir edilmemek gibi olumsuzluklar üzerine idi. Hiçbir kimse sizinle ilgilenmiyorsa sormak gerekir. Siz başka insanlarla ilgileniyor musunuz? Geçmiş yıllar içinde, gittiğiniz yerleri sizin için sımsıcak yapacak, sizi yalnız bırakmayacak arkadaşlıklar, tanıdık yüzler biriktirdiniz mi? Bundan önce katıldığınız toplantılarda yalnızlığını paylaştığınız, gülümseyişinizle ısıttığınız, sohbetinizle bir şeyler kattığınız insanlar var mı? Çevrenizdeki insanları her fırsatta takdir ettiniz mi? Takdirlerinizle onları şevke getirip daha başarılı ve daha güzel işler yapmalarına neden olabildiniz mi? İnsanları büyük, küçük, zengin, fakir, ünlü, ünsüz, güçlü, güçsüz diye ayırmadan teker teker önem verebildiniz mi? Onları adam yerine koyup karşılıklı saygı içeren ilişkiler kurabildiniz mi? Birlikte çalıştığınız insanların ilerleyebilmesi için destek oldunuz mu, yollarını, ufuklarını açtınız mı, onları öne itekleyebildiniz mi? Eğer eksiklik ve yokluk duygusu içinde olursanız yaşamınız eksiklik ve yokluk içinde geçer. İnsanların sizden esirgediğini düşündüğünüz her şey en bol ve hudutsuz bir biçimde sizde de vardır. Siz başkalarına vermediğiniz sürece başkalarından şikâyete hakkınız yoktur. Siz içinizdeki bolluğu fark edip cömertçe başka insanlara akıtırsanız çevreniz bollukla dolar. Siz gülümserseniz etrafınız da size gülümser. Siz takdir ederseniz çevrenizdeki insanlar da sizi takdir eder. Siz ilgi gösterir, sever, sayar, önem verirseniz; ilgi, sevgi, saygı görür ve önemsenirsiniz. Almayı beklemeyiniz, hemen vermeye başlayınız. Beklediğiniz her şey bolluk içinde size akacaktır. Bayramlar paylaşıldıkça anlam kazanır... İnal Aydınoğlu gazete kadıköy aralık 2008 Konu Başlığı: Ynt: İSTANBUL'LU OLMAK! Gönderen: Ali Rıza Özaslan üzerinde 11 Ocak 2009, 09:36:20 Metrobüsün Kadıköy seferleri Şubat'ta başlıyor
Yoğun trafikte bile 1,5 kilometrelik Boğaz Köprüsü'nün 4 veya 5 dakikada geçmesi planlanıyor. 10.01.2009 12:18 Metrobüsün Söğütlüçeşme seferleri önümüzdeki ay başlıyor. Metrobüsler trafik ne kadar yoğun olursa olsun Boğaz Köprüsü'nü 4-5 dakikada geçecek. Vatan Gazetesi'nin haberine göre, Avcılar-Zincirlikuyu arasındaki 29,5 kilometrekarelik güzergahta hizmet veren metrobüsün Kadıköy'e geçişi için çalışmalar aralıksız sürüyor. Zincirlikuyu-Söğütlüçeşme arasındaki 3. metrobüs hattının Şubat'ta bitirilmesi hedefleniyor. 24 saat durmaksızın 3 vardiya halinde çalışmalar devam eden 11 kilometrelik hatta 9 istasyon bulunacak. Köprü üzerinde sağ şeridi kullanacak olan metrobüslerin 1,5 kilometrelik Boğaz Köprüsü'nü yoğun trafikte bile 4 veya 5 dakikada geçmesi planlanıyor. Zincirlikuyu-Söğütlüçeşme hattının tamamı ise yaklaşık 18 dakika sürecek. Söğütlüçeşme hattıyla birlikte günde ortalama 520 bin kişinin kullandığı metrobüste bu sayının 1 milyona ulaşması bekleniyor. Metrobüsün 4. etabı Avcılar-Beylikdüzü'nün ise Mayıs'ta bitmesi planlanıyor. Konu Başlığı: Ynt: İSTANBUL'LU OLMAK! Gönderen: Ali Rıza Özaslan üzerinde 07 Nisan 2009, 11:33:22 Katre-i Matem'den:
