Genel Konular => Sohbet => Konuyu başlatan: Ayşe Gürarslan üzerinde 20 Ocak 2009, 23:45:48



Konu Başlığı: İsrailden ithal tohum içimizdeki tehlike (köylülerimizin dikkatine)
Gönderen: Ayşe Gürarslan üzerinde 20 Ocak 2009, 23:45:48
ALINTIDIR
İçimizdeki Tehlike
Prens Charles'in TÜrkiye ziyaretini herkes başka bir açıdan değerlendirdi. Kimi için cami ziyaretleri, kimi için Mevlana hayranlığı, benim için ise ayrılıken uçağına doldurduğu kasalar dolusu sebze onemliydi.
Koca Prens Turkiye'nin domatesine muhtaç değildi herhalde.
Öyleyse bir anlami olmaliydi bu kasalarin. Evet, Prens yanilmiyorsam Kaz Dağı'nda kendisi için yetiştirilen organik sebzeleri ulkesine götürüyordu. Meğer o civarda yaşayan birkaç aile sürekli kraliyet ailesinin sebzesini yetiştiriyormus ve kraliyet ailesi sadece bu sebzeleri kullanıyormuş.
Meclis Baskanı Koksal Toptan'ın Kuzey Kıbrıs ziyaretinde CumhurbaskanıTalat ile aralarında öyle bir konuşma geçti ğini hatırlıyorum;
Cumhurbaskani Talat, Toptan'a bir yemek sirasinda 'Türkiye'de en son yediğim domateslerin tadı hâlâ damağımda' demişti. Bu konuşma üzerine Toptan, Talat'a 'En kısa zamanda size hormonsuz Anavatan domatesleri göndereceğim' sözü vermisti.
Meclis Baskanı Toptan kendisinden sonra Kıbrıs'a giden Cumhurbaskanı Abdullah Gül'e hormonsuz domatesleri emanet ediyor, Cumhurbaskani Gül de Toptan'ın bu masum ricasını yerine getiriyordu.
Meclis Baskanı Toptan'ın Ankara'da ancak bir hafta araştırma sonucunda hormonsuz domates bulabildiğini de okumuştum o dönemde.
Nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzun farkında mısınız?
Gelelim işin teknik meselesine.
Tarim ve Köy isleri Bakanligi'nda 115 bin kişi çalışıyor.
70 tane üniversitemiz,
30 tane ziraat fakuütemiz,
50 tane tarim araştırma enstitümüz,
10 bin işsiz ziraat mühendisimiz var.
Buna rağmen Türkiye tohumda tamamen disa bagimli. Tek kelimeyle tohumun patronu ise Israil. Domuz geni yerleştirilmiş domates, AIDS mikrobu bulastirilmis kavun haberleri biraz spekulator olabilir ama israil tohumu olayının kesinlikle obur madalyon tarafi da var.
Israilli arastirmacilarin, genleriyle oynayarak, gül ile limon kokulu domates yetistirdigini Salom gazetesinin internet sayfasindan okumustum. İstediğiniz sekle sahip domatesleri bile bulabilirsiniz; cekirdeksiz, kalp Seklinde, salatalık şeklinde, dilimli... Yani genlerle oynama meselesi yüzde yüz doğru.
Gelelim başka doğrulara. Bu tohumların bir ekimlik olduğunu bilmeyen yok. Yani israil'den bir defa tohum almakla kurtulamıyorsunuz. Bir gram tohumun fiyatı her dönemde bir gram altına denk oldu. Üstelik İsrail tohumunu toprağa bir ektin mi artık isteseniz de yerli tohuma donemiyorsunuz. Genetik tohum o toprağa da zarar veriyor. Artık hep bu genetik tohumu kullanmak zorundasiniz. 50-70 yil sonra ise toprak kanserojen maddelerle dolduğu icin artık tamamen kullanımaz hale geliyor. Buna en güzel örnek Turkiye'nin patates deposu olan Niğde ve Nevşehir bölgelerinde yetiştirilen patateslerde kanserojen maddeye rastlandığı için artık patates ekimine izin verilmemesidir.
Yani israil tohumu tek başına satmiyor. Tohum alana hastalığı bedava...
Tohumlarin icine hastalik yerlestiren israil bu sayede zirai ilaç satımını da garanti altına alış oluyor.
Bütün bu acı tabloya rağmen Türkiye'de yabancıların menfaatine çalışan bir patent sistemi iletiliyor. Ne korkunç. Koylu kendi bahçesinde tohum bırakamayacak. Yoksa uluslararasi mahkemede yargıanacak!
Şu anda dünyada israil tohumu kullanma yasası çıkartan ilk ülke isgal altındaki Irak'tır. ikincisi de biz olacagız.
EY VATANDAŞ AKLINI BAşINA DEVŞiR !!! SOR SORUŞTUR, BOŞ DURMA BU E-POSTAYI KONU HAKKINDA BILGI SAHIBI OLMASINI ISTEDIGINIZ HERKESE YOLLAYIN
Her sey gönlünüzce olsun .




