Genel Konular => Faydalı Bilgileler => Konuyu başlatan: Mehmet Sayın üzerinde 20 Ocak 2009, 20:22:00



Konu Başlığı: TÜRK İSLAM BİRLİĞİ
Gönderen: Mehmet Sayın üzerinde 20 Ocak 2009, 20:22:00
                           

                                   TÜRK İSLAM BİRLİĞİ


Türk-İslam Birliği, bir sevgi birliğidir, muhabbet birliğidir, gönül birliğidir. Bu birliğin temeli, sevgi, fedakarlık, yardımseverlik, merhamet, hoşgörü, anlayış ve uzlaşıdır. Ayrıca insana saygı, sanatta, bilimde ve teknolojide en yüksek noktaya ulaşmak birliğin hedefidir. Birliğin kurulmasıyla, sadece Türk toplumları ve Müslümanlar değil, tüm dünya aydınlığa kavuşacaktır.

Türk-İslam Birliği tahakküm edici, zorlaştırıcı, bürokratik bir birlik olmayacaktır. "Herkes bize tabi olsun, geri kalanlar da köle gibi olsun" anlamında ezmeye dayalı bir birlik değildir. Düşmanlık yapmak, intikam almak veya bir tehdit unsuru olmak için değil, dünyada barışın tesisi için var olacaktır. Bu bir birlik vesilesiyle her dinin mensubu dilediğince ibadetini yapabilecek, kendi dinince kutsal sayılan her yeri ziyaret edebilecek, malı, canı, namus ve şerefi Türk-İslam Birliği’nin güvencesinde olacaktır.

Bu birlik altında inanmayanlar ve dinsizler de huzur içinde yaşayacaklar, fikirlerini diledikleri gibi ifade edeceklerdir.

Türk İslam Birliğinin kurulmasıyla, Amerika, Avrupa, Çin, Rusya, İsrail kısaca tüm dünya rahatlayacaktır. Terör sorunu son bulacak, hammadde kaynaklarına ulaşım garanti altına alınacak, ekonomik ve sosyal düzen korunacak, kültürel çatışma tamamen ortadan kalkacaktır. Amerika askerlerini topraklarından binlerce kilometre uzağa göndermek zorunda kalmayacak, İsrail duvarlar arkasında yaşamayacak, Avrupa Birliği ülkeleri ekonomik herhangi bir engelle karşılaşmayacak, Rusya güvenlik endişesi duymayacak, Çin hammadde sıkıntısı çekmeyecektir.

Sadece Türk-İslam coğrafyasına değil, tüm dünyaya aydınlık getirecek bu birliğin tesisi için vicdan ve sağduyu sahiplerinin itttifakı önemlidir. Türk-İslam dünyası bu gelişmeyi büyük bir şevk ve heyecanla beklemektedir. Atılan her adım coşkuyla karşılanacaktır.
 
   
 

TÜRK-İSLAM BİRLİĞİ MÜSLÜMANLARA VE DÜNYAYA NELER KAZANDIRACAK?
 
                     GENİŞ BİLGİ LİNKTE
         
 
             http://www.turkislambirligi.com/index.php

http://www.turkislambirligi.com/birlikolmak_tid_guc_kazandiracak.php#2

http://www.turkislambirligi.com/tib_barisseverdir.php#3

http://www.turkislambirligi.com/tibde_dusunceye_saygi.php#4

http://www.turkislambirligi.com/tib_guclu_ekonomi.php#5
 
 
                   
 


Konu Başlığı: Ynt: TÜRK İSLAM BİRLİĞİ
Gönderen: Furkan Kavalci üzerinde 20 Ocak 2009, 21:08:20
Paylaşım için şükranlar Mehmet abi.


Konu Başlığı: Ynt: TÜRK İSLAM BİRLİĞİ
Gönderen: Karalar üzerinde 20 Ocak 2009, 21:36:12
Güzel paylaşımlar için şükranlar Mehmet abi.


Konu Başlığı: Ynt: TÜRK İSLAM BİRLİĞİ
Gönderen: Mehmet Sayın üzerinde 22 Ocak 2009, 22:13:20
(http://www.ilmiarastirma.net/images/Article/turk-islam_ahlaki_ve_devlete_baglilik_tr.jpg)

               Türk-İslam Ahlakı ve Devlete Bağlılık  
Türkiye Cumhuriyeti 83 Yaşında

Türkiye, Allah'a iman eden, onurlu, dirayetli, şerefine düşkün insanların ülkesidir. 83. kuruluş yıldönümünü geçtiğimiz ekim ayında kutlayan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, geçmişte olduğu gibi bugün de Türk-İslam ahlakının temel esaslarını göz önünde bulunduracak ve 21. yüzyılda, sadece Ortadoğu, Kafkaslar ve Balkanlar'da değil tüm dünyada lider ülke olacaktır.

Bir toplumda devlete bağlılığı sağlayacak asıl etken, toplumda görülen ahlak anlayışıdır. Eğer bir toplumda; menfaatperestlik yaygınlaşırsa, isyankarlık ve çatışmacılık makbul olarak görülürse, saygı ve fedakarlık gibi kavramlar terk edilirse, bu durumda o toplumun bireylerinin devlete bağlı olmaları da düşünülemez. Çünkü devlete bağlılığın temelinde belirli bir terbiye ve ahlak yatmaktadır. Bu terbiye ve ahlak kaybolur ve kötü ahlak özellikleri bir toplumda yaygın hale gelirse, devlete bağlılık kavramı da kendiliğinden aşınmaya başlar.

Sözünü ettiğimiz terbiyenin ve ahlakın temelinde ise derin bir Allah korkusu ile coşkulu bir Allah sevgisi yatar.

Din Ahlakının İnsanlara Kazandırdığı "İtaat" Özelliği

Bilindiği gibi bir toplumda huzur ve sükunet, o toplumdaki insanların devlete ve onun tüm birimlerine gösterdikleri itaat, saygı ve güvenle sağlanabilir. Kuran'da ise "itaat" makbul bir ahlak özelliği olarak teşvik edilmektedir. Allah Müslümanlara pek çok ayetiyle itaati emretmektedir. Dolayısıyla Kuran ahlakına göre yaşayan insanların oluşturduğu bir toplum aynı zamanda, devlete itaatin ve saygının en yüksek derecede yaşandığı bir ortam olur.

