|
Konu Başlığı: Halil ibrahim sofrasından hikayeler! Gönderen: Ahmet Uçar üzerinde 15 Aralık 2010, 20:32:54 Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış; büyüğü Halil, küçüğü ise İbrahim. Halil evli ve çocuklu, İbrahim ise bekârmış. İkisinin ortak bir tarlası varmış. Mahsul ne çıkarsa pay edip bu şekilde geçinirlermiş. Bir yıl yine buğdayı harman yapıp ikiye ayırmışlar, sıra taşımaya gelmiş. Halil bir teklif yapmış;
- Ben gidip çuvalları getireyim, sen de buğdayı bekle. + Peki, abi demiş İbrahim ve Halil gitmiş. O gidince İbrahim düşünmüş ''Abim evli ve çocuklu, onun evine daha çok buğday lazım'' ve kendi payından bir miktar onunkine eklemiş. O sırada Halil gelmiş. ''Hadi İbrahim, sen çuvala doldur taşımaya başla'' demiş. İbrahim taşımaya gittiğinde düşünmüş ''Ben evliyim, kurulu bir düzenim var ama kardeşim bekâr, para biriktirip ev kuracak'' diye içinden geçirmiş ve kendi payından bir miktar kardeşininkine aktarmış. Bu şekilde hep biri gittiğinde kendi payından diğerine eklemeye devam etmiş. Akşam olmuş buğdaylar gitgide artıyor bir türlü bitmek bilmiyormuş. Bu yüzden ‘Halil İbrahim Sofrası’ deyince akla bereket gelir. Konu Başlığı: Ynt: Halil ibrahim sofrasından hikayeler! Gönderen: Mustafakurt üzerinde 28 Mayıs 2012, 17:58:38 Zahmet Buyurdunuz
Bir Osmanlı zabiti şiddetli bir savaş esnasında vurulmuş, ağır yaralanmış, kanlar içinde yere serilmiştir. Yanında birkaç askeri vardır, yaralarından kanlar fışkırmakta, son anlarını yaşamaktadır. Birden: -Beni ayağa kaldırınız, der. Askerler şehidlikle şereflenmiş sevgili kumandanlarının bu son arzusunu yerine getirirler, mecalsiz vücudunun kollarına girerler ve ayağa kaldırırlar. Mübarek şehid, kısık bir sesle Kelime-i Şehadet getirir ve sonra: - Zahmet buyurdunuz Ya Resulullah! diyerek son nefesini verir. Konu Başlığı: Ynt: Halil ibrahim sofrasından hikayeler! Gönderen: Mustafakurt üzerinde 30 Mayıs 2012, 01:29:19 Köyün en zenginiydi. Kısa bir süre önce dünyadaki en değerli varlığı eşini kaybetmişti. Çoluk çocuğu olmadığı için servetini ne yapacağını herkes merak ediyordu. Eşinin acısına artık dayanamıyor, kendi ecelinin de yaklaştığını hissediyordu.
Sonunda servetini kime bırakacağını vasiyet etti. Bu şimdiye kadar görülmemiş, çok garip bir vasiyetti. Öldükten sonra mezarında kendisiyle birlikte yatacak olan kişiye servetini bırakacaktı. Hiç kimse böyle bir şekilde servete konmak istemiyordu. Ölü birisisiyle mezarlıkta bir akşam yatmak kolay değildi. Adam öldükten sonra bir hamal ortaya çıktı ve adamla birlikte mezar çukurunda bir gece kalmayı kabul etti. “Ne olursa olsun her karanlık ve korkunç bir gecenin aydınlık ve berrak bir sabahı vardır” diye düşünmüştü. Bu adam köyün en fakiriydi. Hiç toprağı yoktu. Geçimini sırtındaki küfe ve iple karşılıyordu. Onun için ha fakir olarak yaşamışsın ha da ölmüşsün ne fark ederdi? O akşam ölünün yanında yattı.Gece yarısına doğru iki melek ölünün üzerinde göründüler ve konuşmaya başladılar: “Bu ölünün hesabını nasıl olsa sonra da görürüz. Şimdi şu diri olan kula birtakım sorular soralım bakalım; onu bir hesaba çekelim.” Zavallı adamın ödü patladı. Melekler adamı sorgulamaya başladılar. “Küfeyi hangi parayla aldın?” “Küfeyi satın aldığın para helal miydi?” “Küfeyi satan kişiyi araştırdın mı? Belki de çaldığı bir küfeydi.” “İpi nereden aldın? Kaç paraya aldın? İpin parasını hangi yollardan kazandın?” Bu şekilde sabaha kadar sorgulandı. Adam neredeyse korkudan ölecekti. Sabahleyin mezarlığa gelen köylüler, adamın yaşadığını gördüler ve onu cesaretinden dolayı kutlayarak, zengin olduğu müjdesini verdiler; ancak adam serveti reddederek şöyle söyledi: “İstemem, ben basit bir küfeyle ipin hesabını sabaha kadar ancak verebildim. O kadar servetin hesabını asla veremem. Kaynak: islami hikayeler - kıssadan hisse - ibretlik öyküler http://www.webhatti.com/dini-hikayeler/670580-islami-hikayeler-kissadan-hisse-ibretlik-oykuler.html#ixzz1wIgqkXgm whkaynak |