Konu Başlığı: Ynt: İsrailden ithal tohum içimizdeki tehlike (köylülerimizin dikkatine)
Gönderen: Ali Rıza Özaslan üzerinde 21 Ocak 2009, 11:49:52
ALINTIDIR
İçimizdeki Tehlike
Prens Charles'in TÜrkiye ziyaretini herkes başka bir açıdan değerlendirdi. Kimi için cami ziyaretleri, kimi için Mevlana hayranlığı, benim için ise ayrılıken uçağına doldurduğu kasalar dolusu sebze onemliydi.
Koca Prens Turkiye'nin domatesine muhtaç değildi herhalde.
Öyleyse bir anlami olmaliydi bu kasalarin. Evet, Prens yanilmiyorsam Kaz Dağı'nda kendisi için yetiştirilen organik sebzeleri ulkesine götürüyordu. Meğer o civarda yaşayan birkaç aile sürekli kraliyet ailesinin sebzesini yetiştiriyormus ve kraliyet ailesi sadece bu sebzeleri kullanıyormuş.

Şu anda dünyada israil tohumu kullanma yasası çıkartan ilk ülke isgal altındaki Irak'tır. ikincisi de biz olacagız.

EY VATANDAŞ AKLINI BAşINA DEVŞiR !!! SOR SORUŞTUR, BOŞ DURMA BU E-POSTAYI KONU HAKKINDA BILGI SAHIBI OLMASINI ISTEDIGINIZ HERKESE YOLLAYIN

Her sey gönlünüzce olsun .


Hassasiyet,duyarlılık ve paylaşım adına şükranlar Öğretmenim.

Yazımız,kışımız belli olmaz oldu,bize ne olduysa taklitçilikten,hemi de körü körüne,ne kadar akılsızız,malesef.
Hatalardan tez dönüş olur İnşaallah.


Konu Başlığı: Ynt: İsrailden ithal tohum içimizdeki tehlike (köylülerimizin dikkatine)
Gönderen: Mehmet Sayın üzerinde 21 Ocak 2009, 12:45:35
Ayşe hanım güzel konu için öcelikle teşekkür ederim

İsrail genetik yapısıyla oynadığı tohumları Türkiye'ye satarak milyonlarca dolar kazanıyor... Ancak bu tohumlardan elde edilen ürünler hem sağlık sorunlarına yol açıyor, hem de tekrar tohum elde edilemiyor.

Türkiye, 2007 yılında İsrail ile ticaret yapan ve İsrail’in en çok ihracat yaptığı ülkeler arasında ilk 10’a giren tek Müslüman ülke oldu. İsrail İhracat ve Uluslararası İşbirliği Enstitüsü verilerine göre Türkiye, 2007 yılında yeniden İsrail’in en çok ihracat yaptığı 10 ülke listesine girdi. Enstitünün rakamlarına göre İsrail geçen yıl Türkiye’ye 1.2 milyar dolarlık mal sattı. Buna göre İsrail’in geçen yıl Türkiye’ye yönelik ihracatı yüzde 49 artırarak 1.2 milyar dolara çıktığı ve Türkiye’nin yeniden İsrail’in en büyük 10 ihracat pazarı listesine girdiğine dikkat çekildi. 18.9 milyar dolarlık ithalatla ABD’nin başını çektiği İsrail’in en büyük 10 ihracat pazarı listesinde geçen yıl 10. sırada yer alan Çin 13. sıraya gerilerken yerini Türkiye’ye bıraktı. Buna göre İsrail’in en büyük 10 ihracat pazarı listesi sırasıyla şöyle: ABD, Belçika, Hong Kong, İngiltere, Almanya, Hollanda, Hindistan, Fransa, İtalya ve Türkiye.