Din ahlakı, aynı zamanda insanları her türlü anarşi ve terör eyleminden de uzak tutar. Çünkü Allah Kuran'da insanları "bozgunculuktan" menetmiştir. Bu konuyla ilgili pek çok ayet vardır:

"...Allah'ın verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın." (Bakara Suresi, 60)

"O, iş başına geçti mi yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise, bozgunculuğu sevmez." (Bakara Suresi, 205)

"Düzene konulması (ıslah)ından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesat) çıkarmayın..." (Araf Suresi, 56)

"Allah'ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu ara, dünyadan da kendi payını (nasibini unutma. Allah'ın sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama. Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez." (Kasas Suresi, 77)

Din ahlakını gereği gibi kavrayan ve yaşayan bir insan, Allah'ın yukarıdaki ayetlerindeki emri gereği yeryüzünde karışıklık çıkarmaktan, sıkıntılı, karmaşa dolu ortamlar yaratmaktan şiddetle kaçınır. Kuran ahlakına uygun, huzur ve sükunet dolu, itidalli, hoşgörülü, her zaman sorunları çözme arayışı içinde olan, olayları tırmandırmayan, aksine her zaman uzlaştırıcı bir tutum sergiler. Yine yukarıdaki Kuran ayetlerinde anlatılan gerçek dindar modeli toplumda yaygınlaşırsa, toplumsal hayat da son derece barış ve esenlik dolu olur. İnsanlar devlete duydukları güven ve saygıyı, onun ayakta tutulması için ortaya koydukları çaba ile gösterirler. Bu ahlaktaki insanların varlığı sayesinde toplumdan anarşi, terör, kargaşa ve düşmanlık giderilir. İnsanlar arasında kavgalar ve tartışmalar tamamen kalkar. İnsanlar sokaklara rahatça çıkabilir, gece-gündüz güven içinde her yerde dolaşabilirler.

Din Ahlakı Toplumsal Yaşantıyı Nasıl Değiştirir?

Din ahlakının varlığı, Allah sevgisini beraberinde getireceği için bu, tüm insanlarda çok olumlu ve güzel bir etki yapar. Herkes Allah'ın rızasını kazanmak için güzel ahlak gösterir, birbirini Allah rızası için sever, sayar. Toplumun geneline şefkat, merhamet, hoşgörü hakim olur. İnsanlar Allah'ın emri doğrultusunda hayırlarda yarışırlar.

Diğer yandan Allah korkusu sayesinde herkes ahlaksızlıklardan ve kötülüklerden kaçınır. Asırlardır engellenemeyen, önü alınamayan her türlü olumsuzluk bir anda biter. Din ahlakının sıcaklığı ve barışçı ruhu her yere hakim olur. Elbette burada kastedilen Kuran'da bildirilen gerçek din ahlakıdır ve bu ahlakın samimi olarak yaşanmasıdır.

Bir toplumun varlığında ailenin rolü çok büyüktür. Din ahlakının tam anlamıyla yaşandığı bir ortamda daha önceki konularda belirtildiği gibi aile ilişkileri çok güzelleşir, hakiki sevgi ve saygı yaşanır. Aile ile devlet ve millet birbirleriyle çok bağlantılı kavramlardır. Aile yıkılınca millet kavramı da yok olur, devlet de zarar görür. Bu durum domino taşları örneğinde olduğu gibi böyle devam eder.

Nitekim din ahlakının yaşanmadığı toplumlarda insanların isyancı kişiliklere büründükleri, anarşist eylemlerde bulundukları, devlete karşı cephe aldıkları bilinen bir gerçektir. Özellikle de milli ve manevi değerlerin korunması gerektiği durumlarda, Allah korkusu olmayan insanların umursuz davranacakları kesindir. Milli ve manevi çıkarlarla kendi çıkarları arasında bir kıyas yapmaları gerektiğinde din ahlakından uzak insanların kolaylıkla nefislerini tercih edecekleri açıktır. Bu, gerektiğinde vatana ve millete hizmet etmekten, onun uğrunda mücadele etmekten kaçınmaya, hatta bölücü faaliyetlerde bulunmaya kadar geniş bir yelpazede düşünülebilir.

Oysa din ahlakını yaşayan insanlar için devlet ve millet kavramları çok büyük değere sahiptir. Gerektiğinde devleti için kişi canını tehlikeye atar, devletinin, milletinin çıkarlarını şahsi menfaatlerinden üstün görür. Milli ve manevi değerlerini canla başla korur.

Din ahlakının yaşandığı bir ortamda öğrenciler de devlete, millete karşı saygı ve sevgi dolu olurlar. Değil bu mukaddes kurumlara karşı mücadele vermek, tam tersine destek olup, yardım ederler. Devleti koruyan, savunan bu görevlilere karşı son derece hürmetkar ve yardımcı olurlar. Toplum genelinde devlete, orduya ve polise karşı tam bir güven ve sahip çıkma duygusu gelişir. Kimsenin anlaşamadığı, çekiştiği, savaştığı bir husus kalmaz. Herkes Allah'ın kitabına iman eder, onda bildirilen güzel ahlak anlayışını benimser, sonuçta da kimse birbiriyle ters düşmez. Sorunların çözümünde herkes kendisini karşısındakinin yerine koyar, merhamet eder, hoşgörüyle yaklaşır. Böylece her problem kısa sürede güzellikle hallolur.

Devlet böyle bir ortamda çok rahat yönetilir. Ülke çok daha güvenli ve müreffeh bir hale gelir. İdareciler de insanlara karşı çok adil, merhametli olurlar, her türlü adaletsizlik ortadan kalkar. Dolayısıyla kendileri de çok saygı görürler. Böyle devletler de çok güçlü ve sarsılmaz bir temele sahip olurlar.

Din ahlakı yaşanmadığında ise işçi patrona, işveren işçiye düşman olur. Anarşi yüzünden fabrikalar, işyerleri çalışmaz, hasar görür. Sosyal anarşi olur, fakir kesimler zenginlere saldırır, zenginler fakirleri ellerinden geldiğince sömürmeye çalışır. Çeşitli meslek grupları diğerlerine saldırır. Toplumsal kargaşalardan, anlaşmazlıklardan, anarşiden geçilmez.

Çözüm; Türk-İslam Ahlakında

Tüm bunların nedeni insanların Allah korkularının olmamasıdır. Allah korkusu olmayan insanlar rahatça haksızlık, adaletsizlik yapabilmekte, cinayet işleyebilmekte, benzeri görülmemiş zulüm ve gaddarlıkları yapmaktan çekinmemektedirler. Üstelik vicdan azabı dahi duymadan, yaptıkları vahşetten pişman olmadıklarını söyleyebilmektedirler. Oysa Allah'a karşı sorumluluk hissiyle dolu olan bir kişi bu fiilleri asla işleyemez.

Din ahlakı yaşandığında bu saydığımız olumsuzlukların hiçbiri kalmaz. Herşey sükunetle, güzellikle, adaletle halledilir. Tüm bunlar, dinin insanlara kazandırdığı ahlak özelliklerinin, devletin bekası ve toplumun huzuru açısından son derece gerekli olduğunu göstermektedir. Din ahlakını yaşamayan bir insan modelinin oluşturacağı toplum yapısı, bencillik ve çatışma üzerine kurulu olacağı için, ister istemez devleti ayakta tutan değerleri de tahrip edecektir. Dinsizlik isyanı, çatışmayı, anarşiyi, nefreti, güvensizliği getirirken; din ahlakı, insanlara itaati, barışı, düzeni, sevgiyi ve güveni kazandırır. Allah bir ayetinde insanlara "Ey iman edenler, hepiniz topluca "barış ve güvenliğe" girin" buyurmaktadır. (Bakara Suresi, 208). Bu ayette davet edildiği şekilde barış ve güvenliğe giren insanlar, devletin bekasının da en büyük dayanağı olacaklardır.

Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 30. sayı (Aralık 2006) 24. sayfada yayınlanmıştır


Konu Başlığı: Ynt: TÜRK İSLAM BİRLİĞİ
Gönderen: Mehmet Sayın üzerinde 04 Şubat 2009, 10:57:54


       BİRLİK OLMAK TÜRK-İSLAM DÜNYASINA MÜTHİŞ GÜÇ KAZANDIRACAK

Müslümanlar arasındaki çekişme veya dağılma, onları manevi olarak güçten düşürecek bir gelişmedir. Bu, Allah'ın Kuran'da iman edenlere bildirdiği sırlardan biridir ve bununla önemli bir gerçeğe daha dikkat çekilmektedir: Nasıl ki ayrılıklar ve çekişmele
 Müslümanları manevi olarak güçten düşürüyorsa, birlik ve tesanüd (dayanışma) de Müslümanlara güç kazandıracaktır. Allah Kuran'da, iman edenlerin "haklarına tecavüz edilmesi" durumunda birlik olup karşı koymalarını buyurmuştur:

Ve haklarına tecavüz edildiği zaman, birlik olup karşı koyanlardır. (Şura Suresi, 39)

Bu, iman edenlere İlahi bir emirdir ve pek çok hikmeti vardır. İnkarcı ideolojilerin fikren yok edilmesi de, ancak Müslümanların ittifak etmeleri ile mümkündür.

Ancak elbette unutmamak gerekir ki, iman edenlerin ittifakını güçlü kılan aslında onların imanları ve ihlaslarıdır. Gerçek dostluk ve ittifak ancak samimi iman ile kurulur. Müminler, birbirlerini araya hiçbir çıkar ya da menfaat beklentisi katmadan, halis niyetle ve sadece Allah rızası için sever, Allah rızası için dost olur ve Allah rızası için birlik olurlar. Temeli dünya üzerindeki en sağlam kaynağa, Allah sevgisine ve Allah korkusuna dayalı olan bu birliğin bozulması, dağılıp yıkılması Allah'ın dilemesi dışında hiçbir şekilde mümkün olmaz. Böylesine sağlam bir ittifakın, Müslümanlara dünyada eşine az rastlanır bir güç kazandıracağı ise açıktır. Rabbimiz, "... Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir." (Bakara Suresi, 249) ayetinde başarıya ulaşmak için sayıca büyük olmanın önemli olmadığına işaret etmiştir. Müslümanların iman ve ihlasa dayalı kurdukları birliktelik, onlara çok büyük başarılar elde etmelerini sağlayacak bir şevk ve irade kazandıracaktır.

Samimiyet üzerine, halis niyetle inşa edilmemiş birliktelikler her ne kadar dayanışma içinde gibi görünseler de temelde paramparçadırlar. Çünkü onların ittifakları, bir tür menfaat birlikteliğidir ve menfaatlerinin zarar görmesi ihtimali bu birlikteliğin hemen sonunu getirir. Müslümanlar, Allah'ın Kuran'da bildirdiği bu sırra vakıftırlar. Müslümanların birlikteliği, dünyevi kayıplarla sarsılmaz tam tersine daha da güçlenir. Bu ruh ve bilinç Müslüman ittifakını çok güçlü kılar. Büyük İslam alimi Said Nursi de, Müslümanların ihlas ve samimiyetle oluşturacakları birlikle ne kadar büyük kuvvet kazanacaklarını şu örnekle ifade etmiştir:

Elbette dört ferdden bin yüz on bir manevi kuvvet sağlayan ihlas sırrını kazanmak ile, dayanışmaya ve hakikate inanmaya muhtacız ve mecburuz. Evet üç elif birleşmezse, üç kıymeti var. Rakamların sırrı ile birleşse, yüz on bir kıymet alır. Dört kere dört ayrı ayrı olsa, on altı kıymeti var. Eğer kardeşlik sırrı ve birlik gayesi ve birleşme vazifesi ile denk gelip bir çizgi üstünde omuz omuza verseler, o vakit dört bin dört yüz kırk dört kuvvetinde ve kıymetinde olduğu gibi hakiki ihlas sırrı ile, on altı fedakar kardeşlerin kıymet ve kuvvet-i maneviyesi dört binden geçtiğine, pek çok tarihi olay şahitlik ediyor.

Bu sırrın sırrı şudur ki: Hakikî, samimî bir birlikte her bir ferd, diğer kardeşlerin gözüyle de bakabilir ve kulaklarıyla da işitebilir. Güya on gerçek birleşmiş adamın her biri yirmi gözle bakıyor, on akılla düşünüyor, yirmi kulakla işitiyor, yirmi elle çalışıyor bir tarzda manevî kıymeti ve kuvvetleri vardır.1

1 Risale-i Nur Külliyatı, 21. Lema, s.669


Konu Başlığı: Ynt: TÜRK İSLAM BİRLİĞİ
Gönderen: Mehmet Sayın üzerinde 18 Şubat 2009, 22:16:35
                     

                   İslam Birliği'nin Çekirdeği Türk Birliği

Dünyaya barış ve huzur getirecek bir İslam Birliği'nin sağlanması konusunda Türkiye'nin önemli bir konuma sahip olduğu açık bir gerçektir. Çünkü Türkiye, sözünü ettiğimiz manada bir İslam Birliği'ni kurmuş ve beş asırdan uzun bir süre başarıyla idare etmiş olan Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasçısıdır.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in vefatının ardından, İslam dünyası uzun bir dönem İslam ahlakının özünde bulunan ittifak ile hareket etmiş ve Müslümanlar arasında birlik ve beraberlik ruhu hakim olmuştur. Ancak günümüzde İslam dünyasını biraraya getirecek, Müslümanlara yol gösterecek çağdaş bir merkezi otorite bulunmamaktadır. Böyle bir birliğin oluşturulması zorunludur. Bu noktada, öncelikli olarak Türkiye'nin önderliğinde, ortak bir tarihi, dili ve dini paylaşan Türk Devletleri arasında sağlanacak öncü bir birlik çok önemlidir. Çünkü böyle bir ittifak güzel bir model olarak, tüm İslam alemini kapsayacak olan birliğin çekirdeğini oluşturacaktır.

Müslüman Türk Milleti'nin Tarihten Gelen Deneyimi

Dünyaya barış ve huzur getirecek bir İslam Birliği'nin sağlanması konusunda Türkiye'nin önemli bir konuma sahip olduğu açık bir gerçektir. Çünkü Türkiye, sözünü ettiğimiz manada bir İslam Birliği'ni kurmuş ve beş asırdan uzun bir süre başarıyla idare etmiş olan Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasçısıdır. Bu sorumluluğu tekrar üstlenebilecek toplumsal alt yapıya ve devlet geleneğine sahiptir. Dahası Türkiye, İslam dünyasının Batı ile ilişkileri en gelişmiş ülkesidir ki; bu, Batı ile İslam dünyası arasındaki sorunların çözümünde arabuluculuk yapabilmesine Allah'ın izniyle imkan sağlayacaktır.

Türkiye'nin İslam dünyasında dar bir mezhebi değil, dünya Müslümanlarının büyük çoğunluğunun izlediği Ehli Sünnet inancını temsil etmesi, hoşgörülü ve ılımlı bir anlayışa sahip olması onu İslam Birliği'ne önderlik etmeye aday kılan önemli bir vasıftır.