Hafız Çelebi anlatıyordu: -İstanbul'un her bahçesinde bir lale açar. O, atalarımızın, Tanrı Dağları'ndan sıcak iklimlere göçerken atlarının terkisine koydukları hatıranın ta kendisidir. Mevlânâ Celaleddin'in Mesnevi'sindeki kırmızı neş'esi, bağrındaki simsiyah yanık yarasıyla sanki Türkmen dervişi Yunus Emre'nin bahtsız tebessümüdür. -Lale bir kimlik, bir ruh şahsiyetidir ki Selçukoğulları ve Osmanoğulları'nın naz ile büyüttükleri taze eda içinde yaşar. Öyle ki Ebülfeth Mehmet Han zamanında Manisa'da serpilip yetişmiş, Kanuni Süleyman Şah asrında İstanbul bahçelerinde süslenip güzelleşmişti. Yazık ki şimdilerde en renkli elbiselerini Felemenk diyarında kuşanmış bir gelin misali vatanına hasret çekiyor, ağlıyor, belki hıçkırıyor. İçinde siyaha çalan koyu mor bir hüzün saklayan bu çiçek bahçelerde açtığı vakit Felemenk diyarındaki laleler ki onlar bu vatanın evden kaçırılmış kızlarıdır- kimliğini yeniden hatırlayacak. Ve onlar, taa Sadabat bahçelerindeki mütevazı evlerine dönesiye kadar, her baharda, bu çiçek gibi bir özel çiçeği yetiştirmek için çırpınıp duracağım ben. Tıpkı "Nur-ı adn (Cennet nuru)" adıyla ilk değişik laleyi üreten Ebussuud Efendi gibi, tıpkı sayfa sayfa lale desenlerini boyayıp bir külliyat hazırlayan tabip Mehmed Aşıkî Efendi gibi, tıpkı "Netâyicü'l-Ezhâr (Çiçeklerin Neticeleri)" isimli kitabın yazarı Cerrahpaşa Camii imamı Ahmet Ubeydi oğlu Mehmed Efendi gibi... Ve daha adıyla sanıyla belli iki yüz kadar şükûfeci gibi... Ve elbette lale Doğuludur, Hıristiyanlık kadar, Musevilik kadar, İslamiyet kadar Doğuludur... Lale utangaçtır, taze bir gelin kadar, iltifat görmüş bir nazenin kadar utangaç... Lale altı yaprağıyla hercayidir, batılar ve kuzeyler kadar, alt veya üstler kadar... Lale sabr u sebatın, ölümden sonra dirilmenin adıdır, ekim mevsiminde ekilip nisan mevsiminde açacak kadar... Lâlenin serencamı necip Türk milletinin tarihi sayılır; ikisinin de zaman atlasında yaptıkları yolculuklar sanki örtüşmektedir. Türk milleti de tıpkı lâle gibi taşralı olarak nitelendirilmiştir. Çünkü o kırda, bozkırda yaşar. Ancak bozkırın tahakkümü onun elindedir. Dolayısıyla oranın sultanıdır. Şehre geldiğinde, taşralı olarak nitelendirildiği için kabul görmez ve oradan uzaklaştırılmak istenir. Çünkü şehirde yaşayanlara göre, medeniyetten bihaber olan Türkler buraya yaraşık değillerdir. Tıpkı kırların çiçeği laleleri bahçelerine almayan milletler gibi. Bundan dolayı Avrupalılar Türkleri hep geldiği yere, bozkıra geri göndermek istemişlerdir. Oysa çiçekler içinde lale ne ise milletler içinde Türk odur. Nasıl ki lâle İslâm'ın remzi olmuşsa, Türkler de İslâm'ı temsil eden bir kimliğe bürünmüştür. Avrupa'da Türk denince İslâm, İslâm denince Türk'ün akla gelmesi işte bundandır. İskender Pala 07 Nisan 2009, Salı Konu Başlığı: Ynt: İSTANBUL'LU OLMAK! Gönderen: Ali Rıza Özaslan üzerinde 19 Ekim 2009, 12:39:12 Kayış Pınarları hâlâ akıyor
Dünyaya Güneş Anadolu’dan doğar”. Bu sözler dünya medeniyetinin çıkış yeri ve kaynağı olduğu için söylenmiştir. Kadıköy, Üsküdar’dan da güneşin doğduğu yeri aradığımızda karşımıza Kayışd Dağ çıkar. Kayış Dağı tepesinden yükselen güneş ve pınarlarından fışkıran enerjinin, Kadıköy’e ve Üsküdar’a asırlardır hayat verdiğini ve insanlık için gerçek değerlerin kaynağı olduğunu görürüz. Milattan önceki yıllardan beri buralarda kurulan medeniyetlerin kaynağıdır. Biz Türkler de tarihimizi incelediğimizde Orta Asya’dan da Anadolu’ya