500 MİLYON DOLAR İHRACAT AÇIĞI

Dış Ticaret Müsteşarlığından alınan bilgilere göre İsrail’in Türkiye’ye en çok kimyasal madde sattığı belirtiliyor. Türkiye’ye yapılan toplam satışların yüzde 39’unu oluşturan kimyasal madde ihracatı, geçen yıl yüzde 32 artarak 450 milyon dolara ulaştı. Müsteşarlığın verilerine göre İsrail’le yapılan ticarette Türkiye sürekli ihracat açığı veriyor. Dış Ticaret Müsteşarlığı 2007 verilerine göre Türkiye İsrail’den 1.6 milyar dolarlık ithalat, 1.1 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirirken 500 milyon dolarlık ihracat açığı oluştu. Üstelik bu rakama askeri alımlar dâhil değil. Türkiye İsrail’e otomotiv, demir-çelik, kablolar, seramik, mücevherat, beyaz eşya ve temizlik ürünleri ihraç ederken İsrail’den de petrol yağları, kimyasal plastik maddeleri, hurda metaller, tıbbi cihazlar ve tarım ürünleri ithal ediyor.


İSRAİL TOHUMLARI TÜRK TARIMINI TEHDİT EDİYOR

Öte yandan gen teknolojisinde oldukça ileri olan İsrail’den kaçak yollarla Türkiye’ye sokulan genetik yapısı bozulmuş tohumların Türk tarımını tehdit ettiği belirtiliyor. Geçtiğimiz Aralık ayında Atatürk Havalimanı'nda bir İsrailli, piyasa değeri 100 bin YTL olan 3 kilogram domates tohumu ile yakalanmıştı. Hibrit (genetik yapısı değiştirilmiş) tohumlarının, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın izni ile yalnızca ABD, Hollanda, Fransa ve İsrail’den kurallar dâhilinde ithal edilebiliyor. Türkiye genetik yapısı ile oynanmış tohum ithali için yıllık yaklaşık 100 milyon dolar para harcıyor. Türkiye Ziraatçılar Derneği Başkanı İbrahim Yetkin, genetik yapısı değiştirilmiş tohumların bir çeşit silah olduğunu dile getirerek; sağlık sorunları gibi yol açabileceği yan etkilerin tam tespit edilmediği için bu tohumların Türkiye’de kullanılmamasını istediklerini söyledi. Yetkin, sadece bir kez yüksek verim alınan hibrit tohumlarından yeni tohumluk alınmadığı için de, tohumculukta ihracatçı ülkeye bağımlılığa sebep olduğuna dikkat çekti.
Alıntı..




Konu Başlığı: Ynt: İsrailden ithal tohum içimizdeki tehlike (köylülerimizin dikkatine)
Gönderen: Ayşe Gürarslan üzerinde 21 Ocak 2009, 21:38:54
Mehmet Bey, biliyosunuz Adana tarım şehri. Bir arkadaşım ailesinin eskiden tohumlaı kendilerinin elde ettiklerini söyledi. Şimdi ise tohumları hazır aldıklarnı ve bu ürünlerden tohum elde edemediklerini söylüyor. Bu demektirki, israil bize tohum satmakla yetinmiyor aynı zamanda bizi bağımlı hale getiriyor.


Konu Başlığı: Ynt: İsrailden ithal tohum içimizdeki tehlike (köylülerimizin dikkatine)
Gönderen: Mehmet Sayın üzerinde 21 Ocak 2009, 22:22:00
Ayşe hanım hersene o tohumların yenisini almak zorundalar bir kilo domates tohumunun kilosu 50 bin tl ye yakın Türkiye kendi tohumunu üretmez ise 20 seneye varmaz istedikleri zaman tohum ambargosu uygularlar bugday tohumu dahil

Bir başka tehlke ithal edilen tohumların genleri ile oynanmış(http://images.habervitrini.com/haber_resim/domates09.jpg)

ŞOK İDDİA... YEDİĞİNİZ DOMATESLERDE DOMUZ GENİ OLABİLİR!

Biyolojik yöntemlerle kendi türü dışındaki bir türden gen aktarılarak, belirli özellikleri değiştirilen bitki, hayvan ya da mikro organizmalar üretiliyor. Bu kapsamda domuza ait gen domatese, bakteri veya virüse ait gen de bitkiye aktarılabiliyor.
09 Mayıs 2005 Pazartesi 12:26
Avrupa Birliği ve uluslararası sözleşmelerin arkasına sığınan çokuluslu şirketler, genetiği değiştirilmiş gıdalar ile halk sağlığını tehdit ediyor.