Türkiye; geliştireceği stratejilerle hem tüm Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya'da kalıcı barışı temin edebilecek, hem de böyle bir birliktelikten oluşacak gücü en etkili şekilde idare edebilecek bir tarihi birikime sahiptir.

Büyük Türk Milleti'nin tarih boyunca kurduğu devletlerin sayısının 100'ün üzerinde olduğu kabul edilmektedir. Hatta pek çok tarihçi, araştırmalar derinleştirildikçe bu sayının daha da artabileceğini belirtmektedir. Bu devletlerden 16 tanesi ise dünya tarihinde etkili rol oynamış, çok güçlü devletlerdir. Türk Milleti, birbirinden güçlü olan bu 16 devletle ve bu devletlerin yönetiminde gösterdiği üstün kabiliyetle tüm dünya milletlerine tarih boyunca örnek olmuştur. Bu başarının en önemli nedenlerinden biri ise, hakimiyeti altında yaşayan değişik etnik kökene mensup toplulukları, her birinin dil ve din farklılıklarına saygı göstererek, barış, huzur ve güvenlik içerisinde, asırlar boyunca bir arada yaşatma başarısını göstermesidir. Aynı topraklar üzerinde hakimiyet kuran farklı devletler ise bu başarıyı sağlayamamış, söz konusu topraklarda bu kadar uzun süreli medeniyetler yaşanmamıştır.

Selçuklu ve Osmanlı devletleri başta olmak üzere, Türk Milleti'ni bu coğrafyayla bütünleştiren ve güçlü kılan nedenleri sadece askeri güçle açıklamak mümkün değildir. Anadolu'yu fetheden, Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar dünyanın en karışık ve en hassas bölgesini asırlar boyunca hakimiyeti altında tutan güç, Türk Milleti'nin özünde var olan ve Türklerin İslam'ı kabul etmesiyle birlikte tam bir olgunluğa ulaşan Kuran'a dayalı ahlak anlayışıdır. Eğer Türkiye, sahip olduğu büyük medeniyet mirasını iyi değerlendirir, yüzünü hep ileriye dönük tutup, geçmişini de unutmazsa, önünde çok aydınlık bir gelecek bulacaktır. Türkiye, tarihin en köklü medeniyetlerinden birinin varisidir. Bu büyük miras iyi değerlendirildiği ve maddi manevi önemi iyi kavrandığı takdirde, uluslararası platformda ülkemiz Allah'ın izniyle 21. yüzyılın lider devletlerinden biri haline gelecektir.

Türk Birliği ve "Osmanlı Hinterlandı"

Siyaset tarihi göstermektedir ki, dünya barışının sağlanması için, herşeyden önce bugün "Osmanlı hinterlandı" olarak anılan bölgelerin kontrol edilmesi gerekmektedir. Çünkü dünya siyasetinin ana hatları bu coğrafyada şekillenmektedir ve bu bölgenin istikrarı dünya barışı açısından son derece önemlidir.

Ancak Osmanlı Devleti'nin ardından, aradan geçen bunca zamana ve harcanan bütün çabalara karşın, bölgede huzur ve istikrar sağlanamamıştır. Gerek Ortadoğu gerekse Kafkasya birer kanayan yara konumundadır. Bu topraklarda acının yaşanmadığı ve gözyaşının akmadığı gün geçmemektedir. Bölge halkları savaşların ve çatışmaların ağır yükü altında ezilmektedir.

Ortadoğu'yu bir savaş merkezi haline getiren güçlerin varisliğini yaptıkları medeniyet, dünya barışını inşa etmekten aciz olduğunu, dünya halklarının son 70 yıldır yaşadıkları tecrübelerle göstermiştir. Bu güçler, Osmanlı'nın yüzyıllar boyunca gösterdiği başarıyı ellerindeki tüm imkanlara rağmen gösterememişlerdir. Tarihi tecrübeler, son derece hareketli olan bu bölgenin büyük bir değişim potansiyeline sahip olduğunu göstermektedir.

Dünyanın, etnik ve dini mozaik çeşitliliği bakımından en geniş yelpazeye sahip ve idaresi son derece güç olan bu bölgesine asırlarca nizam veren Müslüman Türk Milleti, bu potansiyeli harekete geçirecek en etkili güçtür ve bu tarihi görevi üstlenmeye hazırdır. Türkiye bölgede kilit bir noktada yer almaktadır ve tüm bu halklar, Türkiye ile gönül bağlarını halen devam ettirmektedirler. Türkiye'ye derin bir gönül bağıyla bağlı olan bu insanlar, kendilerine uzanacak bir yardım elini beklemekte ve Müslüman Türk Milleti'ni kendileri için bir kurtarıcı olarak görmektedirler. Türkiye; Arnavutları, Boşnakları, Pomakları, Çeçenleri, Çerkezleri, Azerileri, Gürcüleri ve ayrıca Hırvatları, Sırpları, Romenleri ve Bulgarları bir araya toplayabilir. Nitekim bu toplumların çoğu, şu anda Osmanlı döneminde gördükleri huzur ve güveni yeniden yaşayacakları düzenin sağlanma çabasındadırlar ve bunun için de Türkiye'ye umutla bakmaktadırlar.

Türkiye; geliştireceği stratejilerle hem tüm Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya'da kalıcı barışı temin edebilecek, hem de böyle bir birliktelikten oluşacak ekonomik gücü en hakkaniyetli şekilde idare edebilecek bir tarihi birikime sahiptir. Hiçbir maddi değer; tarihe yön vermiş, insanlığa barışı, adaleti ve huzuru getirmiş, zengin bir kültüre sahip, köklü bir medeniyetin kurucusu olan bir milletin sahip olduğu tecrübenin yerini tutamaz. Geçmişte olduğu gibi bugün de Müslüman Türk Milleti; sabrı, imanı ve güzel ahlakı ile mazlumun yanında, zalimin karşısında yer alacak, farklı kültürlerden ve kökenlerden gelen insanları adalet ve hoşgörü potasında birleştirecek ve tüm dünyanın özlemini çektiği barış ve güvenlik ortamını oluşturacaktır. Bu bakımdan, tarih boyunca cihan devletleri kurarak kıtaları nizama sokmuş, örfünü, kültürünü muhafaza etmek için şehitler vermiş olan Müslüman Türk Milleti çok önemli bir dönemeçtedir.

Türk Birliği'nin Getirileri Neler Olacaktır?

Balkanlar, Ortadoğu, Kafkaslar ve Orta Asya'yı içine alacak şekilde oluşturulacak bir birlik, bölgede var olan tüm devletler için son derece önemli bir açılım ve kazanç olacaktır. Bu coğrafyanın sahip olduğu stratejik önem, bölgede yer alan devletlerin güçlerini ve imkanlarını hem ekonomik, hem de sosyo-kültürel alanda birleştirmeleriyle daha da artacaktır. Avrupa Birliği benzeri bir oluşumun bu bölgede gerçekleşmesi, dünya siyasetinin tek odaklı bir yapılanmadan çıkarılmasına da aracı olacaktır. Bu birlik, bölgedeki her ülke için önemli bir dayanak noktası oluşturacak ve böylece her bir devlet kendi ulusunun menfaatlerini tam olarak koruyabilecektir.