göçümüzün ana nedeninin su kaynaklarındaki kuraklıklar olduğunu görürürüz. Kesin olan bir gerçek, susuz insanın yaşayamayacağıdır. Bu su(Kayışdağı suyu), birçok katmaları ile Sultan 3. Ahmet’in sadrazamı Nevşehirli İbrahim Paşa tarafından Kadıköy’e, Üsküdar’a oradan da Padişahın Kavak-Bağdat ve Şerefabad kasırlarına akıtılmıştır. Bu suyun Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde 3366 numarada kayıtlı, 18.30 metre uzunluğunda kaynağı, terazileri, maksimleri, ızgaraları, katmaları, aktığı yerdeki çeşmeleri, yoldaki maslakları, resimleriyle gösteren bir haritası vardır. İbrahim Paşa, Üsküdar’ı bu güzel su ile bir “su şehri” haline getirmişti. Padişahın, padişah kadınlarının, prens ve prenseslerin, vezirlerin, zenginlerin, cami yaptıranların 40 kadar çeşmesi bu sudan faydalanmışlardı. Bu harita Miladi 1710 (Hicri1222 ) yılında yapılmıştır. Miladi 1752 (Hicri 1166) yılında Mehmet Paşa da bu suya bazı katmalar sağlamıştır. Bu çok zengin hayat suyu İbrahim Paşa şehit edildikten, Sultan 3. Ahmet tahttan indirildikten sonra kötü bir şekilde kullanılmış, parçalanmalar olmuştur. Vakıf sular belediyeye geçtikten sonra İbrahim Paşa’nın ve bu suyun adı unutulmuştur. Kayışdağı’ndan Kadıköy’e ve Üsküdar’a kadar birçok yere iyi su veren bu ana müessese harap olmuştur. Evliya Çelebi, Üsküdar’ın mesirelerini sayarken Kayış Pınar’ın ağaçlar içinde, tatlı tatlı hayat suyu bulunan bir mesire olduğunu söyler ve şöyle der: “Mesire-i Kayış Pınarı: Dıraht-sitan içre bir ab-ı hayat-ı zulaldir” Kıymetli tetkikçi Cengiz Yularkıran ve Rüştü Üstün ile 27 Temmuz 1975 Pazar günü otomobille Üsküdar’ın bu eski ve tarihi mesiresini ile suyunu aradık. Osmanlı idari teşkilatında daima Üsküdar’a bağlı olan Kayış Pınar-Kayış Dağı şimdi Maltepe’ye bağlanmıştır. İçerenköy’üne 4 kilometredir. Biz İçerenköy’ünden geçerek gittik. Kayış Dağı her yerinden iyi vasıflı, güzel sular sızdırıyor. Kayış Pınarı, Dağının eteğinden kaynıyor. Burada yüksekçe bir tarihi set vardır. Yirmi ağacın gölgelediği bu set pınarın üstündedir. Önünde gözün alabileceğine açılan bir düzlük vardır. Osmanlı İmparatorluğu’nun ikinci padişahı Orhan Gazi Üsküdar önlerine geldiği zaman Türk süvarileri bu dağın arkasına gizlenmiş, Bizans imparatorunun kumanda ettiği askerlerine burada baskın yaparak, kırdırmıştır. Üsküdar’ı hedef yapan ilk Osmanlı zaferi burada kazanılmıştır. Orhan Gazi kayınpederi Bizans imparatoru ile buralarda avlanmıştır. Burası yalnız Üsküdar’ın değil, İstanbul’un en güzel mesiresiydi. Her tarafından kristalleşmiş dirilik suyu kaynardı. Setin önündeki çeşmelerden halk serbestçe faydalanırdı. Burada padişahların kasırları vardı. Setin üstündeki eski kitabenin yerine 1931 yılı tamirinde yazısız bir mermer konmuştur. Setin solunda bir pul binası bulunuyordu. Buradan doldurulan damacana ve kaplara kurşun mührü vurulurdu. 27 Mayıs 1960 ihtilaline kadar Kadıköy’ün ve Üsküdar’ın içme suyu arabalarla, kamyonlarla buradan alınır, dağıtılırdı. Bu tarihten sonra bu menba başka kaynaklarla birleştirilerek sıhhi boru içine alınmıştır. Mesirenin eski ihtişamından hiçbir eser kalmamıştır. Su utancından yerin dibine geçmiş ve batmış gibidir. Yere güneş düşürmeyen yaşlı çamların yerini çalılar kaplamıştır. Bu mesirenin çeşmeleri, setti, ağaçları eski günlerinin hasretini çekiyor. 