GDO nedir?


Genetiği değiştirilmiş organizmalar, kısa adıyla GDO’lar, bir canlının gen diziliminin değiştirilmesi ya da kendi doğasında bulunmayan bir karakter kazandırılarak farklı bir yapıya dönüştürülmesi anlamına geliyor.


Sağlık elden gidiyor


Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın, kısaca GDO olarak adlandırılan Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar yoluyla ülkelerin silahsız olarak işgal edildiğini belirtti ve, “Verimlilik, bolluk var gibi görünüyor, ama gerçekte insan sağlığı elden gidiyor, türler ve tatlar kayboluyor” dedi


Biyolojik yöntemlerle kendi türü dışındaki bir türden gen aktarılarak, belirli özellikleri değiştirilen bitki, hayvan ya da mikro organizmalar üretiliyor. Bu kapsamda domuza ait gen domatese, bakteri veya virüse ait gen de bitkiye aktarılabiliyor. Sonuçta, doğal ürünlerin genetik yapısının değiştirilmesi ile geri dönülmez felaketlerin kapısı aralanıyor.


Alerji ve toksin birikimi...


GDO’lu ürünler konusunda halkı uyaran Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Günaydın, “Bu ürünler insan ve hayvan sağlığı açısından çeşitli risk ve tehditler doğuruyor. Bu tehditler, yatay gen transferi, alerjiler, antibiyotiklere direnç, toksin birikimi ve metabolizma değişiklikleri olarak sayılabilir. İnek sütü, yumurta, balık, kabuklu deniz ürünleri, soya, fıstık ve buğdayda alerji saptanıyor” şeklinde konuştu.


Yıllardır, özellikle İsrail tarafından yürütülen çalışmalarla insanlığın tehdit edildiği ortaya çıktı. Bazı türlerin genlerini başka türlere aktararak yeni ürünler elde edilirken, öteyandan doğanın yapısı bozuluyor. Doğal ürünlerin özelliklerini yitirmesi veya kaybolması nedeniyle de insanlık, bilinmedik hastalıkların pençesine düşüyor.


Kısaca GDO olarak adlandırılan Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar, halk sağlığı konusunda en büyük tehditlerden birisi. Avrupa Birliği (AB) uyum yasaları ve uluslar arası sözleşmeler gereği, serbestçe hareket etme imkanı bulan şirketler Türk halkını sağlıksız yiyeceklerle tehdit ediyor. Tarım Bakanlığı bu konuda bir takım önlemler almaya çalışıyor. Ancak, çok uluslu şirketler bu ürünlerin zararlı olmadığını ileri sürerek, reklamlar yoluyla halkı yanıltıyor.


İşgal yöntemi


Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın, “Bir ülkenin işgal edilmesinde kullanılan yöntemlerden biri GDO’lu ürünlerdir. Burada taşınan demokrasi değil, verimlilik, bolluk ve refah oluyor. Ama halkın sağlığı, ağzının tadı gidiyor.” diyor. Tüm Avrupa’da 13 bin civarında olan bitki çeşidinin 11 bininin Türkiye’de bulunduğunun altını çizen Günaydın, “Kontrollü alanlar dışında GDO’lu ürünleri soktuğunuzda genetik çeşitler kayboluyor, yerel türler bunlarla rekabet edemediğinden hızla yok oluyor” diyerek tehlikenin büyüklüğüne işaret ediyor.  

Domuz geni


Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın, genetiği bozulmuş ürünlerin tehlikelerine dikkat çekerek, “Biyolojik yöntemlerle kendi türü dışındaki bir türden gen aktarılarak, belirli özellikleri değiştirilen bitki, hayvan ya da mikro organizmalara ‘transgenetik’ ya da genetiği değiştirilmiş organizma deniyor. Bu kapsamda domuza ait gen, domatese, bakteri veya virüse ait gen de bitkiye aktarılabiliyor” diyor.Genetiği değiştirilmiş organizmaların verdiği zarar tam olarak saptanamasa da, doğal ürünlerin genetik yapısının değiştirilmesinin geri dönülmez felaketlere yol açabileceğine işaret ediliyor.