Yaklaşık olarak toplam 120 milyonluk nüfusu ile Türkiye ve Türk Cumhuriyetleri, hem çok büyük ve çok bereketli bir coğrafyaya sahip olmanın, hem de aynı kültüre ve aynı dine mensup olmanın getirdiği avantajları çok iyi bir şekilde kullanabilirler. Bugün Türkiye, Türk Cumhuriyetlerinin toplamda sahip oldukları yaklaşık 30 milyar dolarlık ticaret hacminde sadece 1 milyar doların biraz üzerinde bir paya sahiptir. %3,4 oranında olan bu ticaret hacmi ise son derece düşüktür. Türkiye, bu bölgelere özellikle bağımsızlıklarından sonra ilgisini ve desteğini olabildiğince artırmıştır. Ancak hedeflenen yapıya ulaşılması için çok daha yoğun bir şekilde bu konu üzerine eğilinmesi gerektiği açıktır.

Bugün bağımsız Türk Cumhuriyetlerini kapsayan ve Türkiye'nin önderliğinde oluşturulabilecek ekonomik ve kültürel bir işbirliği, hem söz konusu ülkelere hem de ülkemize pek çok açıdan önemli avantajlar sağlayabilir. Bölge ülkelerine göre askeri ve teknolojik açıdan oldukça güçlü olan Türkiye Cumhuriyeti'nin liderliğini yaptığı böyle bir girişim, kısa sürede dünyanın siyasi ve ekonomik çevrelerinde hak ettiği yeri alacaktır.

Dünyada pazar rekabetinin çok büyük bir artış gösterdiği günümüzde, doğal kaynakların giderek tükenmesine karşın, Türk Cumhuriyetleri hiç girilmemiş pazarlara, tarımsal zenginliklere, petrol, doğalgaz ve hammadde kaynaklarına sahip bulunmaktadır. Ekonomilerin gelişmesi üretimle mümkün olduğu için, bu cumhuriyetlerle Türkiye arasında yoğun yatırım işbirliği olmalı, Türkiye tercihini öncelikle bu coğrafyalardan yana kullanmalıdır.

Türkiye bu bölgelere halen devam eden teknoloji ve eğitim alanındaki desteğini daha da artırabilir. Bu şekilde üretim verimi süratli bir şekilde artacaktır. Bugün halen uygulanan yatırımı özendirme uygulamalarının benzeri Türk Cumhuriyetleri için de düşünülebilir. Bir başka deyişle Türk Cumhuriyetlerine öncelik verilerek, yatırımlarda bu bölgeler tercih edilmeli, sermaye akışı bu coğrafyanın dışına olabildiğince çıkmamalıdır. Çünkü ortak sorun olan dış borç yükü, ancak üretimin artırılması ile hafifleyebilir.

Türk Dış Politikasının Rotası

Dış politika açısından Türkiye, Orta Asya Cumhuriyetleri ile ilişkilerine azami özen göstermelidir. Ancak Türkiye'nin ticari ve siyasi konularda ağırlıklı olarak Orta Asya'ya yönelmesi; Avrupa, Amerika veya Ortadoğu ile ilişkilerini ihmal etmesi gibi bir durum ortaya çıkarmamalıdır. Orta Asya'ya yönelik bir strateji belirlenirken, diğer ülkelerle olan ilişkileri de bir bütün olarak değerlendirmek gerektiği açıktır.
Bu şekilde tüm dünya ülkelerini dikkate alan bir strateji geliştirilirse, bu, Orta Asya'ya yönelik politikanın başarılı olmasına büyük katkıda bulunacaktır. Örneğin Orta Asya ile ekonomik işbirliği oluşturulurken, Batı'dan temin edilecek teknik yardım, Türkiye'yi aynı zamanda Batı ile Orta Asya arasında bir köprü konumuna getirecektir. Ancak bunun için Türkiye'nin Orta Asya'da inisiyatifi ele alması gerekmektedir. Bu nedenle hem ekonomik ilişkilerin, hem de diğer her türlü sosyal yakınlaşmanın sağlanabilmesi için, bu ülke insanlarıyla sahip olduğumuz dil, din ve kültür açısından ortak yanlarımız sık sık gündeme getirilmelidir. Kuran ahlakının birleştirici ve kalpleri ısındırıcı özelliği dolayısıyla da bu ahlakın Türk Cumhuriyetlerindeki soydaşlarımızın arasında da yaygınlaşması için samimi bir çaba harcanmalıdır. Yüce Allah Kuran ahlakını yaşayarak, birlik içinde hareket edilmesi gerektiğini Kuran'da şöyle bildirmiştir:

Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzenizdeki nimetini hatırlayın... (Al-i İmran Suresi, 103)

Türk Birliği'nden İslam Birliği'ne Doğru

Türk-İslam ahlakının en güzel örneklerinden olan Osmanlı Devleti'nin adalet anlayışı, hoşgörüsü ve oluşturduğu uzlaşma ortamının temelinde İslam ahlakı vardır. Kuran'da bildirilen bu ahlakın başlıca özellikleri; dürüstlük ve mertlik, zulümden ve haksızlıktan uzak durmak, adaleti her zaman ayakta tutmak, hoşgörüden ve uzlaşmadan yana olmaktır. Bu özellikler nedeniyledir ki, kendilerine tabi olan halklar da her zaman Müslüman Türklerin yönetiminden razı olmuş, hatta çoğu zaman kendi istekleriyle onların yönetimleri altına girmişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu'nda uygulanan bu adaletli yönetim sayesinde tüm Balkanlar'ı, Kafkasya'yı ve Ortadoğu'yu kapsayan coğrafyada, üç İlahi dine ve muhtelif mezheplere mensup, dilleri, kültürleri, ırkları birbirlerinden tamamen farklı milyonlarca insan asırlar boyunca hiçbir zulme maruz kalmadan huzur içinde yaşamışlardır.

Türkiye ve Türki Cumhuriyetler arasında tesis edilecek işbirliği ve bütünleşme politikalarının da ilk adımı, bu ülkeler arasında "Türklük ve Müslümanlık" bilincinin geliştirilmesidir. Türkiye önderliğinde gerçekleştirilecek "Türk-İslam Birliği" bir öncü model olacaktır.

Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasçısı olan Türkiye'nin, Balkanlar'dan Doğu Türkistan'a kadar uzanan bölgede bu yönde yapacağı başarılı girişimler yıllarca "Adil Türk İdaresi" altında yaşamış Ortadoğu Müslümanlarını da olumlu yönde etkileyerek İslam Birliği'nin bir an önce oluşturulmasını sağlayacaktır. Milli ve dini kimliklerin giderek daha da önem kazanacağı ve medeniyetler arasında çatışmalara sahne olacağı düşünülen bir çağda sağlanacak İslam Birliği, böyle bir çatışmanın zeminini de ortadan kaldıracaktır. Bununla birlikte, Allah'ın izni ile, yaşanacak bu güzel gelişmelerle tüm dünya aydınlık bir çağa kavuşacaktır.

Kim Allah'ı, Resûlü'nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır. (Maide Suresi, 56)

Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 05. sayı (Kasım 2004) 16. sayfada yayınlanmıştır.