831 sayılı Sular Kanunu gereğince Miladi 1926 (Hicri 1345) yılında bütün vakıf suları gibi Kayış Dağı suyu da Vakıflar İdaresi’nden Şehir Emaneti’ne devredilmişti. Şehir Emini Operatör Dr. Emin Erkul zamanında suyu akıtan borular genişletilerek boşa akan sulardan da faydalanılmıştır. 1934 yılında umuma ve vakfa ait suların işletmesi 2226 sayılı kanunla İstanbul Sular İdaresi’ne devredilmiştir. 1965 yılından başlanarak eski isale (akıtma) hattı çapı 90 milimlik (PVC) borularıyla yenilenmiştir. Asıl su, Kayış Dağı’nın batı ciheti eteklerinden kaynar ve 8 katma ile beslenir. Katmalar şunlardır: Zeynel Dayı, Ayazma, Hacı Ömer, Fundalık, Meşelik, Kestane, Kandilli Dere, Çoban Çeşmesi. Birleşen sular baş muslukta toplanır. Buradan 60 tonluk Çatakbaşı Deposu’na girer, burada klorlanır. Çatakbaşı, İçerenköy, Kozyatağı-Acıbadem ve Kadıköy semtindeki 16 halk çeşmesiyle bir cami ve ashab-ı miyahı vardır. Yani 23 yere su vermektedir. Günlük ortalama verimi 250 metreküp kadardır. İdromatik derecesi 2,5’tir. Bu suyun son çeşmesi Acıbadem’dedir. Nevşehirli İbrahim Paşa’nın haritasında Kayışpınarı’nın yanında kasır, biraz ilerisinde Sultan Çiftliği, biraz ilerisinde Keçi Pınar, Beylik Mandra katmaları görülür. Suyun başındaki büyük bina padişahların av kasrı idi. Şimdi bunlardan hiçbir eser kalmamıştır. Şükrü YAZIKOZ (Halil Atamavcı İlköğretim Okulu Müdürü) Konu Başlığı: Ynt:PANORAMA 1453 ile daha bir MUHTEŞEM!.. Gönderen: Ali Rıza Özaslan üzerinde 03 Şubat 2010, 07:53:46 İstanbul,MUHTEŞEM,İstanbul...
PANORAMA 1453 ile daha bir MUHTEŞEM!.. Hazır karne tatili,aldırmayın,kara,tipiye,soğuğa,gapın çocukları, ısınsınlar,dışarıdaki ayaza inat, İstanbul yeni feth edilircesine, yaşasınlar sıcaklıkları, bam başka ufuklara yelken açsınlar, Fatih'çesine,Fetih'cesine... Hemen TOPKAPI'da,her türlü ulaşıma müsait,METROBÜS,TRANVAY,OTOBÜS... Hemide çok kalabalık yok,rahat,rahat gezebilirsiniz,üşenmezseniz,şöyle bir EMİNÖNÜ'e uzanıp,mideleriniz uzansın meşhur yiyecek BALIK-EKMEK'e... Mutlu olmazsanız,hesaplar mı,haydi bu fakirden olsun beee,helal ve afiyet olsun... Reklam olmasın da, dün bu fakir yiğenleriyle yaşadı,dadı hala damağımızda da. Hala düşünür müsünüz,karne tatili bitmek üzere,METROBÜS kaçırmayın? Konu Başlığı: Ynt:PANORAMA 1453 ile daha bir MUHTEŞEM!.. Gönderen: Ali Rıza Özaslan üzerinde 04 Şubat 2010, 11:43:58 İstanbul,MUHTEŞEM,İstanbul... PANORAMA 1453 ile daha bir MUHTEŞEM!.. Hazır karne tatili,aldırmayın,kara,tipiye,soğuğa,gapın çocukları, ısınsınlar,dışarıdaki ayaza inat, İstanbul yeni feth edilircesine, yaşasınlar sıcaklıkları, bam başka ufuklara yelken açsınlar, Fatih'çesine,Fetih'cesine... Hemen TOPKAPI'da,her türlü ulaşıma müsait,METROBÜS,TRANVAY,OTOBÜS... Hemide çok kalabalık yok,rahat,rahat gezebilirsiniz,üşenmezseniz,şöyle bir EMİNÖNÜ'e uzanıp,mideleriniz uzansın meşhur yiyecek BALIK-EKMEK'e... Mutlu olmazsanız,hesaplar mı,haydi bu fakirden olsun beee,helal ve afiyet olsun... Reklam olmasın da, dün bu fakir yiğenleriyle yaşadı,dadı hala damağımızda da. Hala düşünür müsünüz,karne tatili bitmek üzere,METROBÜS kaçırmayın? Hesabı,lütfen,aaa gelen olmadı mı? :o ::) |