Transgenetik ekim

GDO’lu ürünlerin 1996 yılından bu yana yaygın olarak üretilmeye başlandığına dikkat çeken Günaydın, “Bugün tüm dünyada Türkiye’nin yüzölçümüne yakın bir alanda transgenetik ekim yapılıyor. Ekim alanlarının yüzde 99’u ABD, Arjantin, Kanada, Çin ve Brezilya’da. Bu ürünler insan ve hayvan sağlığı açısından çeşitli risk ve tehditler doğuruyor. Bu tehditler, yatay gen transferi, alerjiler, antibiyotiklere direnç, toksin birikimi ve metabolizma değişiklikleri olarak sayılabilir. İnek sütü, yumurta, balık, kabuklu deniz ürünleri, soya, fıstık ve buğdayda alerji saptanıyor. Mesela, GDO’lu bir patatesin mide çeperi üzerinde uyarıcı bir etkisi saptanmıştır.” diyerek GDO’lu ürünlere karşı halkı uyarıyor.


Türkiye’de son hazırlanan tasarı ile bu tür ürünleri yasaklamak yerine serbesti getiriyor. Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın, bu tür ürünlerin ülkeye girmesinin yasaklanması gerektiğine dikkat çekiyor.


Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü Tarla Bitkileri Araştırma Daire Başkanı Vehbi Eser de risklerin minimize edilmesi için hayvandan bitkiye, bakteriden bitkiye gen transferine karşı olduklarını açıklıyor. Bu alanda Türkiye’de de üretim yapılması için, çalışmalar yapıldığının altını çizen Eser, “Bize yapılan müracaatlar var. Ancak biz bu ürünlerin üretimine her türlü laboratuvar testlerini yaparak izin vereceğiz” diyerek konunun ciddiyetini vurguluyor.


Yaradılışa müdahale, insanlığa da zarar!


Domatesler, salatalıklar, soğanlar ve patateslerin artık sadece şekli benziyor gerçeğine. Yediğimiz pek çok yiyeceği, özellikle sebze ve meyveleri olması gerekenden daha önce olgunlaştırılan ve göze alımlı görünmelelerini sağlayarak tüketimi heveslendiren bir uygulama olan hormon kullanımı, çoğu bilim adamının sert tepkisini çekerken Dinimize göre de “Yaradılışa müdahale” şeklinde değerlendiriliyor. Türkiye ve Dünya’nın önemli sorunlarından biri olan hormonlu yiyecekler, TV dünyasının ünlü spor yorumcusu Erman Toroğlu ile Türkiye’de tekrar gündeme geldiğinde şu sözleri insanlarımızı etkilemişti: “Ben kışın sebze yemem arkadaş. Antalya’da 11 cm olarak kamyona yüklenen salatalık, Ankara’ya gelene kadar 13 santim oluyor. Hormonlu ürünler insanın dengesini bozar.”


Sayılarla GDO’lu ürünler


70 milyar dolarlık pazara hitap ediyor. Ürünler dünyada 68 milyon hektarlık alanda yetiştiriliyor. Türkiye’ de kullanımı 1990’da başladı. Türkiye, son 10 yılda hormonlu ürünlerin ithalatına 4 milyar dolardan fazla para ödedi. Türkiye’de 11 bin bitki türü var. Bunların 3 bin 700’ü sadece ülkemizde yetişiyor. GDO ekimleri, bu türlerin yok olmasını beraberinde getirecek.

Tüketici Hakları Derneği Genel Başkanı Turhan Çakar:


Türk halkı kobay olarak kullanılıyor


Genetiği değiştirilmiş gıdaların tehlikelerine dikkat çekmek için yıllardır mücadele veren Tüketici Hakları Derneği Genel Başkanı Turhan Çakar, GDO tohumlardan elde edilen ürünlerin girip girmeyeceği konusunda yasal boşluk bulunduğunu belirterek, '' Hükümetler ve Tarım Bakanlığı, bile bile 10 yıldan bu yana Türk halkını kobay durumuna düşürdüler. 4 milyar dolar verdiğimiz bu ürünler, Türkiye'de 900 çeşit ürüne katılarak bize yediriliyor. Bu bir mantıksızlıktır, ahlaksızlıktır ve vatan hainliğidir'' dedi.


Bu konudaki çalışmalarını gazetemize değerlendiren Turhan Çakar, dünyada gen teknolojisi 1990 yıllardan itibaren gelişmeye başladığını belirterek, gen teknolojisiyle üretilen ürünlerin ise 1995 yılından itibaren piyasaya sunulduğunu kaydetti. Gen teknolojisinin ortaya çıkışında bilim adamlarının ileri sürdüğü gerekçeleri de anlatan Çakar, '' Birincisi tarımsal ürünlere zarar veren böcekleri öldürmek veya zarar veremez hale getirmek. İkincisi, ürünün dayanıklılığı artırmak. Üçüncüsü, verimi artırmak'' dedi.