Konu Başlığı: Ynt: TÜRK İSLAM BİRLİĞİ
Gönderen: Mehmet Sayın üzerinde 22 Şubat 2009, 21:16:35
(http://www.sonsayfa.com/images/haberler/harita_6.jpg)

           Neo Halifeliğin merkezi Türkiye

Gelecek 100 Yıl- 21. Yüzyıl için Öngörüler (The Next 100- A Forecast for the 21st Century). Kitapta inanılmaz senaryolar var. Mesela Rusya ve Çin gerileyip çöküyor, Üçüncü Dünya Savaşı çıkıyor ama uzayda gerçekleşiyor. Üstelik Türkiye de olayların merkezinde. Çünkü Ortadoğu, Balkanlar, Arap Yarımadası ve Kuzey Afrika'ya hakim bir imparatorluğa dönüşüyoruz yeniden, hilafeti de canlandırmışız, ABD'nin sinirini bozuyoruz. İşte Friedman'ın kehanetleri.

Bir yanda Türkiye-Japonya bir yanda ABD-Polonya

RUSYA'NIN SONU GELİR

2010-2020 arasında Rusya güney sınırını genişletir, Gürcistan'ı içine alarak yeni komşusu Ermenistan'la ilişkileri sıkılaştırır. Bu durum Türkiye'ye Soğuk Savaş döneminde yaşadığı tatsızlıkları anımsatır. Bu kez karşılık verecektir, ulusal güvenliğini sağlamak için Kafkasya'daki sınırlarını gerektiği kadar ilerletecektir.

Rusya'nın Kafkasya'da ilerlemesi elbette Türkiye kadar ABD'yi de rahatsız eder. Polonya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Romanya, Rusya'nın Avrasya hakimiyetine karşı ABD'yle her türlü anlaşmayı yapar. Böylece Soğuk Savaş gibi, yeniden Amerika-Rusya arasında bir sınır çizilir, ama bu kez Berlin'de değil, Karpat Dağları'nda. Ama endişelenmeye gerek yoktur çünkü Rus ordusu ve ekonomisi giderek zayıflar. 1917 ve 1991'de olduğu gibi bu kez 2020'de çöker.

ÇİN KAĞITTAN KAPLAN

Şu anda herkesi korkutan Çin'in ekonomik büyümesi, uzun vadede kárlı değildir. Dev ülke, ekonomik krize girer ve dünya lideri olma ihtimali ortadan kalkar. Ekonomik kriz, 2010'un sonlarında ülkede merkezi devletin gücünü de zayıflatır, bölgeler arasında rekabet başlar, geleneksel yabancı düşmanlığı hortlar. Çin 1920-30'larda yaşadığı kaosun içine yuvarlanır yeniden. Bundan yine o dönemde olduğu gibi en çok Japonya yararlanır.

NATO BİTER

2020'de Rusya ve Çin'in zayıflaması iki ülkenin sınırlarını savunmasız hale getirir. Türkiye'nin de dahil olduğu komşu ülkeler tarafından bir avlanma cennetine dönüşür Avrasya.

Japonya, Rusya'nın doğu kıyılarına ve Çin'in doğusuna gözünü diker. Çünkü nüfusu 107 milyona düşmüştür, bunun 40 milyonu 65 yaşın üstündedir. Enerji kaynakları tükenmiştir. Geleceğini garanti altına almak için bölgesel bir lider olmaya çalışmalı, Rusya'nın yeraltı kaynaklarından yararlanmalıdır.

Türkiye ise, Kafkasya'dan kuzeye doğru ilerleme niyetindedir. O sırada Polonya şahlanır. Rusya'ya doğru ilerlemeyi planlar; hem eski sınırlarına dönmek hem de Rus tehdidini tamamiyle bertaraf etmek istemektedir. Peşine de Doğu Avrupa ve Baltık ülkelerini takar.

Bütün bunların uluslararası sonuçları müthiştir. Bir kere Avrupa'daki Fransız-Alman üstünlüğü yerini Polonya liderliğinde Doğu Avrupa ülkelerinin üstünlüğüne bırakır. Fransa ve Almanya'nın Polonya'nın istilacı ruhuna karşı küçük Baltık ülkelerini savunmakta çekimser davranması, NATO'yu pratik olarak bitirir.

BU ADAMI NİYE CİDDİYE ALALIM

Friedman'ın 1996'da kurduğu, yaklaşık 70 analistin çalıştığı Teksas merkezli Stratfor (Strategic Forecasting Inc.), dış politika ve ekonomi konularında Pentagon dahil pek çok kuruluşa danışmanlık yapıyor. Analistlerinin çoğu eski CIA ajanı, o yüzden de Stratfor için ABD'de "gölge CIA" diyorlar. Friedman, kehanetlerini jeo-politikaya ve tarihe dayandırıyor. Tahminleri ABD halkı tarafından da çok ilgi görüyor. Örneğin 2004'te yayınladığı "America's Secret War" (Amerika'nın Gizli Savaşı) çok satmış, hakkında çok konuşulmuştu.

NEO-HALİFELİĞİN MERKEZİ TÜRKİYE

Bugün dünyanın en büyük 17'nci ekonomisi olan Türkiye 2020'de 10'uncu sıraya yükselir. Rusya'nın çöküşüyle birlikte hem Avrasya'nın hem de Arap dünyasının en güçlü aktörü haline gelir... Türkiye'nin tarihi düşmanlarından Yunanistan, Balkanlar'daki kaos nedeniyle giderek güçsüzleşmiştir. Arap Yarımadası da, sadece petrole dayalı ekonomisiyle bir krizin eşiğindedir.

2020'ye yaklaşırken ABD'ye karşı son kozlarını kullanan Rusya'nın karıştırdığı Ortadoğu ve Balkanlar savunmasız ve güçsüz durumdadır. Türkiye için büyük fırsat! Bu fırsatı değerlendirecektir:

Etkisini Kafkasya'nın kuzeyine, Rusya ve Ukrayna'ya kadar ilerletir, Don ve Volga ırmaklarının arasındaki vadiye oturur, Rusya'nın tarım cennetine kurulur.

Kazakistan'ı din kartını kullanarak hakimiyeti altına alır, Orta Asya'ya iyice yerleşir. Artık Karadeniz bir Türk gölü haline gelmiştir. Kırım ve Ukrayna'nın Odessa şehri bütün alışverişini Türkiye'den yapmaya başlar.

Asıl amaç hem Karadeniz hem Akdeniz'i kontrol etmektir: Bölgesel güç olmak istiyorsan bu şarttır. Bunun için de Türkiye Avrupa ülkelerini Boğaz'dan uzak tutmaya çalışır. Giderek büyüyen sınırlarını korumak için Balkanlar'ı da kontrol altına almak ister. Tabii orada çıkarları, o sırada sıkı bir ABD müttefiki haline gelen Macaristan ve Romanya ile çatışacak, taraflar Ukrayna'da kafa kafaya gelecektir.

Irak ve Suriye'de karmaşa vardır, Kürtler tam "Kendi ülkemizi kurmanın sırası" diye düşünürken Türkiye bu iki ülkeyi de kontrol altına alır. Bununla da yetinmez Arap Yarımadası'na kadar iner.

Türkiye'nin Akdeniz rüyasını gerçekleştirecek gelişme, Mısır'daki bir iç savaş sayesinde yaşanır. İslam dünyasının en önemli gücü haline gelen Türkiye, Mısır'daki huzursuzluğu bastırmak için bölgeye barış gücü gönderir. Böylece oraya da yerleşir ve Süveyş Kanalı'nı kontrol altına alır. Artık Kuzey Afrika'ya doğru ilerlemek çok daha kolaydır.

Ortadoğu'da Türkiye hakimiyetine girmeyen iki ülke kalmıştır: İran ve İsrail. İsrail direnir ama dört bir taraftan Türkiye'yle çevrilmiş durumdadır. Körfez'e hakim olan Türkiye, pratik olarak İran'ı da köşeye sıkıştırmıştır.

Ortadoğu'daki bu hakimiyetin sadece ekonomik ve askeri boyutta kalmasını yeterli görmeyen Türkiye işin içine dini de katar. Tam bir "halifelik" gibi davranır. Bu arada Osmanlı döneminin gücünü tüm dünyaya hatırlatmak istercesine başkenti de Ankara'dan İstanbul'a taşır. Böylelikle bölgedeki varlığını Müslüman ülkeler nezdinde meşrulaştırır.

Bu gelişmelerden hoşlanmayan ABD, boş durmaz ve bölgede Arap milliyetçiliğini körükler. Balkanlar'da da anti-Türk hissiyatı baş gösterir. Ne var ki büyük bir Avrasya ve Ortadoğu imparatorluğu haline gelmiş Türkiye için bunlar küçük sorunlardır.

2050-2052 ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI

2050'ye gelindiğinde dünya güçleri büyük bir gerilim içindedir. ABD, Türkiye'nin ve Japonya'nın Orta Asya ve Avrasya'daki hakimiyetinden son derece rahatsızdır. ABD'nin doğal müttefiki haline gelen Polonya, Ukrayna'yı ele geçirmesine ve Akdeniz'e inmesine engel olan Türkiye'yle çatışır. Türkiye ve Japonya da ABD'ye karşı ittifak kurar.

ABD, Türkiye ve Japonya'yı büyük bir tehdit olarak görmesine rağmen ilk etapta sıcak savaşa girmek istemez. Türkiye ve Japonya'nın başka ülkelerin sınırlarına saygı göstermediğini, insan haklarını çiğnediğini iddia eder, ekonomik ambargolar uygular.

Bu arada ABD uzayda müthiş bir insansız ordu kurmuştur. Yıldız Savaşı Sistemi adını verdiği teknoloji sayesinde uzayda oluşturduğu platformlardan dünyanın her yerine birkaç dakika içinde hipersonik insansız uçaklar gönderebilecek durumdadır. Bu platformlardan birini Türkiye'nin güneyine doğrultur. Ve ültimatom verir: Ukrayna ve Balkanlar'ın kontrolünü Polonya'ya ver, Kafkasya'dan çekil, Boğaz'dan istediğimiz gibi geçelim!

Türkiye, ABD'nin ülkeyi parçalamak istediğine inanmıştır. Japonya'yı da yanına alarak savaşa girmekten başka çaresi yoktur. ABD'nin uzay sistemini hedef alan saldırı Kasım 2050'de Japonlar'dan gelir. Bundan sonra savaş hem uzayda, hem de karada devam eder. Türkiye, Polonya'dan kurtulmak için Almanya'dan yardım ister. Almanya, ABD'yi böyle bir savaşta yenmenin imkansız olduğunu bilmesine rağmen Türkiye'yi karşısına almamak için müttefik olmayı kabul eder.

 

 

Üçüncü Dünya Savaşı 2052'de sona erer. Japonya, Türkiye ve Almanya harabeye dönmüştür. Neyse ki sivilleri hedef almayan ileri teknoloji uçaklar sayesinde sadece 50 bin kişi ölür. Sonuçta ABD'ye uzayda istediğini yapmasına imkan verecek bir anlaşma imzalanır.

2060'da hálá İslam dünyasının liderliğini elinde tutan Türkiye, Washington'la arayı düzeltir ve yeniden sevilen müttefikler listesine adını yazdırır...

Her şey eski hamam eski tas haline döner.

(Hürriyet Pazar / Ezgi BAŞARAN)




Konu Başlığı: Ynt: TÜRK İSLAM BİRLİĞİ
Gönderen: Mehmet Sayın üzerinde 04 Mart 2009, 10:39:00


             Türkiye hakkında müthiş iddia


ABD'li ünlü stratejist, Stratfor'un Başkanı George Friedman, 2040 Türkiyesi için müthiş bir iddiada bulundu.

ABD'li ünlü stratejist, Stratfor'un Başkanı George Friedman, Türkiye'nin bölgesindeki gücünü artırmaya başladığını ve 2040 yılına kadar Osmanlı toprakları üzerinde yeniden hâkimiyet sağlayacağını söyledi..

Bu iddiayı ortaya atan kişi sıradan bir kişi olsaydı, bu gazetede elbette görüşlerine yer verilmeyecekti. Ama Türkiye'nin yeniden imparatorluk kuracağını öngören bu kişi, ABD'nin en önemli stratejik araştırma merkezlerinden biri olan Stratfor'un başındaysa ve kişi ABD Savunma Bakanlığı'na yakınlığı ile biliniyorsa söylediklerine biraz kulak kabartmak lazım. Ünlü stratejist George Friedman, 2040 yılına kadar Türkiye'nin bölgesinde tek süper güç olacağını ve eski Osmanlı toprakları üzerinde yeniden söz sahibi olacağı öngörüsünde bulunuyor.

TÜRKİYE DOĞAL LİDER

"Türkiye'nin eski Osmanlı coğrafyasında kuracağı egemenliğin izlerini şimdiden görebilirsiniz" diyen Friedman, "Süreç zaten başladı. Eğer İslam coğrafyasına bakarsanız, Türkiye'nin bu ülkelerdeki ağırlığının giderek arttığını görebilirsiniz. Bölgeyi domine etmeye başladı bile. Balkanlar'da ise Arnavutluk ve hatta Sırbistanla ilişkileri gelişiyor. Kafkasya'da ise Gürcistan ve Azerbaycan ile güçlü bir ittifak kurdu. Gelecekte olmasını öngördüğüm şeylerin şu anda gelişmekte olduğunu görüyorum" diyor. Friedman'a göre Türkiye doğası gereği lider bir ülke.

'BÖLGEDE BENZERİNİZ YOK'

Friedman, "Türkiye'nin iki karakteristik özelliği var. Canlı bir ekonomiye ve çok güçlü orduya sahip. Dünyanın en büyük 17'nci ekonomisine sahipsiniz. 2020'ye kadar 10'uncu sıraya çıkmanızı bekliyorum. Büyük bir orduya ve güçlü hava kuvvetlerine sahipsiniz. Coğrafik yapınız en önemli avantajınız. Kısacası, bölgesel güç olmak için gerekli her şey Türkiye'de mevcut ve bölgede başka benzeriniz yok" diyor.