Mısıra, soya fasülyesine, patatese, domatese zarar veren böceği öldürmek amacıyla onu zehirleyecek bir bakterinin veya virüsün geninin alınarak bitkiye aktarıldığını söyleyen Çakar, daha sonra o ürünün ekildiğini, bitkinin verdiği ürünün yaprağına, tanesine ve gövdesine yaklaşan böceklerin bu nedenle de öldüğünü vurguladı.  

Sağlığımız için çok riskli


Bilim adamlarına göre ise sözkonusu sebze ve meyveleri yiyen insanlar için büyük risk oluşturduğunu söyleyen Çakar, '' Bu işlenmiş ürünleri ise biz tüketiyoruz. İnsanlar yediğinde, allerji etkisi yapabiliyor. Yani alerji riski var. Bilim adamları, allerji bir kişiye kaşıntı yaparken başka bir kişiyi öldürebilir diyor. Kişiden kişiye değişebiliyor'' diye konşutu.


GDO'lardaki sağlıklıkla ilgili ikinci riskin toksik etkisi olduğunu söyleyen Çakar, '' Bu ne demek? Zehirlenme riski demektir. Bilim adamları başka birçok tehlikeye de dikkat çekiyor. İnsanların bağışıklık sistemini bozma tehlikesi var. Ayrıca, vücudun bağışıklık sistemini bozup kendi kendine saldırmasına neden olabiliyor. Bir başka tehlike ise, ilaca karşı direnci artırıyor. İlacın etkinliğini azaltıyor. Ve birçok başka riskler var'' dedi.


Bilim adamlarının bunun bilinmeyen yönlerinin çok daha riskli olduğuna işaret ettiklerini belirten Çakar, '' İleride nasıl bir tehlike ile karşı karşıya kalacağımızı bilmiyoruz. Yüzyıllardır insanoğlunun, deneye deneye, yanıla yanıla ürettiği bir takım şeyler var. Doğal yöntemlerle ürettiği tarımsal ürünler bulunuyor. Bunlar zararsız ve hangi koşullarda zararlı olacağını biliyoruz. Ona göre tüketiyoruz. Yani bir domatesi, patatesi, soyayı klasik yöntemlerle üretip, tüketebiliyoruz. Ama birdenbire bunu yararlı olan, riski olmayan tarımsal ürünleri birdenbire gen aktarımı yaparak riskli hale getiriliyor'' dedi.


4 Milyar dolar harcadık


Türkiye'nin ürün çeşitliliği bakımından çok zengin bir ülke olduğunu vurgulayan Çakar, 11 bin çeşit bitki türü bulunduğunu kaydetti. GDO'lu ürünlerin 1996 yılından beri Türkiye'ye girdiğine işaret eden Çakar, '' O tarihten bugüne kadar 4 milyar dolarlık, işlenmiş ve işlenmemiş mısır, soya, soya küspesi, mısır yağı, soya yağı ithal edildi'' dedi.


GDO'lu ürünlerin Türkiye'de piyasadaki 900 çeşit gıdada kullanıldığına işaret eden Turhan Çakar, '' Mısır'dan tatlandırıcı elde ediliyor. Tatlandırıcı kotası Türkiye'de yüzde 15'e çıkarıldı. Yani şeker yerine tatlandırıcı kullandırılıyor. Bunlar coladan tutun, baklavaya kadar heryerde kullanılıyor. Et suyu, bebek maması, meyvesuyu, pasta, hazır çorba gibi hemen hemen birçok üründe yeralıyor. Soya ve mısır, 900 çeşit üründe kullanılıyor. Bu konuda bir tezgah yapılıyor'' diye konuştu.  

(İslam Arslan-Mustafa Canbey-Ebubekir Gülüm-MİLLİ GAZETE)




Konu Başlığı: Ynt: İsrailden ithal tohum içimizdeki tehlike (köylülerimizin dikkatine)
Gönderen: Ayşe Gürarslan üzerinde 21 Ocak 2009, 23:50:14
 Çok gözü açık olmalıyız. Bunların hepsi birer tuzak. Tarihte Türk ordusuna karşı koyamayanlar masa başındaki planlarla emellerine ulaşmaya çalışmışlardır. Buda bunlardan birtanesi. Türk Milleti olarak bunlara fırsat vermemeliyiz. Burada en büyük sorumluluk devlete düşüyor.