Psikolojinizi süper güç olmaya hazırlayın

"Türkiye'nin önündeki engel dışsal tehditler değildir. Türkiye'nin önündeki en büyük engeller içsel sorunlardır" diyen Friedman, "İçsel gerginlikler dönem dönem artıyor. Bunlar Türkiye'nin önündeki en önemli sorundur. Ama bunları yönetmeyi başaracaksınız. Türkiye, psikolojik olarak süper güç olmaya hazır değil" dedi.

Friedman medeniyetler çatışmasına inanmıyor

Ünlü düşünür Samuel Huntington'nın "Medeniyetler Çatışması" tezine katılmadığını belirten Friedman, "Çatışmanın medeniyetler arasında değil, medeniyetlerin kendi içlerinde olduğunu düşünüyorum. Huntington'ın Türkiye konusundaki görüşlerine de katılmıyorum" dedi.

Osmanlı toprağına hâkim olup, valiler atayacaksınız

Friedman, Türkiye'nin Osmanlı'nın eski topraklarına yeniden hükmedeceğini belirtti. "Türkiye, Osmanlı'nın sahip olduğu topraklara yeniden hükmedecek. Elbette, Osmanlı'dan çok farklı bir formda yapılanma olacak. Türkiye, bölge ülkelerine valiler atayacak veya 'Türkiye Birliği' adında bir örgütlenmeye gidecek. Nasıl bir örgütlenme kurulacağını süreç gösterecek" dedi.

ARAPLARIN ZOR KARARI

Arap dünyasının Türk egemenliğini kabul etmek zorunda kalacağını belirten Friedman, "Arapların Türkiye'ye bakışı bir tür aşk-nefret ilişkisidir. Bir dönem Türkleri çok severler, bir dönem nefret ederler" dedi. "Arap dünyası hem ekonomik hem de askeri açıdan çok zayıf. Arapların temel sorunu, kendilerini yönlendirecek olan dış gücün kim olacağı?" diyen Friedman, "Bir dış güç olarak Türkiye, diğer ülkelerle karşılaştırıldığında en kabul edilebilir ülke" diye konuştu.

'AVRUPA BİRLİĞİ ÇÖKTÜ'

Krizle birlikte Avrupa Birliği'nin çöküş sürecine girdiğini ifade eden Friedman, Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinden yakında vazgeçeceğini belirtti ve "Yakında Avrupa Birliği'ne ihtiyaç duymayacaksınız. Zaten krizle çöküş sürecine girdiler. Bu nedenle Türkiye, Avtupa Birliği'ne entegrasyondan vazgeçecek. Hatta Avrupalıların Türkiye'ye olan ilgisi çok daha fazla artacak" dedi.

Türkiye uzun süren sessizliğini bozdu

Türkiye'nin İkinci Dünya Savaşı sonrası kendi kabuğuna çekildiğini ve Soğuk Savaş yılları boyunca adeta görünmez olduğunu belirten Friedman, Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak tarihe yeniden geri döndüğünü söyledi. Friedman, "Son yüzyıllarda Türkiye çok fazla içine kapanan bir ülke oldu. Fakat bu Türkiye için normal bir durum değil. Türkiye, doğası gereği kabına sığmayan bir ülke. Çünkü Türkiye'nin coğrafik konumu bunu gerektiriyor.

'COĞRAFYA TÜRKİYE'Yİ ZORLUYOR'

Türkler her zaman zorlu bir coğrafyada yaşadı. Bu zorluklar Türkiye'yi yükselen bir güç olmaya zorluyor. Osmanlı İmparatorluğu da çevresindeki aynı zorluklar nedeniyle yükselişe geçmişti. Aynı şey yine geçerli. Aynı coğrafik zorlamalar nedeniyle Türkiye bölgesinde büyük güç olacak" dedi. Türkiye'nin çevre ülkeleri ile son yıllarda gerçekleştirdiği ilişkilerden örnek veren Friedman süper güç olma sürecinin başladığına inandığını belirtti.

 (Sabah)
04.Mart.2009 09:17:23
 
İnşaAllah adım adım TÜRK İSLAM Birligine gidiliyor


Konu Başlığı: Ynt: TÜRK İSLAM BİRLİĞİ
Gönderen: Mehmet Sayın üzerinde 06 Kasım 2009, 23:41:41
(http://www.moralhaber.net/resimler/haberler/69870.jpg)

        1.5 milyarlık 10 İslam ülkesi birleşiyor

6 Kasım 2009 Cuma : 16:19 DÜNYA

Güney Afrika’ya 80 işadamı heyeti ve bazı parlamenterle yaptığı geziye devam eden Devlet Bakanı Çağlayan, 1.5 milyar nüfusa sahip 10 İslam ülkesinin birleştiğini açıkladı.

Güney Afrika’ya 80 işadamı heyeti ve bazı parlamenterle yaptığı geziye Cape Town’daki görüşmelerle devam eden Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, yeni bir gelişmeyi açıkladı. Çağlayan, toplam 1.5 milyar nüfusa sahip İslam ülkeleri arasında ekonomik ilişkileri ve ticareti artırmak amacıyla oluşturulan Tercihli Ticaret Sistemi (PRETAS)’nin uygulanması için 10 İslam ülkesinin “evet” kararı aldıklarını söyledi. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 8 ülkenin önceden sistemi onayladıklarını belirten Çağlayan, “Bu gezide, Bahreyn ve Bangladeş’in de tercihli ticaret sistemine katılma kararı aldıklarını öğrendim. Bu çok iyi bir gelişme” dedi.

TREN KALKIYOR

57 İslam ülkesinin halen dünya toplam ticaretindeki payının 4.5 trilyon dolarla yüzde 7 olduğunu belirten Çağlayan, bunların toplam ihracatının ise 1.4 trilyon dolar olduğunu, bunun da yüzde 10’unun Türkiye’ye ait olduğunu belirterek şunları söyledi: “Verdiğim rakamlar, gerçek potansiyeli ifade etmiyordu. Onun için İslam Kalkınma Örgütü (İKÖ) öncülüğünde tercihli ticaret protokolü yapılmasına karar verildi. Protokolün işlemesi için de en az 10 ülkenin bu işe katılması gerekiyordu. Bahreyn ve Bangladeş’in de katılacağını bildirmesiyle sistemin işlemesi gerçekleşecek. Artık tren kalkıyor. İnanıyorum ki, öteki ülkeler de daha sonra PRETAS’a katılacak.” İKÖ’nün, sistemin işlemesiyle İslam ülkeleri arasında yüzde 5’lerde olan karşılıklı ihracatın yüzde 17’lere çıkarmayı hedeflediğini de anlatan Çağlayan, “İslam ülkelerinin ekonomi ve ticaret bakanlarıyla tek tek görüştüm. İki gün önce de Bahreyn ile Bangladeş’li bakanlar arayıp onay verdiler” diye konuştu.

2010’DA UYGULAMA HEDEFİ


Çağlayan, sistemin 2010’da işlemeye başlama hedefi olduğunu, İran’ın, en çok Türkiye’nin işine yarayacağı gerekçesiyle karşı çıktığı görüşlerinin de doğru olmadığını belirtti. Sisteme katılacak ülkeler şöyle: Ürdün, Malezya, Pakistan, S. Arabistan, Suriye, BAE, Türkiye, Umman, Bahreyn ve Bangladeş.

BUGÜN