Konu Başlığı: Ynt: İsrailden ithal tohum içimizdeki tehlike (köylülerimizin dikkatine)
Gönderen: Mehmet Sayın üzerinde 06 Mart 2009, 10:18:50


                İsrail'den kampanya: Tohum alana kanser bedava


1948 yılında kurulduğundan bu yana Ortadoğu'ya kan kusturan İsrail'in, kamuoyunda ‘katil tohumlar' olarak bilinen GDO'lu (Genetiği değiştirilmiş organizmalar) ürün ihracatı hız kesmeden devam ediyor.
 

Dünyada başta silah, kimya ve elektronik olmak üzere birçok temel sektörü hem doğrudan hem de dolaylı olarak elinde tutan İsrail'in yeni gözdesi, genetik tarım. Topraklarındaki genetik tarlalarda harıl harıl çalışan İsrailli bilim adamları özellikle gelişmekte olan ülkeler gibi pazarlar sayesinde ‘Siyonizm'e milyar dolarlar kazandırıyor. Genetik tarlalarda ürettiği GDO'lu ürünleri ve suni tohumları dünyaya ihraç eden İsrail, insanlığın en temel ihtiyacı olan gıda sektörünü tekeline almaya hazırlanıyor.

Uygulanan ya da ‘uygulanamayan' politikalarla Türkiye'de tarımın yok olma noktasına geldiği artık bilinen bir gerçek. 70 üniversite, 30 ziraat fakültesi, 50 tarım araştırma enstitüsü ve yaklaşık 15 bin işsiz ziraat mühendisi bulunan Türkiye'nin İsrail'den ithal ettiği GDO'lar milyon tonları buluyor. Bu GDO'lar sanıldığı gibi sadece sebze ve meyvelerde değil, marketlerde bebek mamasından çikolatalara kadar yüzlerce üründe bulunuyor. İnsan sağlığına zararlarından olsa gerek aralarında İsviçre, Polonya, Tayland, Suudi Arabistan, Bolivya, Cezayir, Gana, Zambiya ve Gürcistan gibi ülkeler bu suni tohum ve benzeri maddelerin tarlalarda ekilmesini tamamen yasaklamış durumda.

İsrail bir de kanserden vuruyor

Aslında GDO'lu ürünlerin insan sağlığı üzerindeki etkilerini inceleyen herhangi bir klinik çalışma bulunmuyor ya da bulunması istenmiyor. Çünkü yukarıda da belirttiğim gibi pazarda milyar dolarlar yani katrilyonlar dolaşıyor. Ancak GDO'ların doğrudan olmasa da dolaylı yoldan kansere yol açabileceği belirtiliyor. Buna en büyük kanıt olarak son yıllarda dünyada ve Türkiye'de artan kanser vakaları gösteriliyor. Örneğin; Türkiye'de artık her yıl 150 bin yeni kanser vakasına rastlanılıyor. Bu vahim durum İsrail için de para demek. Çünkü oldukça pahalı olan kanser ilaçlarını da yine İsrailli ilaç firmaları üretiyor.

Yani özetle sistem şöyle işliyor: İsrail GDO üreterek para kazanıyor, bu GDO'larla beslenen insan kanser oluyor, kanser olan insanlara ilaç satan İsrail yine para kazanıyor.

GDO ithalinin önüne neden geçilemiyor?

Tüm bunların sonucunda insanın kafasında şöyle bir soru oluşuyor: Madem GDO'lar bu kadar tehlikeli, öyleyse neden somut bir önlem alınmıyor? Bu sorunu cevabı şimdilik yok. Bazı STK'ların (sivil toplum kuruluşları) ve platformların dışında GDO'ya yönelik her hangi bir somut eylem bulunmuyor. Yakın zamanda da bulunmayacak gibi. Çünkü sektörde ‘alan-veren razı' durumu söz konusu. Yani İsrail GDO üretip satıp milyar dolarları kazanıyor. Tarım üreticileri de kısa zamanda düşük maliyetli gıda üretmenin keyfini çıkarıyor. Devletler de “Küresel gıda sıkıntısının başka çaresi yok.” diyor.

Refah TERZİ

Vakit